Biden yönetimi yeni bir Oslo Anlaşması mı planlıyor?

ABD, geçici tedbirler ve güven artırıcı önlemlerle Filistin ve İsrail arasında bir fikir birliği oluşturma arayışında

Biden yönetimi, Filistin Yönetimi ile İsrail hükümeti arasındaki güveni yeniden inşa etmenin yollarını araştırıyor (AFP)
Biden yönetimi, Filistin Yönetimi ile İsrail hükümeti arasındaki güveni yeniden inşa etmenin yollarını araştırıyor (AFP)
TT

Biden yönetimi yeni bir Oslo Anlaşması mı planlıyor?

Biden yönetimi, Filistin Yönetimi ile İsrail hükümeti arasındaki güveni yeniden inşa etmenin yollarını araştırıyor (AFP)
Biden yönetimi, Filistin Yönetimi ile İsrail hükümeti arasındaki güveni yeniden inşa etmenin yollarını araştırıyor (AFP)

Tarık Fehmi
ABD Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki İsrail ve Filistin İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Hady Amr, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin, özellikle İsrail’de yeni bir hükümetin kurulmasından ve barışa ulaşma şansının artmasından sonra Filistin Yönetimi ile İsrail hükümeti arasında güveni yeniden inşa etmenin yollarını araştırdığı bir dönemde, İsrailli ve Filistinli yetkililerle diplomatik süreci yeniden başlatma fırsatlarının ele alınacağı bir görüşme turu için Tel Aviv ve Ramallah'ı ziyaret etti. Amerikalı ve Filistinli heyetler arasında yapılan son toplantılarda siyasi sürecin iki aşamaya bölünmesine yönelik bir anlaşmaya varıldı. Bu aşamalardan ilki iki taraf arasındaki güveni yeniden inşa etmek, ikincisi ise müzakereleri sürdürmekti.

Doğrudan hedefler
Hadi Amr’ın iki görevi vardı: Birincisi, Gazze ile İsrail arasındaki müzakerelerin önündeki engelleri kaldırmak ve böylece yeni bir çatışmayı etkisiz hale getirmek, ikincisi de Naftali Bennett hükümetiyle İsrail’in yerleşim birimleri politikası ve Batı Şeria'daki evlerin yıkılması hakkında konuşmaktı. Hadi Amr'ın görevi zor ve başarısı oranı az olabilir. Hatta ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, Bennett hükümetinin tüm dosyalarına doğrudan müdahale etmeden tek başına başarıya da ulaşamayabilir. Çünkü Bennett, İsrail muhalefetine malzeme olacak hükümetiyle ilgili hiçbir meseleyi çözümsüz bırakmak istemiyor.
Bu açıdan ABD’nin temasları, Filistin-İsrail ilişkilerini düzenleyen Oslo Anlaşması kapsamında Filistin halkının meşru temsilcisi olan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile resmi olarak başladı. ABD, Tel Aviv’in yıllar önce başta ‘2050 Yılına Kadar Kudüs'ün Yahudileştirilmesi Projesi’ olarak bilinen Yahudileştirme planının Kudüs'te uygulanmaya başlanması, demografik yapının değiştirilmesi konusundaki eylemlerin ısrarla sürdürülmesi ve Batı Şeria’da yerleşim birimleri politikasının yeniden başlaması olmak üzere Oslo Anlaşması metnini ihlal eden faaliyetlerine rağmen bu adımı attı.
ABD’nin bu hamlesine karşılık Filistin Yönetimi’nden, başta İsrail'in tüm Batı Şeria şehirlerini kapsayan, ‘A’ olarak sınıflandırılan ve Batı Şeria bölgesinin yüzde 18'ini oluşturan bir dizi büyük beldede güvenlik kontrolünün Filistinliler tarafından sağlanması olmak üzere bir takım şartlar öne sürüldü. Talepler arasında, Batı Şeria’da Filistin Yönetimi’ne bağlı havaalanının kurulması ve Batı Şeria'nın toplam alanının yüzde 40'ını oluşturan Filistinli sivil ve güvenlik kontrol alanlarının, bu bölgelerdeki Filistinlilerin nüfus artışını karşılayacak şekilde genişletilmesi ve ortak komitelerin yeniden canlandırılması, iki taraf arasında güvenlik, medeni, mali ve ekonomik alanlarda imzalanan anlaşmaların, bir takım değişikliklerin yapılması ihtiyacıyla birlikte uygulanması şartları da yer aldı.
Wahington, Filistin rotasına yönelik politikasının yanı sıra Trump yönetiminden bu yana ertelenen bir silah anlaşmasının tamamlandığını duyurarak İsrail hükümeti rotasına yönelik de bir politika yürütmeye başladı. Buradan ABD yönetiminin, Tel Aviv'in tutumunu dikkate değer bir şekilde desteklediği ve İsrail'in güvenliğini korumaya, İsrail'in varoluşsal güvenliğini tehdit eden Gazze'deki Filistinli örgütler karşısında askeri yeteneklerini desteklemek için doğrudan temasta kalmaya çalıştığı anlaşıldı. Bu destek, İsrail tarafının ABD’nin kendisine sağladığı 10 yılda 39 milyar dolar olan ve Tel Aviv’in önümüzdeki iki yıl içinde 56 milyar dolara çıkarmayı hedeflediği yardımın artırılmasının yanı sıra Arrow gibi savunma sistemlerinin finansmanında desteğinin artırılmasını ve Demir Kubbe programının yeni aşamasının finanse edilmesini talep etmesine kapı aralayacaktır.
ABD yönetimi, belirli bir eylem planı veya çerçevesi (bir vizyon veya proje) üzerinde değil, ayrıntılar üzerinde çalışmayı amaçlıyor. Dolayısıyla Gazze'deki Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (UNRWA) yardımda bulunmaya devam edecek, Doğu Kudüs'teki ABD Konsolosluğu’nun ve Washington'daki Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ofisinin açılması için de çalışacaktır. Filistin müzakerelerinin yeniden başlaması için mevcut ortamı hazırlamaya yönelik başka önlemler de alınacaktır. ABD’nin bu planı henüz çok yeni ve durum, Başkan Biden iktidarının ortalarına kadar netleşmeyecektir.

Kararlı tutumlar
ABD yönetimi, Filistin Yönetimi’nin meşruiyetinde eksiklik olduğunu, bu meşruiyetin yenilenmesi gerektiğini ve önemli olduğunu, böylece Filistin çevrelerinde atmosferin iyileştirilmesi ve gerek yasama gerek cumhurbaşkanlığı seçimleri olsun ertelenen seçimlerin ve Ulusal Konsey seçimlerinin düzenlenmesi gerektiğine inanıyor. Biden yönetimi, Başkan Joe Biden'ın zaferinin ardından İsrail ile güvenlik koordinasyonu yeniden başlattığında, Filistin tarafına onu cesaretlendirmek ve daha cesur önlemler almaya zorlamak için bir teşvik listesi sunmaktan çekinmedi. Biden yönetimi ayrıca Filistin Yönetimi ile Washington'daki FKÖ ofisinin ve Doğu Kudüs'teki ABD Konsolosluğu'nun yeniden açılmasını teşvik edecek bir iletişim kanalının kurulduğunu duyurdu. Aynı şekilde dondurulan yardımların, Gazze Şeridi’ndeki UNRWA ofisine gönderileceğini ve Trump yönetiminin kararıyla askıya alınan ekonomik yardım programının da yeniden gözden geçirileceğini açıkladı.
ABD yönetimi, özellikle beyan ettiği çoğulculuk, liberalizm ve demokrasi değerleri uygulamaya çalışırken, Filistinlilerin davranışlarını da gözlemlemeye ve takip etmeye devam edecektir. Filistinlilerin güvenilirliğinden emin olduğunda Filistin halkının meşru temsilcisi olan Filistin Yönetimi ile ciddi bir şekilde ilgilenmeye başlayacaktır. Ancak aksi olursa ABD yönetimi, her durumda devam edecek olan İsrail talebine dayalı güvenlik ve stratejik iletişim kanallarını sürdürecek olsa bile mevcut tüm olumlu tutumlarını dondurabilir.
ABD yönetiminin Filistin hava sahasını düzenleme konusundaki tutumu, etkileşim ve iletişim açısından önem taşıyor. Bunun yanı sıra yakın zamanda yapılması planlanan genel seçimlerin ertelenmesinden sonra Abbas'ın görevlendirmesiyle kurulacak hiçbir Filistin hükümetinde Hamas Hareketi’nden bakanların bulunmasını kabul etmeyecektir. Eğer bağımsız veya teknokrat isimlerin hükümette yer almasını kabul ederse, Ortadoğu Dörtlüsü’ne geri dönüşü bir tür müzakere yolu olarak kabul etmesi çerçevesinde Hamas Hareketi’nin silahsızlandırılmasının gerekliliği, İsrail'i tanıması ve Avrupa'yı hedef alabilecek silahlardan vazgeçtiğini açıklamasıyla Amerikan yönetimlerinin anlaşmadaki değişmezleri yeniden teyit edilecektir.

Ortaya atılan fikirler
ABD yönetimi, İsrail ve Filistin'de yaşananlar açısından yeni bir öneride bulunmayacak veya siyasi bir yaklaşım başlatmayacaktır. Daha ziyade, gelişmeleri bekleyip görmek için geri planda kalacaktır. ABD’nin İsrail ile Filistin arasındaki ilk arabulucunun ve müzakere sürecini başlatanın kendisi olduğu yönündeki iddiası devam edeceğinden, diğer tarafların önerilen müzakere sürecine girme isteksizliği, müzakerelerin, Filistin tarafının eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminden bu yana Ortadoğu Dörtlüsü mekanizmalarının yeniden devreye sokulmasını talep ettiği, ancak ABD’nin o dönem Filistin Yönetimi ile iletişime geçmeyip talebini de göz ardı ettiği, Mısır, Ürdün, Almanya ve Fransa arasında bir dizi toplantının yapıldığı ‘Münih Formülü’ ile yeniden başlatılması bağlamında sunulanlarla ilgili gerçek bir Amerikan anlaşmasına kapı kapatılacaktır.
Filistinlilerin ve İsraillilerin başına gelecekleri beklemek ve öngörmek, ABD yönetiminin Filistin Yönetimi, Avrupa Birliği (AB) ve Rusya'nın çağrıda bulunduğu, şuan Filistinlilere pazarlanan ve hem Arap hem de Avrupa ülkelerinin desteğine sahip bir fikir olan Filistin için Uluslararası Ortadoğu Barış Konferansı düzenlenmesi çağrısıyla özdeşleşme planlarını görmezden geldiği anlamına gelmiyor. Bundan sonra, Biden yönetimi, Fransa'nın Paris'te Ortadoğu Barış Konferansı düzenlenmesi için çağrı yaptığında konferans çalışmalarını sabote eden önceki ABD yönetimine benzer bir konuma sahip olacaktır.
ABD yönetimi, müzakere sürecini sürdürmek için kamuya açık seçenekleri desteklemeye devam edecek, ancak Washington’daki bazı yetkililer tarafından yapılan (ABD Dışişleri Bakanlığı’ndaki bazı müsteşarlar tarafından önerilen bir girişim veya genişletilmiş bir Arap-İsrail zirvesi çağrısı) uluslararası bir konferans çağrısına yanıt vermeyecek ve (çoğu Obama yönetiminden kalma olan) şu anda önceliği olmayan diğer fikirleri öne çıkarmayacaktır. En azından ABD yönetiminin orta vadede tutumlarını netleştirmeyeceğinin altını çizmekte fayda var. Bunun hiç değilse Biden iktidarının ortalarından önce olmayacağı tahmin ediliyor.

Sürecin önündeki engeller
Çözüme giden birden fazla yolun olması: ABD böyle bir adım atsa da bu adım, Filistin pahasına İsrail'in yanında yer alması nedeniyle sahada ateşkesi tamamlamada gerçek, etkili ve doğrudan bir rol oynayacak mekanizmalardan ve iradeden yoksundur.
Gerçek güvenilirliğin olmaması: ABD’nin taraflı tutumu çerçevesinde ABD yönetiminin şuan gerçek, etkili veya güçlü bir arabuluculuk yapması oldukça zordur. Böyle bir arabuluculuk için birden fazla yönde geri dönüşüm hesapları ve politikaları gerekir. Aynı zamanda Mısır-Ürdün aracılığını kullanmaya devam ederken, önümüzdeki dönemde birden fazla seçeneği benimsemeye de zorlamaktadır.
İsrail tarafının aldatmaları: ABD’nin Tel Aviv'e verdiği desteğe rağmen İsrail'in şantaj fikrine dayanan ve tek taraflı çıkarlarını elde etmeye çalışan mevcut davranışıyla ilgili gerçek bir sorun var ki bu da ABD'nin her iki yolda ilerlemesini engelleyecektir. Belki de Başkan Biden'ın Beyaz Saray'a gelişinden bu yana devam eden güvenlik diyaloguna rağmen Tel Aviv’in Washington’a yaptığı İsrail’in güvenlik gereksinimlerini dikkate almadığı yönündeki suçlamalar çerçevesinde, İran dosyasının ayrıntılarını tamamlayacak beklenen bir takım çatışmalara yol açabilir.
Filistin Yönetimi’nin Zayıf Noktaları: Filistin Yönetimi ile ABD arasındaki temaslar yeniden başlasa da, esas olarak mevcut durumda karar verecek olanın Filistin Yönetimi olmaması ve mevcut stratejik kararın Fetih değil, Hamas'ın elinde olmasıyla ilgili bir sorun söz konusu. Bu da Biden yönetiminin mevcut planının mevcut sahneyi çözümünde bir tür sızma olmasını istemediğini teyit ediyor.

Bir sonraki senaryo
ABD yönetiminin Mısır ve Ürdün ile ortak bir şekilde Filistin ve İsrail'in mevcut durumunu incelemeye devam edeceği ve özellikle Tel Aviv konuyu ABD’nin bir iç meselesi olarak gördüğünden İsrail tarafını olup bitenler karşısında güvenlik ve stratejide desteklemeyi sürdüreceği söylenebilir. ABD Kongresi'nde İsrail’in desteklenmesi konusunda yaşananlara rağmen buna itiraz edilemez. Bu da, Tel Aviv'in pragmatik bir Amerikan politikası çerçevesinde bu konuya uygun olarak hareket etmeye devam edeceğini teyit ediyor. Tel Aviv ayrıca, Gazze Şeridi ile yaşanan askeri çatışmalar sırasında eleştiri oklarının hedefi haline gelen savunma sistemlerinin finanse edilmesi ve artık birer havai fişek olmayan Filistin roketleriyle başa çıkamaması nedeniyle Demir Kubbe'nin geliştirilmesi için ABD yardımının artırılması için çalışacaktır.
Öyle ya da böyle Biden yönetiminin Filistinlilerin arzuladığı ve başarmaya çalıştığı Filistin-İsrail temaslarına dayalı yeni bir strateji benimsemesi beklenmiyor. Özellikle Filistin Yönetimi, yasama ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini gerçekleştiremedikten ve hatta Hamas ve direniş örgütlerinin artan rolü çerçevesinde başka alternatifler üzerine bahse girdikten sonra, mevcut çatışmaların yarattığı krizden çıkıp siyasi başarısızlık durumundan kurtulacaktır. Sonuç olarak, ABD yönetimi kendisini Filistin ve İsrail’deki kritik siyasi ve stratejik gelişmelerle karşı karşıya bulacaktır. Burada gelişmeleri yakından takip etmek ve geri planda kalma politikası izlememek önemlidir.
Ayrıca, ABD yönetimi böyle bir ortamda Filistin-İsrail temaslarını resmi olarak sürdürmek için gerçek bir girişimde bulunmayacak ve İsrail'in ulusal güvenlik gereksinimlerini öncelikli olarak yerine getirmek için çalışacaktır. Ayrıca BM tarafından sunulan uluslararası arabuluculuğu destekleyecektir. Mısır'ın arabuluculuk hareketlerini de bir uzlaşı vizyonu belirlenmeden iki tarafın mevcut durumu ve İran ile imzalanan nükleer anlaşmayla ilgili mevcut anlaşmazlıklara eklenecek yeni çatışmaların patlak vermesi korkusuyla İsrail tarafına verilmeye devam eden sınırsız desteği ışığında izleyecektir.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Cenevre görüşmeleri öncesinde... Anket: Amerikalıların yarısı İran'ın nükleer programını doğrudan bir tehdit olarak görüyor

Bir İranlı, Farsça olarak "Donald Trump ve Barack Obama ile müzakere etmenin farklılıkları" başlığını taşıyan İran günlük gazetesi "Jomleh"e bakıyor (EPA)
Bir İranlı, Farsça olarak "Donald Trump ve Barack Obama ile müzakere etmenin farklılıkları" başlığını taşıyan İran günlük gazetesi "Jomleh"e bakıyor (EPA)
TT

Cenevre görüşmeleri öncesinde... Anket: Amerikalıların yarısı İran'ın nükleer programını doğrudan bir tehdit olarak görüyor

Bir İranlı, Farsça olarak "Donald Trump ve Barack Obama ile müzakere etmenin farklılıkları" başlığını taşıyan İran günlük gazetesi "Jomleh"e bakıyor (EPA)
Bir İranlı, Farsça olarak "Donald Trump ve Barack Obama ile müzakere etmenin farklılıkları" başlığını taşıyan İran günlük gazetesi "Jomleh"e bakıyor (EPA)

Amerika Birleşik Devletleri ve İran bugün Cenevre'de yeni bir nükleer görüşme turuna girerken, Associated Press (AP) ve NORC Kamu İşleri Araştırma Merkezi tarafından yapılan son bir anket, birçok Amerikalı yetişkinin İran'ın nükleer programını hâlâ bir tehdit olarak gördüğünü, ancak aynı zamanda ABD Başkanı Donald Trump'ın yurtdışında askeri güç kullanımı konusundaki yargısına yüksek düzeyde güven duymadığını gösteriyor.

Ankete göre, ABD'li yetişkinlerin neredeyse yarısı İran'ın nükleer programının ABD için doğrudan bir tehdit oluşturduğundan "çok yüksek" veya "çok yüksek" düzeyde endişe duyduğunu belirtirken, yaklaşık onda üçü "orta düzeyde endişeli" olduğunu ve onda ikisi "pek endişeli değil" veya "hiç endişe duymadığını" bildirdi.

Anket, ABD ve İran arasında Ortadoğu'da askeri gerilimlerin arttığı bir dönem olan 19-23 Şubat tarihleri ​​arasında yapıldı.

Washington, İran'ın nükleer programını sınırlayan ve Tahran'ın nükleer silah geliştirmemesini sağlayan bir anlaşma arayışında; İran ise nükleer silah sahibi olmayı hedeflemediğini ısrarla belirtiyor ve şu ana kadar topraklarında uranyum zenginleştirmeyi durdurma veya yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu teslim etme taleplerini reddetti.

Bu, bu yıl Umman Sultanlığı'nın arabuluculuğuyla gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerin üçüncü turu.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İran heyetine Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlık ederken, Amerikan tarafını Özel Temsilci Steve Wittkoff ve ABD Başkanı'nın damadı Jared Kushner temsil ediyor.


Pezeşkiyan: İran kesinlikle nükleer silah edinmeyi amaçlamıyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran kesinlikle nükleer silah edinmeyi amaçlamıyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Cenevre'de ABD ile yapılacak yeni görüşme turu öncesinde bugün yaptığı açıklamada, Tahran'ın nükleer silah edinme amacı gütmediğini "kesinlikle" belirtti.

Pezeşkiyan bir konuşmasında, “Liderimiz (Ali Hameney) daha önce nükleer silahlara asla sahip olmayacağımızı ilan etmişti,” dedi ve ekledi, “Bu yolu izlemek istesem bile, ideolojik açıdan bunu yapamazdım; buna izin verilmezdi.”

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance dün, Başkan Donald Trump'ın Cenevre görüşmeleri öncesinde İran ile diplomatik bir çözümü hala tercih ettiğini vurgularken, Axios, Washington'un zaman sınırlaması olmayan bir nükleer anlaşma talep ettiğini ve üçüncü tur müzakerelerini bir atılım ile bir gerilim arasında konumlandırdığını ortaya koydu.

Vance, İranlıların perşembe günü (bugün) Cenevre'de yapılması planlanan müzakerelerde bu yaklaşımı ciddiye alacaklarını umduğunu ifade etti.

Fox News'e verdiği röportajda Vance, "Başkan, İran'ın nükleer silaha sahip olamayacağı konusunda çok netti... ve bunu diplomasi yoluyla başarmaya çalışacak" dedi. Trump'ın bu hedefi diplomatik olarak takip ettiğini, "ancak elinde başka araçlar da bulunduğunu" vurguladı.

ABD ve İran heyetlerinin, Tahran'ın nükleer programı konusunda bugün Cenevre'de üçüncü tur görüşmeleri yapması planlanıyor. Vance, "Makul bir uzlaşmaya varmak amacıyla İranlılarla bir tur daha diplomatik görüşme yapıyoruz" diyerek, İran tarafının Trump'ın diplomatik çözüm tercihini ciddiye alacağı umudunu yineledi.

Vance, Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in görevden alınmasını isteyip istemediği konusunda yorum yapmaktan kaçındı.

Diğer yandan Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığına göre bir ABD yetkilisi ve iki bilgili kaynak, Beyaz Saray temsilcisi Steve Wittkoff'un salı günü yapılan özel bir görüşmede, Trump yönetiminin İran ile gelecekte yapılacak herhangi bir nükleer anlaşmanın süresiz olarak yürürlükte kalmasını talep ettiğini söylediğini bildirdi.


Hava alarmının ardından Kiev'e yoğun topçu ateşi açıldı

Başkent Kiev'in askeri idare başkanı, hava savunma alarmı sona erene kadar sığınaklarda kalınmasını tavsiye etti (Arşiv- Reuters)
Başkent Kiev'in askeri idare başkanı, hava savunma alarmı sona erene kadar sığınaklarda kalınmasını tavsiye etti (Arşiv- Reuters)
TT

Hava alarmının ardından Kiev'e yoğun topçu ateşi açıldı

Başkent Kiev'in askeri idare başkanı, hava savunma alarmı sona erene kadar sığınaklarda kalınmasını tavsiye etti (Arşiv- Reuters)
Başkent Kiev'in askeri idare başkanı, hava savunma alarmı sona erene kadar sığınaklarda kalınmasını tavsiye etti (Arşiv- Reuters)

Bu sabah erken saatlerde Kiev'in merkezinde, yetkililerin Ukrayna başkentine yönelik yaklaşan hava saldırıları uyarısının ardından birkaç patlama meydana geldi. Patlamalar, Rus işgaline son verilmesini görüşmek üzere Cenevre'de ABD temsilcileriyle yapılması planlanan görüşmeler öncesinde gerçekleşti.

Washington, özellikle Doğu ve Güney Ukrayna'da yüz binlerce insanın ölümüne ve geniş toprak parçalarının harap olmasına neden olan dört yıllık savaşı sona erdirmeyi amaçlıyor.

Ukrayna Hava Kuvvetleri, başkentin askeri idaresinin başkanı Timur Tkachenko'nun Rusya'nın şehre insansız hava araçları ve balistik füzelerle saldırdığını açıklamasından kısa bir süre önce Kiev'e doğru ilerleyen yüksek hızlı hedefleri tespit ettiğini duyurdu. Tkachenko Telegram üzerinden, "Hava alarmı sona erene kadar sığınaklarda kalın" dedi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre saldırılar sadece başkentle sınırlı kalmadı.

Ülkenin kuzeydoğusunda, Harkiv Belediye Başkanı İhor Terekov, Rus Şahid insansız hava araçlarının (İHA) bölgeyi hedef almasının ardından şehirde iki patlama duyduğunu ve "insansız hava araçları ve füzelerin şehre doğru uçtuğu" gerekçesiyle sakinleri sığınaklarda kalmaları konusunda uyardığını söyledi. Terekov daha sonra Şevçenkiv ve Kiev bölgelerini etkileyen "ortak bir hava saldırısı" olduğunu bildirdi.

Güneydoğu Ukrayna'daki Zaporijya bölgesinin başkanı İvan Fedorov da şehrin saldırıya uğradığını ve en az bir kişinin yaralandığını belirtti.

Dnipropetrovsk bölge idaresi başkanı Oleksandr Ganja, Kryvyi Rih'de yaptığı açıklamada, Rus hava saldırısında 89 yaşında bir adamın yaralandığını ve yüksek bir binada yangın ve hasara yol açtığını söyledi.

Ukrayna, son aylarda Rusya'nın sert kış koşullarında füze ve İHA’larla şehirleri hedef aldığı tekrarlanan gece saldırılarıyla karşı karşıya kaldı.