Reisi, Biden ve nükleer anlaşma

Washington ve Tahran, siyasi yönelimlerindeki farklılıklara rağmen, uzlaşı seçeneğinin başarısızlıktan daha iyi olduğuna, getirilerinin zararlarından daha önemli olduğuna inanıyor.

İran nükleer dosyası Biden'ın gündemindeki tehlikeli dosyalardan biri
İran nükleer dosyası Biden'ın gündemindeki tehlikeli dosyalardan biri
TT

Reisi, Biden ve nükleer anlaşma

İran nükleer dosyası Biden'ın gündemindeki tehlikeli dosyalardan biri
İran nükleer dosyası Biden'ın gündemindeki tehlikeli dosyalardan biri

Nebil Fehmi (Mısır eski Dışişleri Bakanı)
Bu yıl içinde gerçekleşen İran cumhurbaşkanlığı seçimleri, Batılı kaynakların siyasi yönelimini muhafazakar ve sert olarak değerlendirdiği İranlı yargıç İbrahim Reisi'nin zaferiyle sonuçlandı. Bu sonuç, hükümetin yürütme ve yasama sisteminde üst düzey pozisyonlar üstlenenler dahil olmak üzere, İran arenasında daha ılımlı eğilimlere sahip diğer birçok adayın adaylığının kabul edilmemesinden sonra geldi.
Yeni İran cumhurbaşkanının masasındaki ilk konuların başında, Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesi ve Almanya ile İran arasında 2015 yılında Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA) adı altında imzalanan nükleer anlaşmanın yeniden yürürlüğe girmesi için devam eden müzakereler yer alacak. Bu nedenle, Reisi'nin seçimlerden sonraki ilk basın toplantısında söylediklerine, özellikle de İran'ın balistik füze geliştirme programının veya bölgesel ve uluslararası siyasi faaliyetlerinin sınırlanmasını kesinlikle kabul etmeyeceği vurgusuna çok fazla ışık tutuldu. Bu iki konu, orijinal anlaşmada ihmal edilen konulardı ve o dönemde kendisine yöneltilen pek çok eleştirinin odak noktasıydı. Şahsen ben de eski ABD dışişleri bakanı John Kerry ile bir görüşmemde bunu eleştirmiştim. Eleştiriler, birçok Arap Körfez ülkesi tarafından tekrarlandı.
Bazı Rus ve İranlı müzakerecilerin, birtakım hassas noktalarda henüz mutabakata varılmamış olsa da, anlaşmanın yakın olduğunu açıklamasının ardından, o dönemde müzakerelerin ister başarıyla ister başarısızlıkla olsun sonuç aşamasına yaklaşmış olduğunu düşünüyorum.
Nitekim İsrail Dışişleri Bakanı, müzakerelerin seyri konusunda çekinceleri olduğuna dair açıklamalar yapmıştı. Ardından, İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sona ermesiyle birlikte, ABD'nin İran tarafından gündeme getirilen sorunların tutumundaki bir sertleşmenin göstergesi olduğunu düşündüğüne dair sızdırılan haberlerle şaşırdık.
Sertleşme, şu ana kadar harcanan bütün çabaları teste tabi tutuyordu. Hatta Biden’dan İran'ın nükleer silah edinmesine asla izin vermeyeceğine dair doğrudan bir uyarı geldi. Bir başka uyarı da müzakereler için son tarihin yaklaştığını söyleyen Dışişleri Bakanı Blinken'dan geldi. Uyarıların, İran'ın, özellikle nükleer silah için gerekli olan radyoaktif malzemeleri zenginleştirme alanında nükleer kapasitesini geliştirmeye devam etmesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı açıklanmadı. Keza bu uyarılar, ABD'nin Temsilciler Meclisi ile bağlantılı Kongre seçimlerinin erken aşamalarına yaklaşmasından, bu seçimlere eşlik eden yoğun tartışmalarda Biden'ın müzakerelerin başarısızlığının veya anlaşmanın  ön planda olmasından kaçınma isteğinden kaynaklanıyor da olabilir.
Yapılan karşılıklı açıklamalara, taşıdıkları uyarı ve tehditlere, ABD’nin İran destekli oldukları ve Amerikan güçlerini tehdit ettikleri bahanesiyle Suriye'deki bazı mevzileri hedef almasına rağmen, halen nükleer anlaşma taraflarının, "5+1” ve İran'ın ciddi bir anlaşma arayışında olduğuna inanıyorum. ABD’de Biden’ın, İran’da Reisi’yi yönlendiren Hamaney’in arzusu bu yönde. İki ülke, uzun vadede siyasi yönelimlerindeki farklılıklara rağmen, uzlaşı seçeneğinin başarısızlıktan daha iyi olduğunu, kısa vadede getirilerinin zararlarından daha önemli olduğunu düşünüyor.
Dikkati çekmeliyiz ki Reisi, anlaşmanın kendisine karşı çıkmadı veya çekincelerini dile getirmedi, bu da ihtilaf anlamında, diğer 6 ülke gibi orijinal anlaşmanın şartlarını kabul ettiğinin örtülü bir teyidi sayılıyor. Bu noktada, anlaşmanın yeniden yürürlüğe girmesi için geniş bir zemin ortaya çıkıyor. Yeni müzakereler, her bir tarafın geri dönüş için paralel ve kademeli adımlar atacağı mekanizmalara, bir sonraki aşamayla ilgili güven oluşturmak için adımlar atmaya odaklanıyor. Örneğin, iki ülkedeki tutukluların serbest bırakılması gibi. Dolayısıyla şu an en zor sorun belki de, İran'ın ABD'nin Trump'ın yaptığı gibi anlaşmadan tekrar tek taraflı olarak çekilmeyeceğine dair Güvenlik Konseyi'nden uluslararası garantiler almakta ısrar etmesi. Gelgelelim Biden'ın zayıf görünmemek için ilk defa yaptığı gibi anlaşmanın onaylanmasının ötesine geçen bir karara razı olamayacağı unutulmamalı. Bilhassa bunun geleneksel Amerikan uygulamalarıyla çeliştiği göz önüne alınırsa. Söz konusu uygulamalar her başkana, daha önce onaylamışsa Kongre'nin bir kez daha onayını almak dışında, anlaşmalardan geri çekilme dahil olmak üzere uygun gördüğü kararları almasını sağlıyor.
Öte yandan İran'ın 2015 anlaşmasında, iki ana hedefe ulaşmak karşılığında Uluslararası Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'nda yer alan taahhütlerin ötesine geçen taahhütleri kabul ettiği de göz ardı edilmemeli. Birinci hedef, İran’ın belirgin bir ağırlık ve öneme sahip bölgesel bir ülke olarak görülmesi. Nitekim anlaşmaya taraf ülkeler, İran'ın birçok ihlal içeren bölgesel uygulamalarına herhangi bir kısıtlama getirmeden anlaşmayı imzalayarak bunu üstü kapalı olarak kabul etmiş oldular. Bu, İran açısından anlaşmaya geri dönmek için başlı başına bir gerekçe ve koşul.
İran'ın ikinci hedefi, koşul ve gerekçesine gelince, kendisine uygulanan yaptırımların kaldırılması, bazı ülkelerde bloke edilmiş ve şu anda 36 milyar doları aşan mali varlığının serbest bırakılması. Bu mal varlığının 20 milyar doları, İran ile 400 milyar dolar yatırım yapmayı taahhüt eden 25 yıllık yeni bir anlaşma imzalayan Çin’de bulunuyor. Lüksemburg'da 1 milyar dolar, Güney Kore’de de 7 milyar dolar bulunuyor. Bunlar, İran ekonomisine fayda sağlayacak ve rejimi içeride bulunduğu zor durumdan kurtaracak kaynaklar. Ayrıca, yeniden yürürlüğe girdiğinde anlaşmada sınırlandırılmazsa, bir dizi İran bölgesel siyasi faaliyetinin fonlanmasına da yardımcı olacaklar. İran Devrim Muhafızları'nın bütçesinin 6 milyar dolar, İran’ın Suriye, Yemen ve Irak'taki faaliyetlerinin bütçesinin de 3.5 milyar dolar sınırını geçmediği biliniyor. Bunların 2 milyar doları Suriye, 750 milyonu Hizbullah, 100 milyonu Filistinli gruplar, yaklaşık olarak 200 milyonu da Irak'taki Şii milislere ayrılmış.
Müzakerelerin başarısız olma olasılığını koruduğunu söylemeye gerek yok. Müzakerelerin hassasiyeti bu ihtimali son anlara kadar geçerli kılıyor. Yakından ve dikkatle takip edilmeli.
Nükleer anlaşmanın yeniden yürürlüğe girmesinin veya müzakerelerin başarısız olmasının, Ortadoğu'daki bölgesel davranışlara ve Arap çıkarlarına yansımaları olacak. Bu, belki de Mısır, Suudi Arabistan, Umman ve Kuveyt tarafından çeşitli şekillerde yönetilen İran ile samimi ve ayrıntılı diyaloglara hazırlık olarak belirli Arap pozisyonları ve taleplerini hazırlamak için bir fırsat.



Trump, Şi’yi olağanüstü bir törenle karşılıyor: Washington zirvesi kırılgan ticaret ateşkesini sınayacak

ABD Başkanı Donald Trump, 14 Mayıs’ta Pekin’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmesi sırasında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 14 Mayıs’ta Pekin’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmesi sırasında (Reuters)
TT

Trump, Şi’yi olağanüstü bir törenle karşılıyor: Washington zirvesi kırılgan ticaret ateşkesini sınayacak

ABD Başkanı Donald Trump, 14 Mayıs’ta Pekin’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmesi sırasında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 14 Mayıs’ta Pekin’de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmesi sırasında (Reuters)

ABD’nin başkenti Washington, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping için dikkat çekici bir karşılama hazırlığı yapıyor. ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba akşamı Andrews Hava Üssü’nde karşılayacağı Şi’yi perşembe günü Beyaz Saray’da ağırlayacak. Burada iki liderin görüşmeleri öncesinde geniş kapsamlı bir devlet töreni düzenlenecek. Söz konusu görüşmeler, dünyanın en büyük iki ekonomisinin liderleri arasındaki en önemli temaslardan biri olarak görülüyor.

Gözler, protokol kapsamındaki görkemli karşılamanın Washington ile Pekin arasındaki kırılgan ateşkesi sağlamlaştırıp daha istikrarlı bir mutabakata dönüştürüp dönüştüremeyeceğine çevrildi. Aksi halde bu törenlerin, çözümü hâlâ mümkün olmayan derin stratejik anlaşmazlıkların ortaya çıkmasını yalnızca ertelemesi bekleniyor.

Beyaz Saray tarafından açıklanan programa göre Şi ve eşi Peng Liyuan, çarşamba akşamı Andrews Hava Üssü’ne ulaşacak. Trump ise alışılmadık bir adım atarak çifti bizzat karşılamak üzere üsse gidecek.

Perşembe günü ise ABD Başkanı ve First Lady Melania Trump, Beyaz Saray’da resmi karşılama törenine ev sahipliği yapacak. Törene ABD Silahlı Kuvvetleri’nin farklı birimlerinden 479 asker katılacak. Programda iki ülkenin milli marşlarının çalınması, iki liderin konuşmaları ve Gül Bahçesi’nde askeri geçit töreninin yanı sıra bir B-2 bombardıman uçağı ile dört F-22 savaş uçağının katılacağı hava gösterisi de yer alacak.

gthyju
Çin Devlet Konseyi Başkan Yardımcısı He Lifeng (solda), 20 Eylül 2026’da New York’ta ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile yaptığı görüşmenin ardından ayrılırken (AFP)

Törenin ardından Trump ile Şi arasındaki kapalı görüşmeler başlayacak. Bu sırada Melania Trump ve Peng Liyuan, Ulusal Asya Sanatı Müzesi’ni ziyaret edecek. Çin Devlet Başkanı perşembe akşamı Beyaz Saray’a dönerek Doğu Salonu’nda düzenlenecek yemeğe katılacak. Ziyaret programı cuma günü Trump ve eşinin ev sahipliğinde düzenlenecek özel çay davetiyle devam edecek. Ardından iki lider Ulusal Arşiv’i birlikte ziyaret edecek ve Şi için uğurlama töreni düzenlenecek.

Bu törenlerin sembolik anlamı, geleneksel bir çalışma ziyareti çerçevesinin ötesine geçiyor. Trump, Şi ile arasındaki ilişkinin kişisel boyutunu öne çıkarmaya çalışırken Çin Devlet Başkanı, Washington’a on yılı aşkın sürenin ardından ilk kez geliyor. İki güç, ekonomik ve teknolojik rekabetlerinin açık bir çatışmaya dönüşmesini engellemeye çalışıyor.

Beş kritik dosya

Askeri geçit töreni ve kırmızı halının ardında, tek bir zirvede çözülmesi zor çok sayıda anlaşmazlık başlığı bulunuyor. Gümrük vergileri ve ticaretten nadir toprak elementlerine, yapay zekâdan Tayvan’a ve İran savaşına kadar uzanan bu dosyalar, iki liderin görüşmelerinin ana gündemini oluşturuyor.

Ticaret dosyası, mevcut gümrük ateşkesinin 10 Kasım’da sona ermesine yaklaşılması nedeniyle görüşmelerin ilk sırasında yer alıyor. Washington, Pekin’in ABD tarım ürünleri ve uçaklarına yönelik alımlarını artırmasını sağlamaya çalışırken Çin ise bazı gümrük vergileri ile teknoloji alanındaki kısıtlamaların hafifletilmesini talep ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Associated Press’ten aktardığı habere göre daha önce varılan mutabakatların uygulanması konusunda iki tarafın performansı farklılık gösteriyor. Çin’in ABD’den tarım ürünleri alımları beklenen seviyelerin altında kalırken Boeing’den 200 uçak satın alınmasına ilişkin anlaşma da henüz sonuçlanmadı. Karşılıklı güvenlik endişelerinin devam etmesi nedeniyle yatırım konseyi kurulması yönündeki girişim de sekteye uğradı.

Ancak müzakerelerde güç dengesini yeniden şekillendiren asıl konu nadir toprak elementleri oldu. Reuters’ın haberine göre Çin’in küresel madencilik faaliyetlerinin yüzde 70’ine varan bölümünü ve rafinaj kapasitesinin yüzde 85’inden fazlasını kontrol etmesi, Pekin’e Washington’ın tam anlamıyla hazırlıklı olmadığı bir baskı aracı sağladı.

Çin’in daha önce uyguladığı kısıtlamalar, ABD’nin gümrük vergilerine verilecek karşılığın yalnızca misilleme niteliğinde vergilerle sınırlı kalmayabileceğini gösterdi. Pekin, otomobillerden çiplere ve ABD savunma sanayisine kadar kritik sektörlerde kullanılan malzemelerin tedarikini de kısıtlayabiliyor.

fgt
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 16 Eylül’deki resmi ziyareti öncesinde Beyaz Saray’ın kuzey revakında hazırlıklar (AP)

Yapay zekâ ise rekabet ile iş birliği ihtimalini aynı anda barındıran dosyalardan biri olarak öne çıkıyor. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ile Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng, zirve öncesinde New York’ta yaptıkları görüşmede, ulusal güvenliği etkileyebilecek yapay zekâ kaynaklı ciddi gelişmeler konusunda tarafların birbirini bilgilendirmesine yönelik bir mekanizma kurulmasını ele aldı. Bu girişim, iki güç arasında bir tür “güvenlik bariyeri” oluşturma çabasının parçası olarak değerlendiriliyor.

Tayvan ise özellikle ABD’nin adaya silah satışları konusunda devam eden anlaşmazlık ve Pekin’in Washington’ı kendi taleplerini daha fazla dikkate alan bir tutum benimsemeye yöneltme çabaları nedeniyle en hassas konu olmaya devam ediyor. Bunun yanı sıra İran dosyası da Trump yönetiminin Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmaya çalıştığı bir dönemde gündeme geliyor. Çin ise İran’ın başlıca ticaret ortaklarından biri olmayı sürdürüyor.

Washington Post’a göre ABD Başkanı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında yürüttüğü diplomatik temaslara, bir dizi müttefikiyle ilişkilerinde gerilimin yaşandığı bir dönemin ardından giriyor. Şi ise diğer ülkelere Çin’i daha istikrarlı ve öngörülebilir bir ortak olarak sunmaya çalışıyor.

Çin Devlet Başkanı Washington’a Kırgızistan, Mısır ve Hindistan’ı kapsayan bir turun ardından geliyor. Bu ziyaret, Pekin’in ülkesini geniş seçeneklere ve ortaklıklara sahip istikrarlı bir güç olarak konumlandırma ve ekonomik büyümesinin küresel ekonomiye katkı sağladığı, güvenilir bir ortak olarak sunma çabasının daha geniş bir parçasını oluşturuyor.

New York Times ise iki liderin sahip olduğu zaman perspektiflerinin farklılığına dikkat çekti. Trump, kasım ayında yapılacak ara seçimlerin yarattığı siyasi baskı ve İran’la yürütülen yıpratıcı savaşın maliyetiyle hareket ederken Şi, iktidardaki Çin Komünist Partisi’nin başındaki dördüncü dönemine hazırlanıyor. Böylece beş yıl daha liderlik koltuğunda kalması bekleniyor. Bu farklılık, iki lidere ilişkilerin yeni bir karşılıklı tırmanma sürecine sürüklenmesini önlemek konusunda farklı ancak kesişen motivasyonlar sağlıyor.

Beklentiler sınırlı

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) uzmanı Scott Kennedy, dünyanın en büyük iki gücünün ilişkilerin tamamen çökmesini engellemek konusunda doğrudan çıkarı bulunduğu için zirvenin başarısız olamayacak kadar önemli olduğunu belirtiyor. Ancak Kennedy’ye göre zirve, ekonomi ve teknolojiden savaşlara ve küresel güvenliğe kadar uzanan sorunların büyüklüğü karşısında yetersiz kalacak kadar da sınırlı.

Kennedy, görüşmenin gerçekleşmesi ve diyalog kanallarının açık tutulmasının dahi başlı başına bir kazanım olduğunu düşünüyor. Ancak karşı karşıya olunan sorunların büyüklüğü ile beklenen sonuçların sınırlılığı arasındaki farkın küresel liderlikte daha geniş bir boşluğa işaret ettiğini belirtiyor. Merkezdeki bazı araştırmacılar da zirvenin teknoloji rekabetini kapsamlı biçimde düzenleyen bir anlaşmaya ulaşmaktan ziyade risklerin yönetilmesine yönelik sınırlı kuralların oluşturulması için fırsat sağlayabileceğini düşünüyor.

Merkezin bir başka analizinde ise Asya’da denizlerde artan sürtüşmelerin göz ardı edilmemesi gerektiği uyarısı yapılıyor. Analize göre güvenlik meseleleri diyalog çerçevesinin dışında kaldığı sürece yalnızca ticaret, uzun vadeli istikrarı güvence altına almaya yetmeyecek.

Brookings Enstitüsü araştırmacısı Ryan Hass ise Pekin’in Trump’tan gelen uzlaşmacı mesajlara kanmadığını ve ABD ile stratejik rekabeti uzun vadeli bir gerçeklik olarak gördüğünü belirtiyor. Enstitüde yayımlanan analizinde Hass, bir çelişkiye dikkat çekiyor: Trump, Şi’ye yönelik daha olumlu bir dil kullanırken yönetimi Çinli şirketlere yönelik kısıtlamaları sürdürüyor, teknoloji kontrollerini sıkılaştırıyor ve diğer ülkeler üzerinde Çin tedarik zincirlerine bağımlılıklarını azaltmaları için baskı kuruyor.

Buna karşılık Pekin de nadir toprak elementlerinin tedariki ve ABD’den yapılacak alımlar dahil olmak üzere ekonomik taahhütlerinin bir bölümünü tam olarak yerine getirmiş değil. Hass’a göre iki ülke ilişkileri “rahatsız edici bir sakinlik” döneminden geçiyor. Zirvenin en muhtemel sonucu mevcut anlaşmazlıkların çözülmesi değil, ticaret ateşkesinin uzatılması ve kırılgan istikrarın korunması. Buna ek olarak yapay zekânın oluşturduğu riskler konusunda sınırlı bir diyaloğun başlatılması da mümkün.

Ticaret ateşkesinin uzatılması

Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü (PIIE) de beklentileri düşük tutuyor. Enstitünün değerlendirmesine göre zirve ticaret ateşkesinin uzatılmasını sağlayabilir ancak rekabetin temel yönünü değiştirmesi beklenmiyor. Washington’ın gümrük vergilerinden ve gelişmiş çiplere yönelik kısıtlamalardan kolayca vazgeçmeye hazır olmadığı, Pekin’in de kritik mineraller kozundan taviz vermeye yanaşmadığı görülüyor.

Buna karşılık İran, Tayvan ve diğer jeopolitik başlıklarda büyük ilerleme sağlanması ihtimali sınırlı görünüyor. Enstitüye göre en gerçekçi olumlu sonuç, rahatsız edici bir ateşkesin sürdürülmesi ve ticaret savaşının yeniden alevlenmesinin önlenmesi olacak.

Şi’nin ziyaretini çevreleyen temel çelişki de burada ortaya çıkıyor: Karşılama töreni ne kadar görkemli olursa, elde edilebilecek sonuçların sınırlılığı da o kadar belirginleşiyor.

Trump, Çin’in ABD’den yaptığı alımları artırmasını, fiyatların ve tedarik zincirlerinin istikrara kavuşmasını, nadir toprak elementlerinin tedarikinin güvence altına alınmasını ve belki de İran konusunda Çin’in iş birliğini veya en azından itidal göstermesini istiyor.

Şi ise ABD’nin gümrük vergileri ve teknoloji kısıtlamalarını hafifletmesini, Çin ekonomisi için daha geniş bir hareket alanı oluşturulmasını ve Tayvan konusunda güvence verilmesini amaçlıyor. Bunun yanı sıra Pekin’in Washington’ın tek taraflı şartlar dayatamayacağı bir güç haline geldiğinin ABD tarafından fiilen kabul edilmesini sağlamaya çalışıyor.


Diana’nın kardeşi 30 yıl sonra konuştu: Elizabeth’e eleştiri, Charles’a suçlamalar

Prenses Diana’nın kardeşi Charles Spencer’ın kitabının nüshaları Londra’daki bir kitapçıda görülüyor (Reuters)
Prenses Diana’nın kardeşi Charles Spencer’ın kitabının nüshaları Londra’daki bir kitapçıda görülüyor (Reuters)
TT

Diana’nın kardeşi 30 yıl sonra konuştu: Elizabeth’e eleştiri, Charles’a suçlamalar

Prenses Diana’nın kardeşi Charles Spencer’ın kitabının nüshaları Londra’daki bir kitapçıda görülüyor (Reuters)
Prenses Diana’nın kardeşi Charles Spencer’ın kitabının nüshaları Londra’daki bir kitapçıda görülüyor (Reuters)

Prenses Diana’nın kardeşi Charles Spencer, bugün (salı) yayımlanan ve günlerdir İngiliz basınında geniş yankı uyandıran kitabında, Galler Prensesi’nin ölümünden yaklaşık 30 yıl sonra İngiliz kraliyet ailesiyle, özellikle de Kral 3. Charles’la hesaplaşıyor. Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre kitapta kraliyet ailesine yönelik dikkat çekici suçlamalar yer alıyor.

Ulusal gazeteler 16 Eylül’den bu yana “Swan Song: Diana, My Sister” (Kuğu Şarkısı: Diana, Kız Kardeşim) adlı kitaptan bölümler yayımlıyor. Bu bölümlerden biri Buckingham Sarayı’nın yanıt vermesine yol açtı.

3. Charles’a suçlama

Spencer, Diana’nın eski eşi ve prensesin hayatını kaybettiği sırada İngiliz tahtının veliahtı olan Charles’ın, 31 Ağustos 1997’de Paris’te Diana’nın ölümüne yol açan kazanın ardından kendisiyle yaptığı telefon görüşmesinde dikkat çekici ölçüde neşeli göründüğünü ve adeta piyangoyu kazanmış gibi davrandığını belirtiyor.

Diana, Ağustos 1997’de Fransa’nın başkenti Paris’teki Alma Tüneli’nde geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiş, kendisine eşlik eden Mısırlı milyarder Muhammed el-Fayed’in oğlu İmad Dodi el-Fayed de kazada yaşamını yitirmişti.

Dünya genelinde büyük üzüntüye yol açan ve geniş bir hayran kitlesine sahip olan Diana, hayatını kaybettiğinde 36 yaşındaydı.

Spencer’a göre Charles, Diana’nın ölümünü “sevdiği kadınla”, yani mevcut Kraliçe Camilla ile evlenebilmek için bir fırsat olarak gördü.

Diana’nın kardeşi kitabın başka bir bölümünde, Prensler William ve Harry’nin annelerinin cenaze töreninde tabutun arkasından yürümesi konusunda Charles’la yaşadığı anlaşmazlığı anlatıyor. Spencer, Charles’ı “Diana’yı küçümsemekle” ve prensesin “yakında unutulacağını” söylemekle suçluyor.

Buckingham Sarayı, nadir görülen bir adımla bu suçlamalara yanıt vererek iddiaları kesin bir dille reddetti.

cdfgthy
İngiltere Prensesi Diana’nın kardeşi Charles Spencer (Reuters)

Kralın sözcüsü yaptığı açıklamada, “Bir erkek veya kız kardeşini kaybetmenin acısı zihni bulanıklaştırabilir, olaylara ilişkin muhakemeyi etkileyebilir ve hatıraları değiştirebilir” dedi.

Spencer (62), basına verdiği röportajda ise sözlerinin arkasında durdu ve kralın anlattıklarını sorgulamasını eleştirdi.

Spencer, Diana’nın Charles’ın Camilla için satın aldığı bir bilekliği bulmasının ardından prensle olan evliliğini sona erdirmeyi düşündüğünü de belirtti.

Ayrıca intiharı düşündüğü dönemlerde Diana’nın İngiltere’nin güneyinde bulunan ve denize doğru uzanan Beachy Head kayalıklarına birkaç kez otomobiliyle gittiğini aktardı. Ancak yazdığına göre Diana’nın oğullarına duyduğu sevgi, “daha ileri gitmesini engelledi”.

Elizabeth’e de eleştiriler

Spencer, 2022’de hayatını kaybeden Kraliçe 2. Elizabeth’in Diana’nın kazasını ilk öğrendiğinde öfkelendiğini ve durumun ciddiyetini anlamadan önce “Başka ne yaptı?” diye sorduğunu aktarıyor.

Diana’nın ölümünün ardından 2. Elizabeth’in, 1996’da Charles’tan boşanmasının ardından elinden alınan “Kraliyet Altesleri” unvanını yeniden vermeyi teklif ettiği öne sürülmüştü. Ancak Diana’nın kardeşi bu öneriyi reddetti.

O dönemde kraliçe, Diana’nın ölümünün ardından sergilediği görünen soğukkanlılık nedeniyle eleştirilmişti. Elizabeth’in tutumu, Diana’nın ölümünün dünya genelinde yarattığı büyük üzüntüyle tezat oluşturmuştu.

Saraydan yanıt

Buckingham Sarayı, Charles’ı hedef alan açıklamalara verdiği yanıt dışında Spencer’ın kitabının içeriği ve özellikle BBC’ye verdiği röportajlar konusunda sessizliğini korudu.

Bazı medya kuruluşları, saraya yakın kaynakların Diana’nın kardeşini “ikiyüzlülükle” suçladığını aktardı. Bu kaynaklar, Spencer’ın hayatı boyunca Diana’yı rahatsız etmekle suçladığı gazetelere şimdi onun özel hayatına ilişkin ayrıntıları açıklamasını eleştirdi.

Spencer ise Diana’nın kardeşi ve olaylara tanıklık etmiş biri olarak bu kitabı yazmanın “görevi” olduğunu düşünüyor. Ayrıca zaman içinde yerleşen “yalanları düzeltmek” istediğini belirtiyor.

Spencer, kitabı kaleme alırken “Diana’nın adına konuşmayı ve bunu açık, olumlu bir dille yapmayı” hedeflediğini belirterek, çalışmanın amacını “Diana hakkındaki gerçeği kardeşinin gözünden ortaya koymak” şeklinde ifade etmişti.

Spencer ayrıca kitabın, Diana’yı şöhretinin zirvesinde olduğu dönemde hatırlamayan gençlerin de ilgisini çekmesini umduğunu söyledi.

Harry ve Meghan

Spencer, pazar günü yayımlanan BBC röportajında, İngiliz magazin basınının Prenses Diana’ya yönelik tutumuyla son yıllarda küçük oğlu Harry ve eşi Meghan’a yönelik tutumunu karşılaştırdı. Harry ve Meghan kısa süre önce İngiltere’ye dönmüştü.

Spencer, kız kardeşinin cenazesinde yaptığı konuşmada da dile getirdiği yıpratıcı ve zehirleyici olarak nitelendirdiği etkiden duyduğu rahatsızlığı ifade etti.

Kraliyet görevlerinden çekilmesinin ardından güvenlik korumasından mahrum kalan Harry’nin güvenliği konusunda endişeli olduğunu belirten Spencer, bu durumun kendisini kaygılandırdığını söyledi.

Spencer kitabında ayrıca Diana’nın, kazada hayatını kaybeden Dodi’nin babası Muhammed el-Fayed’i “sevmediğini” yazdı.


ABD'nin İran havacılığına yaptırımları yarın yürürlüğe giriyor

İran havacılığına yönelik yaptırımlar 23 Eylül Çarşamba günü başlıyor (Mehr)
İran havacılığına yönelik yaptırımlar 23 Eylül Çarşamba günü başlıyor (Mehr)
TT

ABD'nin İran havacılığına yaptırımları yarın yürürlüğe giriyor

İran havacılığına yönelik yaptırımlar 23 Eylül Çarşamba günü başlıyor (Mehr)
İran havacılığına yönelik yaptırımlar 23 Eylül Çarşamba günü başlıyor (Mehr)

ABD'nin İran hava yolu şirketleri ile İran'a uçuş düzenleyen şirketlere yönelik öngördüğü yaptırım yarın (çarşamba) yürürlüğe giriyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Washington'ın İran havacılık sektörüne yönelik uyguladığı ikincil yaptırımlar nedeniyle İran'da faaliyet gösteren tüm hava yolu şirketlerinin önümüzdeki iki gün içinde faaliyetlerini durdurmasını beklediğini söyledi.

Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile pazartesi günü gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından ABD merkezli CNBC'ye verdiği röportajda, İran hava yolu şirketlerinin 23 Eylül'den itibaren faaliyetlerini durduracağını söyledi.

Bessent, “Bir İran uçağı herhangi bir havalimanına indiğinde ona yakıt sağlayamaz, iniş hizmeti veremez veya bilet satamazsınız. Aksi takdirde dolar merkezli finans sisteminden dışlanırsınız” dedi.

Uçuşlar sürüyor

Şarku’l Avsat’ın İran Mehr Haber Ajansı'ndan aktardığı habere göre bugün (Salı) Iran Air şirketi, Türkiye, Azerbaycan ve Irak'taki sivil havacılık kurumlarından İstanbul, Bakü ve Necef seferlerinin durdurulması veya askıya alınmasına ilişkin şu ana kadar herhangi bir bildirim almadı.

Iran Air'in açıklamasına göre söz konusu destinasyonlara uçuş izinlerinde veya seferlerin gerçekleştirilme koşullarında herhangi bir değişiklik olması halinde bu durum, ilgili havacılık makamlarının karar almasının ardından şirkete resmi bildirim yoluyla iletilecek.

Açıklamada, mevcut koşullar dikkate alındığında ve herhangi bir resmi bildirim alınana kadar İran hava yolu şirketinin İstanbul, Bakü ve Necef hatlarındaki uçuş programının mevcut prosedürler doğrultusunda sürdürüleceği vurgulandı.

Iran Air ayrıca resmi bir bildirim alınması ve uçuş programında değişiklik yapılması halinde yolcuların şirketin resmi kanalları aracılığıyla bilgilendirileceğini belirtti.

Irak Parlamentosu Güvenlik ve Savunma Komisyonu üyesi Şirvan Doberdeni ise Iran International'a yaptığı açıklamada, Washington'ın Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmasının ardından Irak'ın İran'ın dolara erişimi için geriye kalan tek güzergâh haline geldiğini söyledi.

Yaptırımların arka planı

Bu gelişme, ABD Hazine Bakanlığı'nın 8 Eylül'de aldığı ve 27 İran hava yolu şirketine yaptırım uygulanmasını öngören kararın ardından yaşandı. Bakanlık söz konusu adımı ekonomik izolasyon operasyonu olarak nitelendirdiği baskı politikasının bir parçası olarak açıkladı.

Listede Iran Air Tour, Iran Aseman, Qeshm Air, Kish Air ve Sepehran gibi büyük şirketler de yer aldı. Şirketler İran hükümetine ve askeri faaliyetlere destek vermekle, aralarında silah, personel ve yasa dışı sevkiyatların taşınmasının da bulunduğu faaliyetlere katılmakla suçlandı.

Buna paralel olarak Bakanlık, İran hava sahası üzerinden bazı uçuşlara izin veren üç havacılık yetkisini de askıya aldı. Söz konusu izinler, ABD dışındaki hava yolu şirketlerinin ABD menşeli ticari uçakları İran'a yapılan seferlerde kullanmasına da olanak sağlıyordu. Bakanlık, hava güvenliğine ilişkin başvuruların ise her vaka özelinde değerlendirileceğini belirtti.

Bakanlık ayrıca listede yer alan İran hava yolu şirketlerine uçak taşımacılığı, kargo hizmetleri ve satış acentesi desteği de dahil olmak üzere hizmet sağlayan yabancı şirketlerin de ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu.

Bölgesel yansımalar

Sahada kararın etkileri kısa sürede görülmeye başladı. İran medyasında yer alan haberlere göre Irak hükümeti, 23 Eylül'den itibaren İran'la tüm hava yolu seferlerini durdurma ve İranlı hava yolu şirketlerine yer hizmeti sunmayı kesme kararı aldı. Kaynaklar, bu adımın ABD yaptırımlarına uyma ve ikincil yaptırımlara maruz kalma endişesinden kaynaklandığını belirtti.

Türkiye ve Gürcistan da İranlı hava yolu şirketlerine yönelik hizmetlerini durdurarak benzer adımlar attı.

Pekin'le koordinasyon

Bessent, Tahran'ın en önemli ekonomik ortağı olan Çin'in yeni kısıtlamalara uymasını sağlamak amacıyla Pekin'le yoğun görüşmeler yürütüldüğünü açıkladı.

Çinli yetkililerin İran'a yönelik ekonomik baskı sürecine büyük ölçüde dahil olduğunu belirten Bessent, Washington'ın Çin Merkez Bankası Başkanı Pan Gongsheng'in de aralarında bulunduğu Çinli mali yetkililerle İran'a yönelik ABD yaptırımlarına uyulması konusunda olumlu görüşmeler yürüttüğünü söyledi.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında Washington'da yapılması beklenen zirveden iki gün önce yaşanıyor. İran'a yönelik yaptırımlar, ticari anlaşmazlığın yanı sıra zirvenin gündemindeki başlıklardan birini oluşturuyor.

İran'ın havacılık sektörü, uzun yıllardır uygulanan ve ülkenin yeni uçak ve yedek parça satın almasını engelleyen yaptırımlar nedeniyle zaten ciddi ölçüde yıpranmış durumda. Yeni yaptırım paketi, ülkenin hava filosundan geriye kalan kapasitenin de büyük ölçüde devre dışı kalması riskini beraberinde getiriyor.