Biden’ın dış politikası ilk altı ayında dünyayı nasıl etkiledi?

Biden yönetiminin ilk altı ayında Ortadoğu'yu kapsayan, Pekin ile stratejik olarak rekabet eden ve Rusya ile ikili bir yol izleyen dış politikasının dünya üzerindeki etkileri

ABD Başkanı Joe Biden (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden (AFP)
TT

Biden’ın dış politikası ilk altı ayında dünyayı nasıl etkiledi?

ABD Başkanı Joe Biden (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden (AFP)

Tarık eş-Şami (ABD ve Arap işlerinde uzman gazeteci)
ABD Başkanı Joe Biden'ın yönetimi, altı ay önce Beyaz Saray’a gelişinden bu yana selefi Donald Trump yönetiminin uygulamalarıyla tamamen ters düşen bir dizi dış politika girişimi başlattı.
Biden yönetimi, uluslararası örgütlere yeniden katılmaktan ve ittifakları harekete geçirmekten aşı bağışlarına kadar Washington'ın küresel rolünü yeniden inşa etme yönünde adımlar attı. Peki, artık daha görünür hale gelen bu girişimler, Ortadoğu, Afrika ve Asya'dan Rusya, Çin ve Avrupa'ya kadar dünyayı nasıl etkiledi?
Biden’ın Beyaz Saray'a girmesinden bu yana karşılaştığı siyasi zorlukların yanı sıra Rusya ve Çin'in düzenlediği siber saldırılar, ABD’nin ‘geri dönüşünün’ ilan edilmesinin ve dünyayı değiştirmesinin başka bir boyutu olduğuna işaret ediyor. Biden’ın görevdeki ilk altı ayı, sürekli kısıtlamalar ve sınavlarla karşı karşıya olduğunun farkında olmasına rağmen, modern başkanlığın sınırları konusunda kendisine iyi bir ders oldu. İstediği değişimi gerçekleştirecek kadar güçlü olmadığı bu zorlu yoldan sapmamak için mücadele etti.
Her ne kadar eski Başkan Trump’ın dört yıl boyunca uyguladığı dış politikayla yarattığı kaostan sonra bazı başarılar elde etse de milyonlarca Amerikalının ülke tarihinin en uzun savaşının artık sona erdirilmesi gerektiği konusunda hemfikir olduğu Afganistan’dan Amerikan askerlerinin tamamen geri çekilmesinden sonra Taliban Hareketi’nin Afganistan'ı eline geçirme olasılığı da dahil birçok konuda daha fazla zorlukla karşı karşıya. Zira Taliban’ın Afganistan’ı ele geçirmesi, ABD’nin dış politika sicilini lekeleyebilir.

Ortadoğu politikası
Biden’ın Ortadoğu'ya karışmak istemediği en başından belliydi. Biden yönetiminin son altı aydaki politikaları, bölgenin sorunlarını kontrol altına alma arzusunu yansıtıyordu. ABD’nin eski Başkan George W. Bush yönetimi sırasında Ortadoğu’daki açık müdahalesi, Barack Obama'nın ilham verici konuşmalarına rağmen harekete geçememesi ve Trump'ın beklenmedik şekilde sınırlı önlemler aldığı günler artık geride kaldı. Başkan Biden, Ortadoğu'nun sorunlarına, bunların bölge dışına yayılmasını ve ABD'nin ulusal çıkarlarını tehdit etmesini engelleyecek ölçülü bir şekilde müdahale etmeye devam edecek gibi görünüyor. Bazı araştırmacılara göre ABD, Tahran'ın yayılmacı politikasını henüz ele alınmamış olsa da İran'ın Levant Bölgesi’ndeki (Ortadoğu’nun Doğu Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerden oluşan alt coğrafi bölgesi) ve Irak'taki bölgesel müdahalesini sınırlamaya çalışan bir yaklaşımı takip ediyor.
ABD kuvvetlerinin Suriye'deki ve Irak'taki varlığı DEAŞ'ın yeniden canlanmasını engellemeye ve aynı zamanda İran’a baskı yapmaya devam etse bu aynı zamanda onun bölgede yayılması anlamına da gelmiyor. Çünkü ABD’nin sınırlı diplomatik ve askeri faaliyetleri, öncelikle Ortadoğu’daki aktif çatışmaları kontrol altına almayı ve İran'ın yayılmacı rolünü sınırlamayı, bu sayede de Washington’ın, Biden döneminde, ABD dış politikasının bir önceliği olarak, dünyanın diğer bölgelerine odaklanmasını desteklemeyi amaçlıyor. Ancak ABD'nin bölgeye yetersiz müdahalesi, Rusya ve İran’ın özellikle Suriye ve Lübnan'daki nüfuzlarını güçlendirirken aynı zamanda, Çin'in Ortadoğu'da daha büyük bir rol oynamasının yolunu da açıyor. Bu da bölgedeki çatışmaların doğası değiştikçe ve bölgesel oyuncular kendilerini güçlü ve cesaretli hissettikçe gelecekte Washington'a daha fazla musallat olacak sonuçların doğmasına neden olabilir.

Çin ile olan stratejik rekabet
Biden yönetimi, Çin ile ilgili Trump yönetiminden devraldığı aldığı yaklaşımda çok az değişikliğe gitti. Biden göreve geldiğinde, Pekin’deki bazı çevreler yeni yönetimin ABD-Çin ilişkilerini düzeltmek, gümrük vergilerini azaltmak ve Trump'ın yaptırımlarını hafifletmek için derhal devreye gireceğini düşünseler de kısa süre içinde hayal kırıklığına uğradılar. Biden yönetiminin Asya politikası ekibi, Çin'in ABD ile aralarında yeniden stratejik bir diyalogun başlatılması çağrılarını reddetti ve Trump yönetimi tarafından Pekin’e uygulanan tüm kısıtlamaları ve yaptırımları aynen korudu. Bir yandan da Beyaz Saray, ABD'nin Çin'e yönelik diplomatik, güvenlik, ticaret ve teknoloji politikasını kapsayan stratejisini kapsamlı bir şekilde inceledi.
Biden yönetimi, Trump yönetimi tarafından benimsenen stratejik rekabet kavramının, ilişkinin tanımlayıcı çerçevesi olmaya devam ettiği konusunda hemfikir olsa da son dört yıldır süregelen rekabette bir süreklilikten ziyade inişler ve çıkışlar yaşanıyor. Dışişleri Bakanı Anthony Blinken'ın Washington'ın Pekin'e yönelik yaklaşımının olması gerektiği zaman rekabetçi, mümkün olduğunda iş birlikçi ve gerektiğinde saldırgan olmayı hedeflediği şeklindeki açıklaması, belki de ABD’nin Çin’e yönelik stratejisinin en iyi tanımı olabilir.

Pekin’in stratejik düşüncesindeki değişim
Çok sayıda analist ve araştırmacı, ABD yönetiminin gelecekte iki taraf arasındaki en istikrarlı stratejik çerçeveyi belirlemek amacıyla Çin'e yönelik politikasını gözden geçirmesini beklerken, bu görevi zorlaştıran ana faktörlerden biri, Pekin'in stratejik düşüncesindeki değişimdir. Özellikle, son zamanlarda araç çağırma uygulaması Uber’in Çin Merkezli versiyonu DiDi uygulamasını, üretici şirketin Amerikan borsasındaki ilk halka arzına (IPO) devam etme kararı nedeniyle Çin’deki uygulama satın alma mağazalarından kaldırarak cezalandırma kararı, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in ABD'den mali ayrışmanın, stratejik rekabetin kaçınılmaz bir sonucu olduğuna inandığının bir işareti olarak görüldü. Bu aynı zamanda, Pekin, Washington’ın ekonomik, finansal ve teknolojik baskısına karşı daha az savunmasız olmak istemesi çerçevesinde Şi’nin ABD’nin artan baskısı karşısında ülkesini kendine güvenen bir ekonomi haline getirme konusundaki uzun vadeli arayışını da pekiştiriyor.
Burada mali ayrışma, ABD’nin öne sürdüğü Batı'nın elinde büyük ölçüde siyasi bir seçim olsa da Çin Devlet Başkanı için ülkesinin ABD ile olan anlaşmalarını kendi başına sonlandıracağına dair varsayımlarından farklı bir durumu ifade ediyor. ABD’nin tahminlerine göre Çin, mali ayrışmadan sayesinde geçmişte olduğundan daha elverişli bir ticaret ve yatırım politikasıyla Avrupa ve dünyanın diğer bölgeleriyle ekonomik ilişkisini hızlandırmaya başlayacak ve kendine daha fazla güvenecektir.
Washington, ABD-Çin stratejisinde biri ticaret diğeri ise ekonomi olmak üzere iki ana bileşenin eksik olduğunu kabul etmeyi reddediyor. Çok sayıda gözlemci, Washington'ın, Çin'in büyük küresel ekonomik tiranı yerine gelecekte daha fazla dost ve müttefik kazanmak için pazarlarını tamamen ve karşılıklı olarak Asya’nın geri kalanına, Avrupa’ya ve diğer ülkelere açmadıkça, Pekin ile stratejik rekabetini kazanamayacağına inanıyor. Bu nedenle Çin politikası konusunda henüz hiçbir ülke Washington'ı takip etmeye başlamadı.

Uzun vadeli stratejiler
Çin Devlet Başkanı’nın 139 ülkenin katıldığı Kuşak-Yol Girişimi'ni genişletmek veya dünyada daha dinamik bir ekonomik sistem oluşturmak için 2,3 milyar insanı birbirine bağlayarak Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ile ASEAN Ekonomik Topluluğu’na (AEC) katılmak gibi uzun vadeli stratejik manevralar yapmakta özgür olduğu bir dönemde Biden’ın Çin ile kısa vadeli bir stratejiye odaklanması Washington'ın uzun vadeli çıkarlarına hizmet etmeyebilir. Bu çıkarlara, Amerikalı tüketicilere, işçilere ve çiftçilere zarar veren Pekin ile yaşanan ticaret savaşının sona ermesi de dahil.
ASEAN, ABD yanlısı ülkelerden oluşan bir birliği olarak doğmasına, 2000 yılında ABD ile yapılan ticaret hacminin 135 milyar dolara yani Çin ile yapılan 40 milyar dolarlık ticaretin üç katından daha fazla bir rakama ulaşmış olmasına rağmen, bugün Çin'in ASEAN ülkeleri ile olan ticaret hacmi 641 milyar doları aşıyor. Bu da ABD'nin Çin ile yaptığı 300 milyar dolarlık ticaretin iki katından daha fazla bir rakama tekabül ediyor.

ABD’nin Rusya ile izlediği ikili yol
Joe Biden başkanlık görevine geldiğinde Rusya, ABD kamuoyunda sıcak bir gündem maddesiydi.  Donald Trump'ın görev süresi boyunca Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e yaptığı, daha önce eşi görülmemiş övgüler ve ABD’deki bazı çevrelerde Rusya'nın onun seçilmesine yardım ettiğine olan inancı nedeniyle ülke Rusya konusunda ikiye bölünmüş durumdaydı. Ancak Biden, Putin ve Kremlin'in politikalarını eleştirerek Rusya'yı iç gündemden çıkarmayı ve bir dış politika sorunu olarak ele almayı başardı. İki nükleer gücün nükleer cephaneliklerini yöneten tek anlaşma olan Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nın (Yeni START) beş yıllığına uzatılması, Başkan Biden’ın ilk dış politika eylemlerinden biriydi.
Biden, şimdiye kadar Rusya’nın saldırgan eylemlerine yanıt verirken Rusya ile ABD'nin çıkarına olan meseleleri ele alma konusunda ikili bir politika izledi. ABD yönetimi, Nisan ayında Moskova’ya 2020’deki ABD başkanlık seçimlerine müdahalesi ve siber saldırılar nedeniyle yaptırım uyguladı. Fakat Biden, Cenevre’de Putin ile bir araya geldi ve karşılıklı olarak büyükelçilerin yeniden görev yerlerine geri dönmeleri, stratejik istikrar ve siber konular hakkında bir dizi görüşme başlatılması için anlaştılar. Biden, ABD altyapısının 16 kritik kurumunun yer aldığı bir liste verdiği Putin'i, bunlardan birine yönelik herhangi bir siber saldırı düzenlenmesine misillemede bulunacakları konusunda uyardı.
Biden, görüşmenin gerçekten amacına ulaşıp ulaşmadığını görmek için Rusya'ya altı ay vereceğini ve Rusya'nın siber müdahalesini durduracağını söyledi. Ama Rusya’dan yapılan siber saldırılar artarak devam etti. Halen Washington'ın bunlara nasıl bir misillemede bulunacağı beklenmeye devam ediliyor. Biden, Rusya ile istikrarlı ve öngörülebilir bir ilişki istese de bunu gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğini söylemek için henüz çok erken.

Avrupa: Bir yanda kazanımlar bir yanda bölünme
Biden'ın başkan seçilmesi Avrupa için, Avrupa Birliği'ni (AB) ve ABD’nin geleneksel müttefiklerinin çoğunu ve her türlü çoğulculuğu küçümseyen Trump'ın dört yıllık yönetiminin ardından tam bir lütuftu. Biden ise ülkesini yeniden Paris İklim Anlaşması’na ve Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) döndürmekte hızlı davranırken ABD'nin NATO'ya olan bağlılığını vurguladı. Biden'ın göreve başlamasının üzerinden altı ay geçti, ama halen Atlantik genelinde devam eden gerilim ve Çin ile nasıl başa çıkılacağı ile ilgili iki mesele gündemi meşgul ediyor. Avrupalılar, Çin, şuan Avrupa'nın en büyük ve büyüyen ihracat pazarı olduğundan ve AB’nin ekonomik sağlığı güçlü ihracat performansına bağlı olduğundan, Washington ve Pekin arasında sert bir çatışmanın ortaya çıkışını artan bir endişeyle izliyorlar. Avrupalılar, Çin'deki yerel insan hakları ihlalleri konusundaki artan tartışmalara rağmen, halen kazan-kazan yaklaşımıyla Çin ile ekonomik bir gelecek inşa etmeyi umuyorlar.
Avrupa, Çin'i gerekli bir ekonomik ortak olarak görmesine karşın, ABD'nin Çin'i stratejik bir tehdit olarak görmesi, Biden yönetiminin olumlu bir yaklaşımla göreve başlamasına rağmen ABD’nin transatlantik ülkeleriyle ilişkilerini zayıflatabilir.

Afrika: Stratejisi olmayan iyi bir başlangıç
ABD’deki gözlemciler, Biden yönetiminin Afrika'daki üst düzey katılımını övüyorlar. Dışişleri Bakanı Anthony Blinken göreve gelir gelmez Afrikalı liderlerle ilişki kurmaya öncelik verdi. ABD, düşmanlıkların sona ermesine yardım etmeye ve Etiyopya'daki savaşı sona erdirmek için siyasi süreci desteklemeye çalışırken, bu temaslar daha da önemli hale geliyor. Afrika’yı takip eden ABD’li gözlemciler ayrıca Biden'ın kıtada derin deneyime sahip kıdemli diplomat Linda Thomas-Greenfield'ı ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi olarak atamasından duydukları memnuniyeti dile getirdiler.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ancak önümüzdeki kritik görev, Afrika için çeşitli yönleri kapsayan bir strateji formüle etmektir.  Bu yönlerden biri, Biden'ın ekibinin krizlerin ötesine bakması ve ABD’nin Afrika'daki uzun vadeli çıkarlarını ifade etmesidir. Ekip aynı zamanda Afrika Birliği (AfB) üyesi ülkelerin, ABD ile ilişkilerinin ortaklık ve karşılıklı saygıya dayanması için kıtanın kendisi için belirlediği öncelikleri de dikkate almalı.



İran'dan gelen tehditler üzerine Farsça yayın yapan "Manoto" kanalı Londra'dan yayınlarını askıya aldı

İngiliz polisi, (Reuters)
İngiliz polisi, (Reuters)
TT

İran'dan gelen tehditler üzerine Farsça yayın yapan "Manoto" kanalı Londra'dan yayınlarını askıya aldı

İngiliz polisi, (Reuters)
İngiliz polisi, (Reuters)

Londra merkezli Farsça yayın yapan Manoto televizyon kanalı, dün yaptığı açıklamada, İngiltere terörle mücadele polisinin, kanalın bulunduğu binanın sahibini Tahran'dan gelebilecek potansiyel bir tehdit konusunda bilgilendirmesinin ardından canlı yayınını durdurmak zorunda kaldığını belirtti.

2010 yılında kurulan ve İran diasporası arasında popüler bir muhalif medya kuruluşu olarak kabul edilen kanal, yayınların geçici olarak askıya alınmasının İran'ın tarihindeki “en hassas anlardan” birini yaşadığı dönemde gerçekleştiğini belirtti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İran, son iki ayda, yıllardır liderlik için en büyük zorluklardan biri olan hükümet karşıtı kitlesel protestolara sahne oldu.

 Britanya'da iki polis memuru (Reuters)Britanya'da iki polis memuru (Reuters)

Kanalın yaptığı açıklamada, “Yurtiçi ve bölgesel gelişmelerin benzeri görülmemiş hızla ilerlediği bir dönemde, İslam Cumhuriyeti'nin bağımsız medya haberlerini bastırmak amacıyla ifade özgürlüğüne yönelik tehditleri yoğunlaştı” denildi. Açıklama şöyle devam etti: “Binanın sahibi, Birleşik Krallık terörle mücadele polisinden İran İslam Cumhuriyeti'nin bize yönelik potansiyel bir tehdit hakkında bildirim aldıktan sonra kira sözleşmemizi feshetme niyetini bildirdi.”

Personel binaya girmekten men edildi, bu da alternatifler bulunana kadar yayınların geçici olarak askıya alınmasına neden oldu. Kanal, “Önceliğimiz, mümkün olan en kısa sürede güvenli ve istikrarlı bir yerden canlı yayına devam etmektir” ifadelerini kullandı.


Fransa, ABD büyükelçisinin resmi çağrıya uymaması üzerine yetkilerini kısıtladı

ABD'nin Fransa Büyükelçisi Charles Kushner (AP)
ABD'nin Fransa Büyükelçisi Charles Kushner (AP)
TT

Fransa, ABD büyükelçisinin resmi çağrıya uymaması üzerine yetkilerini kısıtladı

ABD'nin Fransa Büyükelçisi Charles Kushner (AP)
ABD'nin Fransa Büyükelçisi Charles Kushner (AP)

Fransız Dışişleri Bakanı dün, ABD Büyükelçisi Charles Kushner'in, dövülerek öldürülen aşırı sağcı bir aktivistin ölümüyle ilgili olarak Başkan Donald Trump yönetiminin yaptığı açıklamaları görüşmek üzere düzenlenen toplantıya katılmaması üzerine, Fransız hükümeti üyeleriyle doğrudan iletişim kurmasının yasaklanmasını talep etti.

Diplomatik kaynaklara göre Fransız yetkililer, Başkan Trump'ın damadı ve danışmanı Jared Kushner'in babası Kushner'i dün akşam Dışişleri Bakanlığına çağırdı, ancak kendisi bu çağrıya uymadı.

Buna göre, Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barou, “ülkesini temsil etme onuruna sahip bir büyükelçinin temel beklentilerinin açıkça yanlış anlaşılması ışığında” Kushner'in yetkililere erişimini kısıtlamak için adımlar attı.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre bakanlık yayınladığı açıklamada, uzlaşma kapısını açık bıraktı ve “Elbette Büyükelçi Charles Kushner'in görevlerini yerine getirmesi ve Dışişleri Bakanlığına gelmesi hala mümkündür, böylece 250 yıllık dostlukta kaçınılmaz olarak ortaya çıkabilecek zorlukları aşmak için gerekli diplomatik görüşmeleri yapabiliriz.”

Fransız aşırı sağcı aktivist Contant Duranck, aşırı solcu olduğundan şüphelenilen aktivistlerle çıkan kavgada dövülerek öldürüldü.

Fransa'daki ABD Büyükelçiliği ve ABD Dışişleri Bakanlığı Terörle Mücadele Ofisi, olayı takip ettiklerini belirterek, X platformunda yaptıkları açıklamada “solcular arasında radikal şiddet artıyor” uyarısında bulundu ve bunun kamu güvenliğine bir tehdit olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.


Donald Trump'ı onaylamayanların oranı yüzde 60'a çıktı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Donald Trump'ı onaylamayanların oranı yüzde 60'a çıktı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Amerikalıların 10'da 6'sı artık Başkan Donald Trump'ın yaptığı işi onaylamıyor. Bu oran, şiddete başvuran destekçilerinden oluşan grubun 6 Ocak 2021'de ABD Kongre Binası'na saldırmasından bu yana en düşük seviye.

12 - 17 Şubat'ta yapılan yeni Washington Post/Ipsos anketine göre, kayıtlı seçmenlerin yüzde 58'i ve genel olarak Amerikalıların yüzde 60'ı Trump'ın başkanlık performansının kötü olduğunu düşünüyor. Amerikalıların yaklaşık yüzde 50'si ise görev performansını "kesinlikle" onaylamıyor.

Başkan, ülke çapında kitlesel sınır dışı etme kampanyası ve sürekli yüksek tüketici fiyatları nedeniyle, en önemli iki konusu olan göç ve ekonomide kan kaybetmeye devam ediyor.

Trump'ın Amerikalıları enflasyon baskılarının ya hiç olmadığı ya da hızla azaldığı konusunda ikna etme çabaları şimdiye kadar sonuç vermedi. Ankete göre Amerikalıların yaklaşık yüzde 65'i başkanın fiyatları düşürmede kötü bir iş çıkardığını söylüyor.

Ayrıca çok sayıda Amerikalı, Trump'ın küresel gümrük vergilerine de karşı çıkıyor. Son ankete göre, Amerikalıların yüzde 64'ü bu stratejiye karşı çıktı; bu oran, göreve başlamasından bu yana neredeyse hiç değişmedi. Cuma günü Yüksek Mahkeme, Trump'ın gümrük vergisi gündeminin büyük bölümünün yasadışı olduğuna karar verdi.

Anketteki en yüksek onaylamama oranlarından biri (yüzde 58), Trump'ın göçmenlik konusundaki tutumuna yönelikti. Yönetimi, geniş çaplı sınır dışı etme tutuklamaları yapmak için bazı Amerikan şehirlerine ICE ajanlarını gönderdi. Minneapolis'te bu durum, protestocularla şiddetli çatışmalara ve bu kış ICE ajanları tarafından iki Amerikalı, Alex Pretti ve Renee Good'un öldürülmesine yol açtı.

Trump'ın bu konuda daha kötü bir onaylanmama oranıyla karşılaştığı tek zaman, Post/Ipsos anketinde, ABD'ye küçük yaşta getirilen göçmenleri sınır dışı edilmekten koruyan DACA programını (Çocukluk Çağında Gelenler İçin Ertelenmiş Eylem) iptal etmesinden günler sonra, Eylül 2017'ydi.

Başkan, ABD'nin yabancı müttefikleriyle ilişkilerini sürdürme yeteneği konusunda düşük notlar aldı. Kanada'yla ticaret anlaşmazlıkları, Grönland konusunda NATO'yla yaşanan çekişmeler ve İran'a yönelik olası bir askeri saldırı nedeniyle onaylanmama oranı yüzde 62'ye ulaştı.

bghyju
Donald Trump'ın göçmenlik konusundaki onay oranları, 2017'de DACA'yı iptal etmesinden bu yana en düşük seviyede (AFP)

Cumhuriyetçiler, ağır kayıpların yaşanma ihtimallerinin giderek arttığı ara seçim dönemine doğru bocalayarak ilerliyor. Bunun sebepleri arasında Senato tablosunun bir anda kendileri için olumsuz hale gelmesi ve çekişmeli seçim bölgelerinde Demokratların açık ara önde olmasının Cumhuriyetçi üyeleri terletmesi var. Emeklilik dalgası da Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi'ndeki çoğunluğunu düşük tek haneli rakamlara indirirken, Senato'daki çoğunluğu koruma çabalarını da zorlaştırıyor.

Post/Ipsos anketi, Trump'ın ekonomiyle ilgili rakamlarının son aylarda biraz toparlandığını gösterse de genel beğenilmeme oranının Cumhuriyetçi Parti için sorun olmaya devam ettiğini ve gelecek aylarda iyileşme olmazsa kasımdaki seçimlerdeki parti sonuçlarını kolayca aşağı çekebileceğine işaret ediyor.

Post/Ipsos anketinden elde edilen veriler, 12 - 17 Şubat'ta ​​2 bin 589 ABD'li yetişkinden oluşan bir örneklemden toplandı ve hata payı +/- yüzde 2. Kayıtlı seçmen örnekleminde ise 2 bin 87 seçmenin yanıtı yer alıyor ve ve hata payı +/- yüzde 2,2.

Independent Türkçe