İran Afganistan’daki Türk varlığına nasıl bakıyor?

Tahran, Rusya’nın Afganistan krizi ve Taliban’ın geri dönüşü ile ilgili tavrında temel aldığı çıkış noktalarından çok da uzak gözükmüyor

Geçtiğimiz yıllarda Afganistan'daki Türk varlığı, Afgan krizi hattında yer alan ülkeler için bir endişe kaynağı oluşturmuyordu (Reuters)
Geçtiğimiz yıllarda Afganistan'daki Türk varlığı, Afgan krizi hattında yer alan ülkeler için bir endişe kaynağı oluşturmuyordu (Reuters)
TT

İran Afganistan’daki Türk varlığına nasıl bakıyor?

Geçtiğimiz yıllarda Afganistan'daki Türk varlığı, Afgan krizi hattında yer alan ülkeler için bir endişe kaynağı oluşturmuyordu (Reuters)
Geçtiğimiz yıllarda Afganistan'daki Türk varlığı, Afgan krizi hattında yer alan ülkeler için bir endişe kaynağı oluşturmuyordu (Reuters)

Hasan Fahs
İranlı liderler, özellikle Ankara’nın Kabil Havaalanı’nın korunmasını, uluslararası havacılık yönetimini ve bu ülkeyi ziyaret edecek diplomatik misyon ve yetkililerin güvenliğini üstlenmek istediğini açıklamasından sonra Türkiye'nin İran'ın Afganistan'daki doğu sınırında mevzilerini güçlendirme hususundaki yeni hedeflerini büyük bir dikkatle izliyorlar. İran yönetimi, Türkiye’nin bu adımın arkasındaki hedeflerinin açıklanandan çok daha fazlası olduğunu düşünüyor.
Nitekim Türkiye'nin kararı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD'li mevkidaşı Joe Biden'ın ilan ettiği ve İran tarafının değerlendirmesine göre, ABD'nin 2021 Eylül ayı başlarında Afganistan'dan tamamen çıkma kararının ardından farklı bir siyasi gerçekliğe kapı aralayacak bir mutabakatın ardından geldi.
Türk-ABD mutabakatı, ABD yönetimi ile Taliban Hareketi arasında yapılan ve NATO kuvvetleri de dahil olmak üzere bütün kuvvetlerin ülkeden çekilmesini kabul eden Doha Anlaşması ile çelişiyor. Çünkü Türk kuvvetleri NATO’nun bir parçası sayılıyor. Bu yüzden Taliban, Afganistan’daki Türk varlığını işgalci güç olarak göreceğini açıkladı.
İran, Türkiye'nin attığı adıma karşı şüpheyle yaklaşıyor. Bu yüzden Kabil Havaalanı tesisinin yönetimi ve diplomatik ve siyasi misyonların korunması ile ilgili dışarıdan görünenlerin ve söylenenlerin ötesine bakarak Türkiye'nin Orta Asya ve Kafkasya bölgesinde nüfuzunu genişletme hayalleri kapsamındaki arka planlarını ve hedeflerini inceliyor. Erdoğan, dünyanın kalbi olarak nitelendirilen bu stratejik bölgede rolünü ve konumunu güçlendirebilirse Türkiye’yi uluslararası emelleri olan bölgesel bir güce dönüştürmek amacıyla bu genişleme politikasını izliyor.
İran çevrelerine göre Türkiye’nin bu bölgedeki farklı ülkelere müdahale etme politikası, Batı Asya'da, özellikle de Orta Doğu'da başlayan bu politikaların tamamlanması kapsamında yapılıyor. Bu girişimler Afganistan kapılarında önemli ve hayati bir noktaya ulaştı. Nüfuz elde etme ve Güneybatı Asya bölgesini kontrol etme çabaları ve bu müdahalenin etkileri, Afganistan’daki ulusal ve mezhepsel çatışmaları artırabilir.
Bu çevreler, Türkiye'nin geçtiğimiz 10 yılda özellikle DEAŞ örgütünün nüfuzunu güçlendirmedeki rolünün yanı sıra Suriye, Libya ve Irak’taki rolünden sonra, bölgedeki (güneybatı Asya) teröristler ve militanlar için Suriye ve Irak'a açılan bir kapıya dönüştüğünü düşünüyor. Türkiye’nin oynadığı bu rol bu sınırda ya da seviyede kalmayıp, son zamanlarda Güney Kafkasya'da Ermenistan ile Azerbaycan arasında patlak veren savaşta Bakü'yü desteklemek üzere Suriye'den militan sevk etmeye kadar vardı. Bu yüzden Türkiye’nin Kabil Havaalanı’nı yönetme ve bu bölgedeki kontrolünü ve güvenlik gücünü artırmak için Afganistan içlerine çeşitli ülkelerden militanların taşınmasını kolaylaştırma rolünden endişe ediliyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre geçtiğimiz onlarca yılda Afganistan, kendisini işgal etmeye ve kontrol etmeye çalışan ülkeler için birer krize dönüşürken, aynı zamanda çeşitli radikal, aşırılık yanlısı ve terörist grupları çeken bir ülkeye dönüştü.
Dolayısıyla Ankara’nın çabalarına yönelik olumsuz tutum, Türkiye yönetimine terör örgütlerinin destekçisi ve sığınağı haline geldiği yönünde yöneltilen suçlamanın bir parçası gibi görünüyor. Ayrıca Afganistan krizine doğrudan girme çabaları, aşırılık yanlılarını destekleme ve güçlendirme çerçevesinde yorumlanıyor. Nitekim Türkiye bir yandan Afganistan'da kendisine yeni bir üs sağlarken, diğer yandan da özellikle Suriye'deki aşırılık yanlısı grupların büyük bir bölümünü sınırlarından uzaklaştırabilir.
Türkiye'nin bu çabaları Afganistan sahnesi ve Orta Asya bölgesinden Kafkasya'ya kadar olan alanla ilgilenen diğer oyuncular tarafından hoş karşılanmıyor veya kabul görmüyor. Zira İran, Hindistan, Çin ve Rusya, bu Türk varlığını ve kendisine bağlı aşırılık yanlısı grupların güvenliklerine yönelik bir tehdit ve provokasyon kaynağı olarak görüyor. Çünkü bu grupların Afganistan'da, Çin ve Hindistan sınırlarında ve Rusya'nın güneyindeki bölgelerde bulunması, bu ülkelerin ekonomik çıkarları için bir tehdit oluşturuyor. Ayrıca güvenliğe yönelik bir tehdit kaynağı olarak Erdoğan, bu grupları, uluslararası ve ekonomik sahadaki pozisyonunu güçlendirmek için kullanabilir.
Bu çerçevede Rusya’nın Taliban Hareketi’nin tekrar Afganistan’ı kontrol altına alması ve merkezi devletin aleyhine olacak şekilde Afganistan eyaletleri ve şehirleri üzerindeki hegemonyasını genişletmesine karşı tutumunda değişiklik olması şaşırtıcı olmayabilir.
Nitekim Moskova ABD’nin geri çekilme kararının masum olmadığını söyleyerek bunun Asya bölgesinin istikrarını sarsmayı ve ilgili devletlerin kafasını karıştırmayı hedeflediğini söylemişti.
Bu kararın bir sonucu olarak Afganistan’ın şiddet ve güvenlik ihlalleri dairesine dönüşeceğine dair uyarıda bulunan Rusya, daha sonra tutumunu değiştirerek bu hareketin tekrar iktidarı, rolünü ve nüfuzunu kazanmasını memnuniyetle karşılamıştı. Ancak bu memnuniyetin sebebi, boyutları ve sonuçları açısından aşikardı.
Nitekim Moskova, güvenliğine ve stratejik derinliğine yönelik oluşturduğu tehdit yüzünden kendisi için gerçek bir endişe oluşturan Afganistan’daki DEAŞ’ın yayılma veya nüfuzunu geri kazanma olasılığı karşısında bu hareketin oynayabileceği rolü çıkış noktası aldı.
Tahran, Rusya’nın Afganistan krizi ve Taliban’ın geri dönüşünü ele alırken temel aldığı çıkış noktalarından çok da uzak gözükmüyor. Nitekim İran vakit kaybetmeden Taliban Hareketi’nin liderleri ile diyalog kanalları açmaya girişti.
Ayrıca resmi Afganistan hükümetiyle ilişkilerinin mekanizmalarına ve bu geri dönüşün devletin aleyhine ve devlet kurumlarının çöküşünün bir etkeni olmamasına ilişkin Taliban ile uzlaşmaya çalıştı. Tahran’ın bu çabalarının arkasında gelişmelerin, kendisi ile Taliban arasında bir çatışmaya yol açma ihtimalini ve buna sebep olabilecek herhangi bir kafa karışıklığını azaltma amacı yatıyor. Zira gerek Nükleer Anlaşma hakkındaki diyalog ve müzakerelerle ilgili olsun, gerekse balistik füze programı ve Orta Doğu'daki bölgesel nüfuzu ile ilgili karşı karşıya olduğu baskılar olsun, İran yönetimi batı ve güney sınırlarında birçok karmaşık ve hayati dosyaya dalmış durumda.
Geçtiğimiz yıllarda Afganistan'daki Türk varlığı, Afgan krizi hattında yer alan ülkeler için bir endişe kaynağı oluşturmuyordu. Çünkü ülkede faaliyet gösteren NATO kuvvetlerinin bir parçası olarak Türk askerlerinin sayısı 500’ü geçmiyordu. Ancak Afganistan’ın komşu ülkelerini endişelendiren şey Türkiye’nin ABD ve NATO güçlerinin geri çekilmesinin ardından Türkiye’nin istediği misyonun daha fazla muharebe gücü gerektirmesi. Bu muharebe güçlerinin uluslararası çevrelerden ve Afganistan kriz hattına giren komşu ülkelerden onay alması ve bu güçlerin misyonunun lojistik destek ve güvenlik olması gerekiyor. Ancak endişelerin asıl sebebi bu sayının artmasından ziyade Ankara'nın ülkedeki iktidar boşluğundan yararlanarak Suriye ve Libya'da kendisine çalışan grupların unsurlarını çağırıp, bunların Afgan krizinin geleceğindeki rolünün şartlarını ve  bölgesel denklemler üzerindeki etkisini iyileştirmek için kullanma ihtimali.
Bu yüzden Tahran ve onunla birlikte bu kriz hattına giren ilgili devletler Türkiye’nin rolüne büyük bir şüphe ve endişe ile bakıyor. Başta Rusya ve İran olmak üzere bu ülkeler, İran-ABD uzlaşmasında elde edilebilecek şeyler çerçevesinde Irak'ın geleceğinde oynayabileceği olumsuz rolün yanı sıra, Suriye krizinde siyasi çözüme geçişi hızlandırma çabalarını sekteye uğratan Ankara’nın Orta Doğu’daki rolüne ilişkin tutumlarını henüz netleştirmedi.



Donald Trump'ı onaylamayanların oranı yüzde 60'a çıktı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Donald Trump'ı onaylamayanların oranı yüzde 60'a çıktı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Amerikalıların 10'da 6'sı artık Başkan Donald Trump'ın yaptığı işi onaylamıyor. Bu oran, şiddete başvuran destekçilerinden oluşan grubun 6 Ocak 2021'de ABD Kongre Binası'na saldırmasından bu yana en düşük seviye.

12 - 17 Şubat'ta yapılan yeni Washington Post/Ipsos anketine göre, kayıtlı seçmenlerin yüzde 58'i ve genel olarak Amerikalıların yüzde 60'ı Trump'ın başkanlık performansının kötü olduğunu düşünüyor. Amerikalıların yaklaşık yüzde 50'si ise görev performansını "kesinlikle" onaylamıyor.

Başkan, ülke çapında kitlesel sınır dışı etme kampanyası ve sürekli yüksek tüketici fiyatları nedeniyle, en önemli iki konusu olan göç ve ekonomide kan kaybetmeye devam ediyor.

Trump'ın Amerikalıları enflasyon baskılarının ya hiç olmadığı ya da hızla azaldığı konusunda ikna etme çabaları şimdiye kadar sonuç vermedi. Ankete göre Amerikalıların yaklaşık yüzde 65'i başkanın fiyatları düşürmede kötü bir iş çıkardığını söylüyor.

Ayrıca çok sayıda Amerikalı, Trump'ın küresel gümrük vergilerine de karşı çıkıyor. Son ankete göre, Amerikalıların yüzde 64'ü bu stratejiye karşı çıktı; bu oran, göreve başlamasından bu yana neredeyse hiç değişmedi. Cuma günü Yüksek Mahkeme, Trump'ın gümrük vergisi gündeminin büyük bölümünün yasadışı olduğuna karar verdi.

Anketteki en yüksek onaylamama oranlarından biri (yüzde 58), Trump'ın göçmenlik konusundaki tutumuna yönelikti. Yönetimi, geniş çaplı sınır dışı etme tutuklamaları yapmak için bazı Amerikan şehirlerine ICE ajanlarını gönderdi. Minneapolis'te bu durum, protestocularla şiddetli çatışmalara ve bu kış ICE ajanları tarafından iki Amerikalı, Alex Pretti ve Renee Good'un öldürülmesine yol açtı.

Trump'ın bu konuda daha kötü bir onaylanmama oranıyla karşılaştığı tek zaman, Post/Ipsos anketinde, ABD'ye küçük yaşta getirilen göçmenleri sınır dışı edilmekten koruyan DACA programını (Çocukluk Çağında Gelenler İçin Ertelenmiş Eylem) iptal etmesinden günler sonra, Eylül 2017'ydi.

Başkan, ABD'nin yabancı müttefikleriyle ilişkilerini sürdürme yeteneği konusunda düşük notlar aldı. Kanada'yla ticaret anlaşmazlıkları, Grönland konusunda NATO'yla yaşanan çekişmeler ve İran'a yönelik olası bir askeri saldırı nedeniyle onaylanmama oranı yüzde 62'ye ulaştı.

bghyju
Donald Trump'ın göçmenlik konusundaki onay oranları, 2017'de DACA'yı iptal etmesinden bu yana en düşük seviyede (AFP)

Cumhuriyetçiler, ağır kayıpların yaşanma ihtimallerinin giderek arttığı ara seçim dönemine doğru bocalayarak ilerliyor. Bunun sebepleri arasında Senato tablosunun bir anda kendileri için olumsuz hale gelmesi ve çekişmeli seçim bölgelerinde Demokratların açık ara önde olmasının Cumhuriyetçi üyeleri terletmesi var. Emeklilik dalgası da Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi'ndeki çoğunluğunu düşük tek haneli rakamlara indirirken, Senato'daki çoğunluğu koruma çabalarını da zorlaştırıyor.

Post/Ipsos anketi, Trump'ın ekonomiyle ilgili rakamlarının son aylarda biraz toparlandığını gösterse de genel beğenilmeme oranının Cumhuriyetçi Parti için sorun olmaya devam ettiğini ve gelecek aylarda iyileşme olmazsa kasımdaki seçimlerdeki parti sonuçlarını kolayca aşağı çekebileceğine işaret ediyor.

Post/Ipsos anketinden elde edilen veriler, 12 - 17 Şubat'ta ​​2 bin 589 ABD'li yetişkinden oluşan bir örneklemden toplandı ve hata payı +/- yüzde 2. Kayıtlı seçmen örnekleminde ise 2 bin 87 seçmenin yanıtı yer alıyor ve ve hata payı +/- yüzde 2,2.

Independent Türkçe


Mar-a-Lago'ya silahla girmeye çalışan şüpheli hakkında tüm bilinenler

Kuzey Karolina'dan 21 yaşındaki bir adam, 22 Şubat'ta Trump'ın Florida'daki Mar-a-Lago yerleşkesinin arazisine girmeye çalışırken Gizli Servis tarafından vurularak öldürüldü (AP)
Kuzey Karolina'dan 21 yaşındaki bir adam, 22 Şubat'ta Trump'ın Florida'daki Mar-a-Lago yerleşkesinin arazisine girmeye çalışırken Gizli Servis tarafından vurularak öldürüldü (AP)
TT

Mar-a-Lago'ya silahla girmeye çalışan şüpheli hakkında tüm bilinenler

Kuzey Karolina'dan 21 yaşındaki bir adam, 22 Şubat'ta Trump'ın Florida'daki Mar-a-Lago yerleşkesinin arazisine girmeye çalışırken Gizli Servis tarafından vurularak öldürüldü (AP)
Kuzey Karolina'dan 21 yaşındaki bir adam, 22 Şubat'ta Trump'ın Florida'daki Mar-a-Lago yerleşkesinin arazisine girmeye çalışırken Gizli Servis tarafından vurularak öldürüldü (AP)

21 yaşındaki Austin Tucker Martin'in, Mar-a-Lago'nun kuzey kapısının hemen ardında, saat 01.30 civarında, iki Gizli Servis ajanı ve bir Palm Beach County şerif yardımcısıyla karşılaştığında, elinde bir av tüfeği ve bir gaz tüpü olduğu iddia edildi. Başkan ve eşi o sırada Washington DC'deydi.

Palm Beach County Şerifi Ric Bradshaw pazar günü gazetecilere yaptığı açıklamada, memurların Martin'e teçhizatını bırakmasını emrettiğini söyledi. Martin daha sonra gaz tüpünü indirdi ancak "av tüfeğini ateş etmeye hazır konuma kaldırdı".

Şerif, "O anda, şerif yardımcısı ve iki Gizli Servis ajanı silahlarını ateşledi" dedi.

Aile üyeleri, hafta sonu Martin'in kaybolduğunu bildirmişti ve haber karşısında şaşkına döndüler.

İşte silahlı saldırgan olduğu iddia edilen Martin hakkında bildiklerimiz:

"Karıncayı bile incitmezdi"
Martin'i tanıyanlar, haneye tecavüz ve silahlı saldırıyı öğrenince şoke oldu.

Kuzeni Braeden Fields, Associated Press'e, "İyi bir çocuktu" diye konuştu.

Böyle bir şey yapacağına inanmazdım. Akıl almaz bir şey.

Fields, "Karıncayı bile incitmezdi" diye ekledi.

Silah kullanmayı bile bilmiyor.

Fields, Martin'in ailesini "tutkulu Trump destekçileri" diye tanımladı ve 21 yaşındaki gencin "çok sessiz, hiçbir şeyden bahsetmeyen biri" olduğunu söyledi. Fields, Martin'in yerel bir golf sahasında çalıştığını da ekledi.

cdfgt
Polis, Martin'in Trump'ın Mar-a-Lago malikanesinin sınırını ihlal ederken bir av tüfeği taşıdığını söylüyor (Palm Beach County Şerif Bürosu)

The News & Observer'ın ulaştığı belgelere göre, Cameron'daki Union Pines Lisesi'nden 2023'te mezun olan Martin, seçmen kayıtlarında herhangi bir partiye kayıtlı görünmüyordu.

Geçen yıl Martin, golf sahalarının el yapımı çizimlerini yapan bir iş kurdu.

Girişimin internet sitesinde, "Fresh Sky Illustrations, esas olarak golf sahası sahnelerini çizerek ve çeşitli golf sahası hediyelik eşya dükkanlarında el yapımı eserlerin çerçeveli kopyalarını sunarak, bir yandan da kişisel siparişleri yerine getirerek golf sahasında olmanın umut dolu hissini hayata geçirmeye odaklanan bir sanat şirketidir" diye yazıyor.

Kuzey Karolina'nın Sanford kentindeki Quail Ridge Golf Sahası'nın baş golf profesyoneli Brandon Huneycutt, The News & Observer'a birkaç yıl önce Martin'le kısaca tanıştığını, golf arabası kullanmasına ve sahanın bazı bölümlerini görmesine izin verdiğini söyledi.

Huneycutt, "Sanırım onların fotoğraflarını çekti ve eve gidip resimleri gerçekten de elle çizdi" dedi.

Son derece iyi çalışmalardı.

dfvgbh
Martin''in kuzeni Braeden Fields, 21 yaşındaki gencin "iyi bir çocuk" ve silahlı saldırı haberinin "akıl almaz" olduğunu söyledi (AP)

Mar-a-Lago yakınlarında bulunan bir arabanın Martin'in gümüş renkli Volkswagen'i olduğu düşünülüyor. Polis, arabada Martin'in av tüfeğini taşıdığı anlaşılan bir kutu buldu.

Gizli Servis Sözcüsü Anthony Guglielmi'ye göre, dedektifler Martin'in silahı Florida'ya doğru güneye giderken aldığına inanıyor.

Soruşturmayı FBI yürütüyor.

Trump ve Mar-a-Lago yakınlarında bir dizi tehdit
Trump ve mülkleri, 2024 seçim kampanyası sezonundan bu yana bir dizi güvenlik tehdidiyle karşı karşıya kaldı.

Temmuz 2024'te Pensilvanya'da düzenlenen bir miting sırasında, daha sonra öldürülen bir silahlı saldırganın kurşunu Cumhuriyetçi adayı sıyırmıştı.

Federal savcılara göre, 59 yaşındaki Ryan Wesley Routh, aynı yılın sonlarında Mar-a-Lago yakınlarında Trump'ı öldürmeye teşebbüs etmiş ve Trump Uluslararası Golf Kulübü'nü çevreleyen bir çitin üzerinden tüfek doğrultmuştu.

Bu ay Routh, federal hapishanede ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Mahkeme belgelerine göre Routh, mahkumiyetine ve cezasına itiraz başvurusunda bulundu.

Independent Türkçe


Londra polisi eski bakan Peter Mandelson’ı Epstein soruşturması kapsamında gözaltına aldı

Eski Birleşik Krallık Ekonomi Bakanı Peter Mandelson (AFP)
Eski Birleşik Krallık Ekonomi Bakanı Peter Mandelson (AFP)
TT

Londra polisi eski bakan Peter Mandelson’ı Epstein soruşturması kapsamında gözaltına aldı

Eski Birleşik Krallık Ekonomi Bakanı Peter Mandelson (AFP)
Eski Birleşik Krallık Ekonomi Bakanı Peter Mandelson (AFP)

İngiliz polisi, İngiltere'nin eski Ekonomi Bakanı ve Washington  Büyükelçisi  Peter Mandelson'ı, cinsel suçlu Jeffrey Epstein'la bağlantılı olarak yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına aldı.

Mandelson'ın, bakanlık döneminde Epstein'a bilgi aktardığı iddiasıyla soruşturulduğu, incelemeler çerçevesinde Wiltshire ve Camden'daki iki mülkünde arama yapıldığı bildirildi.

Polis sözcüsü, "Görevi kötüye kullanma şüphesiyle 72 yaşındaki bir erkek gözaltına alınmıştır. Şüpheli, 23 Şubat Pazartesi günü Camden'daki bir adreste yakalanmış, Londra'daki bir polis merkezine götürülerek ifadesi alınmaktadır. Soruşturma kapsamında Wiltshire ve Camden'daki iki adreste arama kararı uygulanmıştır" açıklamasını yaptı.

Yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü ve ayrıntıların kamuoyuyla daha sonra paylaşılacağını belirtti.

Mandelson'ın büyükelçi olarak atanması ve Epstein'la ilişkilerine dair iddialar, İngiltere Başbakanı Keir Starmer üzerindeki siyasi baskıyı da artırmıştı.

BBC ve Sky News, 72 yaşındaki Mandelson’ın Londra’nın merkezindeki evinden sivil kıyafetli bir erkek ve bir kadın eşliğinde çıkarılarak sivil bir araca bindirildiğini gösteren görüntüler yayımladı.

Bir dönem İşçi Partisi’nin önde gelen isimlerinden olan Mandelson’ın gözaltına alınması, Perşembe günü eski Prens Prens Andrew’ın Epstein davası kapsamında şüpheli sıfatıyla gözaltına alınmasından dört gün sonra gerçekleşti.

Eskiden York Dükü unvanını taşıyan Andrew’un, 2001–2011 yılları arasında Birleşik Krallık’ın uluslararası ticaret özel temsilcisi olarak görev yaptığı dönemde Epstein’a gizli nitelik taşıyabilecek bilgiler sızdırdığı şüphesi bulunuyor. Andrew, Perşembe akşamı birkaç saatlik gözaltının ardından “soruşturma kapsamında” serbest bırakıldı.

Londra polisi, 3 Şubat’ta Mandelson hakkında soruşturma başlatıldığını duyurmuştu. ABD Adalet Bakanlığı’nın Ocak ayı sonunda yayımladığı Epstein dosyalarındaki belgelerde, Mandelson’ın özellikle 2008–2010 yılları arasında Gordon Brown hükümetinde bakanlık yaptığı dönemde, piyasaları etkileyebilecek borsa bilgilerini Epstein’a sızdırmış olabileceğine işaret edildiği belirtilmişti.

Polis, üç gün sonra Mandelson’a ait iki konutta arama yapıldığını açıkladı. Bunlardan biri Londra’nın Camden semtinde, diğeri ise İngiltere’nin güneybatısındaki Wiltshire’da bulunuyor.

Bu gelişmeler, İşçi Partili Başbakan Keir Starmer hükümetini zayıflattı. Hükümet, 2024 yılı sonunda Mandelson’ı Washington’a büyükelçi olarak atamakla eleştiriliyor. Eleştiriler, eski bakan ve Avrupa Komiseri olan Mandelson’ın, cinsel suçlardan mahkûmiyetine rağmen Epstein ile yakın ilişkisini sürdürdüğünün bilindiği iddialarına dayanıyor.

Starmer, Mandelson’ı Aralık 2024’te, Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü öncesinde bu hassas göreve atamıştı. Ancak Epstein ile ilişkisine dair ayrıntıların yer aldığı belgelerin yayımlanmasının ardından Eylül 2025’te görevden aldı.

Starmer, Jeffrey Epstein’ın mağdurlarından özür dilerken, özel kalem müdürü ve basın sorumlusu istifa etti.

Hükümet, Mandelson’ın atanması ve görevden alınmasına ilişkin tüm belgelerin yayımlanacağını taahhüt etti. Bir hükümet yetkilisinin Pazartesi günü verdiği bilgiye göre, ilk belge paketi Mart ayı başında kamuoyuna açıklanacak.