Su kıtlığı İran’ı siyasi ve ekonomik açıdan tehdit ediyor

Yeraltı suyunun tükenmesinin ardından ülkede kitlesel göçlerin yaşanması bekleniyor.

Huzistan eyaletinde su kıtlığı yaşanıyor. (AFP)
Huzistan eyaletinde su kıtlığı yaşanıyor. (AFP)
TT

Su kıtlığı İran’ı siyasi ve ekonomik açıdan tehdit ediyor

Huzistan eyaletinde su kıtlığı yaşanıyor. (AFP)
Huzistan eyaletinde su kıtlığı yaşanıyor. (AFP)

İran'ın petrol açısından zengin olan Huzistan eyaletinde su kıtlığına karşı yapılan protestolar hız kazanırken Tahran’daki yöneticiler artık ‘gelecek krizi kimsenin tahmin edemediğine’ ilişkin eski bahanelerini kullanamazlar. Çünkü kendileri geçmişte bu tehlikeyi hissetmişti.
2015 yılında İran'ın Eski Tarım Bakanı İsa Kalantari, su kıtlığının 50 milyon İranlıyı (nüfusun yaklaşık yüzde 60'ına tekabül ediyor) ülkeyi terk etmeye zorlayacağına dair uyarıda bulunmuştu. Bu sorunu uzun bir süre görmezden gelen Tahran’daki yetkilileri eleştirerek “Durumu anladıklarında iş işten geçmiş olacak” demişti.
Söz konusu açıklamadan iki yıl sonra bu uyarıyı yapan kişiye, öngördüğü felaket hakkında adım atma fırsatı verilmişti. Kalantari, fiilen Çevre Bakanı’na eşdeğer sayılan Cumhurbaşkanı’nın Çevreyi Korumadan Sorumlu Yardımcısı olarak atanmıştı. O zamandan bu yana daha sık uyarılarda bulunmaktan başka bir şey yapmadı. Kalantari bu yazın başında kırsal bölgede, İran’ı “yok olma” tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak bir “su savaşının” patlak verebileceğini söylemişti.
Kalantari'nin meslektaşı Enerji Bakanı Rıza Erdekaniyan da son 50 yılın en kurak yazının yaşandığını söylemişti. Bloomberg haber ajansı Kalantari'nin açıklamalarının başta yazın bu derece kurak geçmesinden dolayı susuz kalan iller olmak üzere bütün İranlıları endişelendirdiğini aktardı. Ancak Huzistan'ın güneşten kavrulan köyleri bütün öfkelerini Tahran hükümetine kustular ve eyaletin dört bir yanındaki protestocuları rejimi ve İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’i düşürmeye çağırdılar.
Meselenin sadece su kıtlığı ile sınırlı olmadığına dikkat çekiliyor. Nitekim su kıtlığı merkezi hükümetin, petrol kaynakları yüzünden güçlü bir şekilde sömürülen eyalete temel hizmetleri sağlamada başarısız oluşunun yalnızca bir yönünü yansıtıyor. İran’daki Arap azınlığın çoğuna ev sahipliği yapması itibariyle Huzistan eyaletindeki gösterilerin etnik bir boyutu da var. Eyalette yaşayan bu azınlık dışlandığını ve Tahran tarafından kendilerine şüpheyle yaklaşıldığını öne sürüyor.
Bu yakıcı karışım her yaz tutuşuyor ve yangın her yıl daha da büyüyor. Tahran da protestolara her seferinde polisin, Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ve Besic milislerinin uyguladığı şiddetle karşılık veriyor. Protestoların devam etmesi halinde, aşırı muhafazakar din adamı İbrahim Reisi’nin cumhurbaşkanlığı koltuğunu devralmasıyla önümüzdeki ay göstericilere yönelik şiddetin artması olası.
Reisi’yi bekleyen başka acil sorunlar da var: İran ekonomisi dört bir yandan tehlikeyle kuşatılmış durumda. ABD yaptırımlarını kaldırmak için yürütülen müzakereler çıkmaza girdi. Ülke yeni tip koronavirüs (Kovid-19) kaynaklı vaka ve ölü sayılarında yeni bir dalgayla karşı karşıya. Yeni cumhurbaşkanı siyasi meşruiyetine ilişkin sorularla yüzleşmek zorunda kaldı. Çünkü tüm gerçek rakipleri saf dışı bırakılmasının ve İran seçim tarihindeki en düşük katılımın kaydedilmesinin ardından Reisi’nin seçilmesinin meşruiyeti yerle bir oldu.
Ancak su krizinin Reisi’nin karşı karşıya olduğu en büyük zorluk olduğu söylenebilir. Zira iklimin değiştiğine ilişkin göstergeler, önümüzdeki yıllarda daha sıcak ve daha kurak yazların yaşanacağına işaret ediyor. Ayrıca İran'ın yeraltı su kaynakları da şimdiden ciddi şekilde tükenmiş durumda. Reisi, İran’ın kendisini uluslararası baskıdan izole etmesi için bir “direniş ekonomisine” sahip olması gerektiğine inanıyor. Bunun için de kendi kendine yeten bir tarım sisteminin olması gerektiğini ifade ediyor. Ancak çevreciler yakın bir zamanda ülkenin suyunun tükeneceğini söylerken böyle bir şeyi başarmanın imkansız olduğu ortada.
İşin ironik tarafı, su kıtlığı büyük ölçüde rejimin tarımda bağımsızlık arzusunun bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Tahran onlarca yıl geniş çapta temel ürünlerin ekimini teşvik etti. Bu da çiftçileri bulabildikleri tüm yeraltı suyunu kullanmaya itti. Bunun sonucunda çevre uzmanları İran'ın 31 eyaletinin 12'sindeki akiferlerin önümüzdeki 50 yıl içinde kuruyacağını savunuyor. Aynı zamanda yüzeydeki su da giderek azalıyor. Çünkü nehir yataklarının değiştirilmesi ve Huzistan eyaletindeki nehirlerin üzerine çok sayıda baraj kurulması eyaletteki göllerin kurumasına yol açtı.
Dolayısıyla tüm bu gelişmelerin siyasi sonuçlarını tahmin etmek çok da zor değil. Şimdiden geniş çapta bir iklim göçü yaşanacak. Kalantari’nin öne sürdüğü 50 milyonluk göç kulağa abartı geliyor olsa da çok sayıda İranlı şimdiden kırsal kesimden işsizlerin ve öfkeli kişilerin sayısının arttığı şehir merkezlerine doğru göç etmeye başladı.
İran’daki mevcut rejimin oluşturulduğu 1979 Devrimi patlak verdiğinde, kentsel bölgelerdeki alt sınıfın öfkesinin canlandığı sırada ülkenin nelere tanık olduğunu Tahran'daki yönetime hatırlatmaya gerek yok. Bir dahaki sefere çıkacak yangın rejimi yakabilir.



Amerikan basını, Venezuela operasyonunu nasıl gördü?

ABD ordusu, Venezuela'nın en büyük askeri kompleksi Fuerte Tiuna' yı da vurdu (AFP)
ABD ordusu, Venezuela'nın en büyük askeri kompleksi Fuerte Tiuna' yı da vurdu (AFP)
TT

Amerikan basını, Venezuela operasyonunu nasıl gördü?

ABD ordusu, Venezuela'nın en büyük askeri kompleksi Fuerte Tiuna' yı da vurdu (AFP)
ABD ordusu, Venezuela'nın en büyük askeri kompleksi Fuerte Tiuna' yı da vurdu (AFP)

ABD'nin Venezuela lideri Nicolas Maduro'yu kaçırıp Latin Amerika ülkesini bombalaması dünya gündemine oturdu.

Başkent Karakas'ta yerel saatle saat 02.00 sularında gelen patlama sesleri, alçaktan uçtuğu gözlemlenen uçak ve helikopterlerle kentte paniğe yol açtı.  

Karakas'ın kuzeyindeki La Guaira eyaletinde, ülkenin kıyı kesimlerinde ve Miranda eyaletine bağlı sahil kenti Higuerote'de de patlama sesleri duyuldu. Higuerote Havalimanı'nın yanı sıra askeri tesisler de hedef alındı.

Maduro yönetimi olağanüstü hal ilan ederken, askeri birlikler ve yerel savunma birimleri konuşlandırıldı. Karakas, ABD ordusunun sivil bölgelere de saldırı düzenlediğini savundu. Operasyonda can kaybı olup olmadığı henüz bilinmiyor.  

Venezuela halkı daha saldırıların şokunu atlatamamışken ABD Başkanı Donald Trump, Maduro ve eşi Cilia Flores'in ülke dışına çıkarıldığını duyurdu.

Amerikan basınında gelişmelerle ilgili çeşitli analizler yayımlandı.   

Wall Street Journal: Usame bin Ladin'i öldüren ekip Maduro operasyonuna katıldı

CBS, ABD'nin Delta Gücü komandolarının Maduro'yu yakaladığını bildirdi. Bu özel harekatçılar, IŞİD lideri Ebubekir el Bağdadi'nin 2019'da Suriye'nin İdlib şehrinde ölümüyle sonuçlanan operasyona da imza atmıştı.

Wall Street Journal, operasyonda 160. Özel Harekât Havacılık Alayı'nın da yer aldığını aktarıyor.

ABD Kara Kuvvetleri'ne bağlı 160. Alay, 2011'de Pakistan'ın Abbottabad şehrinde Usame Bin Ladin'in öldürüldüğü operasyona da katılmıştı.

New York Times: Yasadışı ve akılsızca

New York Times'da (NYT) yayımlanan başyazıda, Trump'ın Venezuela'ya saldırı emrinin "yasadışı ve akılsızca olduğu" ifade ediliyor.

Maduro'nun "demokrasiden uzak ve baskıcı" bir rejime liderlik ettiği savunulurken, ABD'nin müdahaleci yaklaşımının her şeye rağmen gerekçelendirilemeyeceği belirtiliyor.

Analizde, Washington'ın 20 yıl boyunca Afganistan'da istikrarı sağlayamadığı ve 2003'teki Irak savaşının trajik sonuçlarının Amerika ve Ortadoğu'yu etkilemeye devam ettiği yazılıyor.

Beyaz Saray'ın geçmişte Şili, Küba, Guatemela ve Nikaragua'ya müdahaleleriyle Latin Amerika'yı istikrarsızlaştırdığına da dikkat çekiliyor.

Washington Post: Kongre, Maduro kaçırıldıktan sonra bilgilendirildi

Trump operasyonun ardından NYT'ye yaptığı açıklamada, ABD Kongresi'nden yetki alıp almadığı ve Venezuela'ya yönelik sonraki adımlarının ne olacağı hakkındaki sorulara yanıt vermedi.

Ancak kimliğinin paylaşılmaması şartıyla Washington Post'a konuşan bir yetkili, Kongre'nin Maduro yakalandıktan sonra bilgilendirildiğini söylüyor.

Kaynağa göre Trump, Maduro yönetiminin ABD için tehdit oluşturduğunu öne sürerek, Anayasa'nın ikinci maddesi uyarınca Başkomutan olarak yetkilerini kullandığını savunmuş.

CNN: Sınır tanımayan küresel gücün yeni bir boyutu

CNN'in analizinde, Trump'ın Venezuela operasyonunda "sonuçları ve uluslararası hukuku hiçe sayarak" hareket ettiği belirtiliyor.

Beyaz Saray'ın, Meksika ve Kolombiya'daki çok daha güçlü karteller yerine Venezuela'daki uyuşturucu kaçakçılığına odaklandığı ifade ediliyor. Trump'ın hamlesinin uyuşturucu kaçakçılığını engelleme kisvesi altında "ABD'nin arka bahçesi üzerindeki kontrolünü artırma" amacı taşıdığı yazılıyor.

Ayrıca Maduro'nun yerinden edilmesiyle Venezuelalı göçmenlerin ABD'den sınır dışı işlemlerinin daha da hızlandırılabileceğine işaret ediliyor.

Axios: Amerika'nın müdahaleci politikası yeniden sahnede

Axios, "Önce Amerika" sloganı altında Başkan Trump'ın dünyanın dört bir yanındaki ülkelere saldırdığını yazıyor.

Karakas'a gece yarısı operasyonuyla Maduro'nun kaçırılmasının, "Amerika'nın müdahaleci politikasının geri döndüğünün" işareti olduğu belirtiliyor.

Politico: ABD halkının desteği yoktu

Politico, Trump'ın Amerikan halkının desteğini almadan Venezuela'ya operasyon düzenlediğine işaret ediyor.

ABD'deki Quinnipiac Üniversitesi'nin geçen ay düzenlediği ankete göndermeyle, Amerikan halkının büyük kısmının Venezuela'ya müdahaleye ve Karayipler'deki gemilerin vurulmasına karşı çıktığı hatırlatılıyor.

The Hill: Demokratlar, Venezuela operasyonunu "utanç verici" buluyor

The Hill, Venezuela operasyonuna karşı çıkan Demokrat siyasetçilerin tepkilerini derledi.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Karayipler'deki gemilere düzenlenen saldırılarla ilgili aralıkta Kongre'de yaptığı açıklamada, bölgedeki operasyonların rejim değişikliğini hedeflemediğini iddia etmişti. Dışişleri Bakanı Marco Rubio da benzer açıklamalarda bulunmuştu.

Ancak Demokrat Senatör Andy Kim, X'teki gönderisinde Rubio ve Hegseth'i ABD Kongresi'ne yalan söylemekle suçladı.

Amerikan halkının böyle bir müdahaleye karşı çıktığını, Trump'ın da bu yüzden Kongre'den onay almadan davrandığını belirtti.

Demokrat Senatör Ruben Gallego da sosyal medya paylaşımında "Bu savaş yasadışıdır, bir yıldan kısa bir sürede dünya polisi konumundan dünyanın zorbası konumuna düşmemiz utanç verici" diye yazdı.

Independent Türkçe, CNN, New York Times, Wall Street Journal, Axios, The Hill, Politico


Maduro'nun yerine geçebileceği düşünülen 7 isim

Fotoğraf: X
Fotoğraf: X
TT

Maduro'nun yerine geçebileceği düşünülen 7 isim

Fotoğraf: X
Fotoğraf: X

Venezuela’nın başkenti Karakas’ta gece saatleri boyunca art arda meydana gelen patlamaların ardından Amerika Birleşik Devletleri yönetimi, hava saldırısının Başkan Donald Trump’ın talimatıyla gerçekleştirildiğini resmen teyit etti.

Donald Trump, Truth Social platformundaki kişisel hesabından yaptığı açıklamada, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in yakalanarak ülke dışına çıkarıldığını öne sürdü.

Saldırıya dünya liderlerinden farklı ve çelişkili tepkiler gelirken, Nicolas Maduro ve Cilia Flores’in önümüzdeki günlerde New York’ta yargılanmasının beklendiği ifade ediliyor.

Venezuela Dışişleri Bakanı Yván Gil, Nicolas Maduro’nun yakalanmasına ilişkin yöneltilen bir soruya verdiği yanıtta, Maduro’nun halen Venezuela’nın anayasal cumhurbaşkanı olduğunu savundu.

Bazı siyasi yorumcular ise Donald Trump’ın Nicolas Maduro’nun görevden uzaklaştırılmasından memnuniyet duyması halinde askeri operasyonları sona erdirebileceğini değerlendiriyor. Ancak bu durum yeni bir soruyu da beraberinde getiriyor: Nicolas Maduro olmadan Bolivarcı sosyalist yönetim iktidarda kalmayı sürdürebilecek mi?

Hem muhalefet cephesinde hem de mevcut hükümet içinde Nicolas Maduro’nun yerine geçebileceği düşünülen çeşitli isimler gündeme geliyor.

Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez

Nicolas Maduro’nun olası halefleri arasında en çok konuşulan isimlerden biri olan Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez, 2018 yılından bu yana Maduro’nun yardımcılığı görevini yürütüyor ve Venezuela siyasetinde kilit bir aktör olarak değerlendiriliyor.

Maduro’nun yakalanması ya da görevinden ayrılması durumunda Delcy Rodriguez’in fiilen devlet başkanı olarak ülke yönetimini devralması ihtimaller arasında bulunuyor.

Ayrıca Nicolas Maduro’nun da daha önce selefi Hugo Chavez’in yardımcısı olduğu, Chavez’in ölümünün ardından 2010’lu yılların başında Venezuela’nın liderliğini üstlendiği hatırlatılıyor.

İçişleri Bakanı Diosdado Cabello

Bazı siyasi analizlerde, Nicolas Maduro sonrası dönemde sosyalist yönetim içerisinde daha sert ve radikal politikaları sürdürebilecek bir isim olarak İçişleri Bakanı Diosdado Cabello öne çıkarılıyor.

Cabello’nun, parti örgütlenmeleri ve güvenlik yapıları üzerinde önemli bir nüfuza sahip olduğu yönünde iddialar bulunuyor.

Muhalif çevreler ise Diosdado Cabello’nun iktidara gelmesi halinde ülkede daha fazla otoriterleşme yaşanabileceğini ileri sürüyor.

Savunma Bakanı Vladimir Padrino Lopez

Maduro sonrası süreçte devletin başına geçebileceği konuşulan bir diğer isim ise Savunma Bakanı Vladimir Padrino Lopez. Padrino Lopez, cumartesi günü yayımladığı bir video mesajda, Venezuela’nın yabancı askeri varlığa karşı direniş göstereceğini açıklamıştı.

Venezuela basınına yansıyan haberlere göre, cumartesi sabah erken saatlerde Amerika Birleşik Devletleri’nin Karakas’a düzenlediği hava saldırıları sırasında Savunma Bakanı Vladimir Padrino Lopez’in konutu da hedef alınan noktalar arasında yer aldı.

İstihbarat lideri Iván Hernández Dala

Bazı kaynaklar, Venezuela’daki askeri bürokrasinin geçiş sürecinde belirleyici bir rol üstlenmesi durumunda Iván Hernández Dala’nın halef olma ihtimalinin güçlenebileceğini belirtiyor.

Iván Hernández Dala, devlet başkanının muhafız birliğinin komutanı ve askeri istihbaratın başı olarak ülkede son derece etkili bir konumda bulunuyor.

“Kriz yöneticisi” Jorge Rodríguez

Hugo Chavez döneminde siyaset sahnesinde yükselen Jorge Rodríguez, özellikle 2000’li yılların ortalarından itibaren hükümetin “kriz yöneticisi” olarak ön plana çıktı. O dönemde Ulusal Seçim Konseyi başkanlığı görevini yürüten Rodríguez’in etkisi, Nicolas Maduro döneminde daha da arttı. İletişim ve Enformasyon Bakanlığı görevinde bulunduğu süreçte devlet medyasının yeniden yapılandırılmasında ve hükümetin kriz dönemlerindeki söylem stratejisinin oluşturulmasında kilit rol üstlendi.

2020 yılından itibaren Ulusal Meclis Başkanı olarak görev yapması, Jorge Rodríguez’i ülke siyasetinin merkezindeki en önemli figürlerden biri haline getirdi. Ayrıca Maduro hükümetinin muhalefetle yürüttüğü çeşitli diyalog ve müzakere süreçlerinde başmüzakereci olarak görev aldı.

Muhalefetin öne çıkan iki ismi: María Corina Machado ve Edmundo González

Sosyalist yönetimin devrilmesi halinde ise Venezuela’nın en güçlü muhalefet liderlerinden biri olarak María Corina Machado’nun adı öne çıkıyor. Uluslararası alanda tanınan muhalif siyasetçinin 2023 seçimlerinde aday olması hükümet tarafından engellenmişti.

Fox News tarafından yayımlanan analizde, Venezuela’da Nicolas Maduro sonrası oluşabilecek iktidar boşluğunu doldurabilecek en güçlü isimler arasında María Corina Machado ve onun müttefiki Edmundo González gösteriliyor.

Edmundo González, 2024 seçimlerinde Nicolas Maduro’nun karşısında muhalefetin ortak adayı olarak yarışmıştı.

Amerika Birleşik Devletleri, González için bir plan mı hazırladı?

CNN International’ın haberine göre, Donald Trump yönetimi, Nicolas Maduro’nun görevden alınması halinde Venezuela’da ortaya çıkabilecek iktidar boşluğunu nasıl dolduracağı konusunda haftalardır perde arkasında planlamalar yapıyor.

Ancak geçtiğimiz ay Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya, Maduro’nun görevden alınması durumunda Venezuela’da istikrarın nasıl sağlanacağı sorulmuş, Rubio bu soruya yanıt vermekten kaçınmıştı.

Haberde görüşlerine yer verilen kaynaklardan birine göre, daha önce hazırlanan taslak planlar, Venezuela muhalefetinin lideri Edmundo González’i destekleyecek bir siyasi yapı oluşturulmasına odaklanıyordu.

Independent Türkçe, Euronews


Birlikte açlık grevi yaptığı taksici, Mamdani'yi yemin törenine götürdü

Zohran Mamdani ve eşi Rama Duwaji göreve başlama törenine, Mamdani'nin New York işçilerine bağlılığının sembolü olan sarı taksiyle gitti (Reuters)
Zohran Mamdani ve eşi Rama Duwaji göreve başlama törenine, Mamdani'nin New York işçilerine bağlılığının sembolü olan sarı taksiyle gitti (Reuters)
TT

Birlikte açlık grevi yaptığı taksici, Mamdani'yi yemin törenine götürdü

Zohran Mamdani ve eşi Rama Duwaji göreve başlama törenine, Mamdani'nin New York işçilerine bağlılığının sembolü olan sarı taksiyle gitti (Reuters)
Zohran Mamdani ve eşi Rama Duwaji göreve başlama törenine, Mamdani'nin New York işçilerine bağlılığının sembolü olan sarı taksiyle gitti (Reuters)

Ariana Baio ABD Muhabiri 

New Yorklu taksi şoförü Richard Chow, fırsatçı borç uygulamalarının kurbanı taksi şoförleri için daha iyi bir borç ödeme planı talebiyle dönemin Eyalet Meclis Üyesi Zohran Mamdani'yle birlikte 2021'de açlık grevine başlamıştı.

Bu perşembe günü, başarılı açlık grevinden yaklaşık 4 yıl sonra, belediye başkanlığı yemin töreni için Mamdani'yi New York Belediye Binası'na bırakan kişi Chow oldu.

Göreve başlama töreninde City and State NY'a konuşan Chow, "Çok mutluyum" dedi.

Kendisini kutluyorum.

Böylece, kentin sömürücü iş uygulamalarının hedefi olan taksi şoförlerine daha fazla destek sağlanması amacıyla Ekim ve Kasım 2021'de belediye binasının önünde 15 gün boyunca kamp kurup açlık grevi yapan Chow ve yeni New York Belediye Başkanı başladıkları yerde tekrar buluşmuş oldu.

Kardeşi Kenny, "Taksi Ehliyeti Krizi"nin yol açtığı ezici borçlar nedeniyle intihar ettiği için Chow bu mücadeleye bilhassa tutkuyla bağlıydı. 

Dönemin Belediye Başkanı Bill de Blasio, Senatör Chuck Schumer'in yardımıyla borç yardımı planı için daha fazla para temin edene kadar, o zamanlar siyasi kariyerinin başlarında olan Mamdani, Chow ve New York Taksi İşçileri Birliği sendikasının diğer üyeleriyle birlikte oturmuştu.

Mamdani'nin taksi şoförleri için mücadele etmesi kendi kimliğiyle örtüşüyor çünkü New York Times'a göre çoğu göçmen olan şoförlerinin yüzde 40'ı Güney Asya kökenli. Daha iyi bir yaşam arayışıyla New York'a gelen bu kişiler, kredi verenlerin fırsatçılığı yüzünden yüzbinlerce dolarlık borca girmişti.

O dönem Mother Jones'a konuşan Mamdani, "Benim yaşayacağım şeyler, Richard ve diğer birçok şoförün yaşayacağı şeylere kıyasla önemsiz kalır" demişti.

Mamdani şöyle eklemişti: 

Bu açlık grevinin yüzü, bu şehir için bedenlerini mahveden insanlardır. Günde 16 saate kadar varan sürelerde koltukta oturuyorlar. Bu kadar uzun süre oturmaktan her türlü komplikasyonu yaşıyorlar. Kullanabilecekleri tuvaletleri yok. Öğle ve akşam yemeği yemek için sürekli olarak park edecek bir yer aramaları gerekiyor.

Mamdani'nin taksi şoförlerine verdiği destek, nihayetinde kendisine New York Taksi İşçileri Birliği'nde destekçiler kazandırdı. Chow gibi bazı destekçileri, belediye başkanlığı kampanyasını duyuran Mamdani'ye oy topladı.

Yine 2021'deki açlık grevinde Mamdani'yle tanışan bir başka taksi şoförü Kuber Sancho-Persad, belediye başkanının kampanyasını destekledi ve perşembe günkü göreve başlama törenine katıldı.

Chow geçen yıl boyunca Mamdani'nin etkinliklerine katıldı ve sosyal medyayı kullanarak 34 yaşındaki adayı destekledi, Mamdani'yi "kahraman" diye nitelendirdi ve "hayatlarını kurtardığı" için ona teşekkür etti.

Ayrıca son olarak Chow, First Lady Rama Duwaji'yle birlikte yeni belediye başkanını New York'u 4 yıl boyunca yöneteceği yere bırakarak Mamdani'ye minnettarlığını bir kere daha gösterdi.

Independent Türkçe,independent.co.uk/news