Biden’ın dış politikası ilk altı ayında dünyayı nasıl etkiledi?

Biden yönetiminin ilk altı ayında Ortadoğu'yu kapsayan, Pekin ile stratejik olarak rekabet eden ve Rusya ile ikili bir yol izleyen dış politikasının dünya üzerindeki etkileri

ABD Başkanı Joe Biden (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden (AFP)
TT

Biden’ın dış politikası ilk altı ayında dünyayı nasıl etkiledi?

ABD Başkanı Joe Biden (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden (AFP)

Tarık eş-Şami (ABD ve Arap işlerinde uzman gazeteci)
ABD Başkanı Joe Biden'ın yönetimi, altı ay önce Beyaz Saray’a gelişinden bu yana selefi Donald Trump yönetiminin uygulamalarıyla tamamen ters düşen bir dizi dış politika girişimi başlattı.
Biden yönetimi, uluslararası örgütlere yeniden katılmaktan ve ittifakları harekete geçirmekten aşı bağışlarına kadar Washington'ın küresel rolünü yeniden inşa etme yönünde adımlar attı. Peki, artık daha görünür hale gelen bu girişimler, Ortadoğu, Afrika ve Asya'dan Rusya, Çin ve Avrupa'ya kadar dünyayı nasıl etkiledi?
Biden’ın Beyaz Saray'a girmesinden bu yana karşılaştığı siyasi zorlukların yanı sıra Rusya ve Çin'in düzenlediği siber saldırılar, ABD’nin ‘geri dönüşünün’ ilan edilmesinin ve dünyayı değiştirmesinin başka bir boyutu olduğuna işaret ediyor. Biden’ın görevdeki ilk altı ayı, sürekli kısıtlamalar ve sınavlarla karşı karşıya olduğunun farkında olmasına rağmen, modern başkanlığın sınırları konusunda kendisine iyi bir ders oldu. İstediği değişimi gerçekleştirecek kadar güçlü olmadığı bu zorlu yoldan sapmamak için mücadele etti.
Her ne kadar eski Başkan Trump’ın dört yıl boyunca uyguladığı dış politikayla yarattığı kaostan sonra bazı başarılar elde etse de milyonlarca Amerikalının ülke tarihinin en uzun savaşının artık sona erdirilmesi gerektiği konusunda hemfikir olduğu Afganistan’dan Amerikan askerlerinin tamamen geri çekilmesinden sonra Taliban Hareketi’nin Afganistan'ı eline geçirme olasılığı da dahil birçok konuda daha fazla zorlukla karşı karşıya. Zira Taliban’ın Afganistan’ı ele geçirmesi, ABD’nin dış politika sicilini lekeleyebilir.

Ortadoğu politikası
Biden’ın Ortadoğu'ya karışmak istemediği en başından belliydi. Biden yönetiminin son altı aydaki politikaları, bölgenin sorunlarını kontrol altına alma arzusunu yansıtıyordu. ABD’nin eski Başkan George W. Bush yönetimi sırasında Ortadoğu’daki açık müdahalesi, Barack Obama'nın ilham verici konuşmalarına rağmen harekete geçememesi ve Trump'ın beklenmedik şekilde sınırlı önlemler aldığı günler artık geride kaldı. Başkan Biden, Ortadoğu'nun sorunlarına, bunların bölge dışına yayılmasını ve ABD'nin ulusal çıkarlarını tehdit etmesini engelleyecek ölçülü bir şekilde müdahale etmeye devam edecek gibi görünüyor. Bazı araştırmacılara göre ABD, Tahran'ın yayılmacı politikasını henüz ele alınmamış olsa da İran'ın Levant Bölgesi’ndeki (Ortadoğu’nun Doğu Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerden oluşan alt coğrafi bölgesi) ve Irak'taki bölgesel müdahalesini sınırlamaya çalışan bir yaklaşımı takip ediyor.
ABD kuvvetlerinin Suriye'deki ve Irak'taki varlığı DEAŞ'ın yeniden canlanmasını engellemeye ve aynı zamanda İran’a baskı yapmaya devam etse bu aynı zamanda onun bölgede yayılması anlamına da gelmiyor. Çünkü ABD’nin sınırlı diplomatik ve askeri faaliyetleri, öncelikle Ortadoğu’daki aktif çatışmaları kontrol altına almayı ve İran'ın yayılmacı rolünü sınırlamayı, bu sayede de Washington’ın, Biden döneminde, ABD dış politikasının bir önceliği olarak, dünyanın diğer bölgelerine odaklanmasını desteklemeyi amaçlıyor. Ancak ABD'nin bölgeye yetersiz müdahalesi, Rusya ve İran’ın özellikle Suriye ve Lübnan'daki nüfuzlarını güçlendirirken aynı zamanda, Çin'in Ortadoğu'da daha büyük bir rol oynamasının yolunu da açıyor. Bu da bölgedeki çatışmaların doğası değiştikçe ve bölgesel oyuncular kendilerini güçlü ve cesaretli hissettikçe gelecekte Washington'a daha fazla musallat olacak sonuçların doğmasına neden olabilir.

Çin ile olan stratejik rekabet
Biden yönetimi, Çin ile ilgili Trump yönetiminden devraldığı aldığı yaklaşımda çok az değişikliğe gitti. Biden göreve geldiğinde, Pekin’deki bazı çevreler yeni yönetimin ABD-Çin ilişkilerini düzeltmek, gümrük vergilerini azaltmak ve Trump'ın yaptırımlarını hafifletmek için derhal devreye gireceğini düşünseler de kısa süre içinde hayal kırıklığına uğradılar. Biden yönetiminin Asya politikası ekibi, Çin'in ABD ile aralarında yeniden stratejik bir diyalogun başlatılması çağrılarını reddetti ve Trump yönetimi tarafından Pekin’e uygulanan tüm kısıtlamaları ve yaptırımları aynen korudu. Bir yandan da Beyaz Saray, ABD'nin Çin'e yönelik diplomatik, güvenlik, ticaret ve teknoloji politikasını kapsayan stratejisini kapsamlı bir şekilde inceledi.
Biden yönetimi, Trump yönetimi tarafından benimsenen stratejik rekabet kavramının, ilişkinin tanımlayıcı çerçevesi olmaya devam ettiği konusunda hemfikir olsa da son dört yıldır süregelen rekabette bir süreklilikten ziyade inişler ve çıkışlar yaşanıyor. Dışişleri Bakanı Anthony Blinken'ın Washington'ın Pekin'e yönelik yaklaşımının olması gerektiği zaman rekabetçi, mümkün olduğunda iş birlikçi ve gerektiğinde saldırgan olmayı hedeflediği şeklindeki açıklaması, belki de ABD’nin Çin’e yönelik stratejisinin en iyi tanımı olabilir.

Pekin’in stratejik düşüncesindeki değişim
Çok sayıda analist ve araştırmacı, ABD yönetiminin gelecekte iki taraf arasındaki en istikrarlı stratejik çerçeveyi belirlemek amacıyla Çin'e yönelik politikasını gözden geçirmesini beklerken, bu görevi zorlaştıran ana faktörlerden biri, Pekin'in stratejik düşüncesindeki değişimdir. Özellikle, son zamanlarda araç çağırma uygulaması Uber’in Çin Merkezli versiyonu DiDi uygulamasını, üretici şirketin Amerikan borsasındaki ilk halka arzına (IPO) devam etme kararı nedeniyle Çin’deki uygulama satın alma mağazalarından kaldırarak cezalandırma kararı, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in ABD'den mali ayrışmanın, stratejik rekabetin kaçınılmaz bir sonucu olduğuna inandığının bir işareti olarak görüldü. Bu aynı zamanda, Pekin, Washington’ın ekonomik, finansal ve teknolojik baskısına karşı daha az savunmasız olmak istemesi çerçevesinde Şi’nin ABD’nin artan baskısı karşısında ülkesini kendine güvenen bir ekonomi haline getirme konusundaki uzun vadeli arayışını da pekiştiriyor.
Burada mali ayrışma, ABD’nin öne sürdüğü Batı'nın elinde büyük ölçüde siyasi bir seçim olsa da Çin Devlet Başkanı için ülkesinin ABD ile olan anlaşmalarını kendi başına sonlandıracağına dair varsayımlarından farklı bir durumu ifade ediyor. ABD’nin tahminlerine göre Çin, mali ayrışmadan sayesinde geçmişte olduğundan daha elverişli bir ticaret ve yatırım politikasıyla Avrupa ve dünyanın diğer bölgeleriyle ekonomik ilişkisini hızlandırmaya başlayacak ve kendine daha fazla güvenecektir.
Washington, ABD-Çin stratejisinde biri ticaret diğeri ise ekonomi olmak üzere iki ana bileşenin eksik olduğunu kabul etmeyi reddediyor. Çok sayıda gözlemci, Washington'ın, Çin'in büyük küresel ekonomik tiranı yerine gelecekte daha fazla dost ve müttefik kazanmak için pazarlarını tamamen ve karşılıklı olarak Asya’nın geri kalanına, Avrupa’ya ve diğer ülkelere açmadıkça, Pekin ile stratejik rekabetini kazanamayacağına inanıyor. Bu nedenle Çin politikası konusunda henüz hiçbir ülke Washington'ı takip etmeye başlamadı.

Uzun vadeli stratejiler
Çin Devlet Başkanı’nın 139 ülkenin katıldığı Kuşak-Yol Girişimi'ni genişletmek veya dünyada daha dinamik bir ekonomik sistem oluşturmak için 2,3 milyar insanı birbirine bağlayarak Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ile ASEAN Ekonomik Topluluğu’na (AEC) katılmak gibi uzun vadeli stratejik manevralar yapmakta özgür olduğu bir dönemde Biden’ın Çin ile kısa vadeli bir stratejiye odaklanması Washington'ın uzun vadeli çıkarlarına hizmet etmeyebilir. Bu çıkarlara, Amerikalı tüketicilere, işçilere ve çiftçilere zarar veren Pekin ile yaşanan ticaret savaşının sona ermesi de dahil.
ASEAN, ABD yanlısı ülkelerden oluşan bir birliği olarak doğmasına, 2000 yılında ABD ile yapılan ticaret hacminin 135 milyar dolara yani Çin ile yapılan 40 milyar dolarlık ticaretin üç katından daha fazla bir rakama ulaşmış olmasına rağmen, bugün Çin'in ASEAN ülkeleri ile olan ticaret hacmi 641 milyar doları aşıyor. Bu da ABD'nin Çin ile yaptığı 300 milyar dolarlık ticaretin iki katından daha fazla bir rakama tekabül ediyor.

ABD’nin Rusya ile izlediği ikili yol
Joe Biden başkanlık görevine geldiğinde Rusya, ABD kamuoyunda sıcak bir gündem maddesiydi.  Donald Trump'ın görev süresi boyunca Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e yaptığı, daha önce eşi görülmemiş övgüler ve ABD’deki bazı çevrelerde Rusya'nın onun seçilmesine yardım ettiğine olan inancı nedeniyle ülke Rusya konusunda ikiye bölünmüş durumdaydı. Ancak Biden, Putin ve Kremlin'in politikalarını eleştirerek Rusya'yı iç gündemden çıkarmayı ve bir dış politika sorunu olarak ele almayı başardı. İki nükleer gücün nükleer cephaneliklerini yöneten tek anlaşma olan Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması’nın (Yeni START) beş yıllığına uzatılması, Başkan Biden’ın ilk dış politika eylemlerinden biriydi.
Biden, şimdiye kadar Rusya’nın saldırgan eylemlerine yanıt verirken Rusya ile ABD'nin çıkarına olan meseleleri ele alma konusunda ikili bir politika izledi. ABD yönetimi, Nisan ayında Moskova’ya 2020’deki ABD başkanlık seçimlerine müdahalesi ve siber saldırılar nedeniyle yaptırım uyguladı. Fakat Biden, Cenevre’de Putin ile bir araya geldi ve karşılıklı olarak büyükelçilerin yeniden görev yerlerine geri dönmeleri, stratejik istikrar ve siber konular hakkında bir dizi görüşme başlatılması için anlaştılar. Biden, ABD altyapısının 16 kritik kurumunun yer aldığı bir liste verdiği Putin'i, bunlardan birine yönelik herhangi bir siber saldırı düzenlenmesine misillemede bulunacakları konusunda uyardı.
Biden, görüşmenin gerçekten amacına ulaşıp ulaşmadığını görmek için Rusya'ya altı ay vereceğini ve Rusya'nın siber müdahalesini durduracağını söyledi. Ama Rusya’dan yapılan siber saldırılar artarak devam etti. Halen Washington'ın bunlara nasıl bir misillemede bulunacağı beklenmeye devam ediliyor. Biden, Rusya ile istikrarlı ve öngörülebilir bir ilişki istese de bunu gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğini söylemek için henüz çok erken.

Avrupa: Bir yanda kazanımlar bir yanda bölünme
Biden'ın başkan seçilmesi Avrupa için, Avrupa Birliği'ni (AB) ve ABD’nin geleneksel müttefiklerinin çoğunu ve her türlü çoğulculuğu küçümseyen Trump'ın dört yıllık yönetiminin ardından tam bir lütuftu. Biden ise ülkesini yeniden Paris İklim Anlaşması’na ve Dünya Sağlık Örgütü'ne (WHO) döndürmekte hızlı davranırken ABD'nin NATO'ya olan bağlılığını vurguladı. Biden'ın göreve başlamasının üzerinden altı ay geçti, ama halen Atlantik genelinde devam eden gerilim ve Çin ile nasıl başa çıkılacağı ile ilgili iki mesele gündemi meşgul ediyor. Avrupalılar, Çin, şuan Avrupa'nın en büyük ve büyüyen ihracat pazarı olduğundan ve AB’nin ekonomik sağlığı güçlü ihracat performansına bağlı olduğundan, Washington ve Pekin arasında sert bir çatışmanın ortaya çıkışını artan bir endişeyle izliyorlar. Avrupalılar, Çin'deki yerel insan hakları ihlalleri konusundaki artan tartışmalara rağmen, halen kazan-kazan yaklaşımıyla Çin ile ekonomik bir gelecek inşa etmeyi umuyorlar.
Avrupa, Çin'i gerekli bir ekonomik ortak olarak görmesine karşın, ABD'nin Çin'i stratejik bir tehdit olarak görmesi, Biden yönetiminin olumlu bir yaklaşımla göreve başlamasına rağmen ABD’nin transatlantik ülkeleriyle ilişkilerini zayıflatabilir.

Afrika: Stratejisi olmayan iyi bir başlangıç
ABD’deki gözlemciler, Biden yönetiminin Afrika'daki üst düzey katılımını övüyorlar. Dışişleri Bakanı Anthony Blinken göreve gelir gelmez Afrikalı liderlerle ilişki kurmaya öncelik verdi. ABD, düşmanlıkların sona ermesine yardım etmeye ve Etiyopya'daki savaşı sona erdirmek için siyasi süreci desteklemeye çalışırken, bu temaslar daha da önemli hale geliyor. Afrika’yı takip eden ABD’li gözlemciler ayrıca Biden'ın kıtada derin deneyime sahip kıdemli diplomat Linda Thomas-Greenfield'ı ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi olarak atamasından duydukları memnuniyeti dile getirdiler.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ancak önümüzdeki kritik görev, Afrika için çeşitli yönleri kapsayan bir strateji formüle etmektir.  Bu yönlerden biri, Biden'ın ekibinin krizlerin ötesine bakması ve ABD’nin Afrika'daki uzun vadeli çıkarlarını ifade etmesidir. Ekip aynı zamanda Afrika Birliği (AfB) üyesi ülkelerin, ABD ile ilişkilerinin ortaklık ve karşılıklı saygıya dayanması için kıtanın kendisi için belirlediği öncelikleri de dikkate almalı.



Evcil hayvanlar, yaşlıların sağlığına iyi geliyor

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Evcil hayvanlar, yaşlıların sağlığına iyi geliyor

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

ABD'de yapılan yeni ankete göre evcil hayvan sahibi olmak, yaşlı Amerikalıların sağlık ve refahını iyileştirebiliyor.

50 ila 93 yaşındaki yaklaşık 2 bin 700 yetişkinin yarısından fazlası, evcil hayvan sahibi olmanın günlük yaşamlarını iyileştirdiğini, yüzde 44'ü daha aktif olmalarını sağladığını ve yüzde 63'ü de stresi azalttığını belirtti. Stres, sağlık sorunlarını genellikle daha da kötüleştirebiliyor.

Evcil hayvan sahibi olmak aynı zamanda ruh sağlığını da iyileştirebiliyor. Katılımcıların yüzde 83'ü evcil hayvan sahibi olmanın onlara bir amaç duygusu verdiğini, yüzde 63'ü sevildiklerini hissettirdiğini ve yüzde 35'i fiziksel veya duygusal semptomlarla başa çıkmalarına yardımcı olduğunu söyledi.

Yüzde 70 kadar büyük bir oranda katılımcı ise başkalarıyla daha fazla bağlantı kurduklarını belirtti. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerine göre bu, hastalıkları geciktirmeye ve yaşam süresini uzatmaya katkı sunabilecek faydalı bir faktör.

Michigan Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde profesör ve köpek sahibi olan Dr. Preeti Malani yaptığı açıklamada, sonuçların "hayvanların yaşlı yetişkinlerin yaşamlarında önemli rol oynayabileceğini ve sağlıklı yaşlanmaya katkıda bulunabilecek birçok fayda sağlayabileceğini açıkça gösterdiğini" belirtti.

Evcil hayvanlar yaşama anlam katıyor
Malani ve araştırmacılar, anket sonuçlarını, okulun 2018'de 50 ila 80 yaşındaki 2 bin 51 yetişkinle yaptığı başka bir ulusal anketle karşılaştırdı.

Evcil hayvan sahibi yaşlı yetişkin yüzdesinde önemli bir değişiklik olmamasına rağmen, evcil hayvan beslemenin onlara bir amaç verdiğini söyleyen yetişkinlerin yüzdesinin 10 puan arttığını buldular.

Ancak evcil hayvanlarının fiziksel veya zihinsel semptomlarla başa çıkmalarına yardımcı olduğunu söyleyen yetişkinlerin yüzdesi 2018'deki yüzde 60'tan geçen yıl yüzde 34'e düştü.

Evcil hayvanlarının fiziksel bakımdan aktif olmalarına katkı sunduğunu bildirenlerde yüzde 20, evcil hayvanlarının stresi azaltmalarını sağladığını söyleyenlerde yüzde 16'lık düşüş görüldü.

İnsanın en iyi dostunun maliyeti
Amerikan Evcil Hayvan Ürünleri Derneği'ne göre ABD'de 94 milyon hanede en az bir evcil hayvan var ancak anket, maliyetler nedeniyle evcil hayvan sahibi olmamayı tercih edenlerin sayısının arttığını gösterdi.

Evcil hayvan bakmama nedeni olarak maliyeti gösterenlerin yüzdesi 2018'de yüzde 21'den 2025'te yüzde 33'e yükseldi.

Evcil hayvan bakımı için zamanlarının olmadığını veya sağlık durumlarının buna izin vermediğini söyleyenlerin yüzdesi de sırasıyla yüzde 5 ve yüzde 4 arttı.

Anket ayrıca, evcil hayvan bakımının maliyetlerinin, 50 yaş üstü evcil hayvan sahiplerinin yüzde 30'undan fazlasının bütçesini zorladığını ortaya koydu.

Malani, "Ancak evcil hayvan bakmaktan en fazla faydayı görebilecek kişilerin, evcil hayvan sahipliğiyle ilgili maliyet zorlukları yaşayan kişiler de olabileceğini" belirtti.

Independent Türkçe


Trump, İran'ı vurup vurmayacağını özel temsilcisi ve damadına soracak

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump, İran'ı vurup vurmayacağını özel temsilcisi ve damadına soracak

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a saldırma kararını büyük ölçüde, özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner'ın tavsiyeleri doğrultusunda vereceği bildirildi.

Geçen hafta Trump, perşembe günü Cenevre'de yapılacak ve son çare niteliğindeki nükleer anlaşma görüşmeleri öncesinde İran'a karşı hava saldırılarını ciddiyetle "değerlendirdiğini" söylemişti.

stemlerindeki düşük stok seviyesine ilişkin endişeleri nedeniyle Vance, İran'a yönelik saldırıların başarısına daha şüpheli yaklaşıyor.

Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, General Caine'in "Görevi başkomutana tarafsız bilgi sağlamayı gerektiren ve bunu mükemmel bir şekilde yapan, son derece saygın bir profesyonel" olduğunu ve görüşmelerde kişisel görüşlerini dile getirmediğini söyledi.

fdbf
Dünyanın en büyük savaş gemisi USS Gerald R. Ford uçak gemisi, Girit adasındaki Suda Körfezi'ne geldi (Reuters).

Bazı danışmanların saldırıların etkili olup olmayacağı konusunda şüphe duyması nedeniyle çeşitli seçenekler görüşülüyor. Diğer seçenekler arasında İran'ın tıbbi araştırma veya tedavi ve sivil enerji için sınırlı nükleer zenginleştirmeyi sürdürmesine izin vermek de yer alıyor.

Witkoff, Amerika'nın amacının sıfır zenginleştirme sağlamak olduğunu açıklasa da İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi daha sonra CBS'e ülkenin zenginleştirmeden vazgeçmeye hazır olmadığını söyledi.

Pazar günü Fox News'a konuşan Witkoff, Trump'ın ABD'nin bölgedeki askeri yığılması karşısında İran'ın neden "teslim olmadığını" anlamakta zorlandığını söylemişti.

"'Hayal kırıklığına uğramış' kelimesini kullanmak istemiyorum... Çünkü [Trump] birçok alternatifi olduğunu anlıyor ancak neden teslim olmadıklarını merak ediyor... 'Teslim' kelimesini kullanmak istemiyorum ama neden teslim olmadıklarını merak ediyor" demişti.

Her iki taraf da görüşmelerin başarısız olması durumunda savaşa hazır oldukları mesajını verdi. Ayetullah Ali Hamaney, uçak gemilerinin konuşlandırılmasına onları batırmakla tehdit ederek karşılık verdi.

Independent Türkçe


İran'ın uyuyan hücrelerle ABD hedeflerine saldırı planladığı uyarısı

Trump'ın hedeflerinin belirsizliği, Tahran'ı 2020'de Kasım Süleymani suikastından sonra yaşananlara kıyasla yanıtının kapsamını genişletmeye itebilir (Reuters)
Trump'ın hedeflerinin belirsizliği, Tahran'ı 2020'de Kasım Süleymani suikastından sonra yaşananlara kıyasla yanıtının kapsamını genişletmeye itebilir (Reuters)
TT

İran'ın uyuyan hücrelerle ABD hedeflerine saldırı planladığı uyarısı

Trump'ın hedeflerinin belirsizliği, Tahran'ı 2020'de Kasım Süleymani suikastından sonra yaşananlara kıyasla yanıtının kapsamını genişletmeye itebilir (Reuters)
Trump'ın hedeflerinin belirsizliği, Tahran'ı 2020'de Kasım Süleymani suikastından sonra yaşananlara kıyasla yanıtının kapsamını genişletmeye itebilir (Reuters)

ABD’li ve Batılı yetkililer tarafından yapılan uyarılar, ABD Başkanı Donald Trump'ın Tahran'a karşı büyük çaplı askeri saldırılar başlatmaya karar vermesi halinde İran'ın, vekillerine Avrupa ve Ortadoğu'daki ABD hedeflerine misilleme saldırıları düzenlemeleri talimatını verebileceğine dair giderek endişe verici sinyaller veriyor.

New York Times (NYT) gazetesi tarafından yayınlanan bir rapora göre istihbarat kurumları, radikal unsurlar arasındaki elektronik iletişimin dinlenmesini ifade eden ve olası saldırılar için bir planlama ve koordinasyon olduğunu gösteren ‘sohbet’ olarak bilinen faaliyetlerde artış olduğunu gözlemledi, ancak şimdiye kadar herhangi bir somut plan tespit edilmedi.

Hibrit tepkiler

Olası senaryolar arasında Yemen'deki Husilere Kızıldeniz'de Batılı ülkelerin gemilerini hedef almaya devam etmeleri talimatı verilmesi, Hizbullah’ın Avrupa'daki uyuyan hücrelerinin harekete geçirilmesi ve El Kaide veya ona bağlı örgütlerin ABD üslerine ve büyükelçiliklerine saldırı düzenlemesi yer alıyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre New York'taki Soufan Araştırma Merkezi (TSC) İcra Direktörü Colin P. Clarke, İran'ın, vekilleri aracılığıyla terörist saldırılar düzenleyerek ABD'nin askeri harekatının maliyetini artırabileceğini söyledi.

NYT’nin haberine göre Trump'ın hedeflerinin belirsizliği, ister askeri tesislere yönelik sınırlı saldırılar olsun, ister İran rejimini devirmeye yönelik daha geniş çaplı bir çaba olsun, Tahran'ı herhangi bir saldırıyı varoluşsal bir tehdit olarak görmeye itebilir ve bu da 2020 yılı başlarında Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani suikastından sonra yaşananlara kıyasla Tahran'ın yanıtının kapsamını genişletebilir.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Ortadoğu'da konuşlu 30 ila 40 bin ABD askerini korumak için bölgeye Patriot bataryaları ve diğer hava savunma sistemleri takviyesinde bulundu. Ancak güvenlik yetkilileri, olası saldırıların büyükelçilikler veya ekonomik çıkarlar gibi daha az korunan yerleri hedef alabileceğine inanıyor. Bununla birlikte üst düzey Batılı bir yetkili, İran'ın terörist operasyonlar veya dolaylı saldırılar da dahil olmak üzere karma tepkilere başvurabileceği konusunda uyardı. ABD, Avrupa ve Ortadoğu'daki istihbarat kurumlarının tehdit raporlarını sürekli olarak gözden geçirdiğini açıkladı.

Bölgesel savaş

ABD Senatosu Silahlı Kuvvetler Komitesi Başkanı Demokrat Senatör Jack Reed, İran'a yönelik herhangi bir askeri saldırının daha geniş çaplı bir bölgesel savaşı tetikleyebileceği, Ortadoğu'da konuşlu ABD askerlerini tehlikeye atabileceği ve küresel piyasaları istikrarsızlaştırabileceği uyarısında bulundu.

Reed, Başkan Trump'tan olası bir askeri harekatın hedeflerini netleştirmesi, risklerini ve maliyetlerini açıklaması ve net sonuca ulaşacak açık bir strateji sunmasını istedi.

Haberde, 2025 yılında Hamas'tan Hizbullah'a ve Husilere kadar İran'ın bazı bölgesel müttefiklerinin kapasitelerinde bir düşüş olduğu belirtilse de bu örgütlerin geri kalanı, özellikle Irak ve Yemen'de ABD'nin çıkarları için hala ciddi tehdit oluşturuyor.

Bu endişeler, El Kaide'nin Avrupa'da varlığını yeniden kazanmak için büyük bir saldırı düzenlemeye çalıştığına dair haberlerle örtüşüyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) şubat ayında yaptığı bir değerlendirmede, El Kaide’nin yurtdışı eylemler düzenleme hedefinin ‘hala yüksek olduğu ve artıyor olabileceği’ belirtildi.

BMGK’nın raporuna göre İran'dan El Kaide'yi yönettiği düşünülen Seyful Adil, Irak, Suriye, Libya ve Avrupa'daki hücreleri yeniden faaliyete geçirme emri verdi. Bu da örgütün yurtdışında eylemlerde bulunma niyetinin uzun vadeli olduğunu gösteriyor.

NYT’nin haberi, İran'ın vekilleri aracılığıyla geleneksel olmayan yöntemlere başvurma olasılığının, Washington'ın sınırlı saldırılardan Ortadoğu'nun ötesine yayılabilecek daha geniş çaplı çatışmaya kadar çeşitli senaryolara hazırlandığı bir dönemde, ABD'nin askeri olarak gerilimi artırma kararını zorlaştırdığı sonucuna varıyor.