Reisi’nin nükleer anlaşmaya bağlı kalması, muhafazakâr milletvekilleri arasında bölünmeye yol açıyor

Avrupalılar, santrifüj cihazlarını kontrol etmek için İran’a üç boyutlu bir plan önerdi

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’ye geçtiğimiz nisan ayında 9. nesil santrifüj cihazlarının özelliklerini açıklarken (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’ye geçtiğimiz nisan ayında 9. nesil santrifüj cihazlarının özelliklerini açıklarken (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

Reisi’nin nükleer anlaşmaya bağlı kalması, muhafazakâr milletvekilleri arasında bölünmeye yol açıyor

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’ye geçtiğimiz nisan ayında 9. nesil santrifüj cihazlarının özelliklerini açıklarken (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’ye geçtiğimiz nisan ayında 9. nesil santrifüj cihazlarının özelliklerini açıklarken (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran Cumhurbaşkanlığı Bürosu’nun anahtarlarının görev süresi sona eren Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’den halefi aşırı muhafazakâr İbrahim Reisi’ye teslim edilmesi için geri sayımın başlamasıyla birlikte İran’ın nükleer anlaşmaya bağlı kalmasının yararlı olup olmayacağı konusunda muhafazakâr milletvekilleri arasındaki fikir ayrılığı artıyor.
Reisi’nin ekibi, kabinesiyle ilgili son dokunuşları yapmak için zamanla yarışıyor. Reisi’nin 5 Ağustos’ta parlamento önünde anayasaya bağlılık yemini edeceği ve Rehber Ali Hamaney ile Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin katılımıyla gerçekleşecek devir-teslim töreninin yapılacağı gün kabinesini açıklaması bekleniyor.
Geçtiğimiz günlerde İbrahim Reisi’nin Dışişleri Bakanlığı’na seçeceği kişiyle ilgili tahminler çoğalmaya başladı. Dışişleri Bakanlığı, seçilen cumhurbaşkanının İran dini liderinden ön onay alması gereken 5 bakanlıktan birisidir.
Yeni Dışişleri Bakanı, nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmak için nisan ayının başında gerçekleştirilen Viyana müzakerelerinin geleceğiyle ilgili beklentilerin arttığı bir dönemde görevine başlayacak.
İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politikalar Komisyonu Başkanı Mücteba Zünnur, yeni hükümetin nükleer anlaşmaya yaklaşımıyla ilgili endişeleri azaltarak dün parlamentoda şu sözleri dile getirdi: “Nükleer anlaşma iyi olmasa da bizim için bir fren görevi niteliğindeydi. Fakat yeni hükümetin nükleer anlaşmaya yaklaşımıyla ilgili söylenebilecek bir şey varsa o da şudur. Yeni hükümet, ‘Nükleer anlaşma iyi olmadığı için biz bu anlaşmayı istemiyoruz’ demeyecektir. Bu, ne rejimin politikasıdır ne de yeni hükümet bu politikayı izleyecektir. Tam tersine hükümet, anlaşmayı isteyecektir.”
İran’ın nükleer anlaşmaya bağlı kalmasına şiddetli bir şekilde karşı çıkmasıyla bilinen geçmiş tutumlarının aksine Zünnur, söz konusu açıklamayı yaptı. Hükümet yanlısı internet sitelerinin çoğu, Zünnur’un açıklamasını “Nükleer anlaşmayı yakan milletvekili, yeni hükümetin anlaşmayı uygulayacağını söylüyor” başlığıyla aktardı. Zira Zünnur, ABD’nin 3 yıl önce nükleer anlaşmadan çekilmesine tepki olarak İran parlamentosunun kürsüsünde nükleer anlaşma taslağını yakmıştı.
İran Yargı Organına bağlı Mizan Haber Ajansının aktardığına göre Zünnur, “Yeni hükümet, nükleer anlaşmaya karşı çıkmayacak ve İran halkının haklarını elde etmek için önceki hükümetten daha güçlü olacak. Diğer yandan nükleer anlaşmayı muhafaza etmeye çalışan karşı tarafın da insanların ekonomik sorunlarını çözmek için bunun bedelini ödemesi gerekiyor” açıklamasında bulundu.
Diğer yandan Ulusal Güvenlik ve Dış Politikalar Komisyonu Sözcüsü Ebulfazl Amuyi, “Nükleer anlaşma, nükleer anlaşmanın sorunlarını çözmeyecek” dedi. Amuyi, Mehr Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada “İran ve P5+1 ülkeleri arasındaki nükleer anlaşma, bütün insanların ders alması için bir fırsattır. Zira bu tecrübe, Batı’yla iş birliği yaparak İran’ın ekonomik sorunlarını çözme varsayımının geçersiz olduğunu gösterdi” ifadelerini kullandı.
Sözcü, devamında şunları dile getirdi: “Batı’nın anlaşmayı tam olarak uyguladığı ve ABD’nin de nükleer anlaşmada kaldığı dönemde bile Amerikalıların vaatlerini yerine getirmediklerini gördük. O dönemde ekonomik çıkarların gerçek ve somut etkilerini görmedik. Yine o dönemde Batılı heyetleri ağırladık. Fakat hiçbir görüşmenin sonunda anlaşma imzalamadık. Batı’yla iş birliği yaparak ekonomik sorunları çözmenin doğru bir fikir olmadığını ve kendimize güvenmemiz gerektiğini anladık.”
Ayrıca Amuyi, “Nükleer anlaşmaya yönelik temel yaklaşımımız, yaptırımların tamamen kaldırılması şeklindedir. Bu yaklaşım, İslam Cumhuriyeti’nin mantıklı ve esas talebidir” dedi.
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, geçen hafta parlamentonun Aralık 2020’nin başında kabul ettiği ve hükümeti nükleer anlaşmaya yönelik ikinci ihlal paketini uygulamaya zorlayan yasa tasarısını eleştirdi.
Ruhani’nin eleştirisinden iki gün önce eski İran Büyükelçisi Hasan Kazimi Kumi, İran İtimad gazetesiyle yaptığı söyleşide “Nükleer anlaşmayı imzalamak büyük bir hata idi. Anlaşma, yeni cumhurbaşkanı için bir öncelik değil” ifadelerini kullandı. Ayrıca Kumi, İran’ın bölgesel vekillerine işaret ederek “İbrahim Reisi’nin dış politikası, direniş cephesini desteklemek olacak” dedi.
Öte yandan Devrim Muhafızları liderlerinden biri olan Kumi, dış politikada nükleer anlaşmanın yerinin belirlenmesi gerektiğini vurgulayarak, İran’ın mevcut sorunlarının yüzde 15’inin söz konusu anlaşmadan kaynaklandığını söyledi.
Dün Wall Street Journal gazetesi, Avrupalı yetkililerin İran’a Tahran’ın santrifüj cihazlarını depolamanın yanı sıra santrifüj cihazlarını çalıştırmak için kullandığı dijital alt yapıyı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) gözetiminde parçalamayı ve İran’ın montaj atölyelerinde yeni santrifüj cihazları üretme kabiliyetini azaltmayı içeren üç boyutlu yeni bir yöntem önerdiğini açıkladı.
İran, gelişmiş santrifüj cihazlarının parçalanmasını reddetti. Wall Street Journal gazetesinin üst düzey Avrupalı bir diplomattan aktardığı habere göre Viyana müzakereleri, 15 Ağustos’a kadar yeniden başlamayabilir. Avrupalı diplomat, “Müzakere yapan taraflar, 20 Haziran’da altıncı oturum sona ermeden önce İran’ın elindeki fazla uranyum stoğunu Rusya’ya gönderme konusunda anlaşmak üzereydiler” dedi.
Wall Street gazetesi, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoklamada kaydettiği ilerlemenin, Joe Biden yönetiminin Tahran’ı dizginlemeyi amaçlayan nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma girişimlerini zorlaştırdığını belirtti.
Wall Street gazetesine göre Amerikalı ve Avrupalı yetkililer, İran’ın artık 2-3 ay içerisinde nükleer silah geliştirmeye yetecek kadar parçalanabilir madde toplayabileceğini öngörüyor.
Gazeteye göre Amerikalı yetkililer, nükleer anlaşmayı canlandırmanın ve İran’ın nükleer anlaşmayla ilgili kararlara yeniden bağlı kalmasının nükleer silah üretme becerisini Ocak 2016’da olduğu gibi yaklaşık bir yıl öteleyeceğini belirtti.
Buna rağmen Wall Street Journal gazetesi, İran’ın olası nükleer silah üretme süreciyle ilgili tahminlerin, Tahran’ın sahip olduğu ekipmanlarla ilgili varsayımların yanı sıra bunları kullanabilme gücüne ve hızına bağlı olarak farklılık arz ettiğine işaret etti.
Gazetenin Viyana müzakerelerine katılan bazı Avrupalı yetkililerden naklettiği habere göre anlaşmanın hızlı bir şekilde canlandırılması halinde söz konusu süreç, bir yıldan daha kısa olabilir. Fakat Avrupalı yetkililer, müzakerelerin uzaması ve Tahran’ın da nükleer faaliyetlerine devam etmesi halinde bu sürenin daha da kısalabileceğinden endişeleniyor.
Wall Street gazetesine göre Batı, İran’ın IR2M ikinci nesil santrifüj cihazı gibi bazı gelişmiş santrifüj cihazlarını daha iyi kullanabilecek teknolojiye sahip olmasından kaygılanıyor. Zira nükleer anlaşma Ocak 2016’da yürürlüğe girmeden önce İran, binden fazla IR2M santrifüj cihazına sahipti. Batılı uzmanlar, o dönemde İran’ın tecrübesinin bu cihazları yeniden çalıştırmaya yetmeyeceğini düşünmüştü. Fakat şu an şartlar değişti.
Geçen ay Tahran, şubat ayında İran’la vardığı geçici anlaşma uyarınca UAEA’nın hassas faaliyetlere izin verilmesi talebine yanıt vermeyi reddetmişti. Daha önce de Tahran, yüzde 60 oranında uranyum zenginleştirmeye devam ederken yüzde 20 oranında da yeniden uranyum üretmeye başladığını duyurmuştu.



İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
TT

İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, dün Akdeniz'e girerken görüntülendi. Bu durum, Başkan Donald Trump'ın emriyle yoğunlaştırılmış askeri konuşlandırma kapsamında İran'a karşı askeri müdahale olasılığını gündeme getirdi.

Atlantik Okyanusu'nu Akdeniz'den ayıran Cebelitarık Boğazı'nı geçen geminin fotoğrafı, AFP tarafından Cebelitarık'tan yayınlandı.

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (AP)Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (Arşiv-AP)

Trump dün, Tahran ve Washington arasında İran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varılamaması durumunda İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi "değerlendirdiğini" söyledi.

Bir önceki gün ise karar verme süresinin 10 ila 15 gün olduğunu belirtmişti.

ABD'ye ait bir diğer uçak gemisi olan USS Abraham Lincoln, ocak ayının sonundan beri Ortadoğu'da bulunuyor.

USS Gerald R. Ford'un Akdeniz'e gelmesiyle birlikte, İran'a karşı olası saldırılara hazırlık amacıyla önemli bir askeri yığılmanın yaşandığı bölgede ABD'nin ateş gücü önemli ölçüde arttı.

Aşağıda, Orta Doğu'da veya yakınlarında konuşlandırılmış en önemli Amerikan askeri varlıklarının listesi yer almaktadır:

Gemiler

ABD'li bir yetkilinin açıklamasına göre Washington'un şu anda Ortadoğu'da 13 savaş gemisi bulunuyor: bir uçak gemisi (USS Abraham Lincoln), dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisi.

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Ford, dün çekilen fotoğrafta Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e geçerken görüntülendi. Üç muhrip eşliğinde konuşlanan geminin varlığıyla, Ortadoğu'daki ABD savaş gemisi sayısı toplam 17'ye ulaşacak.

Her bir uçak gemisi binlerce denizci ve onlarca savaş uçağından oluşan hava filoları taşıyor. İki ABD uçak gemisinin aynı anda Ortadoğu'da bulunması nadir görülen bir durumdur.

Uçaklar

İki uçak gemisinde bulunan uçaklara ilave olarak, X platformundaki açık kaynaklı istihbarat bilgilerine, Flightradar24 uçuş takip sitesine ve medya haberlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'ya onlarca başka savaş uçağı konuşlandırdı.

Bu uçaklar arasında F-22 Raptor ve F-35 Lightning hayalet savaş uçakları, F-15 ve F-16 savaş uçakları ve operasyonlarını desteklemek için gerekli olan KC-135 havadan yakıt ikmal tankerleri de bulunmaktadır.

New York'taki Soufan Araştırma Merkezi, "50 ilave Amerikan savaş uçağı, F-35, F-22 ve F-16, bu hafta Körfez Arap devletlerindeki üslerde konuşlandırılmış yüzlerce uçağa katılmak üzere bölgeye gönderildi" diye yazdı ve bu adımların "Trump'ın (neredeyse her gün tekrarladığı) görüşmelerin başarısız olması durumunda geniş çaplı bir hava ve füze harekatına girişme tehdidini güçlendirdiğini" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Financial Times'ten aktardığına göre bu hafta onlarca askeri yakıt ikmal ve nakliye uçağı Atlantik Okyanusu'nu geçti. Flightradar24'ten alınan verilere göre son üç günde 39 tanker uçağı potansiyel operasyon bölgelerine daha yakın yerlere yeniden konumlandırıldı. Aynı dönemde C-17 Globemaster III'ler de dahil olmak üzere 29 ağır nakliye uçağı ise Avrupa'ya uçtu.

Bir C-17 uçağı üsten Ürdün'e doğru yola çıktı. Gerçek zamanlı komuta ve kontrol operasyonlarının önemli bir bileşeni olan altı adet E-3 Sentry AWACS erken uyarı ve kontrol uçağı da konuşlandırıldı.

Trump, Tahran'dan yaklaşık 5 bin 200 kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'daki ortak ABD-İngiltere üssünü saldırılar başlatmak için kullanma olasılığını öne sürdü; Londra ise bu öneriye ilişkin çekincelerini dile getirdi.

 "Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Hava savunma sistemleri

Raporlar ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki karasal hava savunmasını güçlendirdiğini, bölgedeki güdümlü füze destroyerlerinin ise denizde hava savunma yetenekleri sağladığını gösteriyor.

Bu ay, Patriot ve THAAD füze ve uçak savunma sistemlerini işleten 69. Hava Savunma Tugayı'nın merkezi olan Fort Hood'dan altı uçuş gerçekleştirildi.

Üslerdeki ABD güçleri

Kara birliklerinin İran'a karşı herhangi bir saldırı eylemine katılmaları beklenmese de Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'da misillemeye karşı savunmasız kalabilecek on binlerce askeri personeli bulunmaktadır.

Tahran, Haziran 2015 yılında Washington'un üç İran nükleer tesisini bombalamasının ardından Katar'daki Amerikan üssüne füze fırlatmıştı, ancak bu füzeler hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü.


Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.