Avrupa'nın Libya’ya askeri bir misyon gönderme planları olduğunu ortaya koyan belge sızdırıldı

 Belgeye göre askeri müdahale, ancak askeri alanların üçüncü şahıslara bırakılmaması için düşünülmeli

Yabancı güçlerin Libya'da nüfuz kazanma mücadelesi siyasi süreci tehdit ediyor (AFP)
Yabancı güçlerin Libya'da nüfuz kazanma mücadelesi siyasi süreci tehdit ediyor (AFP)
TT

Avrupa'nın Libya’ya askeri bir misyon gönderme planları olduğunu ortaya koyan belge sızdırıldı

Yabancı güçlerin Libya'da nüfuz kazanma mücadelesi siyasi süreci tehdit ediyor (AFP)
Yabancı güçlerin Libya'da nüfuz kazanma mücadelesi siyasi süreci tehdit ediyor (AFP)

İnci Mecdi
Libya'daki siyasi sürecin, paralı milisler ve yabancı güçler aracılığıyla yapılan dış müdahaleler ve bir çok dosyada devam eden iç anlaşmazlıklar nedeniyle tökezlediği bir dönemde ortaya çıkan bir belge, Avrupa Birliği'nin (AB) Libya’daki yabancı güçlerin nüfuzuna karşı koymak için Libya'ya askeri bir misyon gönderme planları olduğunu ortaya koydu. AB’nin Dış İlişkiler Servisi (EAS) tarafından yayınlanan 1 Temmuz tarihli belgeye göre Libya'daki barış süreci, güvenlik alanında temel bir reform yapılmasının yanı sıra savaşçıların silahsızlandırılması, terhis edilmeleri veya güvenlik kurumlarına entegrasyonlarını gerektiriyor.
EUobserver isimli haber portalının bir kopyasına ulaştığı ve detaylarını Pazartesi günü yayınlandığı belgede belirtilenlere göre, AB Politika ve Güvenlik Komitesi'nin (PSC) askeri katılımı, askeri bölgelerin üçüncü şahıslara bırakılmaması için düşünülmelidir. Belgede, “Uzun vadede ve uygun koşullar sağlandığında, güvenlik alanında reform sürecini destekleme göreviyle askeri bir angajman düşünülmelidir” ifadeleri yer aldı.
Belgede üçüncü taraflara değinilmezken, Libya’daki ‘rekabetçi duruma’ atıfta bulunuldu. Her yıl binlerce göçmenin AB ülkelerine geçmeye çalıştığı Akdeniz aracılığıyla Avrupa’nın güney kıyılarına komşu olan ülke, başta Türkiye ve Rusya olmak üzere çeşitli tarafların dış müdahalelerine tanık oluyor. Türkiye, Libya’ya Suriyeli paralı asker göndermekle ilgili uluslararası suçlamalarla karşı karşıyayken, Rus güvenlik şirketi Wagner’in paralı askerlerini Libya’da kullanmakla suçlanıyor.

Türkiye’nin müdahalesi
Belgede Türkiye’ye atıfta bulunularak ‘üçüncü bir ülkenin’, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından konulan bir ambargoyu ihlal ederek Libya’ya şüpheli silah sevkiyatlarının (IRINI Operasyonu tarafından gerçekleştirilen) denetimini reddetmeye devam ettiği belirtildi. Belgede, söz konusu ülkenin Libya'da güçlü bir şekilde askeri varlığını sürdürdüğü, geçtiğimiz yıl Libya'ya asker göndermesinin ardından Libya'daki sahil güvenlik ve donanma başta olmak üzere ülkenin batısında seçkin silahlı kuvvetlere eğitim verdiği kaydedildi.
İngiltere'de Pazar günleri yayımlanan Observer gazetesi ise haberinde “Türkiye Milli Savunma Bakanlığı, resmi Twitter hesabı üzerinden Libya kıyılarından Avrupa’ya kaçak yollarla geçmeye çalışan düzensiz göçmenlerin durdurulması hakkında bir süredir tweetler atıyor. Bu, Avrupalılar arasında Ankara'nın hem Orta Akdeniz göç yolunu hem de halihazırda kontrol ettiği Yunan yolunu kontrol ederek daha fazla etki kazanması konusunda endişelere yol açtı” ifadelerine yer verdi. Belge, ülkede halen çok sayıda yabancı savaşçı olduğunu ve petrol, silah ve insan kaçakçılığının azalmadığını kaydederek Libya’nın rahatsız eden tablosunu sunuyordu.
Aralarında ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından Temmuz 2020’de yayınlanan bir raporun da olduğu Libya'ya savaşçı gönderilmesine ilişkin uluslararası raporları yayınlandı. Pentagon’un söz konusu raporunda, “Türk hükümeti, Suriye iç savaşında Ankara ile yakın bir iş birliği içinde çalışan en az beş bin Suriyeli savaşçıyı, Trablus ile müttefik unsurların doğu merkezli askeri komutan Halife Hafter'e bağlı güçlerle savaşmasına yardım etmek için Libya’ya gönderdi” deniliyor.
Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Mayıs ayı başlarında, yabancı savaşçıların Libya’yı terk etmesi gerektiğini, ancak Ankara'nın Libya hükümetiyle askeri güçlerinin ülkede konuşlanması konusunda bir anlaşması olduğunu söyledi. Çavuşoğlu, “Yabancı paralı askerlerin meşru varlıkla karıştırılmaması gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullansa da Suriyeli savaşçıların geri çekilip çekilmeyeceğine dair herhangi bir açıklamada bulunmadı.

IRINI Operasyonu
Avrupa Parlamentosu tarafından geçtiğimiz Mayıs ayında hazırlanan bir raporda AB’nin Deniz Kuvvetleri'nin; IRINI Operasyonu çerçevesinde Akdeniz’deki uygulanan silah ambargosunu destekleme, insan ve uyuşturucu kaçakçılığını önleme çabaları gibi çalışmalarına övgüde bulunuldu. Ancak AB üyesi ülkeler, Türkiye’nin en az iki kez operasyondan sorumlu yetkililerin, Türkiye'den Libya'ya giden gemileri denetlemesine izin vermediği için üzüntülerini dile getirdiler. Ankara ise Türkiye dahil tüm BM üyesi ülkeler için bağlayıcı olan BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 2292 ve 2526 sayılı kararları uyarınca faaliyet gösteren IRINI Operasyonu ile tam iş birliği çağrısında bulundu.
Avrupa Konseyi, IRINI Operasyonu’ndan sorumlu olanlara, IRINI’nin kara, deniz ve hava trafiğini izlemek ve tüm ülkelerin silah ambargosuna tam olarak uymasına katkıda bulunmak olan birincil görevini etkin bir şekilde yerine getirmesi için gerekli destek ve personelin sağlanması için IRINI Operasyonu ile NATO Deniz Kuvvetleri arasında iş birliğinin başlatılması çağrısında bulundu.

Sızdırılan belgeye göre Libyalı makamlara (IRINI tarafından Libya Sahil Güvenlik Birimi’ne) ekipman tedariki AB ile ortak eğitimlerin yapılmasının kabulü ile bağlantılı olmalıdır. Raporda, Libyalı makamların ülkenin güneyi de dahil olmak üzere Libya’nın sınırları içinde AB’nin desteğine ihtiyaç duyulduğunu ifade ettikleri ve eğer Libyalı makamlar kabul ederse, bunun AB’nin güney çölünde Libya hava sahasında trafik kontrol misyonu için uçuş hakkı elde etmesinin önünü açabileceği belirtildi. Libya'nın güneyde milisler ve terörist gruplarla bağlantılı kaçakçılar tarafından kontrol edilen ve Avrupa için güvenlik riskleri yaratan geniş bir çöl sınırı bulunuyor.

Uluslararası baskı
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre, ABD ve Avrupa Parlamentosu da dahil olmak üzere uluslararası güçler, her zaman ateşkesin sürdürülmesi ve tüm ‘yabancı güçlerin ve paralı askerlerin’ BMGK kararları, BM himayesinde Libya'daki çatışmaya barışçıl bir çözüm bulma taahhüdü ve BMGK tarafından uygulanan silah ambargosuna tam uyum çerçevesinde Libya’dan derhal ve koşulsuz olarak geri çekilmesi gerektiği çağrısında bulundular.


Libya Başbakanı Abdulhamid Dibeybe (AFP)

Başkanlık Konseyi ve Abdulhamid Dibeybe başkanlığındaki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH), Tunus'taki Libya Siyasi Diyalog Forumu'ndan (LSDF) çıkan yol haritası ve BMGK’nın 2570 kararı uyarınca 24 Aralık 2021'de yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine kadar Libya'ya liderlik edecek.
Geçtiğimiz birkaç hafta boyunca, siyasi süreç, seçimlerin düzenlenmesine ilişkin yasalar ve Libya kurumlarını, özellikle de orduyu birleştirme ikilemi başta olmak üzere, bir dizi dosya üzerinde uzlaşmaya varılamadı. Libya Başbakanı Dibeybe, geçtiğimiz hafta, BMGK’nın Libya konulu oturumuna katılmak üzere gittiği New York'ta, paralı askerlerin ve yabancı güçlerin ülkesini terk etmesi gerektiğini ve bu sorunun siyasi çözümün önündeki en büyük engel olduğunu vurguladı.
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, Perşembe günü düzenlenen aynı oturumda BMGK’da yaptığı konuşmada sızdırılan belgeye dikkat çekerek, “Ülkenin hem batısı hem de doğusundaki yabancı unsurların ülkeden çıkışı için kademeli, sistematik ve düzenli bir zaman çizelgesi uygulamanın zamanı geldi. AB, İtalya ve Fransa, Libya Sahil Güvenlik Birimi’ne eğitim ve ekipman desteği vermek konusunda daha fazla çaba göstermeye hazır” dedi.
BMGK geçtiğimiz Perşembe günü yaptığı son açıklamada, Libya Temsilciler Meclisi (TM) ile UBH arasındaki anlaşmazlıkların siyasi süreçte ilerleme kaydedilmesini engellediğine işaret edilerek, bu anlaşmazlıkların bir an önce çözülmesi gerektiğini belirtildi. Uluslararası yaptırımların Libya'daki barış sürecinin engellenmesinin önüne geçilmesi için kullanılabileceği kaydedilen açıklamada, “BMGK, LSDF’den çıkan yol haritasında belirtildiği gibi, birleşik bir bütçe üzerinde anlaşma ve egemen pozisyonlar üzerinde hızla uzlaşıya varılması dahil olmak üzere Libya kurumlarının birleştirilmesinin, iyi bir şekilde yönetilmesinin ve ekonomik performansın iyileştirilmesinin önemini hatırlatmaktadır” ifadeleri yer aldı.



BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
TT

BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in yoğun saldırıları ve Filistinli sivillerin zorla yerinden edilmesi nedeniyle Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da ‘etnik temizlik’ yaşanabileceğine dair endişelerini dile getirdi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından yayımlanan raporda, “Yoğun saldırılar, mahallelerin sistematik biçimde tamamen yıkılması ve insani yardımların engellenmesi, Gazze Şeridi’nde kalıcı bir demografik değişim yaratmayı amaçlıyor gibi görünmektedir” ifadesine yer verildi.

Raporda ayrıca, “Kalıcı bir yerinden etmeyi hedeflediği izlenimi veren zorla tahliye uygulamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde, bu durum, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da etnik temizlik konusunda ciddi endişelere yol açmaktadır” denildi.

BM’de üst düzey bir yetkili dün yaptığı açıklamada, İsrail’in idari olarak Filistin yönetimine bağlı olması öngörülen Batı Şeria bölgeleri üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya yönelik adımlarının ‘fiili ve kademeli bir ilhaka’ vardığı uyarısında bulundu. BM Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, Filistin meselesine ilişkin BM Güvenlik Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada, “Sahadaki durumu istikrarlı biçimde değiştiren tek taraflı İsrail adımları nedeniyle Batı Şeria’nın fiili ve kademeli bir ilhakına tanıklık ediyoruz” dedi. Geçen haftadan bu yana İsrail, Batı Şeria’daki kontrolünü pekiştirmeye yönelik bir dizi kararı onayladı. Filistinliler, Oslo Anlaşmaları kapsamında Batı Şeria’da sınırlı bir özerk yönetime sahip bulunuyor.

DiCarlo, söz konusu adımların işgal altındaki Batı Şeria’da, El Halil gibi hassas bölgeler de dahil olmak üzere İsrail sivil otoritesinin tehlikeli biçimde genişlemesi anlamına geleceğini belirtti. DiCarlo, bu adımların bürokratik engellerin kaldırılması, arazi alımının kolaylaştırılması ve İsraillilere inşaat ruhsatı verilmesinin önünün açılması yoluyla yerleşimlerin genişlemesine zemin hazırlayabileceğini ifade etti.

Yeni düzenlemelerin, hâlihazırda Filistin yönetiminin idari yetki kullandığı Batı Şeria’nın bazı bölümleri üzerindeki İsrail kontrolünü daha da pekiştirmesi bekleniyor. Oslo Anlaşmaları uyarınca Batı Şeria, Filistin Yönetimi, karma yönetim ve İsrail yönetimi altındaki A, B ve C bölgelerine ayrılmıştı. Batı Şeria’nın, gelecekte kurulacak bir Filistin devletinin büyük bölümünü oluşturması öngörülürken, İsrail’deki aşırı sağ çevreler bölgeyi İsrail topraklarının bir parçası olarak görüyor.

Oslo Anlaşmaları’nın ilan edilen amacı, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının önünü açmaktı. BM nezdindeki 85 ülkenin misyonu ise salı günü yayımladıkları ortak açıklamada, İsrail’in Batı Şeria üzerindeki kontrolünü genişletmesini kınadı. Açıklamada, ‘İsrail’in Batı Şeria’daki yasa dışı varlığını genişletmeyi amaçlayan tek taraflı karar ve uygulamalar’ kınandı.


Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.