Afganistan’da Taliban’ın dönüşü, etnik çatışmaların patlak vermesi korkularını uyandırırken eski savaş ağaları yeniden sahneye çıktı

Tacikler ve Özbekler organize olurken bir Peştun-Peştun savaşının patlak vermesinden korkuluyor

Hamid Karzai (AP) - İsmail Han (Herat Aslanı) (AFP) - Gulbeddin Hikmetyar (AFP) - Abdul Resul Seyyaf (AFP/Getty Images)
Hamid Karzai (AP) - İsmail Han (Herat Aslanı) (AFP) - Gulbeddin Hikmetyar (AFP) - Abdul Resul Seyyaf (AFP/Getty Images)
TT

Afganistan’da Taliban’ın dönüşü, etnik çatışmaların patlak vermesi korkularını uyandırırken eski savaş ağaları yeniden sahneye çıktı

Hamid Karzai (AP) - İsmail Han (Herat Aslanı) (AFP) - Gulbeddin Hikmetyar (AFP) - Abdul Resul Seyyaf (AFP/Getty Images)
Hamid Karzai (AP) - İsmail Han (Herat Aslanı) (AFP) - Gulbeddin Hikmetyar (AFP) - Abdul Resul Seyyaf (AFP/Getty Images)

Taliban Hareketi’nin Afganistan’ın çeşitli bölgelerinde kaydettiği geniş kapsamlı ilerleme, ülkenin, tıpkı geçmişte olduğu gibi, savaşçıların büyük ölçüde etnik olarak bölündüğü bir iç savaşa sürüklendiğine dair korkuları uyandırdı.
Ancak Taliban'ın özellikle ülkenin güneyinde ve doğusunda Peştunların yaşadığı bölgeler olan geleneksel nüfuz bölgelerinin dışında ilerleme kaydetmesinin, her ne kadar Taliban Hareketi’nin Peştun olmayan muhaliflerinin şuan Taliban’ın kendi bölgelerindeki ilerleyişini püskürtmek için destekçilerini harekete geçirdiğine ve silahlandırdığına dair bir takım göstergeler olsa da, etnik gruplar arasında mutlaka bir çatışma patlak vereceği anlamına gelmediği düşünülüyor.
Aslında, resmi olarak 14 etnik gruptan oluşan Afgan toplumundaki etnik dağılıma ilişkin net istatistikler bulunmuyor. Tahminlerin çoğu, Peştunları, ülkenin toplam nüfusunun yüzde 40'ından fazlasına sahip Afganistan'daki en büyük etnik köken olarak gösteriyor (diğer tahminlere göre bu sayı çok daha yüksek). Ardından ise yaklaşık yüzde 25’lik bir oranla Tacikler geliyor. Hazaralar ve Özbekler de yüzde 10’luk birer dilimle önemli bir sayıya sahip azınlıkları oluşturuyorlar. Bu açıdan bakıldığında, Taliban'ın ilerleyişinin başta Peştun hakimiyetinden korkan azınlıkların yoğun olduğu bölgelerden, özellikle Tacikler, Özbekler ve Hazaraların yoğun nufüsa sahip olduğu ülkenin kuzeyi ve merkezindeki bölgelerden muhalefetle karşı karşıya gelebileceği tahmin edilebilir. Aynı zamanda Peştunların kendi içinden ve özellikle 2001 yılında Taliban rejiminin devrilmesinden sonra ortaya çıkan yeni hükümetin bel kemiğini oluşturan aşiretlerden muhalefet edilebilir.

Kuzey İttifakı
Birkaç gün önce yayınlanan çeşitli raporlar, Tacikler ve Özbekler arasında, 1990’lı yıllarda Taliban'ın tüm Afganistan'ın kontrolünü ele geçirmesini önlemede çeşitli roller üstlenen eski “savaş ağaları” olarak tanımlanan liderler tarafından yürütülen geniş çaplı bir silahlanma faaliyeti olduğunu gösteriyor. Bu bağlamda eski Belh Vilayeti Valisi Atta Muhammed Nur’un adı öne çıkıyor. Nur, 2011 yılında Kabil'de düzenlenen intihar saldırısında öldürülen eski Cumhurbaşkanı Burhaneddin Rabbani liderliğindeki Cemiyet-i İslami Partisi’nin bir kanadına liderlik eden ve önde gelen bir Tacik lideridir. Cemiyet-i İslami Partisi, 1990’lı yıllarda özellikle “Kuzey İttifakı” olarak bilinen örgüt aracılığıyla Taliban'ın genişlemesine ve 11 Eylül 2001 saldırıları arifesinde suikasta uğrayan askeri lideri Ahmed Şah Mesud'a karşı muhalefette önemli bir rol oynadı. ABD güçleri 2001 yılında Kabil'deki Taliban rejimini devirdikten sonra Nur, yeni hükümette önemli roller üstlendi, ama o Afganistan'ın kuzeyindeki kalesini istiyordu. Bu nedenle ülkenin kuzeyindeki Belh vilayetine vali oldu. Nur, birkaç gün önce, Belh vilayetinin merkezi olan Mezar-ı Şerif'te taraftarlarıyla bir araya gelerek komutası altında faaliyet gösteren silahlı sivil adamları içeren kuvvetler için bir ‘komuta merkezi’ kurulduğunu duyurdu. Nur savaşçılarına hitaben, “İnsanların çalışmalarına, hukuki ve adli işlerine karışmamalısınız. Şehirde (Mezar-ı Şerif) dolaşmaktan kaçının ve üssünüzde kalın. Gerektiğinde sizden hizmet etmeniz istenecek” ifadelerini kullandı.
Ancak silahlanma ve asker toplama faaliyetleri Afganistan’ın kuzeyindeki Taciklerle sınırlı değil. Özbekler de Taliban’ın kendi bölgelerine yayılmasının ardından safları sıkılaştırmak için hazırlıklar yapıyor gibi görünüyorlar. Ancak Taliban Hareketi’nin Özbek muhaliflerinin, Taliban’ın kendi bölgelerindeki yayılmasını durdurabilecek kapasiteye sahip olup olmadığı henüz net değil. Taliban'ın kontrolü altında bulunan ülkenin kuzeyindeki Cüzcan vilayetinde ise eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Abdul Raşid Dostum'un adı öne çıkıyor. Afganistan Ulusal İslami Hareketi Partisi’nin lideri olan Dostum, geçtiğimiz Cuma günü yaptığı bir açıklamada, Kabil hükümetine, Taliban’ın ilerleyişiyle karşı karşıya kalan savaşçılarına destek ve mühimmat göndermediği için sert eleştirilerde bulundu. Cuma günü telefon aracılığıyla destekçilerine yaptığı konuşmada, hükümetin, savaşçılarına henüz yeterli desteği sağlamadığını söyleyen Dostum, Taliban'ın kendi alanlarında kaydettiği büyük ilerlemeye rağmen bu insanların moralinin ‘oldukça yüksek’ olduğunu ifade etti. Eski savaş ağası, yirmi yıl önce ABD’nin Afganistan’ı işgalinin ardından (ülkenin kuzeyindeki) Kunduz'dan kamyonlarla mahkumları taşırken Taliban Hareketi’nin yüzlerce militanını öldürmekle suçlandığından, Taliban'ın Dostum ve destekçilerine tahammül edebileceğine inanılmıyor. Ancak Dostum, bahsi geçen suçlamayı reddediyor ve böyle bir olaydan sorumlu olmadığını söylüyor.

Afganistan’ın batısı
Taliban'ın Afganistan'ın batısındaki ilerleyişini durdurmak için de benzer bir hareketlilik söz konusu ve “Herat Aslanı” olarak bilinen eski bir savaş ağası İsmail Han tarafından yönetiliyor. Tacik olan Han, Taliban'ın İran ile Afganistan arasındaki en büyük ticari geçiş noktası olan Herat vilayetine bağlı sınır ilçesi İslam Kala'daki sınır kapısının kontrolünü ele geçirmesinin hemen ardından hareket etmeye başladı. İsmail Han, geçtiğimiz Cuma günü bir araya geldiği destekçilerine, “Çok yakında cepheye gideceğiz. Allah'ın yardımıyla durumu değiştireceğiz” diye seslendi. Han, ülkenin dört bir yanından yüzlerce sivilin kendisiyle temasa geçtiğini ve Taliban'a karşı savaşmaya hazır olduklarını vurguladı.
Herat Aslanı, destekçilerini Herat'ı savunmak için bir araya getireceğine söz verse de geçmişte Taliban karşısında edindiği deneyimler pekte cesaret verici değil. Han, 1995 yılında Taliban Hareketi tarafından Herat'tan kovduğunda, binlerce destekçisiyle İran'a kaçtı. 1997 yılında Taliban'a karşı direniş hareketini örgütlemek için Afganistan’ın kuzeyinde, Türkmenistan sınırında yer alan Feryab vilayetine geri döndüğünde Taliban tarafından tutuklanan Han, üç yıl boyunca Taliban’ın kalesi Kandahar'da esir kaldıktan sonra 1999 yılında Taliban’ın elinden kaçmayı başardı. Daha öncede bazı bakanlık görevleri üstlenen İsmail Han, 2001 yılında Taliban rejiminin düşmesinden sonra önemli roller üstlendiği yeni rejimle sahneye geri döndü. 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra hükümetteki görevleri de son buldu.

Hazaralar
Son günlerde Taliban tarafından dağıtılan görüntülerde, Taliban'ın Afganistan'ın orta kesimlerindeki Hazara bölgelerinde de kayda değer bir kolaylıkla ilerlediği görüldü. Bu gelişme, Taliban’ın orada da destekçileri olduğuna işaret ediyor. Bu durum, çoğunluğu Şii olan ve İran tarafından açıkça desteklenen Hazaraların, belki de Taliban'la daha önceki acı deneyimlerinin bir sonucu olarak, kendilerini çoğunluktaki Peştunlara karşı çıkmamaları gereken bir azınlık olarak görmeleriyle ilgili olabilir. Taliban Hareketi, 1980'lerde Sovyet Kızıl Ordusu'na karşı savaşta önemli bir rol oynayan, ancak diğer Afgan mücahit gruplarıyla silahlı çatışmalara giren (Şii) Vahdet-i İslami Partisi eski lideri Abdul Ali Mezari ile 1995 yılında bir görüşme talep etti. Mezari, Kabil yakınlarındaki buluşma yerine vardığında, Taliban onu esir aldı ve iddiaya göre Mezari’yi öldürmeden önce ciddi şekilde işkence etti. Taliban ise Mezari’nin uçakla Kandahar’a götürülürken korumalarına düzenlenen bir saldırı sırasında öldürüldüğünü öne sürdü. Daha sonra, 1990’lı yılların sonralarında Taliban’ın Afganistan’ın kuzeyine doğru ilerleyişi sırasında Hazara savaşçıları ile Taliban üyeleri arasında büyük çatışmalar yaşandı. Bu çatışmalar, Taliban’ın zaferiyle sona erdi. O zamanlar Hazaralar Kuzey İttifakı çatısı altında yer alan bileşenlerden biriydi ve ülkenin kuzeyinde Vahdet-i İslami Partisi lideri Muhammed Muhakkik tarafından temsil ediliyorlardı. Taliban rejiminin 2001 yılında devrilmesinden sonra, Hazaralar yeni hükümette önemli roller üstlendiler. Muhakkik Cumhurbaşkan Hamid Karzai'nin yardımcılığı görevini üstlendi. Muhakkik, son cumhurbaşkanlığı seçimlerinden zaferle çıkan Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin rakibi Abdullah Abdullah'ı destekledi.

Peştunlar
Peştunların, Taliban’ın yirmi yıl önce kaybettiği rejimi yeniden tesis etme adımına karşı ne ölçüde muhalefet edecekleri henüz belli değil. Ancak şimdiye kadar Afganistan’ın güneyinde Taliban’a karşı muhalefetin Peştun aşiretlerinden, özellikle son yirmi yıldır Kabil'deki yeni yönetimi destekleyen aşiretlerden geldiği ortadadır. Güneydeki aşiretlerden Taliban’ın en önde gelen muhalifleri arasında, eski Cumhurbaşkanı Hamid Karzai'nin de mensubu olduğu Dürrani (Abdalî) aşiretinin en önemli kollarından biri olan Popalzai aşireti yer alıyor.
Taliban’ın ülkenin güneyindeki muhaliflerinin kalelerine girmeye yönelik herhangi bir girişimi Peştun-Peştun savaşına yol açabilir ve Peştunları, rakipleri karşısında daha zayıf düşürebilir. Ülkenin güneyindeki durum böyleyken güneydoğusu ve doğusunda da benzer bir senaryo söz konusu olacaktır. Çünkü oradaki mevcut Afgan yönetimi, Taliban'a muhalif olan Kabil'deki yeni hükümetin yanında yer alan Peştunlara dayanıyor ve tıpkı bir siyasi partiye dönüşen ve Afganistan parlamentosunda temsil edilen İttihad-ı İslami lideri Peştun kökenli Abdul Resul Seyyaf ve Kabil hükümetiyle bir barış anlaşması imzalayan ve 2016'dan beri Kabil’de ikamet eden Hizb-i İslami lideri Gulbuddin Hikmetyar gibi 1980’li ve 90’lı yıllarda faal olan Afgan Mücahitleri’nin en önde gelen liderleri listelerinde yer alıyor. Seyyaf ve Hikmetyar’ın, 1990'larda Kuzey İttifakı'nın bir parçası olmalarına ve Taliban'ın Afganistan'daki kontrolünü durdurmalarına rağmen, bu başarıları bir kez daha ulaşabilecekleri düşünülmüyor. Seyyaf’ın lideri olduğu grup, siyasi partiye dönüştüğünden beri askeri güce sahip değil. Hikmetyar'a gelince, ülkenin doğusundaki geleneksel bölgelerinin DEAŞ'ın Afganistan kolu olan DEAŞ-Horasan Vilayeti örgütünün ana kalesi haline gelmesinden sonra destekçilerinin gücü büyük ölçüde azaldı.



BM Raportörü: İsrail, Filistinlilere karşı sistematik işkence uyguluyor

Birleşmiş Milletler’in Filistin Toprakları Özel Raportörü Francesca Albanese (AFP)
Birleşmiş Milletler’in Filistin Toprakları Özel Raportörü Francesca Albanese (AFP)
TT

BM Raportörü: İsrail, Filistinlilere karşı sistematik işkence uyguluyor

Birleşmiş Milletler’in Filistin Toprakları Özel Raportörü Francesca Albanese (AFP)
Birleşmiş Milletler’in Filistin Toprakları Özel Raportörü Francesca Albanese (AFP)

Birleşmiş Milletler’in Filistin toprakları özel raportörü Francesca Albanese, Cuma günü medyaya yaptığı açıklamada, İsrail’in Filistinlilere karşı sistematik işkence uyguladığını ve bunun “toplu misilleme ve yıkıcı niyetleri” işaret ettiğini belirtti.

Albanese, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın saldırısıyla patlak veren Gazze savaşı sonrası gözaltındaki Filistinlilerin “aşırı fiziksel ve psikolojik ihlallere maruz kaldığını” söyledi.

Fransız Ajansı AFP, İsrail’in Cenevre’deki misyonundan yorum talep etti. İsrail tarafı, Albanese’yi daha önce “İsrail devletinin meşruiyetini ortadan kaldırmayı amaçlayan takıntılı bir nefret ajandasıyla hareket etmekle” suçlamıştı.

Albanese, sürekli eleştirileri ve İsrail’i soykırımla suçlamaları nedeniyle İsrail ve bazı müttefikleri tarafından antisemitizmle suçlandı ve görevden alınması talep edildi. Geçen ay ise Fransa ve Almanya, Doha Forumu’ndaki açıklamaları sonrası onun istifasını istemişti. Albanese, bu taleplerin “asılsız suçlamalara” ve sözlerinin “çarpıtılmasına” dayandığını belirtti.

Yeni raporuna eşlik eden açıklamada Albanese, “Tüm taraflarca gerçekleştirilen işkence ve kötü muamelenin, Filistinli silahlı gruplar da dahil olmak üzere, kesinlikle kınandığını” ancak raporun “İsrail’in davranışına odaklandığını” ifade etti.

“İşkence ve Soykırım” Başlıklı Rapor

Rapor, “7 Ekim 2023’ten bu yana işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail’in sistematik işkence uygulamasını” ele alıyor. Raporda, gözaltı merkezlerinde uygulanan işkencenin “benzeri görülmemiş bir şekilde toplu cezalandırma olarak kullanıldığı” belirtiliyor.

Raporda, “vahşi dayak, cinsel şiddet ve tecavüz, ölümcül kötü muamele, aç bırakma ve temel insani ihtiyaçlardan sistematik yoksun bırakma, onlarca bin Filistinli ve yakınlarında kalıcı ve derin yaralar bıraktı” ifadelerine yer verildi.

Albanese, “İşkence, erkek, kadın ve çocukları kontrol etmenin ve cezalandırmanın ayrılmaz bir parçası haline geldi; ister gözaltı sırasında kötü muamele yoluyla, ister sürekli zorunlu göç, toplu öldürme ve yoksun bırakma kampanyasıyla, yaşamın tüm unsurlarını yok ederek toplu acı ve ızdırabı uzun vadeli olarak artırmak için” denildi.

İsrail, İşkence ve Diğer Zalim, İnsanlık Dışı veya Küçültücü Muamele veya Cezaları Önleme Sözleşmesi’ne taraf bir ülke.

Albanese, 300’den fazla ifade dahil yazılı belgeler topladığını açıkladı.

BM İnsan Hakları Konseyi, özel raportörleri atasa da, raportörlerin bağımsız uzmanlar olduğunu ve BM’yi doğrudan temsil etmediğini hatırlattı.

Raporun Pazartesi günü İnsan Hakları Konseyi’ne sunulması bekleniyor.


Yeniden konumlanma sanatında usta bir Devrim Muhafızları generali: Kalibaf

Yeniden konumlanma sanatında usta bir Devrim Muhafızları generali: Kalibaf
Yeniden konumlanma sanatında usta bir Devrim Muhafızları generali: Kalibaf
TT

Yeniden konumlanma sanatında usta bir Devrim Muhafızları generali: Kalibaf

Yeniden konumlanma sanatında usta bir Devrim Muhafızları generali: Kalibaf
Yeniden konumlanma sanatında usta bir Devrim Muhafızları generali: Kalibaf

İran liderine yakın isimler arasında savaş, güvenlik, siyaset ve ekonomiden geçmiş figürler içinde Meclis Başkanı ve Devrim Muhafızları kökenli Muhammed Bakır Kalibaf, bizzat rejimin doğasını en iyi yansıtan isimlerden biri olarak öne çıkıyor: Sadakati ödüllendiren, sahadaki adamlarına yatırım yapan ve iç-dış mücadelelerden çıkanlara tekrar tekrar yeniden konumlanma fırsatı tanıyan bir sistem.

40 yılı aşan bir kariyere sahip Kalibaf, savaş siperlerinden kokpite, polis teşkilatı komutanlığından Tahran Belediye Başkanlığı’na ve oradan Meclis Başkanlığı’na uzanan bir yol izledi. Ancak en büyük hedefi olan cumhurbaşkanlığına ulaşmayı başaramadı.

gtr
Kalibaf ile eski Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Horasan eyaleti kökenli isimlerin yasama ve yürütme organları üzerindeki hâkimiyetinin en belirgin örneğini oluşturdu (İran Parlamento sitesi)

Buna rağmen bu başarısızlık, nüfuz mücadelesini kaybettiği anlamına gelmiyor. Aksine kariyeri, İran içinde özel bir siyasi model ortaya koyuyor: Güvenlik karakterli bir devlet adamı, Devrim Muhafızları ile güçlü bağlara sahip, kendisini zaman zaman sert bir general, zaman zaman bir icracı yönetici, zaman zaman da alt sınıflara yakın pragmatik bir siyasetçi olarak sunabilen bir figür. Bu değişen yüzlere rağmen tek sabit unsur ise sistemin merkezinde kalma konusundaki ısrarı oldu.

Meşhedli, savaş kuşağından gelen bir isim

Kalibaf, 1961 yılında Meşhed yakınlarındaki Torghabeh’te doğdu. Meşhed, İran İslam Cumhuriyeti’nde devlet ve güvenlik elitlerinin önemli bir kısmını yetiştiren şehirlerden biri olarak biliniyor. Bu şehir yalnızca dini bir merkez değil, aynı zamanda din kurumu ile güvenlik ve askeri yapının kesiştiği bir alan.

sdvfgbh
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın pasaportundan bir kare

Kalibaf kamu hayatına İran-Irak Savaşı üzerinden girdi. Kendi kuşağındaki pek çok kişi gibi bu savaş onun siyasi ve güvenlik kimliğini şekillendirdi ve sonraki görevlerinde taşıyacağı sembolik bir sermaye kazandırdı. Önce Besic’e, ardından Devrim Muhafızları’na katıldı ve savaş yıllarında hızla yükselerek en genç komutanlardan biri haline geldi. Bu dönemde ileride sistemin temel direkleri olacak isimlerle ilişkiler kurdu.

bhju
Kalibaf, hemşehrisi Meşhedli Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin yanında, resmi bir tören sırasında (İran Parlamento sitesi)

Savaş, Kalibaf için yalnızca bir kahramanlık hikâyesi değil, aynı zamanda iktidar elitine giriş kapısı oldu. Bu kuşak daha sonra güvenlik, ekonomi ve siyasette etkili bir ağ kurdu ve Kalibaf bu askeri sermayeyi siyasi güce dönüştürmede en başarılı isimlerden biri oldu.

Sessiz nüfuz kapısı

Savaşın ardından Kalibaf sistem dışına itilmedi. Aksine Devrim Muhafızları ile birlikte yeni döneme geçti ve bu yapının ekonomik kolu olan Hatem el-Enbiya Karargâhı’nın başına getirildi. Bu kurum zamanla büyük bir ekonomik güce dönüştü.

dfvbght
Eski füze birliği komutanı Emir Ali Hacızade, Kalibaf’ın kulağına bir şeyler fısıldıyor (İran Parlamento sitesi)

Daha sonra 1997-2000 yılları arasında Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Komutanlığı yaptı. Aynı dönemde jeopolitik alanında doktora alarak kendisini yalnızca asker değil, aynı zamanda eğitimli bir yönetici olarak sunmaya çalıştı.

1999 mesajı: Güvenlikçi yüzün ortaya çıkışı

1999’daki öğrenci protestoları, Kalibaf’ın güvenlikçi kimliğini pekiştiren bir dönüm noktası oldu. Reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’ye gönderilen ve müdahale tehdidi içeren mektubun imzacıları arasında yer aldı.

dfgth
Kalibaf, “Düzenin Yararını Teşhis Konseyi” toplantısına katılıyor; genel sekreter General Muhammed Bakır Zolkadr da görülüyor (Kalibaf’ın sitesi)

Daha sonra protestoların bastırılmasındaki rolüne dair açıklamaları ve “kıskaç” yöntemi tartışmaları, özellikle 2013 seçimlerinde gündeme geldi. Bu süreçte “kıskaç generali” olarak anılmaya başlandı.

Bu geçmiş, sistem içinde bir yük değil, aksine çoğu zaman bir güç unsuru olarak görüldü. Güvenliği önceleyen bir devlette bu tür bir sicil, sertlikten ziyade disiplin göstergesi olarak yorumlandı.

Emniyet teşkilatı: Modernleşme ile sertlik birlikte

2000 yılında İran lideri Ali Hamaney tarafından Emniyet Genel Müdürü olarak atandı. Bu dönemde teşkilatta modernleşme adımları atıldı, yeni ekipmanlar devreye sokuldu ve profesyonellik vurgusu yapıldı.

fgthy
Kalibaf, Haziran 2024’te Meşhed kentinde yaptığı son konuşmada, sert tutumuyla bilinen din adamı Ali Rıza Penahiyan’ın yanında (EPA)

Ancak aynı dönemde siyasi aktivistlere ve basına yönelik baskılar arttı, ahlak polisi yeniden güç kazandı. Bu durum, Kalibaf’ın temel çelişkisini ortaya koydu: modern yönetim dili ile sert güvenlik yaklaşımının birleşimi.

Cumhurbaşkanlığı denemeleri: Sürekli başarısızlık

Kalibaf 2005’te cumhurbaşkanlığına aday oldu ancak başarısız oldu. Mahmud Ahmedinejad’ın halkçı söylemi karşısında etkili olamadı.

thyu
Foto: Eski Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Salami, Aralık 2024’te Kalibaf başkanlığındaki Meclis oturumunda konuşuyor (Tasnim)

2013’te yeniden aday oldu ve ikinci sırada yer aldı, ancak Hasan Ruhani karşısında kaybetti. 2017’de İbrahim Reisi lehine çekildi. 2024’teki seçimlerde ise kendi siyasi kampı içinde dahi öne çıkamadı.

Tahran Belediyesi: Başarı ve tartışmalar

Kalibaf, 12 yıl boyunca Tahran Belediye Başkanlığı yaptı. Bu süreçte metro projeleri ve büyük altyapı yatırımlarıyla “icraatçı yönetici” imajı kazandı.

fghyj
İran Lideri, yetkililerle görüşürken; arkasında Pezeşkiyan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Yargı Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei  görülüyor, geçen yıl Mart ayında (AFP)

Ancak bu dönemde ciddi yolsuzluk iddiaları da gündeme geldi. “Astronomik emlak” dosyası ve çeşitli mali skandallar kamuoyunda tartışma yarattı. Ailesiyle ilgili bazı konular da eleştiri konusu oldu.

Çok yüzlü bir siyasi profil

Kalibaf, her seçim döneminde farklı bir profil sundu. 2005’te teknokrat, 2013’te daha güvenlikçi, 2017’de halkçı, 2024’te ise daha ılımlı bir siyasetçi görünümü sergiledi.

vfgth
Kalibaf ile Devrim Muhafızları lideri ve İran Lideri’nin danışmanı Muhsin Rezai (Meclis Başkanlığı   sitesi – Arşiv)

Bu esneklik, sistem içindeki dengeleri iyi okuduğunu gösterirken, aynı zamanda tutarsızlık eleştirilerine de yol açtı.

Meclis Başkanlığı: Güç ama sınırlı etki

2020’de Meclis Başkanı oldu ve görevini sürdürdü. Bu görev ona önemli bir konum sağlasa da İran’da asıl güç liderlik makamı ve güvenlik kurumlarında bulunuyor.

Buna rağmen Kalibaf, bu pozisyon sayesinde siyasi ağırlığını korumayı başardı.

Hamaney ile ilişki: Sürekliliğin anahtarı

Kalibaf’ın sistem içinde kalmasının en önemli nedeni, Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları ile olan güçlü ilişkileri. Bu bağlar, krizlere rağmen kariyerini sürdürmesini sağladı.

Savaşlar ve kriz rolü

Son yıllarda yaşanan savaşlarda Kalibaf, kriz anlarında öne çıkan bir isim oldu. 2025’teki çatışmalarda “direniş” söylemini güçlendirdi.

zxcdfv
Kalibaf’ın resmi sitesi tarafından yayımlanan görüntü; Temmuz 2024’te Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmesi sırasında.

2026’da başlayan ve Hamaney’in öldüğü savaşta ise siyasi ve güvenlik kurumları arasında kritik bir rol üstlendi.

Sonuç

Kalibaf’ın kariyeri bir çelişkiyi yansıtıyor: Pek çok alanda başarı, ancak cumhurbaşkanlığında sürekli başarısızlık.

Buna rağmen o, sistem içinde kalmayı başaran, kendisini sürekli yeniden konumlandıran bir figür olarak öne çıkıyor. Bu yönüyle Kalibaf, İran siyasi sisteminin en tipik temsilcilerinden biri olarak değerlendiriliyor.

dfvbghj
Kalibaf ile Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro

 


İran, Hint Okyanusu'ndaki bir ABD-İngiliz üssüne füze fırlattı

İngiliz-Amerikan ortak askeri üssünün bulunduğu Diego Garcia Adası'nın havadan görünümü (AP)
İngiliz-Amerikan ortak askeri üssünün bulunduğu Diego Garcia Adası'nın havadan görünümü (AP)
TT

İran, Hint Okyanusu'ndaki bir ABD-İngiliz üssüne füze fırlattı

İngiliz-Amerikan ortak askeri üssünün bulunduğu Diego Garcia Adası'nın havadan görünümü (AP)
İngiliz-Amerikan ortak askeri üssünün bulunduğu Diego Garcia Adası'nın havadan görünümü (AP)

Wall Street Journal'ın ABD'li yetkililere dayandırdığı habere göre, İran yakın zamanda Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia'da bulunan ABD-İngiliz ortak askeri üssüne iki balistik füze fırlattı.

Haberde, füzelerin hiçbirinin İran topraklarından yaklaşık 4 bin kilometre uzaklıktaki hedefine isabet etmediği belirtildi, ancak bu fırlatma, Tahran'ın daha önce inanıldığından daha uzun menzilli füzelere sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Gazete, füzelerden birinin uçuş sırasında arızalandığını, diğerinin ise ABD savaş gemisinden fırlatılan bir önleme füzesiyle hedef alındığını, ancak füzenin vurulup vurulmadığının belirsiz olduğunu bildirdi.

 Chagos Adaları'ndaki Diego Garcia, İngiltere'nin ABD'nin İran'daki "savunma" operasyonları için kullanmasına izin verdiği iki üsten biridir.

ABD ordusu, Afganistan ve Irak'taki ABD bombardıman harekatları da dahil olmak üzere Asya'daki operasyonlar için önemli bir merkez olarak kabul edilen üsse bombardıman uçakları ve diğer teçhizatları konuşlandırdı.

İngiltere, 1960'lardan beri kontrolünde olan Chagos Adaları'nı Mauritius'a iade etmeyi kabul etti; ancak Diego Garcia'daki askeri üssü kiralama hakkını saklı tuttu. ABD Başkanı Donald Trump, Londra'nın adaları iade etme kararını şiddetle eleştirdi.