Libya İhvanı Tunus’un iç işlerine karıştığı iddialarını yalanladı

Libya’daki İhvan üyelerinin Nahda Hareketi’ni desteklemek için Libya-Tunus sınırına doğru gittiğine dair söylentiler dolaşırken Libya’dan Tunus’un iç işlerine müdahale edilmediği açıklaması geldi.

Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Halid el-Mişri (DYK Basın Ofisi)
Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Halid el-Mişri (DYK Basın Ofisi)
TT

Libya İhvanı Tunus’un iç işlerine karıştığı iddialarını yalanladı

Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Halid el-Mişri (DYK Basın Ofisi)
Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Halid el-Mişri (DYK Basın Ofisi)

Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Halid el-Mişri’nin ‘Libya’daki Müslüman Kardeşler’in komşu ülkelerin iç işlerine müdahalesinin reddedildiği bir zamanda Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in iki gün önce aldığı kararlarla ilgili açıklamaları, ülkenin siyasi, medya ve sosyal çevrelerinde öfkeli tepkilere yol açtı.
Libya Müslüman Kardeşler (İhvan) Teşkilatı’nın siyasi kolu olan Adalet ve İnşa Partisi'nin önde gelen liderlerinden Mişri, Tunus'ta olup bitenler hakkında yorum yapmakta gecikmedi. Libya Ulusal Ordusu (LUO) lideri Halife Hafter'e işaret ederek 14 Şubat 2014'te Libya'da yaşananları ‘Hafter darbesi’ olarak niteleyen Mişri, 25 Temmuz’da Tunus’ta yaşananları da ‘Kays darbesi’ olarak nitelendirdi. Mişri’nin açıklamaları, Libyalı politikacılar ve gözlemciler tarafından ‘Tunus’un iç işlerine kabul edilemez bir müdahale’ olarak değerlendirilirken bu tür açıklamaların Tunus ile Libya ilişkilerine zarar verdiği vurgulandı.
İhvan üyelerinin Tunus sınırına doğru ilerlediklerine dair söylentilerin ardından dün bir basın toplantısı düzenleyen Libya Medya Vakfı eski Başkanı Muhammed Bayu, İhvan’ın Tunus’taki kriz hattına dahil edilmesine itiraz etti. Bayu açıklamasında, “(Yusuf) el-Karadavi ve başkanı olduğu Dünya Müslüman Alimler Birliği, (Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan’ın partisi, DYK Başkanı Mişri ve (JCP’nin eski başkanı Muhammed) Savan bin kez açıklama yapsa bile Tunus, Müslüman Kardeşler yönetimine geri dönmeyecek ve Müslüman Kardeşler’in yönetimleri her yerde son bulacak. Vakit geçti ve artık onlar için bir teselli yok” ifadelerini kullandı.
El-Vasat Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Beşir Zabiyye ise Libya'daki bir yetkilinin Tunus Cumhurbaşkanı’nın aldığı kararları kınama veya yüceltme hakkı olmadığını savundu. Bunun komşu ve kardeş bir ülkenin iç işlerine müdahale anlamına geldiğine inanan Zabiyye, şu sıra Tunus'ta olan bitenleri yargılamak için henüz çok erken olduğundan Libya devleti adına ya Başkanlık Konseyi'nin ya da Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla hükümetin açıklama yapabileceğini vurguladı. Facebook hesabından açıklamalarda bulunan Zabiyye, “Nasıl her fırsatta ülkenizin iç işlerine dışarıdan müdahaleyi reddettiğinizi duyuruyorsanız, başkalarının iç işlerine de karışmamalısınız” dedi.
Öte yandan Başkanlık Konseyi Üyesi Musa el-Koni, Tunus'taki gelişmelerle ilgili yorumda bulundu. Tunus'ta yaşananları ‘endişeyle’ takip ettiklerini ifade eden Koni, “Tüm tarafları diyalog diline başvurmaya çağırıyoruz” şeklinde konuştu. Başkanlık Konseyi tarafından Pazartesi günü yayınlanan bir açıklamasında Koni, “Kardeş ülke Tunus'ta yaşananların Libya için büyük önem taşıdığı, çünkü Tunus'un bölgedeki demokrasi için bir örnek ve önemli bir deneyim olduğu’ vurguladı.
Ancak Koni’nin açıklamasına karşı çıkanlar oldu. Özellikle ‘demokrasi deneyimi’ hakkında sözleri bir takım suçlamalara kapıyı araladı. Siyasi analist Mahmud el-Misrati, Koni’ye hitaben, “Sayın Koni, siz ve Başkanlık Konseyi’niz, bunu konuşacak kadar demokratik bir şekilde bu makama getirilmediniz. Sizi bu makama, bir deri bir kemik kalmış meşruiyet organları ve BM tarafından belirlenen kişiler getirdi. Bunun, BM Yaptırımlar Komitesi’nin  son raporunun ekinde yer aldığını biliyorsunuz.  Bu nedenle demokrasiden ancak, demokratik bir şekilde geldiğiniz zaman bahsetmeniz uygun olur” şeklinde konuştu.
Misrati, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Fikrinizi, kendi kişisel sayfanız aracılığıyla ifade edebilir ve Tunus için sadece iyi temennilerde bulunabilirsiniz. Dış politika ise bir bütün olarak Başkanlık Konseyi'nin yanı sıra Dışişleri Bakanlığı’nın sorumluluğundadır. Sizinle de istişare edildikten sonra açıklamada bulunulur.”
Şarku'l Avsat, konuya ilişkin Koni ile temas kurmaya çalışsa da sonuç alamadı.
Öte yandan ülkenin batısındaki bir güvenlik yetkilisi, İhvan üyelerinin Tunus'taki Nahda Hareketi'ni desteklemek için sınıra doğru ilerledikleri iddialarını yalanladı. Şarku’l Avsat’a konuşan yetkili, “Libya’nın batısında durum istikrarlı. Yerli ve yabancı bazı medya kuruluşlarının Libyalı herhangi bir tarafı Tunus'ta olan bitenlerle ilişkilendirdikleri haberleri reddediyoruz” dedi.



Suriye: İlk incelemeler, Şam'daki bombalı saldırılarda DEAŞ'ın parmağı olduğunu ortaya koydu

Şam'da meydana gelen bombalı saldırı bölgesinde duman ve alevler yükselirken, acil durum ekipleri çalışmalarına sürdürüyor (Reuters)
Şam'da meydana gelen bombalı saldırı bölgesinde duman ve alevler yükselirken, acil durum ekipleri çalışmalarına sürdürüyor (Reuters)
TT

Suriye: İlk incelemeler, Şam'daki bombalı saldırılarda DEAŞ'ın parmağı olduğunu ortaya koydu

Şam'da meydana gelen bombalı saldırı bölgesinde duman ve alevler yükselirken, acil durum ekipleri çalışmalarına sürdürüyor (Reuters)
Şam'da meydana gelen bombalı saldırı bölgesinde duman ve alevler yükselirken, acil durum ekipleri çalışmalarına sürdürüyor (Reuters)

Şam kırsalından sorumlu İç Güvenlik Komutanı Tuğgeneral Ahmed ed-Dalati bugün yaptığı açıklamada, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Şam ziyareti sırasında meydana gelen iki bombalı saldırıya ilişkin ilk soruşturma bulgularının, saldırıyı gerçekleştiren hücrenin DEAŞ'a bağlı olduğunu ortaya koyduğunu söyledi.

Suriye güvenlik güçleri, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda görüştüğü sırada, Şam'daki Four Seasons Oteli yakınında yanan bir aracı inceliyor, (AP)Suriye güvenlik güçleri, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda görüştüğü sırada, Şam'daki Four Seasons Oteli yakınında yanan bir aracı inceliyor, (AP)

Macron'un Suriye'ye gerçekleştirdiği tarihi ziyaret sırasında geceyi geçirdiği lüks otelin çevresi, biri çöp konteynerine, diğeri ise yol kenarına park edilmiş bir araca yerleştirilen iki el yapımı patlayıcının eş zamanlı infilak etmesiyle hedef alınmıştı. Suriye Sağlık Bakanlığı, saldırılarda bir kişinin hayatını kaybettiğini, 36 kişinin de yaralandığını duyurdu.

Ed-Dalati, Suriye devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, "Şam'daki patlamalardan sorumlu hücre üyeleriyle yürütülen ilk soruşturmalar, hücrenin DEAŞ'a bağlı olduğunu gösterdi" dedi. Bu açıklama, İçişleri Bakanlığı'nın hücre üyelerinin Şam ve kırsalında düzenlenen eş zamanlı operasyonlarla gözaltına alındığını duyurmasının ardından yapıldı.

Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab da dün gece X platformundan yaptığı paylaşımda, "İki gün önce Şam'ı hedef alan terör saldırılarından sorumlu hücre artık elimizde" ifadelerini kullandı.

İçişleri Bakanlığı daha sonra yaptığı açıklamada, hücre üyelerinin Şam ile kırsalındaki farklı noktalara düzenlenen eş zamanlı baskınlarda yakalandığını bildirdi. Operasyonların Katana, Seyyide Zeynep, Kudsaya Banliyösü ve Aş el-Verver bölgelerini kapsadığı belirtildi.

Şam'da düzenlenen anlaşma imza törenine katılmak üzere gelen El-Şara ve Macron (AP)Şam'da düzenlenen anlaşma imza törenine katılmak üzere gelen El-Şara ve Macron (AP)

Saldırılar, Macron'un konvoyunun otelden ayrılarak Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile kapsamlı görüşmeler yapmak üzere Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na gitmesinden kısa süre sonra meydana geldi.

Suriye yönetimi saldırının faillerinin yakalanarak adalet önüne çıkarılacağını açıklarken, Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Macron'un saldırılara rağmen ziyaretini sürdürmesini "cesurca" olarak nitelendirdi.

Macron ise ziyareti sırasında yeni Suriye yönetimine desteğini yineleyerek, söz konusu saldırıların "Suriye'nin istikrarını sarsmaması gerektiğini" söyledi.

Patlamalar, Şam'da bir kafeye yerleştirilen bombanın infilak etmesi sonucu 10 kişinin hayatını kaybetmesinden bir haftadan kısa süre sonra gerçekleşti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre söz konusu saldırıyı üstlenen olmazken, bu olay Haziran 2025'te Şam'ın Düveyla semtindeki bir kiliseye düzenlenen ve 25 kişinin öldüğü intihar saldırısından sonra başkentteki en kanlı saldırı oldu. Kilise saldırısını aşırılık yanlısı bir grup üstlenirken, Suriye makamları saldırının DEAŞ tarafından gerçekleştirildiğini açıklamıştı.

Aralık 2024'te Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinin ardından DEAŞ, mensuplarına yeni Suriye yönetimine karşı savaşma çağrısında bulunmuştu.

Suriye hükümeti ise geçen yılın sonlarında DEAŞ'la Mücadele Uluslararası Koalisyonu'na katıldığını resmen açıkladı.


Suriye, Şam bombalamalarından sorumlu hücrenin yakalandığını duyurdu

Suriye polisi (Şarku’l Avsat)
Suriye polisi (Şarku’l Avsat)
TT

Suriye, Şam bombalamalarından sorumlu hücrenin yakalandığını duyurdu

Suriye polisi (Şarku’l Avsat)
Suriye polisi (Şarku’l Avsat)

Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab, bugün yaptığı açıklamada, iki gün önce Şam'ı hedef alan bombalı saldırılardan sorumlu kişilerin yakalandığını duyurdu.

Hattab, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, "İki gün önce Şam'ı hedef alan terör saldırılarından sorumlu hücre artık gözaltımızda" ifadelerini kullandı.

Açıklamasında, "Soruşturmaların tamamlanmasının ardından hücre üyelerinin kimliklerini, üstlendikleri rolleri ve tüm bağlantılarını kamuoyuyla paylaşacağız" ifadelerini kullandı.

Salı günü Şam'da, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un konakladığı otele yakın bir noktada iki bomba patlamış, olayda 18 kişi yaralanmıştı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre patlamalar, Beşşar Esed'in devrilmesinin ardından Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin devlet başkanının Suriye'ye gerçekleştirdiği ilk ziyarete gölge düşürdü.


ABD’nin Suriye’yi ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinden çıkarması, Suriye ekonomisi açısından ne anlama geliyor?

Trump ile Şara'nın Beyaz Saray'daki görüşmesinden bir kare görülüyor (SANA -AFP)
Trump ile Şara'nın Beyaz Saray'daki görüşmesinden bir kare görülüyor (SANA -AFP)
TT

ABD’nin Suriye’yi ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinden çıkarması, Suriye ekonomisi açısından ne anlama geliyor?

Trump ile Şara'nın Beyaz Saray'daki görüşmesinden bir kare görülüyor (SANA -AFP)
Trump ile Şara'nın Beyaz Saray'daki görüşmesinden bir kare görülüyor (SANA -AFP)

ABD yönetiminin, 1979’dan bu yana ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinde bulunan Suriye’nin bu statüsünü kaldırma sürecini başlatma kararı, onlarca yılın ardından ülkenin karşı karşıya kaldığı en önemli siyasi ve ekonomik dönüşümlerden biri olarak değerlendiriliyor. Söz konusu sınıflandırma yalnızca siyasi bir tanımlama niteliği taşımıyor, aynı zamanda uluslararası yaptırım ağının hukuki ve yapısal temelini oluşturuyor. Bu engelin kaldırılması ise ticaretin, yatırımların ve ülke genelindeki kapsamlı yeniden imar çalışmalarının önünü açabilecek bir adım olarak görülüyor.

Washington’un son açıklaması, ABD’nin ‘Suriye hükümetinin attığı olumlu adımlar’ olarak nitelendirdiği gelişmeler ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’nın gelecekte uluslararası terör eylemlerini desteklemeyeceğine ilişkin verdiği resmi güvencelerin ardından geldi. Bunun ardından ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Başkan Donald Trump’ın, yasal olarak öngörülen 45 günlük bildirim süresinin tamamlanmasının ardından Suriye’nin söz konusu listeden resmen çıkarılması yönündeki niyetini Kongre’ye bildirdi. Rubio, bu adımı ‘tarihi’ olarak nitelendirirken, kararın Suriye’ye yeniden inşa için gerçek bir fırsat sunduğunu ve Suriye halkı için yeni bir dönemin kapısını aralayacağını ifade etti.

Şam yönetimi de ABD’nin kararını memnuniyetle karşıladı. Suriye Maliye Bakanı Muhammed Yusr Berniyye, Başkan Donald Trump’ın Kongre’ye Suriye’nin ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinden çıkarılması yönündeki niyetini bildirmesinin “Suriye halkı için refah, büyüme ve yeni fırsatlar döneminin habercisi olan tarihi bir an” olduğunu söyledi. Berniyye, kararın “Suriye ekonomisi için yeni bir sayfa açacağını, yatırımların artırılmasının, ekonomik toparlanmanın hızlandırılmasının ve Suriye’nin küresel ekonomiye yeniden entegre edilmesinin önünü açacağını” belirterek, bu aşamaya gelinmesine katkı sağlayan diplomatlara teşekkür etti.

Suriye Merkez Bankası Başkanı Safvet Raslan da kararı memnuniyetle karşılayarak, bunun Suriye ekonomisinin toparlanma sürecinde ‘olumlu bir dönüm noktası’ olduğunu ifade etti. Raslan, söz konusu adımın güveni artıracağını, daha fazla yatırımın önünü açacağını ve Suriye’nin küresel finans sistemine yeniden entegrasyonunu destekleyeceğini vurguladı. Merkez Bankası’nın reform sürecini sürdürme, parasal istikrarı koruma ve daha müreffeh bir ekonomik geleceği destekleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Mali yeniden yapılandırma

Pratik açıdan bakıldığında bu tarihi karar, Suriye bankalarının uluslararası finans sistemi ve uluslararası para transfer sistemi SWIFT ile kademeli olarak yeniden bağlantı kurmasının önünü açıyor. Daha önceki ‘teröre destek veren ülke’ statüsü, ABD’deki hukuki yaptırım riski nedeniyle bankaların Suriye’deki herhangi bir finans kuruluşuyla çalışmasını fiilen engelliyordu.

Söz konusu değişim, dış ticaretin finansmanına erişim imkânlarını doğrudan iyileştirirken, yurt dışında yaşayan Suriyelilerin para transferi maliyetlerini de önemli ölçüde düşürecek. Bugüne kadar yaptırımları aşmak amacıyla karmaşık ve gayriresmi döviz transfer kanallarını kullanmak zorunda kalan Suriyeli gurbetçilerin havalelerinin artık daha kolay gerçekleşmesi bekleniyor. Bu durumun ise ülke içinde hem yaşam koşullarının iyileşmesine hem de parasal istikrara doğrudan katkı sağlaması öngörülüyor.

Yatırım yasağını kırmak ve yeniden yapılanma şirketlerinin önünü açmak

Geçtiğimiz yıllar boyunca, ABD’nin ‘teröre destek veren ülkeler’ listesiyle bağlantılı ikincil yaptırımları, yabancı şirketler açısından caydırıcı bir engel oluşturdu. Bu yaptırımlar nedeniyle şirketler, ağır para cezalarına maruz kalma ya da ABD pazarından dışlanma riskiyle karşı karşıya kalmamak için Suriye’deki yeniden imar projelerine girmekten kaçındı.

ABD yönetiminin aktardığına göre Başkan Donald Trump, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’ya, “Ülkenizi yeniden inşa etmenizin önündeki tüm engelleri kaldıracağıma söz verdim. Çok yakında bunu nihayet gerçekleştirebileceksiniz” ifadelerini kullandı. Trump ayrıca, Suriye’ye yatırım yapmaya hazır ABD’li şirketlerin bulunduğunu belirtti. Suriye’nin bu listeden çıkarılmasıyla birlikte, uluslararası şirketler açısından ‘itibar riski’ önemli ölçüde azalırken, çok uluslu şirketlerin altyapı, gayrimenkul ve telekomünikasyon başta olmak üzere çeşitli sektörlere yatırım yapmasının önündeki hukuki ve prosedürel engellerin büyük ölçüde ortadan kalkması bekleniyor.

Şam’da bir cadde (Reuters)Şam’da bir cadde (Reuters)

Dış ticaretin canlandırılması ve enerji sektörünün yeniden yapılandırılması

Karardan en fazla fayda sağlaması beklenen alanlardan biri de dış ticaret sektörü olacak. Daha önce uygulanan yaptırımlar kapsamında, ‘çift kullanımlı’ (sivil ve askeri amaçlı kullanılabilen) ürünler gerekçesiyle ileri teknoloji makineleri ve sanayi ekipmanlarının ithalatına da kısıtlama getiriliyordu. Bu engelin kaldırılmasıyla birlikte Suriye’deki fabrikalar ve üretim tesislerinin, üretim hatları ile tarım ve sağlık sektörlerinde ihtiyaç duyulan ekipmanları daha az bürokratik engelle ithal edebilmesi bekleniyor.

Ciddi krizler ve neredeyse tam bir durgunluk yaşayan enerji sektöründe ise kararın, uluslararası uzman şirketlerin zarar gören petrol ve doğal gaz sahalarının rehabilitasyonu ile eskiyen elektrik santrallerinin bakım ve onarımı için gerekli yedek parça ve teknolojiyi sağlamasının önünü açacağı değerlendiriliyor. Bunun da enerji krizinin hafiflemesine katkı sağlayarak genel sanayi üretimini olumlu yönde etkilemesi bekleniyor.

Bretton Woods kurumlarıyla finansman olanakları açmak

İkili ilişkiler ve ticaretin yanı sıra, Suriye’nin ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinde yer alması, başta Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) olmak üzere uluslararası finans kuruluşlarının sağlayacağı kredi, hibe, mali yardım ve teknik desteklere yönelik ABD vetosunu da otomatik olarak devreye sokuyordu.

Ortaya çıkan yeni tabloyla birlikte, Suriye hükümetinin teorik olarak bu uluslararası kuruluşlarla müzakere kanalları açarak ekonomik kalkınma desteği, ekonominin yeniden yapılandırılması ile para ve maliye politikalarının reformu için gerekli finansmanı talep etmesinin önü açılıyor. Bu gelişme, yıllar süren uluslararası izolasyonun ardından Suriye ekonomisinin yeniden şekillendirilmesi açısından önemli bir fırsat olarak değerlendiriliyor.

Suriye’deki Baniyas petrol terminalinde Irak’tan gelen tankerlerden petrol boşaltılırken çalışan bir adam (Reuters)Suriye’deki Baniyas petrol terminalinde Irak’tan gelen tankerlerden petrol boşaltılırken çalışan bir adam (Reuters)

Kanunen uygulanan kapsamlı yasaktan isteğe bağlı risk değerlendirmesine

Uluslararası ticaret hukuku uzmanlarına göre, sürecin nasıl işleyeceğini anlamak açısından ABD’nin kararı, yaptırım rejiminin işleyişinde yapısal bir değişime işaret ediyor. Buna göre Suriye piyasası, ‘kanunen uygulanan kapsamlı yasak’ döneminden çıkarak, uluslararası kuruluşlar açısından ‘isteğe bağlı risk değerlendirmesi’ aşamasına geçiyor.

Suriye’nin daha önce ‘teröre destek veren ülke’ olarak sınıflandırılması nedeniyle, ABD’nin katı mevzuatı uyarınca herhangi bir uluslararası banka veya şirketin ülkeyle iş yapması otomatik ve kesin biçimde yasaklanıyor, kurumlara herhangi bir hareket alanı tanınmıyordu. Yeni dönemde ise bu genel ve otomatik yasak ortadan kalkarken, karar süreci şirketler ile bankaların kendi iç uyum mekanizmalarına bırakılıyor. Buna göre kurumlar, Suriye’deki ticari ve yatırım fırsatlarını bağımsız şekilde değerlendirebilecek, kalan hukuki düzenlemelerle uyumlu olduğu sonucuna varmaları halinde işlemlerini sürdürebilecek. Uzmanlar, bunun 1979’dan bu yana sermaye hareketleri ve yatırımlar açısından görülmeyen ölçüde geniş bir esneklik sağlayan temel bir değişim olduğuna dikkat çekiyor.

Suriye’deki el-Cebse petrol sahasında bulunan petrol rafinerisi (2020 yılına ait arşiv fotoğrafı – Reuters)Suriye’deki el-Cebse petrol sahasında bulunan petrol rafinerisi (2020 yılına ait arşiv fotoğrafı – Reuters)

Kriz neden hemen sona ermiyor?

ABD Dışişleri Bakanı’nın açıklaması ile 30 Haziran 2025 tarihli başkanlık kararnamesinde yapılan ve yaptırımları hafifleten tamamlayıcı düzenleme tarihi önem taşısa da, karmaşık hukuki ve yapısal engeller nedeniyle kararın ekonomik etkisinin sahaya yüzde 100 oranında ve kısa sürede yansıması beklenmiyor. Bu engellerin başında, yürürlükte kalmaya devam eden diğer yaptırım mekanizmaları geliyor. Zira söz konusu statünün kaldırılması, ekonomik yaptırım rejiminin tamamen sona erdiği anlamına gelmiyor. Ekonominin kritik sektörlerini, belirli kurumları ve kişileri hedef alan diğer yasa ve başkanlık kararnamelerine dayalı geniş kapsamlı yaptırımlar varlığını sürdürüyor.

Bunun yanı sıra, uzun yıllar izolasyon altında kalan piyasalarda uluslararası bankacılık sisteminin temkinli yaklaşımı da önemli bir engel olarak öne çıkıyor. Uzmanların ‘aşırı uyum’ (over-compliance) olarak tanımladığı bu durum kapsamında, küresel bankalar ve büyük finans kuruluşları, Suriye piyasasıyla hesap açma ya da ticari kredi işlemlerini kolaylaştırma konusunda aylarca, hatta yıllarca beklemeyi tercih edebiliyor. Kuruluşlar, yürürlükte kalan diğer yaptırım paketlerinden kaynaklanabilecek hukuki riskler ve olası para cezalarından kaçınmak amacıyla uzun ve maliyetli iç hukuk incelemeleri yürütüyor.

Sonuç olarak uzmanlar, Suriye ekonomisinin yeniden toparlanması ve sürdürülebilir yatırımları çekebilmesinin yalnızca ABD’nin uyguladığı kısıtlamaların hafifletilmesine bağlı olmadığını vurguluyor. Bunun, aynı zamanda ülke içinde kapsamlı yapısal ve kurumsal reformların hayata geçirilmesi, iş ortamının iyileştirilmesi ve parasal istikrarın güçlendirilmesiyle yakından ilişkili olduğu belirtiliyor. Bu çerçevede, Suriye’nin ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinden çıkarılması, ülkenin itibar riskini azaltan ve uzun süredir kapalı olan kapıları aralayan önemli bir adım olarak görülse de gerçek ekonomik toparlanmanın sağlanabilmesi için Şam’ın küresel ekonomiye yeniden entegrasyonunun önündeki en büyük engel olarak görülen diğer yaptırımların da kademeli şekilde kaldırılması gerektiği değerlendiriliyor.