John Bolton: Afganistan dünyanın sorunu… İran’daki patlamaların arkasında İsrail var

Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton (Reuters)
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton (Reuters)
TT

John Bolton: Afganistan dünyanın sorunu… İran’daki patlamaların arkasında İsrail var

Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton (Reuters)
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton (Reuters)

İsa Nehari (Gazeteci)
Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın tartışmalı görev süresi boyunca, İran'a karşı en sert Cumhuriyetçi şahinlerin başında John Bolton geliyordu. Bu yüzden Kuzey Kore liderine bile müsamaha gösterse İranlılara göstermeyeceği söylendi. 1960'lı yıllarda ‘mollalar yönetimini’ yıkmak amacıyla kurulan Halkın Mücahitleri Hareketi’nin önde gelen destekçilerinden biri olan Bolton’ın 2018 yılında ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak atanması, Tahran için tam bir kabustu. İran muhalefetinin konferanslarına düzenli bir şekilde konuşmacı olarak katılan Bolton, yaklaşık dört yıl önce, bu konferanslardan birinde, 2019 yılında Tahran’da rejimin düşüşünün kutlanacağını müjdeledi.
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton, Independent Arabia'ya verdiği röportajda, İran rejiminin düşüşüne ilişkin öngörüsünün neden henüz gerçekleşmediğini ve neyin değiştiğini anlattı. Nasıl Başkan Trump’a ABD’ye ait bir insansız hava aracının (İHA) düşürülmesine ve Tahran'ın Washington'ın müttefiklerine karşı düşmanca uygulamalarına karşılık olarak İran’a hava saldırıları düzenleme önerisinde bulunduğunu da anlatan Bolton, Trump’ın önerisine kulak asmadığını, bunun yerine kendisine karşı daha fazla tavır aldığını ve daha sonra onu ABD'yi Ortadoğu'da yeni bir savaşa itmekle suçladığını söyledi.
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Bolton, eski ve mevcut ABD yönetimlerinin, Irak, Suriye ve Yemen’deki sıcak çatışma bölgelerine yönelik politikalarına ilişkin tutumunu da açıkladı. ‘Stratejik bir hata’ olarak gördüğü ABD ordusunun Afganistan'dan çekilmesi kararını eleştiren Bolton, Çin tehdidine odaklanmanın ABD'nin Ortadoğu'daki çıkarlarına mal olmaması gerektiğinin altını çizdi. Bolton, röportajda ABD Genelkurmay Başkanı’nın Başkan Trump'ın 2020’deki başkanlık seçimlerinden sonra iktidarı barışçıl bir şekilde devretmemesinden duyduğu endişeye ilişkin olarak, eski Başkan’ın bir darbe planlayıp planlamadığı, bunu uygulayıp uygulayamayacağı da dahil olmak üzere bir takım iç meselelere değindi.

Trump, İran rejimini değiştirmeyi düşündü mü?
Amerikalılar, Bolton'ı İran’ın Washington ve müttefiklerine yönelik faaliyetlerini durdurmak için askeri müdahaleye olan tutkusuyla tanıyorlar. Bolton açık açık Tahran'daki teokrasiyi devirmek için rejim değişikliğini bir çözüm olarak görüyor. Trump, uzun bir süre, ‘ABD’yi yeni bir savaşa itmeye çalışmakla’ suçladığı Bolton'ı dinlememekle övündü. Bazıları 70 yaşındaki diplomatın, başta İran ile ilgili olanlar olmak üzere, fikirlerini aktarmak umuduyla Trump yönetimine katıldığına, ama Trump’ın birçok dosyada onu dinlemeyi reddetmesinin Bolton’ı istifaya ittiğine inanıyorlar.
Bolton'ın, ABD’nin İran’a uyguladığı azami baskı stratejisinin, Tahran'ın davranışlarını kontrol etmede yeterli olacağını düşünmediğinden Trump yönetiminin İran'la ilişkilerinde bir rejim değişikliği politikası izlemesini istediği açıktı. Ancak Bolton, özellikle 2017 yazında Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak atanmasından aylar önce Trump’ı fikirlerini benimsemeye ve bunları Ortadoğu'da İran rejiminin olmadığı yeni bir gerçekliğe dönüştürmeye ikna etme yeteneğini biraz abartmış olabilir. Bolton, 2017 yazında Paris'te İran muhalefeti tarafından düzenlenen konferansa katılan binlerce kişiye, “Rejimin düşünü 2019 yılında Tahran'da birlikte kutlayacağız” dedi ve ABD’nin İran rejimine karşı olan bir başkan seçtiğini vurguladı.
Bolton, rejimi devirmekten neden bu kadar emin olduğu ve şimdi neyin değiştiği sorusuna, “Böyle olacağını tahmin etmemiştim. Humeyni'yi iktidara getiren 1979 devriminin 40. yıl dönümünde hedefin rejimi devirmek olması gerektiğini söyledim” yanıtını verdi. Bolton, her ne kadar o zamanlar, özellikle çok taraflı yaptırımlar daha önce başarısız olduğundan ABD'nin anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmesinin ve İran'a yönelik tek taraflı yaptırımların etkili olup olmayacağı konusunda bazı şüpheler olsa da “Trump yönetiminin 2015 yılında İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesi doğru yönde atılmış önemli bir adımdı. ABD’nin İran’a yönelik ekonomik yaptırımlarının yeniden uygulanmaya başlaması, rejimin kendisi üzerinde yıkıcı bir etki yarattı” dedi.
İran muhalefetine verdiği destekle bilinen Bolton, İran’da rejimin düşmesi için onun davranışlarından etkilenen ülkeler arasında güçlü bir koordinasyon kurulması ve halkın içinde bulunduğu kötü yaşam koşullarının farkında olduklarından ordu içinde Devrim Muhafızları’nın çekirdeğinde bölünmeler aranması gerektiğine inanıyor. Bolton, popülaritesi 1979 devriminden bu yana tüm zamanların en düşük seviyesinde olan rejimin, insanların düşündüğünden daha zayıf hale geldiğini vurguladı.
Trump yönetiminin bir rejim değişikliği politikası için baskı yapmayı düşünüp düşünmediği sorulduğunda ise Bolton şu yanıtı verdi:
"Hayır, ama benim birkaç yıldır tutumum bu yönde. Ancak Trump bunu dikkate almaya hazır değildi. Diğerleri ise sadece uzun bir süre boyunca ekonomik baskı uygulamanın yeterli olmasını umuyordu. Belki de yeterli olabilirdi. Fakat Avrupa Birliği (AB) nükleer anlaşmaya bağlı kalsın ya da kalmasın İran’ın anlaşmanın şartlarını ihlal edeceğinden endişeliydim ve hala da endişeliyim.”
Bolton, ABD’nin önceki yönetiminin kurduğu uygulama mekanizmaları sayesinde yaptırımların rejim üzerindeki olumsuz etkileri olduğunu doğrularken yaptırım politikasının yeterli olmadığına inandığı belirterek, “Tahran’daki mollalar, güçleri olduğu sürece politikalarını değiştirmeyecekler” dedi. AB’yi, İran halkının ne tür bir hükümet istediklerini seçmelerini sağlamak için bir rejim değişikliği politikasını benimsemeye çağıran Bolton, ‘sivil ve insan haklarını ihlal eden resmi bir katil’ olarak nitelendirdiği İbrahim Reisi'nin cumhurbaşkanı seçilmesini ise kınadı.
İran’da sadece Dini Lider ve birkaç kişinin karar mercii olmasından ötürü yeni bir cumhurbaşkanının seçilmesinin İran rejiminin politikalarını değiştirmeyeceğini düşünen ABD’nin eski Ulusal Güvenlik Danışmanı, “Tahran rejiminin yüzü en az birkaç yıl daha gülmeyecek. Şuan Huzistan ve ülkenin diğer bölgelerinde yaşanan büyük su sıkıntısı çerçevesinde, rejimin gerçek yüzünü ve hükümetin başarısız olamaya devam ettiğini görüyoruz” dedi.
İran rejiminin uranyum zenginleştirmeye ve nükleer savaş başlığı taşımak amacıyla balistik füzeler geliştirilmeye devam ettiği konusunda uyaran ABD’li diplomat, İran’ın Ortadoğu'da süregelen çatışmalara ve dünya çapında terörizme verdiği desteğin yanı sıra bu çalışmalarının daha iyi hava durumu tahminleri için geliştirilmiş uyduların uzaya fırlatılması değil, daha ziyade İran tehdidinin nükleer ve füze alanlarında büyümesi anlamına geldiğini söyledi.

İran’daki patlamalar
İsrail'in İran’ın nükleer tesislerini hedef almak için belirlediği, bir takım olası askeri planları hakkında ortada dolaşan söylentilere ilişkin tutumu sorulduğunda Bolton, “Bunları destekliyorum. Aslında, tıpkı Natanz Nükleer Tesisi’nde olduğu gibi, şuan İran tesislerini hedef alanlar var. İran’ın nükleer programıyla bağlantılı olduğuna inanılan başka tesislere de sabotaj saldırıları olduğuna dair haberler geliyor” ifadelerini kullandı.
 
Bolton, krizler karşısında askeri seçeneklere yöneliyor (Getty)
İran’ın nükleer tesislerindeki patlamaların ve yangınların sayısındaki artışın, bunların tesadüfen meydana gelmediklerini gösterdiğini düşünen ABD’nin eski Ulusal Güvenlik Danışmanı, bunların arkasında kimin olduğuyla ilgili olarak ise şunları söyledi:
“Bu olayların arkasında kesinlikle İsrailliler var. Arap dünyasından başka aktörler de işin içinde olabilir. Sadece şunu söyleyebilirim: İyi şanslar, devam edin!”

2019 gerginlikleri
Bolton, yaklaşık iki yıl önce ABD ile İran arasındaki gerilim ve o tarihte iki ülke arasında bir savaşın eşiğine gelinip gelinmediği sorusuna verdiği yanıtta, “ABD’nin, İran'ın bir Amerikan İHA'sını düşürerek, Hürmüz Boğazı çevresinde petrol tankerlerine karşı sabotaj saldırıları düzenleyerek ve Suudi Arabistan'daki petrol altyapısını hedef almanın yanı sıra Husiler aracılığıyla Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) sivil noktalara saldırarak kabul edilemez davranışlarda bulunmasına karşılık olarak atması gereken adımlar olduğuna inanıyorum” ifadelerini kullandı.
İran’ın, Irak'taki Şii milisleri kullanarak ABD’ye ait tesislere yönelik saldırılarının, Suudi Arabistan ve BAE’nin çıkarlarını hedef alan sabotaj saldırılarıyla kesiştiğini vurgulayan ve bu saldırıların özellikle ABD’ye karşı yapıldığı değerlendirmesinde bulunan Bolton, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ABD’nin düzenlediği hava saldırısıyla öldürülmesine işaret ederek bunun İran'a yönelik misilleme için yeterli olduğunu söyledi. Başka isimleri de ortadan kaldırmanın mümkün olduğuna dikkati çeken Bolton, “Çünkü rejim yaptıklarının yanına kar kalacağını ne kadar hissederse, İran tehdidi de o kadar artacaktır” dedi.
Bolton sözlerini tasdik etmek için, Trump, İran'a yönelik hava saldırıları konusunda kendisini dinlemiş olsaydı, 2019’un Eylül ayında Suudi Arabistan'daki iki petrol tesisini hedef alan saldırıların gerçekleşmeyebileceğini söyledi.
ABD’li diplomata şöyle devam etti:
“ABD, İranlıların düşmanca saldırılarını püskürtmüş olsaydı, daha sakin ve daha makul olanı tercih edilebilirlerdi ve ABD’nin imkanlarının kendi imkanlarından çok daha büyük olduğunu anlayabilirlerdi.”
Karşı saldırıların amacının İran'la bir çatışmaya girmek değil, onu caydırmak olduğunu vurgulayan Bolton, “Tahran rejimi, ciddi yaptırımlarla karşılaşmadan Suudi Arabistan ve BAE'deki sivil hedeflere İHA’lar ve kruz (seyir) füzelerle saldıramayacağını anlamalı. Bunlar bir terör devletinin eylemleridir” yorumunda bulundu.

2019 yılında Saudi Aramco tesislerini hedef alan füzelerin kalıntıları (Reuters)
Trump’ın 2018 yılında nükleer anlaşmadan çekildikten sonra İran’ın nükleer bomba edinmesini önleme stratejisi ve ABD yönetiminin askeri seçeneğe yönelmeyi tercih etmemesi hakkında yaptığı değerlendirme ise azami baskı politikasının, ABD’nin Cumhuriyetçi yönetiminin stratejisi olduğunu ve bunun işe yarayacağını düşünmediğini söyledi. Bolton, “Azami baskı politikasının başarılı olmasını umuyorum. Belirttiğiniz gibi uzun bir süre sonra başarılı olabilir. Ancak rejimin davranışını geçici olarak değiştirmenin yeterli olacağını düşünmüyorum. Bence rejimin kendisini değiştirmeniz ve İran halkının ne tür bir hükümet istediğini kendisinin seçmesini sağlamanın bir yolunu bulmanız gerekiyor” şeklinde konuştu.
İran’ın sadece nükleer alanda tehdit oluşturmadığını, aynı zamanda rejim iktidarda kalmaya devam ettiği sürece ‘terör ve geleneksel düşmanlık tehditlerini’ de sürdüreceği konusunda uyaran Bolton, "İran'da 1979 devrimi halen gücünü koruyor. Bu, ideolojik bir devrimdir. Sadece bir dini hayat biçiminden ibaret değildir, kendi ideolojisini de geliştirmiştir. Daha uzun süre ideolojisi şiddetle savunabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Viyana’daki nükleer anlaşma müzakerelerinin geleceği
İbrahim Reisi’nin cumhurbaşkanı seçilmesinin kartların yeniden dağıtılmasına neden olduğu Viyana'daki dolaylı müzakere turlarının ardından Bolton, “Biden yönetimi, bir geri dönüş yolu bulmak için İran'ın tehditlerini ve mevcut anlaşmaya yönelik ihlallerini umutsuzca görmezden gelerek 6 ay boyunca tavizler verdi. Bence onlar (Biden yönetimi yetkilileri) bunu, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin görev süresi sona ermeden ve Cevad Zarif dışişleri bakanlığı görevinden ayrılmadan önce başarmaya çalıştılar” diyerek mevcut ABD yönetimini eleştirdi.
Seçilmiş Cumhurbaşkanı Reisi’nin, 3 Ağustos'ta göreve başlamadan önce yaptığı açıklamalarda, müzakerelere daha fazla devam etmek istemediğini söylediğine dikkati çeken Bolton, “Son olarak ABD’de bir İran vatandaşına yönelik suikast girişiminde bulunulmasıyla İran'ın terörist davranışlarının devam ettiğine dair örnekler görüyoruz. Bu, birkaç yıl önce İranlıların ABD'ye darbe vurmaya çalıştığı diğer bir suikast girişimine benzer bir başka vakadan ibaretti. Bu, rejimin gerçek yüzünü ve nükleer programla ilgili verdiği taahhütlere neden güvenilemeyeceğini gösteren bir davranış türüdür” dedi.

Washington, İran'ın Irak'taki vekillerini güçlendirdi
Bolton, Biden yönetimini, ‘İranlıların Şii milisleri silahlandırmasına ve onları Lübnan'daki Hizbullah gibi bir yapıya dönüştürmeye çalışmasına izin veren ve tüm bölgeyi gerçekten çok farklı bir El Kaide türü olan DEAŞ terör örgütü tehdidine maruz bırakan eski ABD Başkanı Barack Obama’nın 2019 yılında aldığı Irak’taki ABD güçlerini geri çekme kararını’ hatırlatarak Irak’taki ABD güçlerini geri çekme konusunda uyardı. ABD’li diplomata göre DEAŞ’ın ortaya çıkışı, ABD güçlerinin yeniden Irak'a geri dönmesini gerektirirken ironik bir şekilde, Şii milisler ve Kürtlerle, DEAŞ’ı püskürtmek için iş birliği yapmak zorunda bıraktı.
Bolton, DEAŞ yenilgiye uğratılmış olsa da ABD’nin, İran'ın Irak'taki kolu olan Şii milislerin güçlendirilmesine yardımcı olduğunu söyledi. Bolton’a göre eğer ABD güçleri 2011 yılında Irak’ta kalsaydı ne olurdu tam olarak tahmin etmek mümkün olmasa da ayrılmaktan ve geri dönmek zorunda kalmaktan daha kötü bir politikanın olacağını düşünmenin güç olduğunu söyledi. Aynı senaryonun Afganistan'da tekrarlanmasından büyük endişe duyduğunu ifade eden Bolton, “Bir lamba düğmesi gibi açılıp kapatılamayan bu soruna sürekli dikkat etmelisiniz” ifadelerini kullandı.

Yeni terör örgütlerinin doğuşu
ABD Başkanı Joe Biden'ın Afganistan ile ilgili bir açıklamasında “Afganistan, ABD’nin sorunu değil” şeklindeki ifadesine de değinen Bolton, “Afganistan, Taliban tarafından kontrol edilen bir ülkeden kaynaklanan terör tehdidi olması nedeniyle tüm dünyanın sorunu olacak” dedi. ABD’li diplomat, ülkesi ve NATO güçleri için tercüman olarak çalışan çok sayıda Afgan'a sığınma sağlanmasının, doğru bir adım olmasına rağmen bunun Afgan hükümetinin kırılganlığını yansıttığı konusunda uyardı.
John Bolton sözlerini şöyle sürdürdü:
“Beklenen son, Afganistan hükümetinin düşmesi ve Taliban’ın ülkenin topraklarının çoğunu veya tamamını yeniden kontrol altına alması değildi. Çünkü bu, oradaki El Kaide ve DEAŞ üyelerinin Taliban ile temasa geçmeleri ve Afganistan’ın terör eylemleri için bir kez daha teröristlere güvenli bir sığınak ve üs olacağı anlamına geliyor. Daha kötüsü ise teröristlerin eğitildiği, ABD'yi, Avrupa ve Ortadoğu ülkelerini tehdit etmeye başladığı Afganistan'daki erişilemeyen bölgelerin varlığından yararlanmak isteyen ve daha ​​önce adını dahi duymadığımız yeni terör örgütlerinin ortaya çıkması olacak.”
Askerlerin, onlarca yıldır Afganistan’daki yabancı güçlere ev sahipliği yapan Bagram Hava Üssü’nü yeni Afgan yönetimine haber vermeden terk etmeleri ve hırsızların üsse saldırmalarına ve Afgan askerlerinin gelmesinden önce üste ne varsa yağmalamasına izin vermeleri hakkında ise Bolton, Afganistan'ı karanlık bir geleceğin beklediğini söyledi. Bolton, “Sonunda, ABD’nin Irak'taki muharebe güçlerinin geri çekileceği duyuruldu. Fakat bu sadece bir isim değişikliğinden ibaretti. Irak’ta gerçekten büyük bir Amerikan muharebe kuvveti yok. DEAŞ’ın bölgesel olarak yok edilmesinden bu yana Amerikan askerleri başka görevler üstleniyorlar” şeklinde konuştu.
ABD’deki AB ve müttefiklerine yönelik 21. yüzyılın en büyük tehdidinin Çin'den kaynaklandığına dair hakim görüşü destekleyen ABD'li eski yetkiliye göre ABD’nin küresel sorumluluklarının yanı sıra dünyanın dört bir yanındaki dostlarıyla kesişen çıkarlara sahip olması nedeniyle Pekin'e odaklanırken diğer bölgeleri ihmal etmemeli.
AB’ye Çin'in yarattığı tehditlere odaklanırken Ortadoğu'daki mevcut tehditleri ve stratejik çıkarları görmezden geldiği eleştirisinde bulunan Bolton, ABD’de sık kullanılan bir ifade olan “Aynı anda hem yürüyebilmeli hem de sakız çiğneyebilmelisiniz” deyimini kullanarak Washington'ın ise hem Çin hem de diğer bölgelerle aynı anda başa çıkabileceğini vurguladı.

Trump’ın Suriye’nin kuzeydoğusundan çekilme kararından en çok yararlanan ülke Türkiye oldu
Bolton'ın Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevinde bulunduğu Cumhuriyetçi yönetim, Trump’ın Suriye’nin kuzeydoğusundaki Amerikan güçlerinin geri çekilmesi kararıyla Demokrat Obama yönetiminin Irak'ta yaptığına benzer bir adım attı. Peki, bu askeri geri çekilme Rusya'ya bir zafer kazandırdı mı?
Bolton bu soruyu şöyle yanıtladı:
“(ABD’nin geri çekilmesi) Türkiye'ye diğerlerinden daha fazla zafer kazandırdığını düşünüyorum. Bu yanlıştı. Çünkü (Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan'a istediğini verdi. Birinci Dünya Savaşı ve Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü sonrası tarihe bakıldığında Türklerin uzun zamandır Suriye-Türkiye sınırındaki bölgenin Türkiye’nin egemenliğinde kalması gerektiğine inandıklarını görebiliriz.”
ABD'li yetkiliye göre daha da önemlisi güçleri geri çekme kararı, Suriye’nin kuzeydoğu bölgesini Ruslara ve İranlılara açık bıraktı. Bu da Esed rejiminin güçlenmesine yardımcı oldu.
Bolton, Suriye’nin kuzeydoğusundan geri çekilmenin, ABD’nin düşmanlarının bu bölgede başka türlü sahip olamayacakları bir avantaj elde etmelerine izin veren ‘aptalca ve hiçbir hedefi olmayan bir hata’ olduğunu vurguladı. ABD’li diplomat, Suriye'nin kuzeydoğusunun artık ABD ordusu ve müttefiki olan ülkelerin güçlerinin bulunduğu zamanki kadar istikrarlı olmadığını da sözlerine ekledi.

“Suriye krizinin çözümü, İran sorununu çözmekle başlar”
ABD'nin DEAŞ’ı kalıcı olarak ortadan kaldırmak isterse Beşşar Esed rejimine yönelik yaklaşımını değiştirmesi gerekip gerekmediğiyle ilgili bir soruyu yanıtlayan ABD'li eski yetkili, “Sorunu Esed yaratıyor. İran ve Rusya Esed rejimini destekliyor. Eğer Tahran'daki ana sorunla ilgilenirsek Suriye'deki durum tamamen farklı olacak. Ruslar, deniz ve hava üsleri için Suriye'de kalmayı ve onların kalmasına izin verecek bir yöneticinin olmasını istiyorlar. Bunun ABD'nin çıkarına olduğunu düşünmüyorum, ama Suriye’de istikrarı yeniden sağlamanın olası yolu bu. Bu da ancak İran'a bağlı olmayan birinin iktidarda olmasıyla gerçekleşebilir” ifadelerini kullandı. İran’ın Suriye’deki birinci tehdit olduğunu, Rusya tehdidinin ikinci sırada geldiğini vurgulayan Bolton, ABD'nin ikisiyle de etkili bir şekilde ilgilenmediği konusunda uyardı.

Trump ve Biden'ın Yemen ile ilgili anlamadıkları konular
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı, Biden yönetiminin Yemen savaşını sona erdirme politikasını eleştirirken, görev aldığı Trump yönetimi, son günlerinde, Husileri Yabancı Terör Örgütleri Listesi’ne ekleme kararı dışında Yemen kriziyle ilgili hiçbir şey yapmadı. Bolton, “Trump yönetimi Yemen dosyasını farklı şekilde ele almalı mıydı?” sorusunu, “Evet, bu konu çok tartışıldı” diye yanıtladı.
İranlıların Suudi Arabistan, BAE ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin arka bahçelerindeki varlıklarını stratejik açıdan önemli gördüklerini söyleyen Bolton, “Trump yönetiminin bunu fark ettiğini veya buna göre hareket ettiğini sanmıyorum. Elbette aynı durum Biden yönetimi için de geçerli” dedi.
Yemen’deki insani krizi mümkün olan en kısa sürede çözmenin yollarından birinin, ülkedeki istikrarı yeniden sağlamak için Suudi Arabistan ve BAE'nin Husilere karşı yürüttükleri savaşı tamamlamasından geçtiğini vurgulayan ABD’li diplomat, “Washington ve Birleşmiş Milletler'in (BM) New York'taki merkezinde Yemen’deki insani krizle ilgili duyduğumuz genel anlatı, başta İranlılar ve Husiler olmak üzere bazı tarafların amaçlarına ulaşmak için gıda sıkıntısını silah olarak kullandıkları, halkı tecrit ettikleri ve onları canlı kalkan yapmak için rehin aldıkları yönündeydi ve bu hiç kimse tarafından kabul edilemezdi. Husiler, İran'dan eğitim alanında ve mali olarak destek almasaydı, herkesin bildiği gibi, büyük bir tehlike oluşturmazlardı” dedi.

Yıllardır devam eden Yemen savaşı, sorunları çözme çabalarını engelleyen bir takım sorunlar barındırıyor (Getty)
Bolton şöyle devam etti:
“Eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'in yönetimindeyken de Yemen bir insan hakları cenneti değildi. Ama istikrarlıydı ve insanların günlük hayatları iç savaştan etkilenmiyordu. Fakat bu da Husilerin ve İranlıların, oyunu uluslararası savaş kurallarına göre oynamak için değil, sivilleri canlı kalkan yapmak için rehine haline getirebildikleri bir ortam oluşturdu.”
İran'ın Yemen'deki askeri varlığı devam ettiği sürece ülkenin barışa ve istikrara kavuşamayacağı konusunda uyaran Bolton, aynı zamanda ‘yurtdışındaki birçok insanın insani duygularını sömürdüklerine’ dikkati çekti.
John Bolton, Biden yönetiminin Suudi Arabistan ve BAE'ye silah satışlarını dondurma kararının riskleri ve ABD’nin müttefiklerinin bu boşluğu doldurmak için Rusya veya Çin'e yönelmesi ihtimali ile ilgili değerlendirmesinde, “ABD’nin silah satış kurallarıyla uğraşmanın sinir bozucu olabileceğini biliyorum, ancak bu satışların gerçekleşmesi için büyük bir destek var” dedi. Rusya ve Çin’in çok fazla koşul öne sürmedikleri için cazip alternatifler gibi görünebileceğini söyleyen Bolton,  ancak burada iki noktaya dikkati çekti. İlk olarak ‘ABD’den çalıntı kopyalar ve kötü imal edilmiş ürünler’ olduğunu düşündüğü Çinlilerin silahları hakkında uyarıda bulunan Bolton, ikinci olarak Pekin ya da Moskova ile anlaşma imzalamanın siyasi bir bedeli olduğunu vurgulayarak bu konuda ABD ile uğraşmak diğer alternatif sağlayıcılarla uğraşmaktan daha kolay olduğundan Körfez ülkelerini ABD’nin silahlarına yönelmeye çağırdı.
Bolton, ABD’nin yeni üslerle ilgili planına ve Katar'daki üslerini kapatarak Ürdün'e taşınmasına ilişkin ortada dolaşan söylentilerle ilgili olarak, değişikliklerin zaman içinde tüm dünyadaki askeri üsleri etkileyeceğini öne sürdü. Almanya ve Avrupa'daki ABD güçlerinin dünyanın diğer bölgelerine sevk edilmesini isteyenlerin olduğuna dikkati çeken Bolton, bu değişikliklerin ‘stratejik veya kasıtlı olduklarını’ düşünüyor. Bolton, “Sonunda Biden’ın Afganistan’da olduğu gibi Irak’tan çekilme kararı almasından korkuluyor. ABD’nin Körfez'deki askeri varlığını azaltması büyük bir hata olur” diye konuştu.

Üç devletli çözüm
Eski ABD yönetiminin Filistin-İsrail çatışmasıyla ilgili politikasının geçtiğimiz Mayıs ayındaki en son askeri gerilimin önünü açtığına dair söylentilere de cevap veren eski Ulusal Güvenlik Danışmanı, “Bu varsayımı doğrulayacak somut bir kanıt olmadığı için bunun doğru olduğunu düşünmüyorum. Lakin asıl sorun İran'ın silah temin ederek ve mali olarak desteklendiği terörist grup Hamas'tır.  İran'ın azmettiriciliğine son verirseniz, pek çok soruna çözüm bulabilirsiniz” dedi.
Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs'te bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını öngören iki devletli çözüme dair umudunu yitirdiğini söyleyen Bolton, Gazze Şeridi'nin yeniden Mısır’ın egemenliği altına girmesini sağlayan, Batı Şeria üzerindeki egemenliği Ürdün ve İsrail'e paylaştıran ‘üç devletli bir çözüm’ önerisinde bulundu.
Sunduğu alternatif öneri ile ilgili olarak Bolton, “Evet, bu öneri pek çok nedenden ötürü birçok kişi tarafından kabul görmüyor, nedenini anlıyorum, ama başka önerilere de açığım. Uzun zamandır iki devletli çözümü uygulamaya çalışıyoruz ve hiçbir ilerleme olmadı. Bu yüzden bir noktada politika yapıcılar belki alternatiflere bakmalıyız demeliler. Bu nedenle ben de alternatif olarak üç devletli bir çözüm önerisinde bulundum” ifadelerini kullandı.

ABD Mike Pence’e borçlu
Bolton, geçtiğimiz yaz yayınlanan "The Room Where It Happened" (Olayın Gerçekleştiği Oda) adlı kitabı Donald Trump'a yönelik sert bir dille yapılmış eleştirileriyle gündemi sarsmıştı. Kitap ABD’de bir tartışma fırtınasına neden oldu. Bolton’ın, Trump'a karşı olduğu biliniyor. Çünkü ABD’nin Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevinden Trump’ın politikalarına itiraz ederek istifa etmişti. Ancak basına verdiği son röportajlardan birinde, Trump’ın yardımcısı Mike Pence'in, özellikle görev süresinin bitiminden önceki son günlerde, Trump ile arasının iyi olmadığını ima etti. Peki, Pence istifa etmeyi düşündü mü?
Bolton bu soruyu şöyle yanıtladı:
“Bunun cevabını bilmiyorum, çünkü Eylül 2019 sonlarında görevimden ayrıldım. Fakat biliyorsunuz (eski) Başkan Yardımcısı yönetimdeki herkesten farklıydı.  O seçilmiş bir yetkiliydi.  Biz (Beyaz Saray'ın) Batı Kanadı'nda Trump'ın istifa edemeyen tek danışmanının Başkan Yardımcısı olduğu konusunda şaka yapardık. Pence, başkan ve başkan yardımcısı arasındaki yakın ilişkinin önemini anlamıştı. Başkan yardımcısının görevi devralmasını gerektiren bir durum olduğunda, buna tamamen hazırlıklı olması gerektiğini kavramıştı.”
Eski Başkan Yardımcı Pence’in dört yıl boyunca Trump'ın yanında yer aldığını ve Trump yönetimi altında ABD'yi doğru yolda tutmak için dünyanın bilmediği birçok şeyi Trump için yaptığını vurgulayan Bolton, “Amerikan halkı ona borçludur” dedi.

“Trump, darbe planı yapacak kapasitede değil”
Eski ABD Başkanı Trump, her ne kadar 2024 yılında ikinci kez başkan olmak için aday olma niyetinde olduğunu ima etse de Bolton, Trump’ın aday olmayacağına inanıyor.  Ancak Trump’ın seçimlere kadar sürekli olarak bunu dile getireceğini de belirten Bolton, “Çünkü (Trump’ın) hayatta istediği tek şey kaybeden olmamaktır. Muhtemelen dört yıl sonra başkanlık seçimine girerse kaybedeceğini de biliyor. Trump, gündemde kalmak için aday olmaktan bahsetmeye devam edecek. Fakat arka planda asıl yapmak istediği, Cumhuriyetçi Parti’de büyük bir desteğe sahip olan Florida Valisi Ron DeSantis gibi birçok potansiyel aday arasında Cumhuriyetçi Parti'nin kralı olmak. Ancak henüz çok erken ve elbette çok sayıda aday göreceğiz” yorumunda bulundu.
ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley’nin, Trump'ın 2020 yılındaki başkanlık seçimlerinin ardından bir darbe gerçekleştirmeyi planladığına dair endişeleriyle ilgili son açıklama ve bunun Amerikan demokrasisinin sağlığına yansımasına ilişkin değerlendirmesinde Bolton, “Trump’ın anormal bir durum olduğuna inanıyorum. Dünyanın dört bir yanında insanlar, özellikle de Amerikalıların dostları, onun kendisinden başka bir şeyi temsil etmediğini anlamalılar. Onun Beyaz Saray’da kalmak istediğini siz de biliyorsunuz” şeklinde konuştu.

Bolton, Trump yönetiminde Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevini üstlendi (Reuters)
Bolton sözlerini şöyle sürdürdü:
“Onun (Trump) bir darbe planlayabilecek veya bu planı uygulayabilecek kapasitede olduğunu düşünmüyorum. 6 Ocak olayı ABD için bir trajedi ve çok üzücü bir gündü, ama demokratik düzene veya anayasaya yönelik bir tehdit değildi.”
Trump’ın görevden azledilmesi sürecinde onun aleyhine ifade vermediğinizde hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin sert eleştirilerine maruz kalan ve eski Başkanı devirme şansı olmasına ve görevini yaparken birçok zahmetten kendisini kurtarabilecek bir fırsat yakalamasına rağmen bunu kullanmayan Bolton’a Trump aleyhine tanıklık etmediği için pişman olup olmadığı sorulduğunda ise şu yanıtı verdi:
“Hayır, pişman olmadım, çünkü tüm suçlama sürecinin kötü bir şekilde yönetildiğini düşünüyorum. Kaldı ki sonuç ana amaca aykırıydı. Bu da bir sorun olduğuna işaret ediyordu.”
Trump’ın görevden azledilmesini savunanların, aynı zamanda Trump'ı cezalandırmak veya ona bazı kısıtlamalar getirmek istediklerine de dikkati çeken Bolton, “Buna rağmen tıpkı seçimlerden sonra da olduğu gibi, eski Başkan’ı caydırmayan, aksine daha da cesaretlendiren Senato'da onu cezalandıramadılar” dedi.
Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Sonunda, Senato'ya duruşmada tanıklık edeceğimi söyledim, ama onlar tanıklık etmem yönünde oy kullandılar. Bunun birçok insan için sinir bozucu olduğunu biliyorum, benim için de sinir bozucuydu. Ama doğru bir sonla bittiğine inanıyorum.”



ABD Kongresi, İran savaşı için bir “çıkış yolu” arıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, İran Savaşı'nda şehit düşen askerlerin cenaze törenine katılırken, 7 Mart 2026 (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, İran Savaşı'nda şehit düşen askerlerin cenaze törenine katılırken, 7 Mart 2026 (AP)
TT

ABD Kongresi, İran savaşı için bir “çıkış yolu” arıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, İran Savaşı'nda şehit düşen askerlerin cenaze törenine katılırken, 7 Mart 2026 (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania, İran Savaşı'nda şehit düşen askerlerin cenaze törenine katılırken, 7 Mart 2026 (AP)

ABD’nin İran’a karşı savaşı dördüncü haftasına girerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kongre’nin desteğini almadan askeri operasyonları başlatmasının ardından, ABD’li milletvekillerinin savaşın nasıl sona ereceği, maliyeti ve hedefleri konusunda endişeleri giderek artıyor.

Savaş devam ederken bilançosu da netleşmeye başladı. ABD ve İsrail ile İran arasında yaşanan savaşta şimdiye kadar en az 13 Amerikan askeri hayatını kaybetti, 230'dan fazlası yaralandı. Bunun yanında Beyaz Saray, Savaş Bakanlığı'nın (Pentagon) yaklaşık 200 milyar dolarlık ek fon talebini değerlendiriyor. Bir yandan da müttefik ülkeler İran’ın saldırılarına maruz kalırken petrol fiyatları yükseliyor ve raporlar, binlerce ek Amerikan askerinin Orta Doğu'ya gönderildiğini doğruluyor.

Cumhuriyetçi Senatör Thom Tillis, yaptığı bir açıklamada, “Asıl soru şu: Sonuçta neyi başarmaya çalışıyoruz?” diye sordu ve ardından ‘İranlı liderleri hedef alan her türlü adımı genel olarak desteklediğini’ diye ekledi. ABD Başkanı Trump, cuma günü geç saatlerde yönetiminin savaşın hedefleri konusunda çelişkili sinyaller vermesine rağmen, askeri operasyonları ‘azaltmayı’ değerlendirdiğini söyledi.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda, “Hedeflerimize çok yaklaştık ve İran'ın terörist rejimi ile ilgili olarak Orta Doğu'daki büyük çaplı askeri faaliyetlerimizi kademeli olarak sonlandırmayı düşünüyoruz” diye yazdı.

Trump, açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Hürmüz Boğazı'nı kullanan diğer ülkeler, gerektiğinde onu korumak ve denetlemek zorunda kalacaklar, ancak ABD bunu yapmayacak! Bize talep edilirse, bu ülkelerin Hürmüz Boğazı ile ilgili çabalarına yardımcı olacağız, ancak İran tehdidi ortadan kaldırıldığında bu gerekli olmayacak.”

ABD Kongresi: Savaşı desteklemekle ve savaşın getireceklerine dair endişe arasında

Cumhuriyetçi Başkan Trump’ın, ABD’nin İsrail ile koordineli olarak yürüttüğü savaşa girme kararı, kendi partisinin kontrolündeki Kongre’nin ona hesap sorabilmesini kısıtlıyor. Cumhuriyetçiler çoğunlukla Trump’ın yanında durmuş olsa da yakında savaşın devamı ile ilgili daha hassas kararlarla karşı karşıya kalacaklar. Başkan, ‘Savaş Yetkileri Yasası’ uyarınca Kongre'nin onayı olmadan 60 gün boyunca askeri operasyonlar yürütebilir. Cumhuriyetçiler de şimdiye kadar Demokratların askeri harekatı durdurmak için sunduğu karar tasarılarını kolaylıkla reddetmeyi başardılar.

Ancak milletvekilleri, yönetimin daha kapsamlı bir strateji sunması gerektiği konusunda uyarıda bulundu; aksi takdirde, özellikle 200 milyar dolarlık ek finansman talebi nedeniyle Kongre'de olumsuz tepkilerle karşılaşacağı belirtildi.

Trump'ın savaşın “Ben bitmesi gerektiğini hissettiğimde sona erecek” yönündeki açıklamaları geniş çapta endişe yarattı. Demokrat Senatör Mark Warner, “Ne zaman öyle hissedecek? Bu delilik” açıklamasında bulundu.

“Görev ‘neredeyse tamamlandı’”

Savaşın devam etmesine rağmen, Başkan’ın partisi bu durumla doğrudan yüzleşmeye hazır görünmüyor. Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, askeri operasyonun yakında sona ereceğini söyledi. Johnson, yaptığı açıklamada, “Asıl görevin şu anda neredeyse tamamlandığını düşünüyorum” diyerek hedeflerin ‘balistik füzeleri ve üretim araçlarını imha etmek ve İran'ın deniz kuvvetlerini felç etmek’ olduğunu söyledi. Temsilciler Meclisi Başkanı, bu hedeflerin zaten gerçekleştirildiğini belirtti.

Ancak İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki gemileri tehdit etme kabiliyetinin, özellikle de ABD'nin müttefiklerinin çoğunun Trump'ın askeri destek talebine yanıt vermeyi reddetmesi nedeniyle, ‘çatışmayı biraz uzattığını’ kabul etti. Johnson, “Durum sakinleştiğinde, görevin neredeyse tamamlanmış olacağını düşünüyorum” dedi. Buna karşın Trump yönetimin, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek ve füze kapasitesini azaltmak gibi hedeflerinin halen ‘belirsiz ve değişken’ olduğunu düşünen Warner, “Rejim değişikliği mi? Mümkün değil. Zenginleştirilmiş uranyumdan kurtulmak mı? Kara kuvvetleri konuşlandırılmadan olmaz” ifadelerini kullandı.

Bütçe sorunu

ABD'de yasama organı olan Kongre, harcamaları kontrol etme yetkisini elinde tutuyor. Bu da Trump yönetimi üzerinde önemli bir baskı aracı. Pentagon, Beyaz Saray'dan yaklaşık 200 milyar dolarlık ek bütçe talep etti. Bu yüksek rakamın geniş bir destek bulması pek olası görünmüyor. Senato'daki Demokratların lideri Chuck Schumer bu rakamı ‘abartılı’ olarak nitelendirdi.

ABD’de bu yıl onaylanan savunma harcamaları 800 milyar doları aşarken Kongre, daha önce de önümüzdeki yıllarda Pentagon'a 150 milyar dolarlık ek kaynak sağlayan bir vergi indirimi paketini onaylamıştı.

Senatör Mazie Hirono, ABD'nin başka öncelikleri olduğunu belirterek, sağlık hizmetleri ve gıda yardımı programlarına ayrılan fonların kesilmesini eleştirdi.

Yasal süreye karşı zaman yarışı

ABD’li bazı temsilciler, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından yaşanan süreci hatırlattı. O dönemde dönemin ABD Başkanı George Bush’un askeri güç kullanımı için Kongre’den yetki istemişti. Hirono, “Bunlar, Amerikan halkı için odaklanmamız gereken konular” diye ekledi.

Cumhuriyetçi Senatör Tillis ise Trump'ın şu anda ‘Savaş Yetkileri Yasası’ kapsamında hareket etme alanına sahip olduğunu, ancak bunun yakında değişeceğini belirtti. Tillis, “Yaklaşık 45 gün geçtikten sonra yönetim, ya savaşı sürdürmek için resmi yetki talep etmek ya da savaştan çıkmak için net bir yol sunmak şeklindeki iki seçenekten birini netleştirmek zorunda kalacak” diye ekledi.


Dünyayı şaşkına çeviren saldırı: İran gizli füze kapasitelerine mi sahip?

Menzili 2 bin kilometre olan İran'ın Hürremşehr füzesi (Reuters)
Menzili 2 bin kilometre olan İran'ın Hürremşehr füzesi (Reuters)
TT

Dünyayı şaşkına çeviren saldırı: İran gizli füze kapasitelerine mi sahip?

Menzili 2 bin kilometre olan İran'ın Hürremşehr füzesi (Reuters)
Menzili 2 bin kilometre olan İran'ın Hürremşehr füzesi (Reuters)

İnci Mecdi

İran'ın Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia Adası'nda bulunan ABD-İngiltere ortak askeri üssüne iki balistik füze fırlatması, Tahran'ın daha önce düşünülenden daha uzun menzilli füzelere sahip olduğu konusunda tartışma ve endişe yarattı. Zira bu saldırı, İran füzelerinin Avrupalı ülkelerle arasındaki mesafeye ulaşma kapasitesini ortaya koydu.

Diego Garcia Üssü, İran'dan yaklaşık 4 bin kilometre uzaklıkta yer alırken, Tahran ise balistik füzelerinin menzilinin 2 bin kilometre ile sınırlı olduğunu açıkça ortaya koyuyor. İki füzenin hedefi vuramamış olmasına rağmen, fırlatma denemesi tek başına risk haritasını değiştirmeye yetti. Gözlemciler, İran'ın ilan edilen menzilin iki katı mesafeden bir saldırı gerçekleştirmeye gerçekten teşebbüs etmiş olması halinde, bunun dünyanın bilmediği, açıklanmamış yeteneklere sahip olduğu anlamına geldiği ve Avrupa'ya bir mesaj niteliğinde olduğuna işaret etti.

Reuters, Beyaz Saray, İngiltere’nin Washington Büyükelçiliği ve İngiltere Savunma Bakanlığı'nın yorum taleplerine yanıt vermediğini bildirirken, İran'ın Mehr Haber Ajansı, Tahran'ın üsse iki balistik füze fırlattığını ve bunu, İran füzelerinin menzilinin daha önce düşünülenden daha uzun olduğunu gösteren ‘önemli bir adım’ olarak nitelendirdi.

İran dünyayı kandırıyor mu?

ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nin eski yetkilisi ve eski Ortadoğu Özel Temsilcisi Brett McGurk, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı paylaşımda, İran'ın orta ve uzun menzilli füzelere sahip olduğu konusunda dünyayı kandırdığını yazdı.

George Bush, Barack Obama ve Joe Biden yönetimlerinde görev yapmış olan eski ABD'li diplomat, ‘durum ortada’ diye yazdı. Ardından Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine atıfla İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin “25 Şubat 2026: Uzun menzilli füzeler geliştirmiyoruz... Menzilini 2 bin kilometrenin altında belirledik“ şeklindeki açıklamasını aktaran McGurk, ”20 Mart 2026: İran, 4 bin kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'ya füzeler fırlatıyor" diye ekledi.

İran'daki füze fırlatma yeri ile Pasifik'teki Diego Garcia Üssü arasındaki mesafeyi gösteren bir harita ekledi.

ABD Başkanı Donald Trump, 28 Şubat'ta savaşın patlak vermesinden birkaç gün önce, İran'ın ABD'yi vurabilecek füzeler geliştirmeye çalıştığını söyledi. Kongre'de yaptığı ‘Birliğin Durumu’ konuşmasında, “Avrupa'yı ve yurtdışındaki üslerimizi tehdit edebilecek füzeleri zaten geliştirdiler ve yakında ABD'ye ulaşabilecek füzeler inşa etmeye çalışıyorlar” diye ekledi.

ABD Kongre Araştırma Servisi'ne (CRS) göre Tahran şu anda menzili yaklaşık 3 bin kilometreye ulaşan kısa ve orta menzilli balistik füzelere sahipken ABD, İran'ın batı ucundan 9 bin kilometreden fazla uzaklıkta bulunuyor.

Çatışma alanının genişlemesi

İran, Hint Okyanusu'nun iç kesimlerine ve hatta Güney Avrupa'ya kadar ulaşma kapasitesine sahip, gerçek orta menzilli balistik füzelere yakın sistemler deniyor olabilir. Gözlemciler, bunun Tahran'ın rakiplerini gerçek vuruş menzilinden emin olamamalarını sağlayarak nüfuz kazanmasına yardımcı olacağını düşünüyor. Zira bu belirsizlik Washington ve Londra'nın planlamasını zorlaştırıyor. Füzelerin menzilinde öngörülen herhangi bir artış, bölge ülkeleri ve İsrail üzerinde füze savunma katmanlarını yeniden değerlendirmeleri için baskı oluşturabilir. Ayrıca Diego Garcia Üssü’nün hedef alınması, çatışmanın operasyon alanını Ortadoğu'nun ötesine genişleten stratejik bir tırmanış anlamına geliyor.

İran’ın bu başarısız saldırısı, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattıkları savaşın 22’nci gününde gerçekleşti. Bu durum, savunma planlamacılarının, Tahran'ın saldırılarını Arap Körfezi'ndeki bölgesel hedeflerle sınırlamak yerine, stratejik üsleri geride tehdit edecek şekilde füze menzilini genişletmeye hazır olduğu yönündeki görüşünü güçlendiriyor.

Hürremşehr sistemi

Şarku’l Avsat’ın Defense Security sitesinden aktardığı analize göre Diego Garcia Üssü’nün İran'a yaklaşık 3 bin 800 ila 4 bin kilometre uzaklıkta olmasının, bu füzeli saldırıya önemli bir operasyonel anlam kazandırıyor. Bu durum, ya 300 ila 500 kilogram arasında olduğu tahmin edilen daha hafif bir savaş başlığının kullanıldığını ya da daha önce açıklanmamış, menzili uzatılmış bir versiyonun konuşlandırıldığını haber veriyor. Her iki olasılık da sadece geleneksel bir saldırı girişimi değil, erişim kabiliyetinin kasıtlı bir göstergesi.

Hürremşehr sistemindeki sıvı yakıtlı itiş sistemi, yük ve rota açısından esneklik sağlıyor; bu da onu, kontrollü test ortamları yerine gerçek savaş koşullarında performans sınırlarını test etmeyi amaçlayan uzun menzilli deneme fırlatmaları için uygun hale getiriyor. Bu uzun menzilli fırlatma gerçekleşirse, İran'ın Ortadoğu sınırlarını aşan hedefleri vurabilme kapasitesinin ilk somut göstergesi olacak ve bu gelişme, Avrupa ve Hint Okyanusu'ndaki savunma planlarını etkileyecek.

İran'ın menzili 2 bin kilometreye ulaşan orta menzilli balistik füzelere sahip olduğu düşünülse de, bazı askeri analistler Hürremşehr füzesinin menzilinin daha uzun olabileceğini öne sürüyor. BBC, İsrail merkezli Alma Araştırma Merkezi'nin İran'ın Hürremşehr füzesinin menzilini 3 bin kilometre olarak belirlediğini ve bu füzenin Kuzey Kore'nin orta menzilli füzesi temel alınarak geliştirildiğinin düşünüldüğünü aktardı.

Füzelere karşı savunmanın etkinliği

ABD basınının Trump yönetiminin yetkililerinden aktardığına göre İran’ın füzeleri, Chagos Takımadaları'nda bulunan üsse doğru fırlatıldı. Burası, uzun menzilli bombardıman uçaklarının konuşlandırılmasını, nükleer denizaltı operasyonlarını ve güdümlü füzelerle donatılmış deniz kuvvetlerini destekleyen hayati bir lojistik merkezi. Dolayısıyla bu saldırı, savaş alanında taktiksel bir hedef olmaktan çok, müttefik kuvvetlerin konumuna yönelik bir mesaj niteliğinde.

Yetkililer, füzelerden birinin uçuş sırasında parçalandığını, ABD Donanmasına ait güdümlü füzeyle donatılmış bir destroyerin ise ikinci füzeye yönelik bir ‘SM-3’ tipi savunma füzesi fırlattığını belirtti. Ancak füzenin başarılı bir şekilde önlendiği mi yoksa kendi kendine başarısızlığa uğradığı mı hala belirsizliğini koruyor. Bu durum, Hint Okyanusu'ndaki mevcut balistik füze savunma sisteminin etkinliği konusunda bir belirsizlik yaratıyor.

Bunun yanında İran'ın Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia Üssü’ne ulaşabilecek füzelere sahip olup olmadığı konusunda hâlâ şüpheler var. BBC, İran'ın Diego Garcia'ya ulaşabilecek menzile sahip füzelere sahip olduğuna dair şu ana kadar kesin bir kanıt bulunmadığını belirtiyor. Ayrıca, türü belirlenemeyen iki İran füzesinin Hint Okyanusu'ndaki askeri üsse doğru fırlatılması, bunların mutlaka hedeflerine ulaşacağı anlamına gelmez.

ABD ve İsrail geçtiğimiz yıl, İran’ın nükleer programının yanı sıra uzun menzilli füze üretim kapasitesini de hedef almıştı. İran’ın elinde kalan füze stokunun büyük bir kısmı kısa menzilli balistik füzelerden oluşuyor. Bu füzeler, Tahran’ın son haftalarda İsrail ve komşu Körfez ülkeleri yönünde fırlattığı füzelerle aynı türden.

ABD ve İsrail'in düzenlediği hava saldırıları, İran'ın füze fırlatma kapasitesini büyük ölçüde azalttı. Trump'ın son zamanlarda açıkladığı rakamlara göre Tahran, orijinal kapasitesinin yalnızca yüzde 8'ini elinde tutuyor. Savaşın patlak vermesinden önce İran'ın en az bin ila bin 500 füzeye sahip olduğu tahmin ediliyor. Bunların arasında menzili 3 bin kilometreden az olan ‘Somer’ füzesi de bulunuyor. ‘Sacil’ füzeleri ise 2 bin kilometre mesafedeki hedefleri vurabiliyor.

İran’ın füze kapasitelerinin azalmasına rağmen, uzmanlar İran'ın kamikaza insansız hava araçları (İHA) ve füzeler fırlatma yeteneğini korumaya devam ettiğine işaret etti. İran, muhtemelen ABD ve İsrail güçlerinin tespit edip hedef almasının zor olduğu seyyar fırlatma rampalarıyla, özellikle ülkenin doğusundaki dağınık bölgelerde bu yeteneğini sürdürüyor.


Dimona ve Natanz ateş altında

Dimona ve Natanz ateş altında
TT

Dimona ve Natanz ateş altında

Dimona ve Natanz ateş altında

İran ile İsrail arasındaki savaş, dün nükleer açıdan en tehlikeli dönüm noktalarından birine girdi. Tahran’ın Natanz uranyum zenginleştirme tesisinin yeni bir saldırıya uğradığını açıklamasından birkaç saat sonra, İran’dan fırlatılan bir füze İsrail’in güneyindeki Dimona şehrine düştü; ancak herhangi bir radyasyon sızıntısı kaydedilmedi.

İsrail ordusu dün, Dimona şehrini vuran füzeyi önleme girişiminin başarısız olduğunu açıklarken Tahran, saldırının Natanz şehrine yönelik saldırıya misilleme niteliğinde olduğunu belirtti. İran tarafından ilk resmi yorumu yapan Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, İran füzelerinin Dimona'ya ulaşmasının savaşın yeni bir aşamaya girdiğinin somut bir göstergesi olduğunu söyleyerek, ‘İsrail semalarının artık savunmasız hale geldiğini’ ifade etti.

Öte yandan İsrailli kaynaklara göre Dimona'ya düzenlenen saldırıda 47 kişi yaralandı.

Bu saldırıdan birkaç saat önce, ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin savaştaki hedeflerine yaklaşmakta olduğu ve operasyonlarını kademeli olarak ‘azaltmayı’ değerlendirdiği açıklamasında bulundu. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise bu hafta saldırıların ‘önemli ölçüde artacağını’ söyledi. Bu durum, operasyonların sona erdirilmesi konusunda Washington ile Tel Aviv arasında görüş ayrılığı olduğuna işaret etti.

Hürmüz Boğazı, gerginliğin merkezinde yer almaya devam ederken, İranlı bir askeri kaynak, ABD’nin Hark Adası’na yönelik herhangi bir saldırısının çatışmanın Kızıldeniz ve Babu’l-Mendeb Boğazı’na sıçramasına yol açacağı uyarısında bulundu.

Bir diğer gelişmede ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, ABD güçlerinin İran içinde, aralarında 130 geminin de olduğu 8 binden fazla askeri hedefi vurduğunu belirterek, Tahran’ın deniz seyrüseferini tehdit etme kapasitesinin azaldığını vurguladı.

Öte yandan Kudüs Tugayı Komutanı İsmail Kaani, ‘Direniş Ekseni’nin ABD ve İsrail'e karşı ‘bağımsız’ operasyonlarını sürdürdüğünü söyledi.

İsrail ordusu ise İran'da yüzlerce hedefi vurduğunu açıklarken, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), İsrail ve ABD’nin bölgedeki üslerine yönelik füze saldırılarını sürdüreceğini duyurdu.