ABD Savunma Bakanı: Afgan güçlerinin ilk görevi Taliban’ın ilerleyişini yavaşlatmak

Afganistan'ın güneyindeki Kandahar'daki çatışmalardan binlerce aile kaçtı

Alaska ziyareti sırasında Afgan güvenlik güçlerinin ilk göreviyle ilgili gazetecilerin sorularını yanıtlayan ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin (Reuters)
Alaska ziyareti sırasında Afgan güvenlik güçlerinin ilk göreviyle ilgili gazetecilerin sorularını yanıtlayan ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin (Reuters)
TT

ABD Savunma Bakanı: Afgan güçlerinin ilk görevi Taliban’ın ilerleyişini yavaşlatmak

Alaska ziyareti sırasında Afgan güvenlik güçlerinin ilk göreviyle ilgili gazetecilerin sorularını yanıtlayan ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin (Reuters)
Alaska ziyareti sırasında Afgan güvenlik güçlerinin ilk göreviyle ilgili gazetecilerin sorularını yanıtlayan ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin (Reuters)

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin dün yaptığı açıklamada, Afgan güvenlik güçlerinin ilk görevinin ülkedeki toprakların kontrolünü yeniden kazanmaya çalışmadan önce Taliban'ın ilerleyişini yavaşlatabileceklerinden emin olmak olduğunu söyledi. Austin’in bu açıklaması Afgan güçlerinin ülkenin stratejik açıdan önemli bölgelerinin etrafındaki varlıklarını artırmayı planladığı bir dönemde  geldi.
Reuters haber ajansı Afgan ordusunun Taliban’a karşı savaş stratejisini düzelterek askerlerini Kabil, diğer şehirler, sınır kapıları ve hayati öneme sahip altyapı gibi daha önemli bölgelerin etrafında konuşlandırdığını aktardı. Austin Alaska eyaletini ziyaret ettiği sırada basın mensuplarına yaptığı açıklamada “Kuvvetlerini büyük nüfuslu merkezlerin etrafında güçlendiriyorlar. Kuvvetlerin Taliban’ı durdurup durduramadığı konusuna gelirsek; sanırım yapmaları gereken ilk şey Taliban’ın ilerleyişini yavaşlatabildiklerinden emin olmak” ifadelerini kullandı.
Austin’in bu açıklaması, ABD ordusunun Başkan Joe Biden'ın emriyle 31 Ağustos itibariyle Afganistan'daki görevine son vermeye hazırlandığı sırada geldi. Austin Afganların ilerleme kaydetme kapasitesine ve potansiyeline sahip olduğuna inandığını ifade etti ancak “Ne olacağını göreceğiz” dedi.
ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) çarşamba günü açıkladığı tahminlerine göre, daha fazla toprağı ele geçiren Taliban, şu anda Afganistan'daki idari merkezlerin yarısından fazlasını kontrol ediyor. Ayrıca Taliban, eyalet başkentlerinin yarısını tecrit etmek için kenar semtlere baskı yapıyor. ABD güçleri 11 Eylül 2001'de New York ve Washington'a yapılan saldırıların ardından El-Kaide'yi cezalandırmayı başaran ancak Afganistan'da bir an olsun barışı sağlayamayan savaştan çekilirken Taliban’ın hızlı bir şekilde toprakların kontrolünü ele geçirmesi Afganları endişelendiriyor. ABD liderliğindeki yabancı güçler ülkeden çekilmelerinin son aşamalarını gerçekleştirirken ABD ordusu, Taliban'ın baskısı altında kalan Afgan hükümet güçlerini desteklemek için hava saldırılarına devam etti. Biden, Afgan güçlerine mali destek verme ve askıya alınan barış görüşmelerini yeniden başlatmak için diplomatik çabaları iki katına çıkarma sözü verdi. Cuma günü Biden “özel göçmen vizeleri için başvuran Afganlar da dahil olmak üzere mültecilerin Afganistan’daki durumdan kaynaklanan beklenmedik acil” ihtiyaçlarını yerine getirmek için 100 milyon dolar değerinde bir acil yardım fonu sağlanacağını duyurdu.
Öte yandan yetkililerin dün yaptıkları duyuruya göre Taliban’ın eski kalesi Kandahar'daki çatışmalardan dolayı 22 binden fazla Afgan evlerini terk etti. İsyancıların ABD liderliğindeki uluslararası güçlerin ülkeden nihai olarak çıkmaya başlamasından birkaç gün sonra geniş çaplı bir saldırı başlatmalarının ardından geçtiğimiz mayıs ayının başından beri Kandahar da dahil olmak üzere birçok Afgan eyaletinde şiddet arttı. Taliban Hareketi onlarca il ve sınır kapısının kontrolünü ele geçirdi ve savaşçıları birkaç eyaletin başkentlerini kuşattı. Kandahar Mülteci İşleri Dairesi Başkanı Dost Muhammed Daryab, Fransız haber ajansına (AFP) verdiği demeçte “Çatışmalar yüzünden Kandahar'dan geçen ay 22 bin aile kaçmak zorunda kaldı. Hepsi şehirdeki tehlikeli bölgelerden daha güvenli bölgelere sığındı” dedi. Dün, Kandahar şehrinin sınırında çatışmalar devam etti. Kandahar Vali Yardımcısı Lalai Dastageeri AFP’ye yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Güvenlik güçlerinden bazı birimlerin, özellikle de polisin ihmali, Taliban'ın bu kadar yaklaşmasına yol açtı. Şu anda güvenlik güçlerimizi organize etmeye çalışıyoruz.”
Yerel yetkililer, sayılarının 154 bine ulaştığı tahmin edilen yerinden edilmiş kişiler için dört kamp kurmuştu.
Kandahar sakini Hafız Muhammed Ekber, kaçtıktan sonra evinin Taliban tarafından ele geçirildiğini söyledi. Ekber “Bizi ayrılmaya zorluyorlar… Şu anda 20 kişilik ailemle birlikte tuvaleti olmayan bir kampta kalıyorum” dedi. Mahalle sakinleri, önümüzdeki günlerde çatışmaların kızışmasından korkuyor. Ailesiyle birlikte bir mülteci kampına yerleşen Han Muhammed ise “Gerçekten savaşmak istiyorlarsa, çöle gidip orada savaşmalılar. Şehri yıkmaya gerek yok. Galip gelirlerse hayalete dönmüş bir şehri nasıl yönetecekler?” dedi. Kandahar, 650 bin nüfusu ile Kabil'den sonra Afganistan'ın ikinci büyük şehri. Ülkenin güneyinde kalan vilayet, 1996-2001 yılları arasında Afganistan'ı yöneten Taliban rejiminin merkez üssüydü. 11 Eylül saldırılarının ardından 2001'de ABD tarafından devrilen Taliban, bugüne kadar devam eden kanlı bir isyana liderlik etti. Mayıs ayı başlarında başlattıkları son saldırıda Taliban güçleri Afganistan'ın 34 vilayetinde bulunan 400 idari merkezden yaklaşık yarısının kontrolünü ele geçirdi.
Bu haftanın başlarında, ABD Genelkurmay Başkanı General Mark Milley, Taliban'ın Afganistan’ın dört bir yanında yaptığı saldırılarla “stratejik bir ivme” kazandığını söyledi. Bununla birlikte İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Taliban'ı temmuz ayında ele geçirdikleri Pakistan sınırı bitişiğindeki Spin Boldak kasabası da dahil olmak üzere ele geçirdikleri bölgelerde insanları göçe zorlamak, mallarını yağmalamak ve evlerini ateşe vermekle suçladı.
HRW Asya Bölümü Direktörü Patricia Grossman konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Taliban liderleri herhangi bir ihlalden sorumlu olduklarını kabul etmiyor. Ancak kontrolleri altındaki bölgelerde insanları yerlerinden etme, rastgele tutuklama ve öldürme ile ilişkili gittikçe artan kanıtlar bölge sakinleri arasında endişelere yol açıyor” ifadelerini kullandı.
Buna ilaveten İçişleri Bakanlığı, Afgan makamlarının son aylarda Taliban saldırısı yüzünden artan şiddeti önlemek için ülkenin 34 eyaletinden 31'inde gece sokağa çıkma yasağı uygulanmaya başlandığını duyurdu. Taliban’ın başlattığı topyekun saldırı, isyancıların mayıs ayının başından bu yana büyük sınır kapılarının ve onlarca idari merkezin kontrolünü ele geçirmesine ve birçok eyaletin başkentini kuşatmasına neden oldu.
İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada “Şiddeti ve Taliban'ın eylemlerini engellemek amacıyla Kabil, Pençşir ve Nangarhar hariç 31 eyalette gece sokağa çıkma yasağı uygulanmaya başlandı” ifadeleri kullanıldı. Afganistan İçişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Ahmet Ziya basın mensuplarına yaptığı açıklamada sokağa çıkma yasağının 22.00 ile 04.00 saatleri (17:30 ile 23:30 GMT) arasında uygulanacağını söyledi.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.