İran’ın yeni Cumhurbaşkanı ABD’nin dikkatini yeniden Ortadoğu'ya çeker mi?

Tahran, Reisi döneminde daha agresif ve Washington ile çatışmaya eğilimli olacak

Reisi, içerideki bir takım sorunlarla başa çıkmak için nükleer anlaşmada diplomatik başarı sağlanmasına ihtiyaç duysa da Ruhani'nin aksine Washington'ın ideolojik olarak İran İslam Cumhuriyeti’ni yok etmeye kararlı olduğunu düşünüyor (Reuters)
Reisi, içerideki bir takım sorunlarla başa çıkmak için nükleer anlaşmada diplomatik başarı sağlanmasına ihtiyaç duysa da Ruhani'nin aksine Washington'ın ideolojik olarak İran İslam Cumhuriyeti’ni yok etmeye kararlı olduğunu düşünüyor (Reuters)
TT

İran’ın yeni Cumhurbaşkanı ABD’nin dikkatini yeniden Ortadoğu'ya çeker mi?

Reisi, içerideki bir takım sorunlarla başa çıkmak için nükleer anlaşmada diplomatik başarı sağlanmasına ihtiyaç duysa da Ruhani'nin aksine Washington'ın ideolojik olarak İran İslam Cumhuriyeti’ni yok etmeye kararlı olduğunu düşünüyor (Reuters)
Reisi, içerideki bir takım sorunlarla başa çıkmak için nükleer anlaşmada diplomatik başarı sağlanmasına ihtiyaç duysa da Ruhani'nin aksine Washington'ın ideolojik olarak İran İslam Cumhuriyeti’ni yok etmeye kararlı olduğunu düşünüyor (Reuters)

Tarık eş-Şami
ABD’de İran’ın dini liderinin yerine geçmesi beklenen yeni Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin yanı sıra İran Şura Meclisi ve Yargı Erki’ndeki diğer muhafazakar isimlerin sakinleşeceklerine ve içerideki bir takım meseleleri çözmek için nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmak amacıyla ABD ile anlaşmaya ihtiyaçları olacağına dair tahminler dile getirilirken Umman Körfezi'nde birkaç gemiyi hedef alan son saldırılar, İsrail'in kuzeyinin bombalanması ve Washington'ın Irak'taki çıkarlarına yönelik önceki saldırılar, Tahran'daki muhafazakar akımın, ABD’nin bölgede gerileyen bir güç haline geldiği inancıyla, ülkeyi daha saldırgan bir çizgiye doğru ittiğini gösteriyor. Bu da ABD Başkanı Joe Biden'ın selefleri gibi Ortadoğu'nun stratejik önemini, tıpkı şimdi yapmaya çalıştığı gibi azaltamayacağı anlamına geliyor. Peki, Biden yönetimi böyle bir senaryoyla nasıl başa çıkacak?
Tansiyonu yükselten politikalar
İran'ın muhafazakar çizgideki yeni Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, 5 Ağustos Perşembe günü Şura Meclisi’nde yemin etmeden önce bile, İran İslam Cumhuriyeti, Ortadoğu'daki çeşitli cephelerde açıkça bir gerginlik yaratma politikası izliyordu. Tahran, yerine getirilmesi imkansız taleplerde bulunarak Viyana’daki nükleer anlaşma müzakerelerinden çekildi. İranlılar, Basra Körfezi ve Umman Körfezi'nde ABD’ye ait hedeflere ve İsrail'e ait bir şirket tarafından işletilen bir petrol tankerine insansız hava aracıyla (SİHA) saldırılar düzenlediler. Başka gemilerde de korsanlık eylemlerine karıştıklarına dair şüpheler söz konusu. Bu davranış, Washington'daki bazı çevrelerce, İran'daki muhafazakarlar arasında ABD’nin dikkatini Çin ile rekabete ve artık stratejik odak noktası olan Hint-Pasifik bölgesine yönlendirdiğinden herhangi bir çatışmaya girmek istemediği Ortadoğu’da gerileyen bir güç haline geldiğine dair bir inancın körüklediği düşmanlık duygusundan kaynaklandığı şeklinde yorumlanıyor. Tüm bunlar, ABD Başkanı Joe Biden'ın, geçtiğimiz ay Irak-Suriye sınırında İran destekli milislere karşı ikinci hava saldırılarının başlatılması emrini vermesine rağmen Irak ve Afganistan'daki gerilimi durdurmak istediğini belirttiği gerçeğine dayanıyor. Biden ayrıca Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi'ye, ABD güçlerinin Irak güvenlik güçlerine eğitim, danışmanlık ve istihbarat sağlama gibi savaş dışı rollerini sürdüreceklerini, ancak muharip güçlerinin yıl sonuna kadar Irak'tan çekileceğini söyledi.
İran daha da saldırganlaşacak
Ancak Foreign Policy dergisine göre Biden’ın ABD’nin Ortadoğu'daki müdahalesini azaltma çabaları, ABD diplomasisindeki eski bir ironiyi hatırlatıyor. Çünkü onlarca yıldır ABD’nin neredeyse tüm yönetimleri, Ortadoğu'daki büyük ölçekli askeri operasyonlarda çıkmaza girmekten kaçınmaya ve başka yerlerden gelebilecek tehditlere odaklanmaya çalıştı. Buna karşın İran’da muhafazakarların seçimlerdeki zaferi ve Şura Meclisi, Yargı Erki ve hükümetin tüm eklemleri üzerindeki kontrolü, ülkeyi daha da saldırgan hale getirebilir.
ABD’nin eski Ortadoğu müzakerecisi Dennis Ross’un dediği gibi, eğer İranlılar ABD'yi görmezden gelmiyorlarsa Washington da onları görmezden gelmemelidir. Çünkü ABD’nin oynaması gereken rolü dayatmasındansa bu rolü şekillendirmesi daha iyidir.
Biden yönetimi, eski Başkan Donald Trump döneminde bölgede İran'la mücadele ABD tarafından başlatılan bir seferberliğin parçası olarak bir dizi Körfez ülkesinden Patriot füze bataryaları ve savaş uçaklarının yanı sıra yüzlerce askeri geri çekmesine rağmen, Biden’ın ekibinin ne düşündüğünü bilen diplomatlar, ABD yönetiminin, bölgedeki müttefiklerine, Washington'ın bölgeyle ilgilenmeye devam edeceği ve gerektiğinde İran'a sert bir şekilde yanıt vereceği konusunda güvence verdiğini söylüyorlar.
Karşı karşıya gelme ihtimalleri
Washington'daki çok sayıda Ortadoğu uzmanı, İran’ın dini lideri (Rehber) Ali Hamaney'in nükleer anlaşmaya dönerek ABD yaptırımlarından kurtulmak istemesinden ziyade rejimin bekasını koruyacağı ve İran rejiminin istikrarını sağlamanın en iyi yolunun ABD'ye karşı düşmanca bir politika izlemek olduğuna inandığı konusunda hemfikirler. Zira İran Şahı’nı deviren devrimin başladığı 1979 yılından beri rejimin bekası için en sağlam ideolojik sebep buydu.
Hamaney, kendisiyle aynı görüşe sahip olan İbrahim Reisi'yi cumhurbaşkanlığı için yarışmaya ikna ettikten sonra, rejimin artık ılımlılık rolü yapma ihtiyacı da kalmayacak. Çünkü Hamaney Batı'nın zaten İran'dan uzaklaştığını görüyor. Bunun için Reisi'nin cumhurbaşkanlığı da Hamaney için Batı ile İran arasındaki düşmanlık mirasını ve İran sınırları dışındaki vekalet savaşlarını güçlendirmenin yanı sıra içeride güç kullanarak ve muhalefeti ezerek devrimci yolda kalmak için kullanacağı bir araç olacaktır.
İsrail ile İran arasında büyük bir savaş çıkma ihtimali, en azından şu an için düşük olsa da vekiller aracılığıyla birçok cephede doğrudan veya dolaylı olarak ciddi çatışmaların çıkma ihtimali daha da artacaktır. Bu da, Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nı (KOEP) olarak bilinen 2015 yılında İran ile dünya güçleri arasında imzalanan nükleer anlaşmanın canlandırılmasını daha da zorlaştırabilir.
Yeni bir dönem
İran'daki yeni gelişmelerin rejim tarihinde yeni bir dönem başlatmaya gebe olduğuna şüphe yok. Yeni Cumhurbaşkanı için önceliklerinden biri, Hamaney’in hükümetin idari kurumları üzerindeki kontrolünü daha da artırmak ve Hamaney'in ardından dini lider olması beklentisiyle birlikte muhtemel bir geçiş aşamasının önünü açmak olacaktır. Bu arada da son otuz yılda İran siyasetinde yer alan birçok lider ve hareket ortadan kaybolacaktır. Muhafazakar yönetim şimdi İran siyasetini ve toplumunu, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ülke ekonomisi üzerindeki kontrolünü genişletecek, siyasi özgürlükleri daraltacak, halk tabanında İran milliyetçiliğini yayacak ve yaptıklarını Şii ve ABD karşıtı ideolojilere dayandıracak şekilde yeniden şekillendirme fırsatı yakalamış durumda.
İran'daki yenilikler onun dünyayla, özellikle de ABD ile olan ilişkisini yeniden şekillendirebilir. Yeni hükümet, DMO’nun desteğiyle ve muhalefetin ezilmesinden sonra sivil itaatsizlik ve içeriden sabotajda bulunulması korkusunun ortadan kalkmasıyla, ABD'den bekasına karşı olduğunu düşündüğü tehditlerle yüzleşmekten çekinmeyecektir. Yeni Cumhurbaşkanı Reisi, her ne kadar ülkede günden güne ağırlaşan ekonomik krizleri hafifletmek için nükleer anlaşmaya geri dönmeyi kabul etse de, yeni dış politika ekibi, önceki cumhurbaşkanlarının Batı ile yakınlaşma arzularını görmezden gelecek, bunun yerine birçok analizde de belirtildiği üzere rejim, Çin ve Rusya ile Ortadoğu odaklı stratejik ittifaklar kurmaya çalışacaktır. Aynı zamanda komşularıyla da ikili güvenlik ve ticaret anlaşmaları imzalamaya çalışması beklenen İran’ın Irak, Lübnan, Suriye, Yemen ve diğer ülkelerdeki vekil ağlarını güçlendirme çabalarını iki katına çıkaracağı tahmin ediliyor.
ABD’nin Teksas eyaletindeki A&M Üniversitesi Bush Devlet ve Kamu Hizmeti Okulu’nda uluslararası ilişkiler profesörü olan Muhammed Ayetullah Taber gibi bazı gözlemciler, ABD-İran ilişkilerinin acil güvenlik endişeleri etrafında döneceğini düşünüyorlar. Ayrıca aynı gözlemcilere göre iki taraf arasında daha kapsamlı bir yakınlaşma olmasına yönelik çekici vaat, Tahran’da verimli bir zemin bulamayacak. Çünkü iki ülke arasında büyük bir pazarlık yapılması ihtimali ortadan kalkmış olabilir.
Seleflerinin tam tersi
İran'ın önceki cumhurbaşkanları güvenli ve emniyetli bir İran şekillendirmenin en iyi yolunun ülkeyi küresel ekonominin bir parçası yapmak olduğuna inanmalarına rağmen bunun tam tersinin düşünen Reisi, seleflerinin Batı ile başarısız olan yakınlaşma arzularını tersine çevirmeye çalışacaktır. Yalnızca tartışmasız bölgesel nüfuza sahip güçlü bir İran'ın dış güçleri caydırabileceğine ve ekonomik refah elde edebileceğine inanan Reisi’nin bu yüzden ABD’nin baskısına karşı DMO’nun askeri yeteneklerini geliştirmesi bekleniyor. Bu da DMO’nun yurtdışı kolu Kudüs Gücü'nün Irak, Lübnan, Yemen ve ötesindeki vekil ağlarını güçlendirmesi anlamına geliyor.
Reisi, belki de içerideki bir takım meselelerle başa çıkmak için nükleer anlaşmada diplomatik başarıya ihtiyaç duyuyor olabilir. Ancak eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin aksine Reisi’ye göre ABD, ideolojik olarak İran İslam Cumhuriyeti'ni yok etmeye kararlı. Reisi, Washington'ın herhangi bir anlaşmayı, Trump'ın yaptığı gibi ya açıkça ya da kurnazca veya Obama yönetiminin İran'a yönelik mali yaptırımları olması gerektiği gibi kaldırmayarak geri almaya çalışacağını düşünüyor.
Çatışmaya giden yol
Yeni bir nükleer anlaşmanın imzalanması, Ortadoğu’daki sıcak havayı daha da ısıtabilir. Tahran, bu anlaşmanın ABD’ye bölgesel nüfuzunu sürdürmesini sağlayacak mutlak bir özgürlük vereceğinden korkarken Tahran'ın düşmanları, Washington'ın İran'a vekillerinin gücünü ve füze programını geliştirmek için daha fazla kaynak sağlamasından çekiniyor.
Mevcut güvenlik ikileminin, iki ülkenin Irak'ta ABD güçleri ve İran yanlısı milislerin ara sıra çatıştığı düşük seviyeli, fakat sürekli bir çatışmaya zaten bulaşmış olduklarından İran ve ABD arasındaki gerginliğin artması için olgunlaştığı açıkça görülüyor.
Reisi, bölgedeki gerilimi azaltmak için bölgesel güçlerle görüşülebileceği olasılığı üzerinde ısrar etse de, İran'ın muhafazakar çizgide yükselen yeni liderliği, kendisini daha iyi bir konumda görüyor. Ordusuna güveniyor ve uzun zamandır çatışmalarda nasıl başarılı olacağını ve müttefiklerinin sayısını nasıl artıracağını iyi biliyor. Bu nedenle İran ve ABD, bir çatışmaya doğru yol alıyor.



Moskova ve Pyongyang ilişkilerdeki soğumayı nasıl aştı?

Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)
Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)
TT

Moskova ve Pyongyang ilişkilerdeki soğumayı nasıl aştı?

Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)
Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)

Anton Mardasov

7 Eylül'de Rusya ve Kuzey Kore, iki ülke tarihinde ilk kez komşular arasında düzenli bir kara bağlantı hattı sunacak köprünün açılışını yaptılar. Tumen Nehri üzerinde inşa edilen köprü, Rusya'nın Primorsky Krayı’ndaki Khasan kasabasını Kuzey Kore'nin Tumangan kasabasına bağlıyor.

1950'lerde nehir üzerinde zaman zaman geçici ahşap köprüler inşa edildi, ancak 1959'dan beri iki ülke arasındaki tek bağlantı hattı bir demiryolu köprüsü olan Dostluk Köprüsü oldu. Köprü, Japonya'ya karşı savaşta yer alan ve Kuzey Kore'nin “Emek Kahramanı” onur unvanına layık görülen Kızıl Ordu teğmeni Yakov Novichenko'nun adını taşıyor.

Novichenko, Kuzey Kore'de özel bir yere sahip. 1946'da Cumhuriyetin kurucusu Kim Il-Sung’u bir suikast girişiminden kurtarmış ve bu arada ağır yaralanarak bir kolunu kaybetmişti. Bir halk mitingi sırasında, Kim Il-Sung'un oturduğu platforma atılan el bombasının üzerine atlayarak, patlamaya karşı kendi bedenini siper etmişti.

Yeni köprü, Kuzey Kore'ye Avrasya ulaşım ağına karadan erişim imkânı sağlıyor. Açılışının Rusya ve Kuzey Kore arasında yük trafiğinde hemen ve önemli bir artışa neden olması beklenmese de yeni rota, ulaşım rotalarının ve lojistiğin kademeli olarak çeşitlendirilmesinin önünü açıyor.

Tumen Nehri üzerine bir kara köprüsü inşa edilmesiyle ilgili istişareler, 1990'lardan beri devam ediyordu ve nihai karar, Vladimir Putin'in 2024'teki Kuzey Kore ziyaretinde alındı. Aynı ziyaret sırasında, iki taraf ciddi tartışmalara neden olan kapsamlı bir stratejik ortaklık anlaşması imzaladı. Anlaşmanın gizli maddelerinden biri, Kuzey Kore özel kuvvetlerinin Rusya'nın Kursk bölgesinde Ukrayna güçlerine karşı savaşa katılmasını içeriyordu.

Anlaşmadan sonraki gerçeklik

2020'lerin başlarına kadar ikili ilişkiler ciddi zorluklarla karşılaştı ve genellikle sınırlı siyasi ve ekonomik içeriğe sahip yüzeysel dostane temaslarla sınırlı kaldı. Rusya, Batı ülkeleriyle birlikte, nükleer silah geliştirme ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere Kuzey Kore'yi kınayan kararları destekledi.

Pyongyang'da bu, Sovyet döneminde geçerli olan ilişki modelinden Rusya'nın geri çekilmesi olarak görüldü. Pyongyang'ın 2014'te Kırım'ı Rusya'nın bir parçası olarak tanıması gibi önemli sembolik adımlar bile pratik kazanımlar sağlamadı.

Askeri iş birliğinin genişletilmesinin temelleri 2022 yılında şekillenmeye başladı. Rusya'nın Batı ile ilişkilerinin bozulması ve ABD, Güney Kore ve Japonya'nın askeri iş birliğini güçlendirme çabalarının yoğunlaşmasıyla birlikte, Rus liderliği Batı güvenlik kavramlarının artık geçerli olmadığı sonucuna vardı ve Kuzey Kore'ye karşı daha bağımsız bir politika izlemeye yöneldi.

Bu değişim, Rusya'nın füze denemelerinin ardından Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımları sıkılaştırmayı amaçlayan ABD tarafından hazırlanan kararlara karşı veto hakkını kullanması, Pyongyang’a yönelik yaptırımları denetleyen BM Uzmanlar Paneli'nin görev süresinin uzatılmasını engellemesi, ayrıca Kore Yarımadası ile ilgili konularda Rusya'nın resmi söylemindeki değişiklikle açıkça görüldü.

Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması, önceki ilişkilerin doğasını temelden değiştirdi. Anlaşmanın imzalanmasından bu yana Rusya, Kuzey Kore için Çin'in yanı sıra fiilen kalıcı ve öncelikli bir ortak haline geldi.

vgh
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da iş birliği anlaşmasını imzaladıktan sonra, 19 Haziran 2024 (AFP)

Yeni anlaşmanın metni, Rusya'nın İran ile imzaladığı anlaşmadan açıkça farklı olduğunu ortaya koyuyor. Zira anlaşmaya göre, Rusya veya Kuzey Kore'ye yönelik bir saldırı durumunda, iki tarafın karşılıklı askeri yardım sağlamak için pratik önlemleri koordine etmeleri gerekiyor. Buna karşılık Rusya-İran anlaşması, yalnızca iki taraftan birine saldıran bir devlete askeri veya başka bir yardım sağlamama konusunda “esnek” bir taahhüt öngörüyor.

Rus bir diplomatik kaynak, Rusya ile Kuzey Kore arasındaki anlaşmanın kesin olarak tanımlanmış bir askeri-siyasi karaktere sahip olduğunu, İran ile yapılan anlaşmanın ise savunma yönünün otomatik olarak çatışmaya dahil olmayı gerektirmediği derin ve çok yönlü bir ortaklığa dayandığını söyledi.

Diplomat şunu da belirtti: “Kuzey Kore ile yapılan anlaşma askeri-siyasi bir bloğa ve doğrudan teknoloji ve kaynak alışverişine yönelirken, Rusya-İran anlaşması öncelikle ekonomik bir temele dayanıyor.”

Buna rağmen Rusya ve Kuzey Kore, ilişkilerini askeri ittifak olarak tanımlamaktan kaçınıyor. Keza antlaşmanın 4. Maddesi uyarınca tam yardım sağlanması, ancak resmi bir savaş ilanı üzerine zorunlu hale geliyor.

Kuzey Kore askerlerinin Kursk bölgesine gönderilmesi kararı, Pyongyang için özellikle anlamlı bir adımdı; zira bu türden son Kuzey Kore müdahalesi, ABD'ye karşı Vietnam Savaşı sırasında gerçekleşmişti.

Rusya'ya gelince, Kuzey Koreliler, yarımadanın kuzey kısmını Japonlardan kurtaranın Kızıl Ordu olduğunu ve Sovyetler Birliği ile Çin Halk Cumhuriyeti'nin daha sonra ABD ve müttefiklerine karşı Kore Savaşı sırasında Kuzey Kore'ye destek verdiğini hatırlıyorlar.

Kuzey Kore, Rusya'ya çeşitli askeri imkanlarla destek vermeye devam ediyor. Top mermileri ve itici barutların yanı sıra kendisine KN-23 füzeleri de temin ediyor. Medya tarafından aktarılan Güney Kore istihbarat tahminlerine göre, Pyongyang Temmuz 2025'e kadar Rusya'ya yaklaşık 12 milyon mermi sevk etti; bu da Rus topçularının cephelerde kullandığı mühimmatın önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Rusya ve Kuzey Kore arasındaki ticaret, yeni lojistik yolların kurulmasıyla yeniden eski canlılığına kavuşmaya başladı

Yine yayımlanan haberlere göre Rusya, Ağustos 2025 ile Şubat 2026 arasında Kuzey Kore'den yaklaşık 60 bin ton patlayıcı madde ithal etti. Bu tedarikler, Moskova'nın mühimmat stoklarını yenilemesine, Rus fabrikaları üzerindeki ciddi baskının gölgesinde madencilik sektörüne patlayıcı madde tedarik etmesine imkan tanıdı.

Rus kuvvetleri ayrıca, Sovyet dönemi topçu namlularında yaşanan eksikliği telafi etmek için Kuzey Kore'den tedarik edilen, alışılmadık kalibreli topçu sistemlerini kullanıyor.

Newsweek'in aktardığı, Güney Koreli bir araştırma merkezi olan Kore Savunma Analizleri Enstitüsü'nün (KIDA) tahminlerine göre Kuzey Kore, Rusya'ya mühimmat tedarik ederek, binlerce asker göndererek ve teknik destek sağlayarak 20 milyar dolardan fazla gelir elde etti. Bunun karşılığında, enstitünün verileri, Pyongyang'ın askeri yeteneklerini güçlendiren gelişmiş teknolojiler ve silahlar edindiğini gösteriyor.

Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'na pratik bir içerik kazandırarak Rusya, Güney Kore'ye Ukrayna'ya silah tedarikini hoş karşılamayacağına dair açık bir sinyal de göndermiş oldu. Medyada yer alan haberler, Güney Kore'nin 2023 yılında Kiev'e yüz binlerce 155 mm'lik top mermisi gönderdiğini ve o dönemde Ukrayna'nın en büyük top mühimmatı tedarikçisi olduğunu ifade etmişti.

cdvfghy
Kuzey Kore ile Rusya'yı birbirine bağlayan ve Kuzey Kore'nin Rason şehri ile Rusya'nın Khasan şehri arasındaki Tumen Nehri üzerinde yapılan ilk kara köprüsünün açılış töreninden, 7 Eylül 2026 (Reuters)

Görünen o ki Rusya'nın mesajı Seul'de karşılıksız kalmadı. Ağustos 2026'da Güney Kore'nin Yonhap Haber Ajansı, Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına atıfta bulunarak, Güney Kore'nin hâlâ Ukrayna'ya silah tedarik etmekten kaçındığını bildirdi.

Ukrayna'daki savaş, Moskova ve Pyongyang arasındaki yakınlaşmanın tek nedeni olarak görülemez. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Kuzey Kore ile iş birliğinin derinleştirilmesi, Rusya açısından diğer stratejik çıkarlara da hizmet ediyor. Rusya’nın Asya ülkeleriyle bağlarını güçlendirmesi ve ekonomik ve siyasi girişimlerinin giderek artan bir bölümünü Batı'dan Doğu'ya yönlendirmesiyle birlikte, Pyongyang ile ortaklığı daha da önem kazanıyor.

Çin, uzun zamandır Rusya'nın Asyalı ortakları ağında baskın konumda bulunuyor ve bu da doğuya yönelme stratejisini daha dengesiz hale getirdi.

Buna ilave olarak, Pekin'in nüfuz alanı olarak gördüğü bölgeye girmekten Rusya’nın kaçınması, Kuzey Kore ile geniş çaplı askeri iş birliğini yeniden başlatma konusunda da uzun süre bir engel teşkil etti. Rusya'nın Asya meseleleri konusunda önde gelen askeri uzmanlarından Vasily Kashin, Rusya-Çin anlaşmaları ve nüfuz alanlarının paylaşılması sonucunda Rusya ile Kuzey Kore arasında askeri bir ittifakın mümkün hale geldiğini düşünüyor.

Kashin, “Çin'in hâlâ kaybedeceği bir şeyler var. Aynı düzeyde yaptırım baskısı altında değil ve Güney Kore ve Japonya ile aktif diplomasisi devam ediyor. Rusya ise Seul ile bazı temaslarını sürdürürken, Kuzey Kore ile ortaklık kurmada kendisine daha fazla özgür olma imkânı tanıyabilir” dedi.

Askeri iş birliğinin hakimiyeti altında

Rusya ve Kuzey Kore arasındaki ticaret, yeni lojistik rotaların kurulmasıyla birlikte bir ivme kazanmaya başladı. Ancak Pyongyang ile ticaretin, ülkenin komünist ekonomik modeli içindeki ödeme mekanizmaları ve ticari iletişimle bağlantılı kendine özgü özellikleri bulunuyor.

Rusya ve Kuzey Kore'nin bu ortaklıktan elde edecekleri kazanımları en üst düzeye çıkarmaya çalışacakları açıktır. İki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açılıyor olabilir

 Bu nedenle, Rusya-Kuzey Kore ilişkilerinde büyük bir ekonomik atılım olasılığı düşük. Zira iki ekonomi yalnızca kısmen birbirine entegre. Uzman Andrei Lankov'un belirttiği gibi, Kuzey Kore'nin küresel pazarlarda rekabet avantajına sahip olduğu mallar Kremlin'in ilgisini çekmiyor.

Sibirya'daki dev doğal kaynak zenginliği sebebiyle Rusya'nın Kuzey Kore kömürü veya ham maddelerinin alıcısı olması pek olası değil. Ayrıca, Çin pazarındaki başarısına rağmen, deniz ürünleri Rus tüketicilerin ilgisini pek çekmiyor.

Öte yandan, Kuzey Koreli şirketler, Rus tedarikçilerinin ürünleri için beklediği fiyatları ödeme kapasitesine sahip değil. Ama Pyongyang hükümeti, savunma sanayilerinin ihtiyaç duydukları başta olmak üzere, temel mallar için kesinlikle fon ayırabilir. Ancak, Kuzey Kore’nin döviz ile büyük ölçekte Rus ürünleri alımları yapması beklentisi gerçekçi olmaktan uzaktır.

dfghy
7 Eylül 2026'daki açılış töreninde, Kuzey Kore kamyonları Tumen Nehri üzerinde Rusya ve Kuzey Kore arasındaki yeni kara köprüsünden geçerken Rus bayrakları rüzgârda dalgalanıyor (AFP)

Rusya'nın Kuzey Kore'ye ana ihracatı, un, şeker ve ayçiçek yağı da dahil olmak üzere gıda maddeleri ve ham maddelerden oluşuyor.

Bununla birlikte, iki ülkenin ekonomilerinin birbirini tamamladığı belirli alanlar da var. Bu alanlardan en öne çıkanlarından biri, işgücü sıkıntısı çeken Rus bölgelerinde Kuzey Kore vatandaşlarının geçici olarak istihdam edilmesidir; bu, ikili ekonomik iş birliğinin en hızlı büyüyen alanlarından biridir.

İki ülke arasındaki ilişkiler yalnızca çıkarları ve niyetleriyle belirlenmediği, aynı zamanda bir dizi dış faktörden de etkilendiği için bu yeni ittifakın uzun vadede kalıcı olup olmayacağı henüz belli değil.

Ancak, Rusya ve Kuzey Kore'nin bu ortaklıktan elde edecekleri kazanımları en üst düzeye çıkarmaya çalışacakları açıktır. İki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açılıyor olabilir ve bu, Moskova ve Pyongyang'ın konumlarını güçlendirebilir, bölgedeki güç dengesinin yeniden şekillenmesine katkıda bulunabilir.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


Senato için yarışan iki Cumhuriyetçi aday, İran savaşının hızla sona erdirilmesini istedi

Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)
Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)
TT

Senato için yarışan iki Cumhuriyetçi aday, İran savaşının hızla sona erdirilmesini istedi

Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)
Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)

ABD Senatosu’ndaki iki sandalye için çekişmeli yarışlara giren iki Cumhuriyetçi aday, dün İran savaşının bir an önce sona erdirilmesi çağrısında bulundu. Bu açıklamalar, yakıt fiyatlarının yükselmesine ve özellikle motorin fiyatlarının rekor seviyelere çıkmasına yol açan savaş konusunda, koltuklarını kaybetme riski taşıyan adayların Başkan Donald Trump’tan uzaklaşmaya çalıştığının son işareti oldu.

Michigan’da Demokrat aday Abdul El-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers ile Iowa’da Demokrat Josh Tork’a karşı yakın bir yarışın içinde olan Ashley Hinson, daha önce Trump’ın Tahran’a saldırı düzenleme yetkisini desteklemiş olmalarına rağmen, dün İran konusunda daha yatıştırıcı bir söylem benimsedi.

Bu değişim, halen Temsilciler Meclisi’nde görev yapan Hinson açısından özellikle dikkat çekiciydi. Hinson, Trump’ın savaşı sürdürme yetkisini sınırlandırmayı amaçlayan Meclis girişimlerine altı kez karşı oy kullandı; bunlardan biri geçen hafta yapılan oylamaydı.

Hinson sosyal medyada yaptığı paylaşımda, “Iowalılar ekonomik baskı altında ve İran’daki savaşın maliyetini akaryakıt istasyonlarında ya da marketlerde ödemek zorunda kalmamalı” ifadelerini kullandı. Hinson, benzin vergilerinin askıya alınması, motorin ihracatının geçici olarak durdurulması ve başka önlemlerin alınmasının yanı sıra savaşın “başarıyla ve derhal” sona erdirilmesi çağrısında bulundu.

Bu açıklamalar, yaklaşık yedi aydır devam eden çatışmanın kasım ayında yapılacak ara seçimler öncesinde siyasi bir yüke dönüşmesinden endişe eden ve koltuklarını kaybetme riski bulunan bazı Cumhuriyetçi adayların artan kaygısını gösteriyor. Ara seçimler, Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi ve Senato’daki kritik çoğunluklarını koruyup koruyamayacağını belirleyecek.

Enflasyonun yükselmeye devam ettiği bir dönemde Amerikalıların Trump’ın hem ekonomiyle hem de İran savaşıyla ilgili politikalarına yönelik memnuniyetsizliği de arttı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Reuters/Ipsos tarafından gerçekleştirilen ve sonuçları dün yayımlanan son ankete göre Trump’ın görev onayı yüzde 32’ye gerileyerek, siyasi kariyerindeki en düşük seviyeye indi.


Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu’na gitmeden önce İran’ın tutumlarını savunacağına söz verdi

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)
TT

Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu’na gitmeden önce İran’ın tutumlarını savunacağına söz verdi

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’na katılmak üzere bugün New York’a hareket ederken, ABD ile savaşın ortasında yapılacak toplantılarda ülkesinin tutumlarını kararlılıkla savunacağı taahhüdünde bulundu.

İran devlet televizyonunun Pezeşkiyan’ın ülkeden ayrılmadan önce yaptığı açıklamalardan aktardığına göre Pezeşkiyan, “Savaştan başımız dik çıktık. Bu hepimiz için bir onur ve gurur kaynağıdır. Bu nedenle uluslararası platformlarda tutumlarımızı kararlılıkla savunacağız” dedi.

Pezeşkiyan, “Bu fırsatı, İran’ın içinde bulunduğu zor durumu uluslararası toplumun dikkatine mümkün olan en iyi şekilde sunmak için kullanacağız. Muhaliflerimize, İran halkının tüm bu haksızlıklara rağmen direnişini sürdürdüğünü vurgulayacağız” ifadelerini kullandı.

Pezeşkiyan, şubat ayında İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarıyla Ortadoğu’da savaşın başlamasından bu yana ABD’ye giden en üst düzey İranlı yetkili konumunda. Pezeşkiyan’ın yarın BM Genel Kurulu’na hitap etmesi bekleniyor.

ABD, İran heyetinin bir bölümünün BM toplantılarına katılmasına izin verirken, Dışişleri Bakanlığı’na göre heyet üyelerine geçen yıl uygulananlara benzer kısıtlamalar getirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de ülkesinin BM Genel Kurulu toplantılarına katılacak diplomatik heyetine başkanlık etmek üzere dün New York’a ulaştı. Bu bilgi İran Dışişleri Bakanlığı tarafından açıklandı.

İran devlet televizyonu, Arakçi’nin New York’a ulaşmasının ardından BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini ve görüşmede Genel Kurul gündemine ilişkin görüş alışverişinde bulunulduğunu bildirdi.

İran medyası Arakçi’nin, “En önemli hedefimiz, İran halkının meşru haklarını ve çıkarlarını savunmak için bu büyük uluslararası platformdan yararlanmaktır” dediğini aktardı.

Stratejik Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ise Tahran ile Washington arasındaki anlaşmazlığın merkezindeki konulardan biri olmaya devam ediyor.

İran, ABD ve İsrail’in savaşı başlatmasından bu yana Hürmüz Boğazı’nı büyük ölçüde kapalı tutuyor. Savaş öncesinde dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatının beşte biri bu su yolundan geçiyordu.

Buna karşılık ABD, İran limanlarına abluka uygularken, İran’ı mali açıdan sıkıştırmak amacıyla ülkeye yönelik ekonomik baskıyı artırıyor.