John Bolton: Afganistan dünyanın sorunu… İran’daki patlamaların arkasında İsrail var

Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton (Reuters)
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton (Reuters)
TT

John Bolton: Afganistan dünyanın sorunu… İran’daki patlamaların arkasında İsrail var

Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton (Reuters)
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton (Reuters)

İsa Nehari (Gazeteci)
Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın tartışmalı görev süresi boyunca, İran'a karşı en sert Cumhuriyetçi şahinlerin başında John Bolton geliyordu. Bu yüzden Kuzey Kore liderine bile müsamaha gösterse İranlılara göstermeyeceği söylendi. 1960'lı yıllarda ‘mollalar yönetimini’ yıkmak amacıyla kurulan Halkın Mücahitleri Hareketi’nin önde gelen destekçilerinden biri olan Bolton’ın 2018 yılında ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak atanması, Tahran için tam bir kabustu. İran muhalefetinin konferanslarına düzenli bir şekilde konuşmacı olarak katılan Bolton, yaklaşık dört yıl önce, bu konferanslardan birinde, 2019 yılında Tahran’da rejimin düşüşünün kutlanacağını müjdeledi.
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton, Independent Arabia'ya verdiği röportajda, İran rejiminin düşüşüne ilişkin öngörüsünün neden henüz gerçekleşmediğini ve neyin değiştiğini anlattı. Nasıl Başkan Trump’a ABD’ye ait bir insansız hava aracının (İHA) düşürülmesine ve Tahran'ın Washington'ın müttefiklerine karşı düşmanca uygulamalarına karşılık olarak İran’a hava saldırıları düzenleme önerisinde bulunduğunu da anlatan Bolton, Trump’ın önerisine kulak asmadığını, bunun yerine kendisine karşı daha fazla tavır aldığını ve daha sonra onu ABD'yi Ortadoğu'da yeni bir savaşa itmekle suçladığını söyledi.
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Bolton, eski ve mevcut ABD yönetimlerinin, Irak, Suriye ve Yemen’deki sıcak çatışma bölgelerine yönelik politikalarına ilişkin tutumunu da açıkladı. ‘Stratejik bir hata’ olarak gördüğü ABD ordusunun Afganistan'dan çekilmesi kararını eleştiren Bolton, Çin tehdidine odaklanmanın ABD'nin Ortadoğu'daki çıkarlarına mal olmaması gerektiğinin altını çizdi. Bolton, röportajda ABD Genelkurmay Başkanı’nın Başkan Trump'ın 2020’deki başkanlık seçimlerinden sonra iktidarı barışçıl bir şekilde devretmemesinden duyduğu endişeye ilişkin olarak, eski Başkan’ın bir darbe planlayıp planlamadığı, bunu uygulayıp uygulayamayacağı da dahil olmak üzere bir takım iç meselelere değindi.

Trump, İran rejimini değiştirmeyi düşündü mü?
Amerikalılar, Bolton'ı İran’ın Washington ve müttefiklerine yönelik faaliyetlerini durdurmak için askeri müdahaleye olan tutkusuyla tanıyorlar. Bolton açık açık Tahran'daki teokrasiyi devirmek için rejim değişikliğini bir çözüm olarak görüyor. Trump, uzun bir süre, ‘ABD’yi yeni bir savaşa itmeye çalışmakla’ suçladığı Bolton'ı dinlememekle övündü. Bazıları 70 yaşındaki diplomatın, başta İran ile ilgili olanlar olmak üzere, fikirlerini aktarmak umuduyla Trump yönetimine katıldığına, ama Trump’ın birçok dosyada onu dinlemeyi reddetmesinin Bolton’ı istifaya ittiğine inanıyorlar.
Bolton'ın, ABD’nin İran’a uyguladığı azami baskı stratejisinin, Tahran'ın davranışlarını kontrol etmede yeterli olacağını düşünmediğinden Trump yönetiminin İran'la ilişkilerinde bir rejim değişikliği politikası izlemesini istediği açıktı. Ancak Bolton, özellikle 2017 yazında Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak atanmasından aylar önce Trump’ı fikirlerini benimsemeye ve bunları Ortadoğu'da İran rejiminin olmadığı yeni bir gerçekliğe dönüştürmeye ikna etme yeteneğini biraz abartmış olabilir. Bolton, 2017 yazında Paris'te İran muhalefeti tarafından düzenlenen konferansa katılan binlerce kişiye, “Rejimin düşünü 2019 yılında Tahran'da birlikte kutlayacağız” dedi ve ABD’nin İran rejimine karşı olan bir başkan seçtiğini vurguladı.
Bolton, rejimi devirmekten neden bu kadar emin olduğu ve şimdi neyin değiştiği sorusuna, “Böyle olacağını tahmin etmemiştim. Humeyni'yi iktidara getiren 1979 devriminin 40. yıl dönümünde hedefin rejimi devirmek olması gerektiğini söyledim” yanıtını verdi. Bolton, her ne kadar o zamanlar, özellikle çok taraflı yaptırımlar daha önce başarısız olduğundan ABD'nin anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesinin ve İran'a yönelik tek taraflı yaptırımların etkili olup olmayacağı konusunda bazı şüpheler olsa da “Trump yönetiminin 2015 yılında İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesi doğru yönde atılmış önemli bir adımdı. ABD’nin İran’a yönelik ekonomik yaptırımlarının yeniden uygulanmaya başlaması, rejimin kendisi üzerinde yıkıcı bir etki yarattı” dedi.
İran muhalefetine verdiği destekle bilinen Bolton, İran’da rejimin düşmesi için onun davranışlarından etkilenen ülkeler arasında güçlü bir koordinasyon kurulması ve halkın içinde bulunduğu kötü yaşam koşullarının farkında olduklarından ordu içinde Devrim Muhafızları’nın çekirdeğinde bölünmeler aranması gerektiğine inanıyor. Bolton, popülaritesi 1979 devriminden bu yana tüm zamanların en düşük seviyesinde olan rejimin, insanların düşündüğünden daha zayıf hale geldiğini vurguladı.
Trump yönetiminin bir rejim değişikliği politikası için baskı yapmayı düşünüp düşünmediği sorulduğunda ise Bolton şu yanıtı verdi:
"Hayır, ama benim birkaç yıldır tutumum bu yönde. Ancak Trump bunu dikkate almaya hazır değildi. Diğerleri ise sadece uzun bir süre boyunca ekonomik baskı uygulamanın yeterli olmasını umuyordu. Belki de yeterli olabilirdi. Fakat Avrupa Birliği (AB) nükleer anlaşmaya bağlı kalsın ya da kalmasın İran’ın anlaşmanın şartlarını ihlal edeceğinden endişeliydim ve hala da endişeliyim.”
Bolton, ABD’nin önceki yönetiminin kurduğu uygulama mekanizmaları sayesinde yaptırımların rejim üzerindeki olumsuz etkileri olduğunu doğrularken yaptırım politikasının yeterli olmadığına inandığı belirterek, “Tahran’daki mollalar, güçleri olduğu sürece politikalarını değiştirmeyecekler” dedi. AB’yi, İran halkının ne tür bir hükümet istediklerini seçmelerini sağlamak için bir rejim değişikliği politikasını benimsemeye çağıran Bolton, ‘sivil ve insan haklarını ihlal eden resmi bir katil’ olarak nitelendirdiği İbrahim Reisi'nin cumhurbaşkanı seçilmesini ise kınadı.
İran’da sadece Dini Lider ve birkaç kişinin karar mercii olmasından ötürü yeni bir cumhurbaşkanının seçilmesinin İran rejiminin politikalarını değiştirmeyeceğini düşünen ABD’nin eski Ulusal Güvenlik Danışmanı, “Tahran rejiminin yüzü en az birkaç yıl daha gülmeyecek. Şuan Huzistan ve ülkenin diğer bölgelerinde yaşanan büyük su sıkıntısı çerçevesinde, rejimin gerçek yüzünü ve hükümetin başarısız olamaya devam ettiğini görüyoruz” dedi.
İran rejiminin uranyum zenginleştirmeye ve nükleer savaş başlığı taşımak amacıyla balistik füzeler geliştirilmeye devam ettiği konusunda uyaran ABD’li diplomat, İran’ın Ortadoğu'da süregelen çatışmalara ve dünya çapında terörizme verdiği desteğin yanı sıra bu çalışmalarının daha iyi hava durumu tahminleri için geliştirilmiş uyduların uzaya fırlatılması değil, daha ziyade İran tehdidinin nükleer ve füze alanlarında büyümesi anlamına geldiğini söyledi.

İran’daki patlamalar
İsrail'in İran’ın nükleer tesislerini hedef almak için belirlediği, bir takım olası askeri planları hakkında ortada dolaşan söylentilere ilişkin tutumu sorulduğunda Bolton, “Bunları destekliyorum. Aslında, tıpkı Natanz Nükleer Tesisi’nde olduğu gibi, şuan İran tesislerini hedef alanlar var. İran’ın nükleer programıyla bağlantılı olduğuna inanılan başka tesislere de sabotaj saldırıları olduğuna dair haberler geliyor” ifadelerini kullandı.
 
Bolton, krizler karşısında askeri seçeneklere yöneliyor (Getty)
İran’ın nükleer tesislerindeki patlamaların ve yangınların sayısındaki artışın, bunların tesadüfen meydana gelmediklerini gösterdiğini düşünen ABD’nin eski Ulusal Güvenlik Danışmanı, bunların arkasında kimin olduğuyla ilgili olarak ise şunları söyledi:
“Bu olayların arkasında kesinlikle İsrailliler var. Arap dünyasından başka aktörler de işin içinde olabilir. Sadece şunu söyleyebilirim: İyi şanslar, devam edin!”

2019 gerginlikleri
Bolton, yaklaşık iki yıl önce ABD ile İran arasındaki gerilim ve o tarihte iki ülke arasında bir savaşın eşiğine gelinip gelinmediği sorusuna verdiği yanıtta, “ABD’nin, İran'ın bir Amerikan İHA'sını düşürerek, Hürmüz Boğazı çevresinde petrol tankerlerine karşı sabotaj saldırıları düzenleyerek ve Suudi Arabistan'daki petrol altyapısını hedef almanın yanı sıra Husiler aracılığıyla Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) sivil noktalara saldırarak kabul edilemez davranışlarda bulunmasına karşılık olarak atması gereken adımlar olduğuna inanıyorum” ifadelerini kullandı.
İran’ın, Irak'taki Şii milisleri kullanarak ABD’ye ait tesislere yönelik saldırılarının, Suudi Arabistan ve BAE’nin çıkarlarını hedef alan sabotaj saldırılarıyla kesiştiğini vurgulayan ve bu saldırıların özellikle ABD’ye karşı yapıldığı değerlendirmesinde bulunan Bolton, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ABD’nin düzenlediği hava saldırısıyla öldürülmesine işaret ederek bunun İran'a yönelik misilleme için yeterli olduğunu söyledi. Başka isimleri de ortadan kaldırmanın mümkün olduğuna dikkati çeken Bolton, “Çünkü rejim yaptıklarının yanına kar kalacağını ne kadar hissederse, İran tehdidi de o kadar artacaktır” dedi.
Bolton sözlerini tasdik etmek için, Trump, İran'a yönelik hava saldırıları konusunda kendisini dinlemiş olsaydı, 2019’un Eylül ayında Suudi Arabistan'daki iki petrol tesisini hedef alan saldırıların gerçekleşmeyebileceğini söyledi.
ABD’li diplomata şöyle devam etti:
“ABD, İranlıların düşmanca saldırılarını püskürtmüş olsaydı, daha sakin ve daha makul olanı tercih edilebilirlerdi ve ABD’nin imkanlarının kendi imkanlarından çok daha büyük olduğunu anlayabilirlerdi.”
Karşı saldırıların amacının İran'la bir çatışmaya girmek değil, onu caydırmak olduğunu vurgulayan Bolton, “Tahran rejimi, ciddi yaptırımlarla karşılaşmadan Suudi Arabistan ve BAE'deki sivil hedeflere İHA’lar ve kruz (seyir) füzelerle saldıramayacağını anlamalı. Bunlar bir terör devletinin eylemleridir” yorumunda bulundu.

2019 yılında Saudi Aramco tesislerini hedef alan füzelerin kalıntıları (Reuters)
Trump’ın 2018 yılında nükleer anlaşmadan çekildikten sonra İran’ın nükleer bomba edinmesini önleme stratejisi ve ABD yönetiminin askeri seçeneğe yönelmeyi tercih etmemesi hakkında yaptığı değerlendirme ise azami baskı politikasının, ABD’nin Cumhuriyetçi yönetiminin stratejisi olduğunu ve bunun işe yarayacağını düşünmediğini söyledi. Bolton, “Azami baskı politikasının başarılı olmasını umuyorum. Belirttiğiniz gibi uzun bir süre sonra başarılı olabilir. Ancak rejimin davranışını geçici olarak değiştirmenin yeterli olacağını düşünmüyorum. Bence rejimin kendisini değiştirmeniz ve İran halkının ne tür bir hükümet istediğini kendisinin seçmesini sağlamanın bir yolunu bulmanız gerekiyor” şeklinde konuştu.
İran’ın sadece nükleer alanda tehdit oluşturmadığını, aynı zamanda rejim iktidarda kalmaya devam ettiği sürece ‘terör ve geleneksel düşmanlık tehditlerini’ de sürdüreceği konusunda uyaran Bolton, "İran'da 1979 devrimi halen gücünü koruyor. Bu, ideolojik bir devrimdir. Sadece bir dini hayat biçiminden ibaret değildir, kendi ideolojisini de geliştirmiştir. Daha uzun süre ideolojisi şiddetle savunabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Viyana’daki nükleer anlaşma müzakerelerinin geleceği
İbrahim Reisi’nin cumhurbaşkanı seçilmesinin kartların yeniden dağıtılmasına neden olduğu Viyana'daki dolaylı müzakere turlarının ardından Bolton, “Biden yönetimi, bir geri dönüş yolu bulmak için İran'ın tehditlerini ve mevcut anlaşmaya yönelik ihlallerini umutsuzca görmezden gelerek 6 ay boyunca tavizler verdi. Bence onlar (Biden yönetimi yetkilileri) bunu, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin görev süresi sona ermeden ve Cevad Zarif dışişleri bakanlığı görevinden ayrılmadan önce başarmaya çalıştılar” diyerek mevcut ABD yönetimini eleştirdi.
Seçilmiş Cumhurbaşkanı Reisi’nin, 3 Ağustos'ta göreve başlamadan önce yaptığı açıklamalarda, müzakerelere daha fazla devam etmek istemediğini söylediğine dikkati çeken Bolton, “Son olarak ABD’de bir İran vatandaşına yönelik suikast girişiminde bulunulmasıyla İran'ın terörist davranışlarının devam ettiğine dair örnekler görüyoruz. Bu, birkaç yıl önce İranlıların ABD'ye darbe vurmaya çalıştığı diğer bir suikast girişimine benzer bir başka vakadan ibaretti. Bu, rejimin gerçek yüzünü ve nükleer programla ilgili verdiği taahhütlere neden güvenilemeyeceğini gösteren bir davranış türüdür” dedi.

Washington, İran'ın Irak'taki vekillerini güçlendirdi
Bolton, Biden yönetimini, ‘İranlıların Şii milisleri silahlandırmasına ve onları Lübnan'daki Hizbullah gibi bir yapıya dönüştürmeye çalışmasına izin veren ve tüm bölgeyi gerçekten çok farklı bir El Kaide türü olan DEAŞ terör örgütü tehdidine maruz bırakan eski ABD Başkanı Barack Obama’nın 2019 yılında aldığı Irak’taki ABD güçlerini geri çekme kararını’ hatırlatarak Irak’taki ABD güçlerini geri çekme konusunda uyardı. ABD’li diplomata göre DEAŞ’ın ortaya çıkışı, ABD güçlerinin yeniden Irak'a geri dönmesini gerektirirken ironik bir şekilde, Şii milisler ve Kürtlerle, DEAŞ’ı püskürtmek için iş birliği yapmak zorunda bıraktı.
Bolton, DEAŞ yenilgiye uğratılmış olsa da ABD’nin, İran'ın Irak'taki kolu olan Şii milislerin güçlendirilmesine yardımcı olduğunu söyledi. Bolton’a göre eğer ABD güçleri 2011 yılında Irak’ta kalsaydı ne olurdu tam olarak tahmin etmek mümkün olmasa da ayrılmaktan ve geri dönmek zorunda kalmaktan daha kötü bir politikanın olacağını düşünmenin güç olduğunu söyledi. Aynı senaryonun Afganistan'da tekrarlanmasından büyük endişe duyduğunu ifade eden Bolton, “Bir lamba düğmesi gibi açılıp kapatılamayan bu soruna sürekli dikkat etmelisiniz” ifadelerini kullandı.

Yeni terör örgütlerinin doğuşu
ABD Başkanı Joe Biden'ın Afganistan ile ilgili bir açıklamasında “Afganistan, ABD’nin sorunu değil” şeklindeki ifadesine de değinen Bolton, “Afganistan, Taliban tarafından kontrol edilen bir ülkeden kaynaklanan terör tehdidi olması nedeniyle tüm dünyanın sorunu olacak” dedi. ABD’li diplomat, ülkesi ve NATO güçleri için tercüman olarak çalışan çok sayıda Afgan'a sığınma sağlanmasının, doğru bir adım olmasına rağmen bunun Afgan hükümetinin kırılganlığını yansıttığı konusunda uyardı.
John Bolton sözlerini şöyle sürdürdü:
“Beklenen son, Afganistan hükümetinin düşmesi ve Taliban’ın ülkenin topraklarının çoğunu veya tamamını yeniden kontrol altına alması değildi. Çünkü bu, oradaki El Kaide ve DEAŞ üyelerinin Taliban ile temasa geçmeleri ve Afganistan’ın terör eylemleri için bir kez daha teröristlere güvenli bir sığınak ve üs olacağı anlamına geliyor. Daha kötüsü ise teröristlerin eğitildiği, ABD'yi, Avrupa ve Ortadoğu ülkelerini tehdit etmeye başladığı Afganistan'daki erişilemeyen bölgelerin varlığından yararlanmak isteyen ve daha ​​önce adını dahi duymadığımız yeni terör örgütlerinin ortaya çıkması olacak.”
Askerlerin, onlarca yıldır Afganistan’daki yabancı güçlere ev sahipliği yapan Bagram Hava Üssü’nü yeni Afgan yönetimine haber vermeden terk etmeleri ve hırsızların üsse saldırmalarına ve Afgan askerlerinin gelmesinden önce üste ne varsa yağmalamasına izin vermeleri hakkında ise Bolton, Afganistan'ı karanlık bir geleceğin beklediğini söyledi. Bolton, “Sonunda, ABD’nin Irak'taki muharebe güçlerinin geri çekileceği duyuruldu. Fakat bu sadece bir isim değişikliğinden ibaretti. Irak’ta gerçekten büyük bir Amerikan muharebe kuvveti yok. DEAŞ’ın bölgesel olarak yok edilmesinden bu yana Amerikan askerleri başka görevler üstleniyorlar” şeklinde konuştu.
ABD’deki AB ve müttefiklerine yönelik 21. yüzyılın en büyük tehdidinin Çin'den kaynaklandığına dair hakim görüşü destekleyen ABD'li eski yetkiliye göre ABD’nin küresel sorumluluklarının yanı sıra dünyanın dört bir yanındaki dostlarıyla kesişen çıkarlara sahip olması nedeniyle Pekin'e odaklanırken diğer bölgeleri ihmal etmemeli.
AB’ye Çin'in yarattığı tehditlere odaklanırken Ortadoğu'daki mevcut tehditleri ve stratejik çıkarları görmezden geldiği eleştirisinde bulunan Bolton, ABD’de sık kullanılan bir ifade olan “Aynı anda hem yürüyebilmeli hem de sakız çiğneyebilmelisiniz” deyimini kullanarak Washington'ın ise hem Çin hem de diğer bölgelerle aynı anda başa çıkabileceğini vurguladı.

Trump’ın Suriye’nin kuzeydoğusundan çekilme kararından en çok yararlanan ülke Türkiye oldu
Bolton'ın Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevinde bulunduğu Cumhuriyetçi yönetim, Trump’ın Suriye’nin kuzeydoğusundaki Amerikan güçlerinin geri çekilmesi kararıyla Demokrat Obama yönetiminin Irak'ta yaptığına benzer bir adım attı. Peki, bu askeri geri çekilme Rusya'ya bir zafer kazandırdı mı?
Bolton bu soruyu şöyle yanıtladı:
“(ABD’nin geri çekilmesi) Türkiye'ye diğerlerinden daha fazla zafer kazandırdığını düşünüyorum. Bu yanlıştı. Çünkü (Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan'a istediğini verdi. Birinci Dünya Savaşı ve Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü sonrası tarihe bakıldığında Türklerin uzun zamandır Suriye-Türkiye sınırındaki bölgenin Türkiye’nin egemenliğinde kalması gerektiğine inandıklarını görebiliriz.”
ABD'li yetkiliye göre daha da önemlisi güçleri geri çekme kararı, Suriye’nin kuzeydoğu bölgesini Ruslara ve İranlılara açık bıraktı. Bu da Esed rejiminin güçlenmesine yardımcı oldu.
Bolton, Suriye’nin kuzeydoğusundan geri çekilmenin, ABD’nin düşmanlarının bu bölgede başka türlü sahip olamayacakları bir avantaj elde etmelerine izin veren ‘aptalca ve hiçbir hedefi olmayan bir hata’ olduğunu vurguladı. ABD’li diplomat, Suriye'nin kuzeydoğusunun artık ABD ordusu ve müttefiki olan ülkelerin güçlerinin bulunduğu zamanki kadar istikrarlı olmadığını da sözlerine ekledi.

“Suriye krizinin çözümü, İran sorununu çözmekle başlar”
ABD'nin DEAŞ’ı kalıcı olarak ortadan kaldırmak isterse Beşşar Esed rejimine yönelik yaklaşımını değiştirmesi gerekip gerekmediğiyle ilgili bir soruyu yanıtlayan ABD'li eski yetkili, “Sorunu Esed yaratıyor. İran ve Rusya Esed rejimini destekliyor. Eğer Tahran'daki ana sorunla ilgilenirsek Suriye'deki durum tamamen farklı olacak. Ruslar, deniz ve hava üsleri için Suriye'de kalmayı ve onların kalmasına izin verecek bir yöneticinin olmasını istiyorlar. Bunun ABD'nin çıkarına olduğunu düşünmüyorum, ama Suriye’de istikrarı yeniden sağlamanın olası yolu bu. Bu da ancak İran'a bağlı olmayan birinin iktidarda olmasıyla gerçekleşebilir” ifadelerini kullandı. İran’ın Suriye’deki birinci tehdit olduğunu, Rusya tehdidinin ikinci sırada geldiğini vurgulayan Bolton, ABD'nin ikisiyle de etkili bir şekilde ilgilenmediği konusunda uyardı.

Trump ve Biden'ın Yemen ile ilgili anlamadıkları konular
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı, Biden yönetiminin Yemen savaşını sona erdirme politikasını eleştirirken, görev aldığı Trump yönetimi, son günlerinde, Husileri Yabancı Terör Örgütleri Listesi’ne ekleme kararı dışında Yemen kriziyle ilgili hiçbir şey yapmadı. Bolton, “Trump yönetimi Yemen dosyasını farklı şekilde ele almalı mıydı?” sorusunu, “Evet, bu konu çok tartışıldı” diye yanıtladı.
İranlıların Suudi Arabistan, BAE ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin arka bahçelerindeki varlıklarını stratejik açıdan önemli gördüklerini söyleyen Bolton, “Trump yönetiminin bunu fark ettiğini veya buna göre hareket ettiğini sanmıyorum. Elbette aynı durum Biden yönetimi için de geçerli” dedi.
Yemen’deki insani krizi mümkün olan en kısa sürede çözmenin yollarından birinin, ülkedeki istikrarı yeniden sağlamak için Suudi Arabistan ve BAE'nin Husilere karşı yürüttükleri savaşı tamamlamasından geçtiğini vurgulayan ABD’li diplomat, “Washington ve Birleşmiş Milletler'in (BM) New York'taki merkezinde Yemen’deki insani krizle ilgili duyduğumuz genel anlatı, başta İranlılar ve Husiler olmak üzere bazı tarafların amaçlarına ulaşmak için gıda sıkıntısını silah olarak kullandıkları, halkı tecrit ettikleri ve onları canlı kalkan yapmak için rehin aldıkları yönündeydi ve bu hiç kimse tarafından kabul edilemezdi. Husiler, İran'dan eğitim alanında ve mali olarak destek almasaydı, herkesin bildiği gibi, büyük bir tehlike oluşturmazlardı” dedi.

Yıllardır devam eden Yemen savaşı, sorunları çözme çabalarını engelleyen bir takım sorunlar barındırıyor (Getty)
Bolton şöyle devam etti:
“Eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'in yönetimindeyken de Yemen bir insan hakları cenneti değildi. Ama istikrarlıydı ve insanların günlük hayatları iç savaştan etkilenmiyordu. Fakat bu da Husilerin ve İranlıların, oyunu uluslararası savaş kurallarına göre oynamak için değil, sivilleri canlı kalkan yapmak için rehine haline getirebildikleri bir ortam oluşturdu.”
İran'ın Yemen'deki askeri varlığı devam ettiği sürece ülkenin barışa ve istikrara kavuşamayacağı konusunda uyaran Bolton, aynı zamanda ‘yurtdışındaki birçok insanın insani duygularını sömürdüklerine’ dikkati çekti.
John Bolton, Biden yönetiminin Suudi Arabistan ve BAE'ye silah satışlarını dondurma kararının riskleri ve ABD’nin müttefiklerinin bu boşluğu doldurmak için Rusya veya Çin'e yönelmesi ihtimali ile ilgili değerlendirmesinde, “ABD’nin silah satış kurallarıyla uğraşmanın sinir bozucu olabileceğini biliyorum, ancak bu satışların gerçekleşmesi için büyük bir destek var” dedi. Rusya ve Çin’in çok fazla koşul öne sürmedikleri için cazip alternatifler gibi görünebileceğini söyleyen Bolton,  ancak burada iki noktaya dikkati çekti. İlk olarak ‘ABD’den çalıntı kopyalar ve kötü imal edilmiş ürünler’ olduğunu düşündüğü Çinlilerin silahları hakkında uyarıda bulunan Bolton, ikinci olarak Pekin ya da Moskova ile anlaşma imzalamanın siyasi bir bedeli olduğunu vurgulayarak bu konuda ABD ile uğraşmak diğer alternatif sağlayıcılarla uğraşmaktan daha kolay olduğundan Körfez ülkelerini ABD’nin silahlarına yönelmeye çağırdı.
Bolton, ABD’nin yeni üslerle ilgili planına ve Katar'daki üslerini kapatarak Ürdün'e taşınmasına ilişkin ortada dolaşan söylentilerle ilgili olarak, değişikliklerin zaman içinde tüm dünyadaki askeri üsleri etkileyeceğini öne sürdü. Almanya ve Avrupa'daki ABD güçlerinin dünyanın diğer bölgelerine sevk edilmesini isteyenlerin olduğuna dikkati çeken Bolton, bu değişikliklerin ‘stratejik veya kasıtlı olduklarını’ düşünüyor. Bolton, “Sonunda Biden’ın Afganistan’da olduğu gibi Irak’tan çekilme kararı almasından korkuluyor. ABD’nin Körfez'deki askeri varlığını azaltması büyük bir hata olur” diye konuştu.

Üç devletli çözüm
Eski ABD yönetiminin Filistin-İsrail çatışmasıyla ilgili politikasının geçtiğimiz Mayıs ayındaki en son askeri gerilimin önünü açtığına dair söylentilere de cevap veren eski Ulusal Güvenlik Danışmanı, “Bu varsayımı doğrulayacak somut bir kanıt olmadığı için bunun doğru olduğunu düşünmüyorum. Lakin asıl sorun İran'ın silah temin ederek ve mali olarak desteklendiği terörist grup Hamas'tır.  İran'ın azmettiriciliğine son verirseniz, pek çok soruna çözüm bulabilirsiniz” dedi.
Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs'te bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını öngören iki devletli çözüme dair umudunu yitirdiğini söyleyen Bolton, Gazze Şeridi'nin yeniden Mısır’ın egemenliği altına girmesini sağlayan, Batı Şeria üzerindeki egemenliği Ürdün ve İsrail'e paylaştıran ‘üç devletli bir çözüm’ önerisinde bulundu.
Sunduğu alternatif öneri ile ilgili olarak Bolton, “Evet, bu öneri pek çok nedenden ötürü birçok kişi tarafından kabul görmüyor, nedenini anlıyorum, ama başka önerilere de açığım. Uzun zamandır iki devletli çözümü uygulamaya çalışıyoruz ve hiçbir ilerleme olmadı. Bu yüzden bir noktada politika yapıcılar belki alternatiflere bakmalıyız demeliler. Bu nedenle ben de alternatif olarak üç devletli bir çözüm önerisinde bulundum” ifadelerini kullandı.

ABD Mike Pence’e borçlu
Bolton, geçtiğimiz yaz yayınlanan "The Room Where It Happened" (Olayın Gerçekleştiği Oda) adlı kitabı Donald Trump'a yönelik sert bir dille yapılmış eleştirileriyle gündemi sarsmıştı. Kitap ABD’de bir tartışma fırtınasına neden oldu. Bolton’ın, Trump'a karşı olduğu biliniyor. Çünkü ABD’nin Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevinden Trump’ın politikalarına itiraz ederek istifa etmişti. Ancak basına verdiği son röportajlardan birinde, Trump’ın yardımcısı Mike Pence'in, özellikle görev süresinin bitiminden önceki son günlerde, Trump ile arasının iyi olmadığını ima etti. Peki, Pence istifa etmeyi düşündü mü?
Bolton bu soruyu şöyle yanıtladı:
“Bunun cevabını bilmiyorum, çünkü Eylül 2019 sonlarında görevimden ayrıldım. Fakat biliyorsunuz (eski) Başkan Yardımcısı yönetimdeki herkesten farklıydı.  O seçilmiş bir yetkiliydi.  Biz (Beyaz Saray'ın) Batı Kanadı'nda Trump'ın istifa edemeyen tek danışmanının Başkan Yardımcısı olduğu konusunda şaka yapardık. Pence, başkan ve başkan yardımcısı arasındaki yakın ilişkinin önemini anlamıştı. Başkan yardımcısının görevi devralmasını gerektiren bir durum olduğunda, buna tamamen hazırlıklı olması gerektiğini kavramıştı.”
Eski Başkan Yardımcı Pence’in dört yıl boyunca Trump'ın yanında yer aldığını ve Trump yönetimi altında ABD'yi doğru yolda tutmak için dünyanın bilmediği birçok şeyi Trump için yaptığını vurgulayan Bolton, “Amerikan halkı ona borçludur” dedi.

“Trump, darbe planı yapacak kapasitede değil”
Eski ABD Başkanı Trump, her ne kadar 2024 yılında ikinci kez başkan olmak için aday olma niyetinde olduğunu ima etse de Bolton, Trump’ın aday olmayacağına inanıyor.  Ancak Trump’ın seçimlere kadar sürekli olarak bunu dile getireceğini de belirten Bolton, “Çünkü (Trump’ın) hayatta istediği tek şey kaybeden olmamaktır. Muhtemelen dört yıl sonra başkanlık seçimine girerse kaybedeceğini de biliyor. Trump, gündemde kalmak için aday olmaktan bahsetmeye devam edecek. Fakat arka planda asıl yapmak istediği, Cumhuriyetçi Parti’de büyük bir desteğe sahip olan Florida Valisi Ron DeSantis gibi birçok potansiyel aday arasında Cumhuriyetçi Parti'nin kralı olmak. Ancak henüz çok erken ve elbette çok sayıda aday göreceğiz” yorumunda bulundu.
ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley’nin, Trump'ın 2020 yılındaki başkanlık seçimlerinin ardından bir darbe gerçekleştirmeyi planladığına dair endişeleriyle ilgili son açıklama ve bunun Amerikan demokrasisinin sağlığına yansımasına ilişkin değerlendirmesinde Bolton, “Trump’ın anormal bir durum olduğuna inanıyorum. Dünyanın dört bir yanında insanlar, özellikle de Amerikalıların dostları, onun kendisinden başka bir şeyi temsil etmediğini anlamalılar. Onun Beyaz Saray’da kalmak istediğini siz de biliyorsunuz” şeklinde konuştu.

Bolton, Trump yönetiminde Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevini üstlendi (Reuters)
Bolton sözlerini şöyle sürdürdü:
“Onun (Trump) bir darbe planlayabilecek veya bu planı uygulayabilecek kapasitede olduğunu düşünmüyorum. 6 Ocak olayı ABD için bir trajedi ve çok üzücü bir gündü, ama demokratik düzene veya anayasaya yönelik bir tehdit değildi.”
Trump’ın görevden azledilmesi sürecinde onun aleyhine ifade vermediğinizde hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin sert eleştirilerine maruz kalan ve eski Başkanı devirme şansı olmasına ve görevini yaparken birçok zahmetten kendisini kurtarabilecek bir fırsat yakalamasına rağmen bunu kullanmayan Bolton’a Trump aleyhine tanıklık etmediği için pişman olup olmadığı sorulduğunda ise şu yanıtı verdi:
“Hayır, pişman olmadım, çünkü tüm suçlama sürecinin kötü bir şekilde yönetildiğini düşünüyorum. Kaldı ki sonuç ana amaca aykırıydı. Bu da bir sorun olduğuna işaret ediyordu.”
Trump’ın görevden azledilmesini savunanların, aynı zamanda Trump'ı cezalandırmak veya ona bazı kısıtlamalar getirmek istediklerine de dikkati çeken Bolton, “Buna rağmen tıpkı seçimlerden sonra da olduğu gibi, eski Başkan’ı caydırmayan, aksine daha da cesaretlendiren Senato'da onu cezalandıramadılar” dedi.
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Sonunda, Senato'ya duruşmada tanıklık edeceğimi söyledim, ama onlar tanıklık etmem yönünde oy kullandılar. Bunun birçok insan için sinir bozucu olduğunu biliyorum, benim için de sinir bozucuydu. Ama doğru bir sonla bittiğine inanıyorum.”



İsrail’in önde gelen 100 düşünürü ‘içsel çöküş’ konusunda uyarıda bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
TT

İsrail’in önde gelen 100 düşünürü ‘içsel çöküş’ konusunda uyarıda bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El-Halil kentinde, elinde oyuncak tüfek taşıyan İsrailli bir çocuk, Mart 2024 (AFP)

100 önde gelen düşünür, araştırmacı ve eski yetkili, İsrail’in iki kritik seçenekle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu: ‘İsrail ya başarılı bir süper güç olacak ya da çökecek’. Uzmanlar, ülkenin bugün ‘süper güç olabilecek kapasiteye sahip olduğunu, ancak temellerinin paslandığını’ değerlendirdi.

Öneriler, genellikle dış politika ve güvenlik stratejilerinin oluşturulması üzerine çalışmalar yürüten partiler üstü bir kuruluş tarafından gerçekleştirilen kapsamlı bir araştırma kapsamında sunuldu. Maariv gazetesi dün, ‘kuruluş tarafından yakın zamanda gerçekleştirilen araştırmanın, güvenlik tehditlerinin yanı sıra farklı türde bir tehlikeye, içeriden kaynaklanan varoluşsal bir tehdide işaret ettiğini’ bildirdi.

MIND Israel yöneticisi Avner Golov, “Bu temelleri ele almazsak yalnızca bir süper güç olma özelliğimizi kaybetmekle kalmayacağız, bütün yapı çökecek” dedi. Uzmanlar ayrıca, bölgesel ilişkilerde değişikliğe gidilmesini önerdi.

Araştırmaya 100 uzman katılırken, ülkenin önemli ve acil kararlar almasını gerektiren 6 kritik konu belirlendi. MIND Israel Başkanı Amos Yadlin, bu konuları gelecek seçimlerden önce, yani önümüzdeki ekim ayının sonunda kamuoyuna sunmayı planladıklarını belirtti. Yadlin, söz konusu başlıklardan hareketle parti liderlerine yöneltilecek soruların hazırlanması gerektiğini ifade etti. Belirlenen başlıklar şöyle sıralandı: ‘İsrail’in bölgesel konumu, beşerî sermayenin niteliği, ekonomi ile güvenlik arasındaki karşılıklı ilişkiler, yönetişim ve ulusal dayanıklılık, ülkedeki demografik değişimler ve İsrail ile ABD arasındaki ilişkiler.’

dfgthy
Trump ile Netanyahu arasındaki siyasi çıkar çatışması derinleşiyor. (AFP)

Golov, araştırmayı sunarken şu ifadeleri kullandı: “Literatürü inceledik ve uygarlıkların dışarıdan yok edilmediğini, aksine intihar ettiğini gördük. Güçlü olduğu dönemde hiçbir uygarlık dışarıdan işgal edilmedi. Aksine, içeride yaşanan süreçler bu uygarlıkları parçaladı. Birçok kez dışarıdan gelen gelişmeler de tabutlarına çakılan son çivi oldu. Bir uygarlığın yıkımına yol açan reçete; toplumsal birlik duygusunun aşınmasını, devlet kurumlarına duyulan güvenin zedelenmesini, uzun vadeli ulusal çıkarlar yerine kısa vadeli siyasi kazançların tercih edilmesini ve uyum sağlamayı zorlaştıran düşünsel katılığı içeriyor. Bu reçete her İsrailliyi endişelendirmeli. Biz dış politika ve güvenlikle meşgulüz, ancak gözlerimizin önünde yürütülen iç tartışmaların sonucunda zarar göreceğiz. Bizim istediğimiz ve engellemeye çalıştığımız şey de bu.”

Birbirine zıt iki görüş

Golov, araştırmada iki grupla görüştüklerini belirterek şöyle açıkladı: “Gruplardan biri, İsrail’in en zorlu sınavı başarıyla geçtiğini ve dolayısıyla geleceğin daha parlak olduğunu söylüyor. Küresel bir salgına (Kovid-19), toplumsal bir sarsıntıya (hükümetin yönetim ve yargı sisteminde değişiklik yapma planı), 7 Ekim’e ve sonrasında yaşananların tamamına dayanmayı başardık. Buna rağmen ekonomi çökmedi, teknolojimiz öncü konumunu koruyor, ekonomik sistem gelişiyor. Toplumsal açıdan birbirimize destek oluyoruz, güvenlik açısından ise gücümüzün zirvesindeyiz. Dolayısıyla parçalanmanın eşiğinde değiliz. Başka bir ifadeyle İsrail, süper güç olma yolunda ilerliyor.”

İsrailli araştırmacıya göre ikinci grup ise bunun tam tersini savunuyor: “Çöküş süreci şimdiden başladı. Bir kimlik krizi nedeniyle uçurumun eşiğindeyiz. Yönetişim kaybı var, siyasi anlamda olağanüstü durum söz konusu. Onlara göre aslında sonu çöküşle bitecek bir domino sürecinin başlangıcındayız. Peki kim haklı? Bize göre her iki taraf da haklı. Dolayısıyla önümüzde tarihi fırsatlar bulunuyor. İşte tam da bu nedenle paslanmış temellerimizi onarmak zorundayız.”

“Peki halkın bu sorular karşısında ne yapmasını istiyorsunuz?” sorusuna ise Golov şöyle yanıt verdi: “İnsanlara şunu söylüyoruz: Kim kiminle hükümet kuracak, kim kimin karşısında duracak meselesiyle yetinmeyin. Liderlere bu konulardaki planlarının ne olduğunu sorun. Onlardan yanıt talep edin. Yönümüzün nereye olduğuna ve çocuklarımızla torunlarımızın geleceğinin nasıl şekilleneceğine birlikte karar vermek zorundayız. İlk 100 günde derhal harekete geçmeliyiz. Çünkü bu 100 gün içinde yapılmayanları daha sonra hayata geçirmek çok zor olacak. Bu nedenle soruları şimdiden gündeme getiriyoruz.”

sdfgt
 İsrail’in Netzah Yehuda Taburu askerleri, askeri eğitimlerinin sonunda düzenlenen yemin töreninde, 10 Temmuz 2024 (EPA)

Golov sözlerini şöyle sürdürdü: “Hiç kimsenin İsrail’i beklemediğini anlamamız gerekiyor. İran, İsrail’in çevresinde ateş çemberi oluşturma planlarını sürdürüyor. Türkiye, kendisini İsrail karşıtı bölgesel bir süper güç olarak konumlandırıyor. Ülkeler teknolojik kapasitelerini geliştiriyor; dünyada da İsrail’in yerine geçebilecek alternatifler her alanda aranıyor. Biz bu süreci şimdi başlatmak ve geleneksel ‘Demir Duvar’ politikasını geliştirmek zorundayız. Düşmanlarımızın inşa ettiğimiz duvara çarparak etkisiz hale geleceğini düşünmeye alıştık. 7 Ekim’de İsrail halkı, düşmanlarımızı duvarın önünde bekleyemeyeceğini, çünkü onların duvarın arkasında güçlendiğini anladı. ‘Demir Duvar 2’ fikrine geçmemiz gerekiyor. Duvarın diğer tarafındaki gerçekliği şekillendirmeye başlamalıyız. Duvarın hâlâ güçlü olması gerekiyor, ancak yalnızca buna bağlı kalamayız. Başka alanlara da yatırım yapmaya başlamalıyız.”

‘Yalnızca iyi dost ABD’ye güvenmekten vazgeçilmesi’ çağrısında bulunan Golov, “Bölgenin düşmanca bir alan olduğunu ve buna karşı koymanın yolunun duvarlar inşa etmek olduğunu düşünmeye alıştık. Ancak bugün duvarların yanı sıra köprülere de ihtiyacımız var” dedi.


ABD’nin Austin kentinde bir Kişinin ICE tarafından vurulması öfkeye yol açtı

Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
TT

ABD’nin Austin kentinde bir Kişinin ICE tarafından vurulması öfkeye yol açtı

Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)
Polis ekipleri, Austin'de bir kişinin ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralanmasının ardından düzenlenen protestolar sırasında bir adamı gözaltına alıyor. (Reuters)

ABD’nin Teksas eyaletinin Austin kentinde dün bir kişinin Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanı tarafından vurularak yaralandığı bildirildi. Duruma tepki gösteren yerel yetkililer, olayla ilgili soruşturma açılmasını talep etti.

Yetkililer, yaya takibi sırasında açılan ateş sonucu yaralanan kişinin durumunun ciddiyetini koruduğunu ancak stabil olduğunu belirtti. Olayla ilgili mevcut bilgilerin henüz "ön bilgi" niteliğinde olduğu vurgulandı.

Kent Belediye Başkanı Kirk Watson, X platformundan yaptığı paylaşımda, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin göçmenlere yönelik başlattığı baskı politikalarını yürüten ICE ajanlarına atıfta bulunarak, "Austin sokaklarında bir kişinin ICE ajanları tarafından vurulmasından dolayı derin bir öfke ve büyük hayal kırıklığı yaşıyorum" ifadelerini kullandı.

Düzenlediği basın toplantısında Watson, silahlı saldırının Teksas'ın başkentinde ICE operasyonlarında "bir gecede yaşanan ani artışın" ortasında meydana geldiğini belirtti.

Ajans olayla ilgili henüz bir açıklama yapmazken, Austin makamları da vurulan kişinin ismi, yaşı, uyruğu veya ateş açılmasının nedenine ilişkin şu an için ayrıntılı bilgi veremeyeceklerini bildirdi.

Watson, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması sürecine yerel kolluk kuvvetlerinin de dahil edilmesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:

"Açıkça söyleyebilirim ki, benim bakış açıma göre ICE'ın diğer kurumları dışarıda bırakarak tek başına bir soruşturma yürütmesine güvenmek doğru olmayacaktır."

Kongre Üyesi Greg Casar da bu görüşe destek vererek gazetecilere yaptığı açıklamada, "ICE'ın başka şehirlerde yaşanan silahlı saldırı olaylarında dürüst davranmadığını" dile getirdi.

Casar, ocak ayında Minneapolis'te Rene Goode'un vurulması olayını örnek göstererek, ICE'ın "Goode'un bir federal ajanı ezmeye çalıştığı" yönündeki iddiasının video kayıtlarıyla yalanlandığını hatırlattı.

Casar, "Bu kâbusun kapımıza kadar dayanmış olması dehşet verici" dedi.

İç Güvenlik Bakanlığı verilerine göre, ağustos ayında ABD genelinde yaklaşık 51 bin düzensiz göçmen gözaltına alındı.

Ağır silahlı ve maskeli ICE ajanları, görevlerini icra ederken ABD vatandaşlarına ateş açmak da dahil olmak üzere başvurdukları sert yöntemler nedeniyle sık sık eleştirilerin hedefi oluyor.

Şarku’l Avsat’ın Texas Tribune gazetesinden aktardığına göre, Mart 2025'te ICE ajanları tarafından öldürülen 23 yaşındaki Ruben Ray Martinez, Trump'ın ikinci başkanlık döneminde kurum tarafından öldürüldüğü bilinen ilk ABD vatandaşı olmuştu.


İran Devrim Muhafızları, ABD’ye ait İHA’yı düşürdüğünü açıkladı: Savaşın coğrafyasını değiştireceğiz

İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
TT

İran Devrim Muhafızları, ABD’ye ait İHA’yı düşürdüğünü açıkladı: Savaşın coğrafyasını değiştireceğiz

İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)
İran Devrim Muhafızları, cuma günü Tahran'da düzenlenen askeri geçit töreninde İHA'ları sergilerken (AP)

İran Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin c, bugün yaptığı açıklamada, ABD’nin İran’a yönelik yeni bir saldırı düzenlemesi halinde Tahran’ın yeni silahlar kullanacağını ve daha önce saldırıya uğramamış noktaları hedef alacağını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı’ndan aktardığı habere göre Muhibbi, “Yeni bir saldırı gerçekleşirse savaşın silahlarını ve coğrafyasını kesinlikle değiştireceğiz” dedi. Muhibbi, Tahran’ın uzun süreli bir çatışmaya hazır olduğunu belirtti.

gthyu
Devrim Muhafızları Sözcüsü Hüseyin Muhibbi (ortada), Tahran'ın batısındaki Kerec'de düzenlenen basın toplantısında (Arşiv-IRNA)

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ın aktardığı habere göre Muhibbi, İran’ın olası yeni bir saldırıya karşı hazırlıklı olduğunu açıkladı.

İran Silahlı Kuvvetleri Birleşik Muharebe Komutanlığı dün yaptığı açıklamada, Tahran’ın ABD’nin askeri operasyonlara yeniden başlamaya hazırlandığı yönünde bilgiler aldığını bildirmişti.

Devrim Muhafızları ise bugün ABD’ye ait MQ-1 tipi bir insansız hava aracını (İHA) Hürmüz Boğazı hava sahasında düşürdüğünü açıkladı. Bu, İran’ın son 24 saat içinde düşürdüğünü duyurduğu ikinci ABD İHA’sı oldu.