Sudan’da İslamcılarla uzlaşı tartışması

Gözlemciler, ülkenin siyasi sisteminde reform yapılması için uzlaşmadan bahsetmek yerine büyük bir ulusal diyalog başlatılmasına ihtiyaç duyulduğu görüşündeler.

Analistler, siyasal İslamcılara karşı tarafa sunabilecekleri ve kendilerini topluma entegre etmeye zorlayan alternatif bir vizyon ve öneriye sahip olmaları tavsiyesinde bulunuyorlar. (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Analistler, siyasal İslamcılara karşı tarafa sunabilecekleri ve kendilerini topluma entegre etmeye zorlayan alternatif bir vizyon ve öneriye sahip olmaları tavsiyesinde bulunuyorlar. (Independent Arabia - Hasan Hamid)
TT

Sudan’da İslamcılarla uzlaşı tartışması

Analistler, siyasal İslamcılara karşı tarafa sunabilecekleri ve kendilerini topluma entegre etmeye zorlayan alternatif bir vizyon ve öneriye sahip olmaları tavsiyesinde bulunuyorlar. (Independent Arabia - Hasan Hamid)
Analistler, siyasal İslamcılara karşı tarafa sunabilecekleri ve kendilerini topluma entegre etmeye zorlayan alternatif bir vizyon ve öneriye sahip olmaları tavsiyesinde bulunuyorlar. (Independent Arabia - Hasan Hamid)

İsmail Muhammed Ali (Sudanlı gazeteci)
Sudan basınının gündeminde siyasal İslamcılarla ilgili tartışmalar var. Basında, çeşitli sosyal medya siteleri ve diğer iletişim mecralarında eski Sudan rejiminin Aralık 2018’de başlayan halk devrimi ile 11 Nisan 2019 tarihinde devrilmesinden bu yana muhalefet kanadını iktidardaki geçiş hükümetini eleştirmek için bir platform olarak kullanan siyasal İslamcılarla uzlaşının sağlayacağı yarar ve gerekliliği hakkında tartışmalara tanık oluyor.
Çok sayıda siyasetçiye ve gözlemciye göre Sudanlıların, İslamcıları kamusal ve siyasi hayatta kabul etmesi, insanlığa karşı işlenen suçlar ve uygulamalar ile diğer yolsuzluk vakalarına tanık olunan eski rejime yönelik tutumlarına bağlı. Bu da yapıcı bir vizyona sahip olmalarının yanı sıra insanlara demokrasiye düşman olmadıklarını göstermeleri için aynı hataları yapmayacaklarının garantisini vermelerini ve eleştiriye açık olmalarını gerektiriyor.
Diğer yandan siyasal İslamcılar, diğerini kabul etmeye ve siyasi eylemde kitlesel bir varlığı olan tüm ulusal oluşumlara, partilere ve gruplara eşit fırsatlar vermeye dayalı bir demokratik çağda yaşadıklarını düşünüyorlar.

Hataların kabul edilmesi
Sudan Milli Ümmet Partisi'nin Devlet İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Abdulcelil el-Paşa konuya ilişkin değerlendirmesinde, ülkeyi saran tehlikelerden kaçınmanın, tabanda birliğin oluşmasının ve halkın kaynaşması için ulusal uzlaşının sağlanmasının bir zorunluluk olduğunu vurguladı. Mevcut geçiş döneminin, geçiş hükümetinin siyasi referansı olan Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG), olarak bilinen bu aşamanın ortaklarını tanımlayan Anayasal Bildiri anlaşması ile yönetildiği biliniyor. Paşa, Sudan'ın demokrasi ve çoğulculuğa dayalı parlak bir geleceğe doğru gittiğine, dolayısıyla belirli konularda mutlaka uzlaşıya ihtiyaç duyduğuna dikkat çekti.
Abdulcelil el-Paşa sözlerini şöyle sürdürdü:
“İslamcıların ülkeyi yönettikleri 30 yılda (1989-2019) çeşitli ihlallerin, yolsuzlukların ve her türlü ekonomik, siyasi, sosyal ve psikolojik suçu işlediklerini görüyoruz. Bu nedenle, bu süre zarfında yolsuzluğa karışmış ve suçlu sayılan herkes yargı karşısına çıkarılmalı. Herhangi bir suça bulamamış olanları ise öz eleştiri yapmaya çalışmalı, Sudanlılara karşı işledikleri hataları kabul etmeli ve demokratik sisteme olan inançlarını yönetimin temeli olarak gördüklerini ilan etmeliler.”

Alternatif öneri
Sudan'ın İslamcı yönetim deneyiminin ‘oldukça kötü’ bir deneyim olduğunu vurgulayan Paşa, ayrıca, o dönemde hüküm süren demokratik yönetimin askeri darbeyle devrilmesini, ‘tehlikeli ve üstesinden gelmesi zor bir deneyim’ olarak niteledi. Paşa, “İslamcılar, ülkeyi siyasi olarak istikrara kavuşturmak için mevcut hareket çerçevesinde başkalarını onları benimsemeye zorlayan alternatif bir vizyona ve öneriye sahip olmalılar” dedi.
Paşa sözlerini şöyle sürdürdü:
“Genel olarak ulusal uzlaşı büyük bir zorunluluktur. Ancak bu geçiş döneminin temellerinin kurulmasından, İslami hareketin ikna edilmelerinden, Sudan halkının seçimlerine bağlı kalmalarından ve yönetimleri sırasında uyguladıkları dışlayıcı düşüncelerden geri adım atmalarından sonra gerçekleşebilir. Bu nedenle, önümüzdeki aşamalardan birinde İslamcılarla uzlaşılmalıdır.”
Uzlaşma konusunun geçiş hükümetinin siyasi referansı olan Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) düzeyinde gündeme getirilmediğini, lakin belirli bir vizyona ulaşmadan Sudan’daki tüm partilerin koridorlarında tartışma konusu olmaya devam ettiğini vurgulayan Paşa, derin devletin (eski Beşir rejimi) yönetimin eklemlerini kontrol ettiğinden halen varlığını koruduğunu söyledi.
Ümmet Partisi'nin Devlet İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, eski iktidar partisi Ulusal Kongre Partisi'nin (UKP) kapatıldığını ve Anayasal Bildiri anlaşması uyarınca herhangi bir siyasi faaliyette bulunma hakkına sahip olmadığını hatırlattı. Fakat eski parti liderlerinin ve tabanının dış dünyanın zihninde İslam dininin ve Sudan’ın imajını çarpıttığını kabul etmelerinin ve demokrasinin ülkeyi yönetmek için en iyi seçenek olduğuna inandıklarını teyit etmelerinin önemli olduğunu vurguladı.

Tümüyle reddetme
Diğer yandan Sudanlı siyasi analist Abdullah Adem Hatir, önceki rejime direnmenin uzun bir süreç ve deneyim birikimi olduğunu, eski siyasal İslamcı rejimine tamamen karşı olunmasının bu insanların, başarıların veya herhangi bir normal durumun reddedilmesi değil, Sudan halkına zarar veren, küçük düşüren, Sudanlılara fiziksel, ruhsal, duygusal ve psikolojik işkenceler yapan ve gözaltında çok sayıda insanın hayatını kaybetmesine neden olan siyasi güvenlik oluşumu başta olmak üzere üç oluşum tamamen reddedilmesi anlamına geldiğini söyledi. Hatir’e göre ikinci sırada gelen ekonomik yoksullaşma ve toplumsal aşağılama oluşumu, devletin doğrudan ve dolaylı olarak rüşvetler alarak ve vergiler koyarak vatandaşı yoksullaştırmaya itmiş, vatandaşların, özellikle de gençlerin çoğunluğunun yurt dışına göç etmesine neden olmuştur. Marjinal alanlarda çalışmayı Sudanlıların yaşamının bir parçası haline getiren üçüncü oluşum ise medya üzerinden yapıla çarpıtmalardır. Beşir rejimi döneminde devlet kurumlarının çoğu, vatandaşları birlikte üretmeye ve birlikte çalışmaya teşvik etmek yerine kasıtlı olarak yanıltma, nefret, şiddet ve kavga ruhunu yayma yöntemini izledi. Bu oluşumların kamusal yaşamdaki etkisinin sona ermesinin ‘uzun zaman alabileceğinin’ altını çizen Hatir ancak Sudan devriminin, gelecek için bir vizyon oluşturan, şiddeti ve kavgayı suç sayan, hukukun üstünlüğünü ve vatandaşlığı hak ve görevlerin temeli, yani ‘adaleti bir kural haline getiren’ bir yaklaşım geliştirdiğini söyledi.

Adaletin uygulanması
Sudan halkının eski rejimden intikam alacağına kesin gözüyle bakan ama kesinlikle bazı insanlara karşı, suçlu ilan etme, hakaret etme veya kötü bir vatandaşlık modeli olma dışında hiçbir kişisel öç beslenmediğini vurgulayan Hatir “Dolayısıyla gelecekte Sudanlıların huzurunu hiçbir şey bozamayacak” dedi. Sudanlıların eski Cumhurbaşkanı İbrahim Abud (1958-1964) ve yine eski Cumhurbaşkanı Cafer Numeyri (1969-1985) rejimlerinin devrilmesinden sonra, ‘Allah geçmişi affeder’ sloganını takip ettiği belirten Hatir söz konusu rejimlerin liderleri için mahkemeler kurulduğunu hatırlattı. Şimdi de mevcut geçiş döneminde, Anayasal Bildiri anlaşmasına çerçevesinde Sudan halkının zenginliklerini Beşir rejiminin üyelerinden yasal yollarla geri almaktan sorumlu, eski rejimi devlet kurumlarından söküp atacak olan bir komite kurulduğunu kaydetti.
‘Adaletin sağlanmaya devam edeceğini ve genel durumun geçerli olacağını’ vurgulayan Hatir, en önemlisi de mevcut hükümetin, Sudan'ın uluslararası toplumdaki statüsünün geri kazanılmasıyla birlikte geçmişi daha insani yollarla aşmayı mümkün kılan bir yola girdiğini vurguladı. Ekonomik, diplomatik, basın ve insanlık açısından uluslararası toplumdaki yerini yeniden kazandığını böylece ülkenin ilerleme kaydetmeye başladığını belirtti. Bu ilerlemenin eski rejimin unsurlarının uykularından uyanabileceğinin göz ardı edilmeden kaydedildiğine dikkati çeken Hatir, “Ancak geriye dönüp bakıldığında İslamcılar ayrım gözetilmeksizin Sudan toplumunun bir parçasıdırlar. Genel olarak net verilere göre gelecekte bunlarla başa çıkma umudu da yoktur” diye konuştu.

Kutsal inek
Diğer yandan kapatılan (eski iktidar partisi) UKP’nin önde gelen isimlerinden Ömer yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Merhametli olanlar, özellikle siyasal İslamcılar ile geçiş hükümeti arasında bir siyasi uzlaşıdan bahsediyorlar. Bu çağrının asil amaçlarını kesinlikle sorgulamıyorum ve siyasi arenadaki aktörler arasındaki ilişkileri geliştirmenin yararını da küçümsemiyorum. Aralarındaki uzlaşma ve anlaşmazlık noktalarına rağmen birbirlerini kabul etmeleri demokratik sistemin bir gereğidir. Çünkü demokrasi, muhalefete değil, rekabete dayanır. Gerçek demokrasi, aynı zamanda çeşitlilik ve iş birliğini de gerektirir. Bu Marksistlerin, özellikle benimsediklerini iddia ettikleri teoriden, ilerlemenin sağlanabilmesi için bir şeyin varlığını, karşıtını ve aralarında etkileşim olmasını gerektirdiğinden öğrenmeleri gereken bir derstir. Ancak bu teori genellikle ne sağılabilen ne de yaklaşılabilen kutsal bir inek olarak karşımıza çıkıyor. Ulusal uzlaşı konusuna gelince, milletin en çok ihtiyacı olan şeyin reform olduğunu söylüyorum. Uzlaşı ise reform takviminin bir alt maddesidir. En başta devlet ve özellikle onun siyasi sisteminde reform olmalı. Zira Sudan’ın siyasi sistemi, genel örgütlenme çerçevesi, oluşumları, fikri vizyonları ve yenilenmeyen, değiştirilmeyen, gelişmeyen eski liderleriyle uzun bir süre tahrip olmuştur. Ancak büyük bir ulusal diyalogun başlaması, siyasi sistemi anayasal ve yasal çerçevesi açısından reform etmek için en büyük ihtiyaçtır. Adalet sisteminde, anayasal ve yasal çerçevelerinde, partiler ve örgütler içinde ve arasındaki seçim rekabeti sistemlerinde ve partilerin içindeki lider kadrolarında ve liderlik sistemlerinde reform yapılmalı ki ulusal düzeyde, hiçbir birey veya kuruluş, bir kişi veya kuruluş tarafından tiranlaştırılmamalı veya hakimiyet sürdürememeli.”

Dinin sabiteleri
Ömer, Siyasal İslamcılarla uzlaşı meselesiyle ilgili olarak  da şu değerlendirmelerde bulundu:
“Onlar kimseyle, bir örgütle ya da örgütsel bir ittifakla bireysel bir çekişme içinde değiller. Hiç kimsenin onlarla uzlaşmaya ya da tartışmaları üzerinde durmaya ihtiyacı yok. Yapılması gereken reformdur. Geçiş döneminin, seçim sandığı aracılığıyla gerçekten geçiş dönemi olma özelliğini yeniden kazanmasıdır.”
Ömer, siyasal İslamcıların af veya uzlaşı istemediğini, bunun yerine geçiş sürecinin sona erip adaletin sağlanmasını istediklerini vurguladı.
Kapatılan UKP’nin önde gelen ismi sözlerini şöyle sonlandırdı:
“İslamcılar şartlı ya da şartsız herhangi bir şekilde uzlaşı istemiyorlar. Bunun yerine geçiş hükümetinin insanların din, gelenek ve yaşam tarzlarındaki seçimleri üzerinden elini çekmesini istiyorlar. Çünkü bunlar bir geçiş süreci meselesi değildir. Silahlı hareketlerin tercihleri, insanların çoğunluğunun dini, geleneksel ve yaşam tarzlarıyla ilgili tercihlerinden daha iyi değildir. İster barış adına olsun ister başka herhangi bir argüman adına, dinin sabiteleri ihlal edilemez. Aynı şekilde siyasal İslamcılar hükümetten halkıyla uzlaşmasını ve onlarla empati kurmasını istiyorlar. Ayrıca hükümetin, halkın geçim sıkıntılarına çözüm bulmasını ve dış dünyanın ekonomik ve kültürel ihtiyaçlarına cevap vermeyi öncelemesini talep ediyorlar. Eğer hükümet işlerini düzeltir ve ülkedeki siyasi sistemi reform etmek için samimi istişarelere öncülük ederse, o zaman başarılı olur. Böylece halkın tamamından ve İslamcıların bazılarından destek bulacağına şüphe yok.”



Suriye Ordusu: SDG mayınları ve el yapımı patlayıcılar sonucu çok sayıda sivil ve askeri personel hayatını kaybetti

Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)
Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)
TT

Suriye Ordusu: SDG mayınları ve el yapımı patlayıcılar sonucu çok sayıda sivil ve askeri personel hayatını kaybetti

Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)
Suriye güvenlik güçleri, Haseke'de SDG’nin çekilmesinin ardından El-Hol kampının kontrolünü ele geçirdi- Syria Today (Reuters)

Suriye Arap Ordusu Operasyon Komutanlığı bugün yaptığı açıklamada, Rakka, Deyrizor ve Doğu Halep vilayetlerinde SDG ve PKK teröristleri tarafından yerleştirilen mayınlar ve el yapımı patlayıcılar (EYP) nedeniyle çok sayıda sivil ve askerin öldüğünü duyurdu.

Komutanlık yayınladığı basın açıklamasında, "Rakka, Deyrizor ve Doğu Halep vilayetlerindeki sivil halkımızı SDG mevzilerine veya tünellerine girmemeye çağırıyoruz" ifadelerini kullandı.

Açıklama şöyle devam etti: “Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve PKK (Kürdistan İşçi Partisi) teröristleri, kapıları, koridorları ve tünelleri tuzakladılar ve kaya ve yapı tuğlası şeklinde patlayıcılar yerleştirdiler… ayrıca konuşlandıkları evlerin yanı sıra halka açık yolların yakınındaki eski yerlerinin çoğunda ev eşyalarına ve arabalara da tuzaklar kurdular.”

Açıklamada, "SDG'nin camilere ve Kur’an-ı Kerim nüshalarına yerleştirdiği mayınlar, camileri de etkiledi; birçok nüsha mayınlanmış ve uygunsuz yerlere yerleştirilmiş halde bulundu. Bu mayınlar ve el yapımı patlayıcılar nedeniyle çok sayıda sivil ve askeri personel hayatını kaybetti" denildi.

Komutanlık, sakinlerden şüpheli herhangi bir nesne veya yerinden oynatılmış mobilya bulduklarında derhal bildirmelerini ve konuşlandırılmış askeri ve güvenlik birimleriyle iletişime geçmelerini istedi.

DEFGTH

Suriye resmi haber kanalı El-İhbariye, internet sitesinde, Haseke kırsalındaki el-Ya'rubiye kasabasında, SDG’nin bölgeden çekilmeden önce mayın döşediği bir mühimmat deposunun patladığını bildirdi.

Bu bağlamda, Suriye İçişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Haseke'nin doğusundaki el-Hol kampı ve güvenlik güçlerinin son zamanlarda konuşlandırıldığı güvenlik hapishanelerinin "kısıtlı güvenlik bölgeleri" olarak kabul edildiğini ve bu bölgelere yaklaşmanın kesinlikle yasak olduğunu belirtti.

Bakanlık açıklamasında, el-Hol kampı ve güvenlik hapishanelerinin bulunduğu alanların şu anda güven altına alındığını, "kaçan DEAŞ mahkumlarının aranmasının devam ettiğini ve el-Hol kampı ile diğer benzer merkezlerdeki güvenlik durumunu kontrol altına almak için gerekli verilerin toplanmasının tamamlandığını" ifade ettti.

SDCFGT
SDG’nin çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolü ele geçirdiği Haseke'deki el-Hol kampında toplanan bir grup tutuklu, kapıdan içeri bakıyor (Reuters)

SDG dün günü yaptığı açıklamada, Irak sınırına yakın el-Hol kampından, DEAŞ militanlarının ailelerinin kaldığı kamptan, hükümet güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından çekilmek zorunda kaldıklarını duyurdu. Bu arada, Suriye hükümeti SDG'yi, örgüte ait hapishanelerin ve kampların teslimini kasten "geciktirmekle" suçladı.

Suriye İçişleri Bakanlığı, SDG'yi onlarca DEAŞ mahkumunu ve ailelerini hapishanelerden serbest bırakmakla suçladı ve dün yaptığı açıklamada, el-Hol kampını korumakla görevli SDG savaşçılarının, hükümet veya uluslararası koalisyonla koordinasyon kurmadan geri çekildiğini, bunun "terörle mücadele dosyası konusunda hükümete baskı kurmayı amaçlayan bir hareket" olduğunu ifade etti.


Suriye güvenlik güçleri SDG’nin çekilmesinin ardından el-Hol Kampı’na girdi

Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
TT

Suriye güvenlik güçleri SDG’nin çekilmesinin ardından el-Hol Kampı’na girdi

Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)

Suriye güvenlik güçleri bugün, ülkenin kuzeydoğusundaki el-Hol Kampı’na girdi. Kamp, terör örgütü DEAŞ mensuplarının ailelerini barındırıyor. AFP muhabirinin aktardığına göre bu gelişme, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kampı terk ettiklerini duyurmasının hemen ardından gerçekleşti.

AFP muhabiri, kampın çevresinde görev yapan onlarca güvenlik görevlisinin demir bir kapıyı açıp araçlarıyla içeri girdiğini, bazı güvenlik mensuplarının ise kampı gözetim altında tuttuğunu bildirdi.

SDG, salı günü 24 binden fazla kişinin yaşadığı el-Hol Kampı’ndan çekildiğini açıkladı. Kamp sakinleri arasında 15 bin Suriyeli, 3 bin 500 Iraklı ve 6 bin 200 yabancı bulunuyor ve sıkı güvenlik önlemleri altında tutuluyordu. Suriye Savunma Bakanlığı ise el-Hol Kampı ve DEAŞ’a ait tüm hapishaneleri devralmaya hazır olduğunu duyurdu.

Suriye Cumhurbaşkanlığı da dün, SDG ile ‘Haseke vilayetinin geleceğine ilişkin bazı konularda’ yeni bir ‘ortak anlayış’ sağlandığını açıkladı. Anlaşma gereği SDG’ye ‘alanların fiilen entegrasyonuna yönelik detaylı planı hazırlamak için dört günlük bir süre’ tanındı. Bununla eş zamanlı olarak dört günlük ateşkes ilan edildi. SDG de ateşkese uyacağını ve anlaşmanın ‘istikrarı destekleyecek şekilde’ uygulanmasına hazır olduğunu bildirdi.

Diğer yandan SDG lideri Mazlum Abdi dün, ABD liderliğindeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nu (DMUK), Kürt savaşçıların bazı bölgelerden çekilmesinin ardından Suriye’de DEAŞ mensuplarının tutulduğu tesislerin korunmasında sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı.

Washington ise Kürtlerin DEAŞ’a karşı görevlerinin sona erdiğini belirtti; ABD, yıllarca destek verdiği Kürt güçlerin artık bu rolü üstlenmediğini açıkladı.

Suriye’deki Kürt yetkililer ve yerel makamlar ise dün yeni bir ateşkese uyacaklarını duyurdu. Bu ateşkes, Kürt güçlerinin hükümet kurumlarıyla entegrasyonuna yönelik görüşmelerin tamamlanmasının ön hazırlığı olarak ilan edildi.

Bu ayın 6’sında Halep’te başlayan askeri gerilimin ardından, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, pazar günü SDG ile bir anlaşmaya vardığını açıkladı. Anlaşma, ateşkes ve özerk yönetim kurumlarının Suriye devleti bünyesinde kapsamlı entegrasyonunu öngörüyor.

Taraflar arasında ateşkesi ihlal suçlamalarının yükselmesiyle birlikte hükümet güçleri, SDG kontrolündeki Arap çoğunluğa sahip bölgelere ilerledi. Hükümet dün, Hasake kentine takviye birlikler gönderirken, Kürt yetkililer Şam ile görüşmelerin çöktüğünü duyurdu.

Anlaşmanın açıklanmasının ardından ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, X platformunda paylaştığı mesajda, SDG’nin ‘DEAŞ’a karşı sahadaki başlıca güç’ rolünün büyük ölçüde sona erdiğini belirtti. Barrack, Şam’ın artık güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye yetkin olduğunu ve bunun örgüt mensuplarının tutulduğu hapishaneler ile ailelerini barındıran kampları da kapsadığını ifade etti.

ABD desteğiyle DEAŞ’a karşı mücadele eden ve bu süreçte örgütü Suriye’de neredeyse tamamen yok etmeyi başaran SDG, Arap savaşçıları da bünyesinde barındırarak yıllar boyunca Suriye iç savaşında kritik bir rol oynadı. Bu başarısı sayesinde kuzey ve doğu Suriye’de geniş alanlarda kontrol sağladı, büyük petrol sahalarını kapsayan bu bölgelerde özerk bir yönetim kurdu.

Ancak Esed sonrası dönemde yeni yönetim, ülkeyi hükümet güçlerinin kontrolü altında birleştirme kararlılığını ilan etti ve Kürtlerle, güçlerini ve kurumlarını devlet yapısına entegre etmek üzere müzakerelere başladı.

Son günlerde hükümet güçlerinin ilerleyişiyle SDG, kuzey ve doğuda kontrol ettiği alanların önemli bir bölümünü kaybetti.


Yemen’deki ed-Daba Petrol Limanı’nda devletin otoritesi dışında gözaltı ve işkence yapılan gizli hapishaneler

BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
TT

Yemen’deki ed-Daba Petrol Limanı’nda devletin otoritesi dışında gözaltı ve işkence yapılan gizli hapishaneler

BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)

Mahkumlar, gizli hapishanenin demir konteynerlerinin duvarlarına, korku ve uzun bekleyişlerin tırnaklarıyla anlatılmamış hikayelerini “Bana merhamet edin... Bu zulüm yeter!”, “Kurtar beni Allah’ım!”, “Annem”, “Allah şahit ben mazlumum” ifadeleriyle kazımışlardı.

Bu sözler duvar süslemesi değil, yıllardır Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) güçleri tarafından yönetilen yasadışı ed-Daba Hapishanesi’ndeki mahkumlar tarafından bırakılan, umut ile umutsuzluk arasında asılı kalan ve uzun süreler parmaklıklar arkasında kalan acıların gizli yüzünü ortaya çıkaran insan tanıklıklarıydı.

rfbvrt
İryani, devletin herhangi bir dış veya yerel tarafa gözaltı merkezleri kurma yetkisi vermediğini vurguladı (Şarku’l Avsat)

Şarku’l Avsat, basın mensupları ve insan hakları aktivistlerinden oluşan bir heyetle birlikte Mukelle şehrindeki ed-Daba Petrol Limanı’nda bulunan hapishaneyi ziyaret etti. BAE'nin yıllarca Yemenli yetkililerle herhangi bir koordinasyonsuz olarak birkaç yasadışı hapishane kurduğunu ilk elden gözlemledi. Bu durum, yargı dışı gözaltı ağının boyutunu ve gizli kalmış ihlalleri ortaya çıkardı.

Yemen Enformasyon, Kültür ve Turizm Bakanı Muammer el-İryani’ye göre bu hapishaneler, devlete ait herhangi bir yasal veya güvenlik sistemine bağlı değil. İryani, bu hapishanelerin ‘devletin, yasanın ve Yemen anayasasının yetkisi dışında kalan gözaltı merkezleri’ olduğunu açıkladı.

cdfrgt
Yemen Enformasyon, Kültür ve Turizm Bakanı Muammer el-İryani Mukelle'deki ed-Daba Petrol Limanı’ndaki tesiste (Şarku’l Avsat)

Ed-Daba’da bu gizli hapishanelerde tutulan 12 kişinin önünde konuşan İryani, bu yerin yasal veya idari denetim olmaksızın meşru devlet kurumları dışında gerçekleştirilen uygulamaları somutlaştırdığını belirtti.

Devletin, yabancı veya yerel hiçbir tarafa, yasaların çerçevesi dışında gözaltı veya işkence merkezleri kurma yetkisi vermediğini vurgulayan Bakan İryani, bu uygulamaları ‘tutuklama, soruşturma ve gözaltı yetkilerini yasal ve güvenlik devlet kurumlarıyla sınırlayan Yemen anayasasının açık bir ihlali’ olarak nitelendirdi. İryani, bunların aynı zamanda uluslararası hukuk ve insani hukukun da ihlali olduğunun altını çizdi.

Şarku’l Avsat, tesisin içindeki şok edici manzaraları belgelerken bazı hapishanelerin çeşitli boyutlarda kapalı çelik konteynerlerden oluştuğunu, bazı hücrelerin boyutlarının 1 metreye 50 santimetreden fazla olmadığını ortaya koydu. Bu konteynerlerin duvarları, tutukluların günlük yaşamlarını ve parmaklıklar ardındaki acılarını özetleyen yazılarla doluydu.

xcdvfg
Buralarda tutulanların duvarlara yazdıkları yazılarda, bu hapishanelerin yasadışı olduğu yönündeki duygularını yansıtan ‘mazlum’ (eziyet gören kimse) kelimesi öne çıkıyor (Şarku’l Avsat)

Bazı tutuklular, sanki günleri tek tek sayar gibi, gözaltında geçirdikleri günlerin sayısını düzenli tablolar halinde kaydetmeye özen gösteriyorlardı. Bazıları da buradan bir an önce kurtulmaları için Allah’tan yardım istedikleri duaları duvarlara yazıyorlardı. Bir köşede ise bir tutuklu acısını ve özlemini özetlemek için tek bir kelime yazmıştı; “Annem”.

Hücrelerin duvarlarında da kan izleri ve kırbaç izleri vardı, bu da tutukluların o dar odalarda maruz kaldıklarını yansıtıyordu.

Korku ve umut arasında, içlerinden biri titrek bir el yazısıyla “Bir ay on gün... Sonrası ferahlık” bir diğeri ise duvara “Allah şahit ben mazlumum”, bir başkası ise “Bana merhamet edin... Bu zulüm yeter!” diye haykırışlarını kazımışlardı.

xcdfg
Tutuklulardan biri, hapishanedeyken ailesine duyduğu özlemi “Annem” kelimesini yazarak ifade etti (Şarku’l Avsat)

Devletin bugün yaptıklarının ‘siyasi hesaplaşmak değil, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek olduğunu’ vurgulayan Bakan İryani, “Bu yerleri yerel ve uluslararası medyaya açmak, şeffaflığın bir parçası ve devletin gerçeklerden korkmadığı, aksine onu belgelemeye ve yasal olarak ele almaya çalıştığına dair açık bir mesajdır” ifadelerini kullandı.

İryani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Siyasi koruma talep etmiyoruz, aksine hukukun üstünlüğüne destek istiyoruz. Siyasi bir vizyon sunmuyoruz, aksine yerleri, gerçekleri ve yasal sorumlulukları sunuyoruz.”

Öte yandan Şarku’l Avsat’a konuşan Yemenli bir askeri kaynak, dağın tepesinde bulunan ve eskiden Hava Savunma Kampı olarak bilinen ed-Daba kampının, Ebu Ali el-Hadrami liderliğindeki Güvenlik Destek Güçleri’ne devredildiğini açıkladı.

Kimliğinin açıklanmaması şartıyla konuşan kaynak, kanıt olmadan birini suçlamanın onu bu gizli hapishanelerden birine göndermek için yeterli olduğunu açıkladı. Bu gözaltı merkezlerinden çıkanların normal hallerine dönemediklerini, eskiden olduklarından tamamen farklı insanlar olduklarını belirten kaynak, “En tehlikeli olansa, çeşitli suçlara karıştığı kanıtlanmış bazı mahkumların serbest bırakılmasıydı. Çünkü bazılarının BAE tarafından serbest bırakıldıktan sonra çift taraflı ajan olduklarını görünce şaşırdık” diye ekledi. Kaynak, bu kişilerin aralarında El Kaide örgütünün üyelerinin de olduğunu belirtti.