Biden’ın dış politikası ilk altı ayında dünyayı nasıl etkiledi?

Biden yönetiminin ilk altı ayında Ortadoğu'yu kapsayan, Pekin ile stratejik olarak rekabet eden ve Rusya ile ikili bir yol izleyen dış politikasının dünya üzerindeki etkileri

ABD Başkanı Joe Biden (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden (AFP)
TT

Biden’ın dış politikası ilk altı ayında dünyayı nasıl etkiledi?

ABD Başkanı Joe Biden (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden (AFP)

Tarık eş-Şami (ABD ve Arap işlerinde uzman gazeteci)
ABD Başkanı Joe Biden'ın yönetimi, altı ay önce Beyaz Saray’a gelişinden bu yana selefi Donald Trump yönetiminin uygulamalarıyla tamamen ters düşen bir dizi dış politika girişimi başlattı.
Biden yönetimi, uluslararası örgütlere yeniden katılmaktan ve ittifakları harekete geçirmekten aşı bağışlarına kadar Washington'ın küresel rolünü yeniden inşa etme yönünde adımlar attı. Peki, artık daha görünür hale gelen bu girişimler, Ortadoğu, Afrika ve Asya'dan Rusya, Çin ve Avrupa'ya kadar dünyayı nasıl etkiledi?
Biden’ın Beyaz Saray'a girmesinden bu yana karşılaştığı siyasi zorlukların yanı sıra Rusya ve Çin'in düzenlediği siber saldırılar, ABD’nin ‘geri dönüşünün’ ilan edilmesinin ve dünyayı değiştirmesinin başka bir boyutu olduğuna işaret ediyor. Biden’ın görevdeki ilk altı ayı, sürekli kısıtlamalar ve sınavlarla karşı karşıya olduğunun farkında olmasına rağmen, modern başkanlığın sınırları konusunda kendisine iyi bir ders oldu. İstediği değişimi gerçekleştirecek kadar güçlü olmadığı bu zorlu yoldan sapmamak için mücadele etti.
Her ne kadar eski Başkan Trump’ın dört yıl boyunca uyguladığı dış politikayla yarattığı kaostan sonra bazı başarılar elde etse de milyonlarca Amerikalının ülke tarihinin en uzun savaşının artık sona erdirilmesi gerektiği konusunda hemfikir olduğu Afganistan’dan Amerikan askerlerinin tamamen geri çekilmesinden sonra Taliban Hareketi’nin Afganistan'ı eline geçirme olasılığı da dahil birçok konuda daha fazla zorlukla karşı karşıya. Zira Taliban’ın Afganistan’ı ele geçirmesi, ABD’nin dış politika sicilini lekeleyebilir.

Ortadoğu politikası
Biden’ın Ortadoğu'ya karışmak istemediği en başından belliydi. Biden yönetiminin son altı aydaki politikaları, bölgenin sorunlarını kontrol altına alma arzusunu yansıtıyordu. ABD’nin eski Başkan George W. Bush yönetimi sırasında Ortadoğu’daki açık müdahalesi, Barack Obama'nın ilham verici konuşmalarına rağmen harekete geçememesi ve Trump'ın beklenmedik şekilde sınırlı önlemler aldığı günler artık geride kaldı. Başkan Biden, Ortadoğu'nun sorunlarına, bunların bölge dışına yayılmasını ve ABD'nin ulusal çıkarlarını tehdit etmesini engelleyecek ölçülü bir şekilde müdahale etmeye devam edecek gibi görünüyor. Bazı araştırmacılara göre ABD, Tahran'ın yayılmacı politikasını henüz ele alınmamış olsa da İran'ın Levant Bölgesi’ndeki (Ortadoğu’nun Doğu Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerden oluşan alt coğrafi bölgesi) ve Irak'taki bölgesel müdahalesini sınırlamaya çalışan bir yaklaşımı takip ediyor.
ABD kuvvetlerinin Suriye'deki ve Irak'taki varlığı DEAŞ'ın yeniden canlanmasını engellemeye ve aynı zamanda İran’a baskı yapmaya devam etse bu aynı zamanda onun bölgede yayılması anlamına da gelmiyor. Çünkü ABD’nin sınırlı diplomatik ve askeri faaliyetleri, öncelikle Ortadoğu’daki aktif çatışmaları kontrol altına almayı ve İran'ın yayılmacı rolünü sınırlamayı, bu sayede de Washington’ın, Biden döneminde, ABD dış politikasının bir önceliği olarak, dünyanın diğer bölgelerine odaklanmasını desteklemeyi amaçlıyor. Ancak ABD'nin bölgeye yetersiz müdahalesi, Rusya ve İran’ın özellikle Suriye ve Lübnan'daki nüfuzlarını güçlendirirken aynı zamanda, Çin'in Ortadoğu'da daha büyük bir rol oynamasının yolunu da açıyor. Bu da bölgedeki çatışmaların doğası değiştikçe ve bölgesel oyuncular kendilerini güçlü ve cesaretli hissettikçe gelecekte Washington'a daha fazla musallat olacak sonuçların doğmasına neden olabilir.

Çin ile olan stratejik rekabet
Biden yönetimi, Çin ile ilgili Trump yönetiminden devraldığı aldığı yaklaşımda çok az değişikliğe gitti. Biden göreve geldiğinde, Pekin’deki bazı çevreler yeni yönetimin ABD-Çin ilişkilerini düzeltmek, gümrük vergilerini azaltmak ve Trump'ın yaptırımlarını hafifletmek için derhal devreye gireceğini düşünseler de kısa süre içinde hayal kırıklığına uğradılar. Biden yönetiminin Asya politikası ekibi, Çin'in ABD ile aralarında yeniden stratejik bir diyalogun başlatılması çağrılarını reddetti ve Trump yönetimi tarafından Pekin’e uygulanan tüm kısıtlamaları ve yaptırımları aynen korudu. Bir yandan da Beyaz Saray, ABD'nin Çin'e yönelik diplomatik, güvenlik, ticaret ve teknoloji politikasını kapsayan stratejisini kapsamlı bir şekilde inceledi.
Biden yönetimi, Trump yönetimi tarafından benimsenen stratejik rekabet kavramının, ilişkinin tanımlayıcı çerçevesi olmaya devam ettiği konusunda hemfikir olsa da son dört yıldır süregelen rekabette bir süreklilikten ziyade inişler ve çıkışlar yaşanıyor. Dışişleri Bakanı Anthony Blinken'ın Washington'ın Pekin'e yönelik yaklaşımının olması gerektiği zaman rekabetçi, mümkün olduğunda iş birlikçi ve gerektiğinde saldırgan olmayı hedeflediği şeklindeki açıklaması, belki de ABD’nin Çin’e yönelik stratejisinin en iyi tanımı olabilir.

Pekin’in stratejik düşüncesindeki değişim
Çok sayıda analist ve araştırmacı, ABD yönetiminin gelecekte iki taraf arasındaki en istikrarlı stratejik çerçeveyi belirlemek amacıyla Çin'e yönelik politikasını gözden geçirmesini beklerken, bu görevi zorlaştıran ana faktörlerden biri, Pekin'in stratejik düşüncesindeki değişimdir. Özellikle, son zamanlarda araç çağırma uygulaması Uber’in Çin Merkezli versiyonu DiDi uygulamasını, üretici şirketin Amerikan borsasındaki ilk halka arzına (IPO) devam etme kararı nedeniyle Çin’deki uygulama satın alma mağazalarından kaldırarak cezalandırma kararı, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in ABD'den mali ayrışmanın, stratejik rekabetin kaçınılmaz bir sonucu olduğuna inandığının bir işareti olarak görüldü. Bu aynı zamanda, Pekin, Washington’ın ekonomik, finansal ve teknolojik baskısına karşı daha az savunmasız olmak istemesi çerçevesinde Şi’nin ABD’nin artan baskısı karşısında ülkesini kendine güvenen bir ekonomi haline getirme konusundaki uzun vadeli arayışını da pekiştiriyor.
Burada mali ayrışma, ABD’nin öne sürdüğü Batı'nın elinde büyük ölçüde siyasi bir seçim olsa da Çin Devlet Başkanı için ülkesinin ABD ile olan anlaşmalarını kendi başına sonlandıracağına dair varsayımlarından farklı bir durumu ifade ediyor. ABD’nin tahminlerine göre Çin, mali ayrışmadan sayesinde geçmişte olduğundan daha elverişli bir ticaret ve yatırım politikasıyla Avrupa ve dünyanın diğer bölgeleriyle ekonomik ilişkisini hızlandırmaya başlayacak ve kendine daha fazla güvenecektir.
Washington, ABD-Çin stratejisinde biri ticaret diğeri ise ekonomi olmak üzere iki ana bileşenin eksik olduğunu kabul etmeyi reddediyor. Çok sayıda gözlemci, Washington'ın, Çin'in büyük küresel ekonomik tiranı yerine gelecekte daha fazla dost ve müttefik kazanmak için pazarlarını tamamen ve karşılıklı olarak Asya’nın geri kalanına, Avrupa’ya ve diğer ülkelere açmadıkça, Pekin ile stratejik rekabetini kazanamayacağına inanıyor. Bu nedenle Çin politikası konusunda henüz hiçbir ülke Washington'ı takip etmeye başlamadı.

Uzun vadeli stratejiler
Çin Devlet Başkanı’nın 139 ülkenin katıldığı Kuşak-Yol Girişimi'ni genişletmek veya dünyada daha dinamik bir ekonomik sistem oluşturmak için 2,3 milyar insanı birbirine bağlayarak Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ile ASEAN Ekonomik Topluluğu’na (AEC) katılmak gibi uzun vadeli stratejik manevralar yapmakta özgür olduğu bir dönemde Biden’ın Çin ile kısa vadeli bir stratejiye odaklanması Washington'ın uzun vadeli çıkarlarına hizmet etmeyebilir. Bu çıkarlara, Amerikalı tüketicilere, işçilere ve çiftçilere zarar veren Pekin ile yaşanan ticaret savaşının sona ermesi de dahil.
ASEAN, ABD yanlısı ülkelerden oluşan bir birliği olarak doğmasına, 2000 yılında ABD ile yapılan ticaret hacminin 135 milyar dolara yani Çin ile yapılan 40 milyar dolarlık ticaretin üç katından daha fazla bir rakama ulaşmış olmasına rağmen, bugün Çin'in ASEAN ülkeleri ile olan ticaret hacmi 641 milyar doları aşıyor. Bu da ABD'nin Çin ile yaptığı 300 milyar dolarlık ticaretin iki katından daha fazla bir rakama tekabül ediyor.

ABD’nin Rusya ile izlediği ikili yol
Joe Biden başkanlık görevine geldiğinde Rusya, ABD kamuoyunda sıcak bir gündem maddesiydi.  Donald Trump'ın görev süresi boyunca Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e yaptığı, daha önce eşi görülmemiş övgüler ve ABD’deki bazı çevrelerde Rusya'nın onun seçilmesine yardım ettiğine olan inancı nedeniyle ülke Rusya konusunda ikiye bölünmüş durumdaydı. Ancak Biden, Putin ve Kremlin'in politikalarını eleştirerek Rusya'yı iç gündemden çıkarmayı ve bir dış politika sorunu olarak ele almayı başardı. İki nükleer gücün nükleer cephaneliklerini yöneten tek anlaşma olan Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nın (Yeni START) beş yıllığına uzatılması, Başkan Biden’ın ilk dış politika eylemlerinden biriydi.
Biden, şimdiye kadar Rusya’nın saldırgan eylemlerine yanıt verirken Rusya ile ABD'nin çıkarına olan meseleleri ele alma konusunda ikili bir politika izledi. ABD yönetimi, Nisan ayında Moskova’ya 2020’deki ABD başkanlık seçimlerine müdahalesi ve siber saldırılar nedeniyle yaptırım uyguladı. Fakat Biden, Cenevre’de Putin ile bir araya geldi ve karşılıklı olarak büyükelçilerin yeniden görev yerlerine geri dönmeleri, stratejik istikrar ve siber konular hakkında bir dizi görüşme başlatılması için anlaştılar. Biden, ABD altyapısının 16 kritik kurumunun yer aldığı bir liste verdiği Putin'i, bunlardan birine yönelik herhangi bir siber saldırı düzenlenmesine misillemede bulunacakları konusunda uyardı.
Biden, görüşmenin gerçekten amacına ulaşıp ulaşmadığını görmek için Rusya'ya altı ay vereceğini ve Rusya'nın siber müdahalesini durduracağını söyledi. Ama Rusya’dan yapılan siber saldırılar artarak devam etti. Halen Washington'ın bunlara nasıl bir misillemede bulunacağı beklenmeye devam ediliyor. Biden, Rusya ile istikrarlı ve öngörülebilir bir ilişki istese de bunu gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğini söylemek için henüz çok erken.

Avrupa: Bir yanda kazanımlar bir yanda bölünme
Biden'ın başkan seçilmesi Avrupa için, Avrupa Birliği'ni (AB) ve ABD’nin geleneksel müttefiklerinin çoğunu ve her türlü çoğulculuğu küçümseyen Trump'ın dört yıllık yönetiminin ardından tam bir lütuftu. Biden ise ülkesini yeniden Paris İklim Anlaşması’na ve Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) döndürmekte hızlı davranırken ABD'nin NATO'ya olan bağlılığını vurguladı. Biden'ın göreve başlamasının üzerinden altı ay geçti, ama halen Atlantik genelinde devam eden gerilim ve Çin ile nasıl başa çıkılacağı ile ilgili iki mesele gündemi meşgul ediyor. Avrupalılar, Çin, şuan Avrupa'nın en büyük ve büyüyen ihracat pazarı olduğundan ve AB’nin ekonomik sağlığı güçlü ihracat performansına bağlı olduğundan, Washington ve Pekin arasında sert bir çatışmanın ortaya çıkışını artan bir endişeyle izliyorlar. Avrupalılar, Çin'deki yerel insan hakları ihlalleri konusundaki artan tartışmalara rağmen, halen kazan-kazan yaklaşımıyla Çin ile ekonomik bir gelecek inşa etmeyi umuyorlar.
Avrupa, Çin'i gerekli bir ekonomik ortak olarak görmesine karşın, ABD'nin Çin'i stratejik bir tehdit olarak görmesi, Biden yönetiminin olumlu bir yaklaşımla göreve başlamasına rağmen ABD’nin transatlantik ülkeleriyle ilişkilerini zayıflatabilir.

Afrika: Stratejisi olmayan iyi bir başlangıç
ABD’deki gözlemciler, Biden yönetiminin Afrika'daki üst düzey katılımını övüyorlar. Dışişleri Bakanı Anthony Blinken göreve gelir gelmez Afrikalı liderlerle ilişki kurmaya öncelik verdi. ABD, düşmanlıkların sona ermesine yardım etmeye ve Etiyopya'daki savaşı sona erdirmek için siyasi süreci desteklemeye çalışırken, bu temaslar daha da önemli hale geliyor. Afrika’yı takip eden ABD’li gözlemciler ayrıca Biden'ın kıtada derin deneyime sahip kıdemli diplomat Linda Thomas-Greenfield'ı ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi olarak atamasından duydukları memnuniyeti dile getirdiler.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ancak önümüzdeki kritik görev, Afrika için çeşitli yönleri kapsayan bir strateji formüle etmektir.  Bu yönlerden biri, Biden'ın ekibinin krizlerin ötesine bakması ve ABD’nin Afrika'daki uzun vadeli çıkarlarını ifade etmesidir. Ekip aynı zamanda Afrika Birliği (AfB) üyesi ülkelerin, ABD ile ilişkilerinin ortaklık ve karşılıklı saygıya dayanması için kıtanın kendisi için belirlediği öncelikleri de dikkate almalı.



Donald Trump'ı onaylamayanların oranı yüzde 60'a çıktı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Donald Trump'ı onaylamayanların oranı yüzde 60'a çıktı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Amerikalıların 10'da 6'sı artık Başkan Donald Trump'ın yaptığı işi onaylamıyor. Bu oran, şiddete başvuran destekçilerinden oluşan grubun 6 Ocak 2021'de ABD Kongre Binası'na saldırmasından bu yana en düşük seviye.

12 - 17 Şubat'ta yapılan yeni Washington Post/Ipsos anketine göre, kayıtlı seçmenlerin yüzde 58'i ve genel olarak Amerikalıların yüzde 60'ı Trump'ın başkanlık performansının kötü olduğunu düşünüyor. Amerikalıların yaklaşık yüzde 50'si ise görev performansını "kesinlikle" onaylamıyor.

Başkan, ülke çapında kitlesel sınır dışı etme kampanyası ve sürekli yüksek tüketici fiyatları nedeniyle, en önemli iki konusu olan göç ve ekonomide kan kaybetmeye devam ediyor.

Trump'ın Amerikalıları enflasyon baskılarının ya hiç olmadığı ya da hızla azaldığı konusunda ikna etme çabaları şimdiye kadar sonuç vermedi. Ankete göre Amerikalıların yaklaşık yüzde 65'i başkanın fiyatları düşürmede kötü bir iş çıkardığını söylüyor.

Ayrıca çok sayıda Amerikalı, Trump'ın küresel gümrük vergilerine de karşı çıkıyor. Son ankete göre, Amerikalıların yüzde 64'ü bu stratejiye karşı çıktı; bu oran, göreve başlamasından bu yana neredeyse hiç değişmedi. Cuma günü Yüksek Mahkeme, Trump'ın gümrük vergisi gündeminin büyük bölümünün yasadışı olduğuna karar verdi.

Anketteki en yüksek onaylamama oranlarından biri (yüzde 58), Trump'ın göçmenlik konusundaki tutumuna yönelikti. Yönetimi, geniş çaplı sınır dışı etme tutuklamaları yapmak için bazı Amerikan şehirlerine ICE ajanlarını gönderdi. Minneapolis'te bu durum, protestocularla şiddetli çatışmalara ve bu kış ICE ajanları tarafından iki Amerikalı, Alex Pretti ve Renee Good'un öldürülmesine yol açtı.

Trump'ın bu konuda daha kötü bir onaylanmama oranıyla karşılaştığı tek zaman, Post/Ipsos anketinde, ABD'ye küçük yaşta getirilen göçmenleri sınır dışı edilmekten koruyan DACA programını (Çocukluk Çağında Gelenler İçin Ertelenmiş Eylem) iptal etmesinden günler sonra, Eylül 2017'ydi.

Başkan, ABD'nin yabancı müttefikleriyle ilişkilerini sürdürme yeteneği konusunda düşük notlar aldı. Kanada'yla ticaret anlaşmazlıkları, Grönland konusunda NATO'yla yaşanan çekişmeler ve İran'a yönelik olası bir askeri saldırı nedeniyle onaylanmama oranı yüzde 62'ye ulaştı.

bghyju
Donald Trump'ın göçmenlik konusundaki onay oranları, 2017'de DACA'yı iptal etmesinden bu yana en düşük seviyede (AFP)

Cumhuriyetçiler, ağır kayıpların yaşanma ihtimallerinin giderek arttığı ara seçim dönemine doğru bocalayarak ilerliyor. Bunun sebepleri arasında Senato tablosunun bir anda kendileri için olumsuz hale gelmesi ve çekişmeli seçim bölgelerinde Demokratların açık ara önde olmasının Cumhuriyetçi üyeleri terletmesi var. Emeklilik dalgası da Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi'ndeki çoğunluğunu düşük tek haneli rakamlara indirirken, Senato'daki çoğunluğu koruma çabalarını da zorlaştırıyor.

Post/Ipsos anketi, Trump'ın ekonomiyle ilgili rakamlarının son aylarda biraz toparlandığını gösterse de genel beğenilmeme oranının Cumhuriyetçi Parti için sorun olmaya devam ettiğini ve gelecek aylarda iyileşme olmazsa kasımdaki seçimlerdeki parti sonuçlarını kolayca aşağı çekebileceğine işaret ediyor.

Post/Ipsos anketinden elde edilen veriler, 12 - 17 Şubat'ta ​​2 bin 589 ABD'li yetişkinden oluşan bir örneklemden toplandı ve hata payı +/- yüzde 2. Kayıtlı seçmen örnekleminde ise 2 bin 87 seçmenin yanıtı yer alıyor ve ve hata payı +/- yüzde 2,2.

Independent Türkçe


Mar-a-Lago'ya silahla girmeye çalışan şüpheli hakkında tüm bilinenler

Kuzey Karolina'dan 21 yaşındaki bir adam, 22 Şubat'ta Trump'ın Florida'daki Mar-a-Lago yerleşkesinin arazisine girmeye çalışırken Gizli Servis tarafından vurularak öldürüldü (AP)
Kuzey Karolina'dan 21 yaşındaki bir adam, 22 Şubat'ta Trump'ın Florida'daki Mar-a-Lago yerleşkesinin arazisine girmeye çalışırken Gizli Servis tarafından vurularak öldürüldü (AP)
TT

Mar-a-Lago'ya silahla girmeye çalışan şüpheli hakkında tüm bilinenler

Kuzey Karolina'dan 21 yaşındaki bir adam, 22 Şubat'ta Trump'ın Florida'daki Mar-a-Lago yerleşkesinin arazisine girmeye çalışırken Gizli Servis tarafından vurularak öldürüldü (AP)
Kuzey Karolina'dan 21 yaşındaki bir adam, 22 Şubat'ta Trump'ın Florida'daki Mar-a-Lago yerleşkesinin arazisine girmeye çalışırken Gizli Servis tarafından vurularak öldürüldü (AP)

21 yaşındaki Austin Tucker Martin'in, Mar-a-Lago'nun kuzey kapısının hemen ardında, saat 01.30 civarında, iki Gizli Servis ajanı ve bir Palm Beach County şerif yardımcısıyla karşılaştığında, elinde bir av tüfeği ve bir gaz tüpü olduğu iddia edildi. Başkan ve eşi o sırada Washington DC'deydi.

Palm Beach County Şerifi Ric Bradshaw pazar günü gazetecilere yaptığı açıklamada, memurların Martin'e teçhizatını bırakmasını emrettiğini söyledi. Martin daha sonra gaz tüpünü indirdi ancak "av tüfeğini ateş etmeye hazır konuma kaldırdı".

Şerif, "O anda, şerif yardımcısı ve iki Gizli Servis ajanı silahlarını ateşledi" dedi.

Aile üyeleri, hafta sonu Martin'in kaybolduğunu bildirmişti ve haber karşısında şaşkına döndüler.

İşte silahlı saldırgan olduğu iddia edilen Martin hakkında bildiklerimiz:

"Karıncayı bile incitmezdi"
Martin'i tanıyanlar, haneye tecavüz ve silahlı saldırıyı öğrenince şoke oldu.

Kuzeni Braeden Fields, Associated Press'e, "İyi bir çocuktu" diye konuştu.

Böyle bir şey yapacağına inanmazdım. Akıl almaz bir şey.

Fields, "Karıncayı bile incitmezdi" diye ekledi.

Silah kullanmayı bile bilmiyor.

Fields, Martin'in ailesini "tutkulu Trump destekçileri" diye tanımladı ve 21 yaşındaki gencin "çok sessiz, hiçbir şeyden bahsetmeyen biri" olduğunu söyledi. Fields, Martin'in yerel bir golf sahasında çalıştığını da ekledi.

cdfgt
Polis, Martin'in Trump'ın Mar-a-Lago malikanesinin sınırını ihlal ederken bir av tüfeği taşıdığını söylüyor (Palm Beach County Şerif Bürosu)

The News & Observer'ın ulaştığı belgelere göre, Cameron'daki Union Pines Lisesi'nden 2023'te mezun olan Martin, seçmen kayıtlarında herhangi bir partiye kayıtlı görünmüyordu.

Geçen yıl Martin, golf sahalarının el yapımı çizimlerini yapan bir iş kurdu.

Girişimin internet sitesinde, "Fresh Sky Illustrations, esas olarak golf sahası sahnelerini çizerek ve çeşitli golf sahası hediyelik eşya dükkanlarında el yapımı eserlerin çerçeveli kopyalarını sunarak, bir yandan da kişisel siparişleri yerine getirerek golf sahasında olmanın umut dolu hissini hayata geçirmeye odaklanan bir sanat şirketidir" diye yazıyor.

Kuzey Karolina'nın Sanford kentindeki Quail Ridge Golf Sahası'nın baş golf profesyoneli Brandon Huneycutt, The News & Observer'a birkaç yıl önce Martin'le kısaca tanıştığını, golf arabası kullanmasına ve sahanın bazı bölümlerini görmesine izin verdiğini söyledi.

Huneycutt, "Sanırım onların fotoğraflarını çekti ve eve gidip resimleri gerçekten de elle çizdi" dedi.

Son derece iyi çalışmalardı.

dfvgbh
Martin''in kuzeni Braeden Fields, 21 yaşındaki gencin "iyi bir çocuk" ve silahlı saldırı haberinin "akıl almaz" olduğunu söyledi (AP)

Mar-a-Lago yakınlarında bulunan bir arabanın Martin'in gümüş renkli Volkswagen'i olduğu düşünülüyor. Polis, arabada Martin'in av tüfeğini taşıdığı anlaşılan bir kutu buldu.

Gizli Servis Sözcüsü Anthony Guglielmi'ye göre, dedektifler Martin'in silahı Florida'ya doğru güneye giderken aldığına inanıyor.

Soruşturmayı FBI yürütüyor.

Trump ve Mar-a-Lago yakınlarında bir dizi tehdit
Trump ve mülkleri, 2024 seçim kampanyası sezonundan bu yana bir dizi güvenlik tehdidiyle karşı karşıya kaldı.

Temmuz 2024'te Pensilvanya'da düzenlenen bir miting sırasında, daha sonra öldürülen bir silahlı saldırganın kurşunu Cumhuriyetçi adayı sıyırmıştı.

Federal savcılara göre, 59 yaşındaki Ryan Wesley Routh, aynı yılın sonlarında Mar-a-Lago yakınlarında Trump'ı öldürmeye teşebbüs etmiş ve Trump Uluslararası Golf Kulübü'nü çevreleyen bir çitin üzerinden tüfek doğrultmuştu.

Bu ay Routh, federal hapishanede ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Mahkeme belgelerine göre Routh, mahkumiyetine ve cezasına itiraz başvurusunda bulundu.

Independent Türkçe


Londra polisi eski bakan Peter Mandelson’ı Epstein soruşturması kapsamında gözaltına aldı

Eski Birleşik Krallık Ekonomi Bakanı Peter Mandelson (AFP)
Eski Birleşik Krallık Ekonomi Bakanı Peter Mandelson (AFP)
TT

Londra polisi eski bakan Peter Mandelson’ı Epstein soruşturması kapsamında gözaltına aldı

Eski Birleşik Krallık Ekonomi Bakanı Peter Mandelson (AFP)
Eski Birleşik Krallık Ekonomi Bakanı Peter Mandelson (AFP)

İngiliz polisi, İngiltere'nin eski Ekonomi Bakanı ve Washington  Büyükelçisi  Peter Mandelson'ı, cinsel suçlu Jeffrey Epstein'la bağlantılı olarak yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına aldı.

Mandelson'ın, bakanlık döneminde Epstein'a bilgi aktardığı iddiasıyla soruşturulduğu, incelemeler çerçevesinde Wiltshire ve Camden'daki iki mülkünde arama yapıldığı bildirildi.

Polis sözcüsü, "Görevi kötüye kullanma şüphesiyle 72 yaşındaki bir erkek gözaltına alınmıştır. Şüpheli, 23 Şubat Pazartesi günü Camden'daki bir adreste yakalanmış, Londra'daki bir polis merkezine götürülerek ifadesi alınmaktadır. Soruşturma kapsamında Wiltshire ve Camden'daki iki adreste arama kararı uygulanmıştır" açıklamasını yaptı.

Yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü ve ayrıntıların kamuoyuyla daha sonra paylaşılacağını belirtti.

Mandelson'ın büyükelçi olarak atanması ve Epstein'la ilişkilerine dair iddialar, İngiltere Başbakanı Keir Starmer üzerindeki siyasi baskıyı da artırmıştı.

BBC ve Sky News, 72 yaşındaki Mandelson’ın Londra’nın merkezindeki evinden sivil kıyafetli bir erkek ve bir kadın eşliğinde çıkarılarak sivil bir araca bindirildiğini gösteren görüntüler yayımladı.

Bir dönem İşçi Partisi’nin önde gelen isimlerinden olan Mandelson’ın gözaltına alınması, Perşembe günü eski Prens Prens Andrew’ın Epstein davası kapsamında şüpheli sıfatıyla gözaltına alınmasından dört gün sonra gerçekleşti.

Eskiden York Dükü unvanını taşıyan Andrew’un, 2001–2011 yılları arasında Birleşik Krallık’ın uluslararası ticaret özel temsilcisi olarak görev yaptığı dönemde Epstein’a gizli nitelik taşıyabilecek bilgiler sızdırdığı şüphesi bulunuyor. Andrew, Perşembe akşamı birkaç saatlik gözaltının ardından “soruşturma kapsamında” serbest bırakıldı.

Londra polisi, 3 Şubat’ta Mandelson hakkında soruşturma başlatıldığını duyurmuştu. ABD Adalet Bakanlığı’nın Ocak ayı sonunda yayımladığı Epstein dosyalarındaki belgelerde, Mandelson’ın özellikle 2008–2010 yılları arasında Gordon Brown hükümetinde bakanlık yaptığı dönemde, piyasaları etkileyebilecek borsa bilgilerini Epstein’a sızdırmış olabileceğine işaret edildiği belirtilmişti.

Polis, üç gün sonra Mandelson’a ait iki konutta arama yapıldığını açıkladı. Bunlardan biri Londra’nın Camden semtinde, diğeri ise İngiltere’nin güneybatısındaki Wiltshire’da bulunuyor.

Bu gelişmeler, İşçi Partili Başbakan Keir Starmer hükümetini zayıflattı. Hükümet, 2024 yılı sonunda Mandelson’ı Washington’a büyükelçi olarak atamakla eleştiriliyor. Eleştiriler, eski bakan ve Avrupa Komiseri olan Mandelson’ın, cinsel suçlardan mahkûmiyetine rağmen Epstein ile yakın ilişkisini sürdürdüğünün bilindiği iddialarına dayanıyor.

Starmer, Mandelson’ı Aralık 2024’te, Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü öncesinde bu hassas göreve atamıştı. Ancak Epstein ile ilişkisine dair ayrıntıların yer aldığı belgelerin yayımlanmasının ardından Eylül 2025’te görevden aldı.

Starmer, Jeffrey Epstein’ın mağdurlarından özür dilerken, özel kalem müdürü ve basın sorumlusu istifa etti.

Hükümet, Mandelson’ın atanması ve görevden alınmasına ilişkin tüm belgelerin yayımlanacağını taahhüt etti. Bir hükümet yetkilisinin Pazartesi günü verdiği bilgiye göre, ilk belge paketi Mart ayı başında kamuoyuna açıklanacak.