İsveç, 1988'deki infazlara karışan İranlı bir yetkiliyi yargılamaya başladı

Kurbanların aileleri, ucu Reisi’ye kadar uzanan bu davanın "kara kutusunu" açmak istiyor

davanın ana tanıklarından biri olan Hamid Aştali ve Muhtar Şalalond Şarku'l Avsat'a konuştu
davanın ana tanıklarından biri olan Hamid Aştali ve Muhtar Şalalond Şarku'l Avsat'a konuştu
TT

İsveç, 1988'deki infazlara karışan İranlı bir yetkiliyi yargılamaya başladı

davanın ana tanıklarından biri olan Hamid Aştali ve Muhtar Şalalond Şarku'l Avsat'a konuştu
davanın ana tanıklarından biri olan Hamid Aştali ve Muhtar Şalalond Şarku'l Avsat'a konuştu

Muhtar Şalalond, Ekim 2019'da Londra'daki evinde bir grup eski İranlı mahkûm ve İngiliz avukatla yaptığı görüşmeyi hatırlıyor ve bunu “adalet arayışının başlangıcı” olarak nitelendirerek büyük bir gururla yad ediyor. O görüşmede Şalalond ve yanındakiler, 1988 yazında Tahran'ın batısındaki Kerec'deki Gohardeşt Hapishanesinde savcı yardımcısı olan Hamid Abbasi kod adlı Hamid Nuri'ye karşı toplanabilecek kanıtları tartışıyorlardı.
İsveç'in başkenti Stockholm'ün merkezinde, 60 yaşındaki Nuri’nin, "savaş suçları" ve "cinayet suçları" suçlamasıyla yargılanacağı mahkemenin karşısındaki bir otel lobisinde Şalalond, Şarku'l Avsat’a röportaj verdi. Şalalond’un evinde gerçekleşen görüşme, Nuri'nin Kasım 2019'da Stockholm'e çekilmesinin ve tutuklanmasının önünü açmıştı. Nuri, o zamandan bu yana tutuklu olarak bugün başlayacak olan ve Nisan ortasında sona ereceği tahmin edilen mahkemesini bekliyor. Bu mahkeme, bir İranlının, Birinci Rehber'in (Humeyni) ölümünden önce yönetiminin son aylarında yaşanan infazlara karışmasına dair yapılan ilk mahkeme olacak.
Bu infazlarda kardeşini kaybeden Şalalond, “İntikam peşinde değiliz, sadece ne olduğunu bilmek istiyoruz” diyor. Genç Hamza 1988 yazında 33 yaşında idam edildi. Halkın Mücahitleri grubuna mensup olduğu gerekçesiyle 10 yıllık hapis cezasının 7. yılını doldurmuşken aniden idam edildi.
Hamza, İran-Irak savaşında Irak'ın yanında yer alan Halkın Mücahitleri’ne misilleme olarak Humeyni'nin savaşın sonunda öldürülmeleri için fetva çıkardığı, bazılarının tahminen 5.000 kişi kadar olduklarını söylediği siyasi mahkûmdan biriydi. O sıralarda İranlı rehber, şu an İran Cumhurbaşkanı olan İbrahim Reisi'nin de üyesi olduğu “Ölüm Komitesi” olarak bilinen grubu oluşturdu.
İsveç'te, dokuz ay sürecek bir mahkemede yargılanacak olan Nuri, Tahran'daki bu ölüm komitesinden emirler alıyordu ve dakikalar içinde sorguya çekilmek ve cezaya çarptırılmak üzere tutukluları ölüm komitesinin odasına götürüyordu. Kurbanların ailelerinin çoğu, akrabalarının cesetlerine ne olduğunu bilmiyor. Günümüzde dahi yerlerinin nerede olduğu bilinmeyen toplu mezarlara gömüldüler. Şalalond ve ailesi için cinayetin trajedisi, oğullarının cesedini bulamamanın trajedisi ile birleşti. Muhtar Şalalond: “Nereye defnedildiğini, naaşının veya kabrinin nerede olduğunu bilmiyoruz. Bu çok acı bir durum. Annem kırık bir kalple öldü, kız kardeşim de öyle" dedi ve telefonuna kaydettiği kardeşinin bir fotoğrafını ve ailesinin hapishaneden aldığı, kardeşinin eşyalarının bulunduğu küçük bir çantanın fotoğrafını “Elimizde kalan tek şey bu” diye gösterdi.
Yakınlarını kaybeden diğer aileler de mahkemede aynı sorunun cevabını bulmayı bekliyor. İsveç'e Hamid Nuri ismiyle giriş yapan Hamid Abbasi'nin, bu cesetlerin nereye gömüldüğünü bildiğinden eminler. İddialar Abbasi’nin mahkemede konuşacağını söylese de bu şimdilik kesin değil. Savunma makamı, sorunun "kimlik hatası" olduğunu ve Nuri'nin "Abbasi" olmadığını söylüyor. Ancak eski bir mahkûm ve davanın ana tanıklarından biri olan Hamid Aştali, bu iki ismin aynı kişi olduğunu iddia ediyor.
Aştali, Şalalond’un ev toplantısına katılanlar arasındaydı. Hamid Nuri'nin kimliğini doğrulayan oydu. Kendisine İsveç'teki tutuklu Hamid Nuri'nin bir resmi gösterildi ve onu tanıyıp tanımadığı soruldu. Hemen cevap verdi: "Bu Abbasi." Hapishanede de böyle tanınıyordu. Aştali onun hakkında konuşurken bile Nuri yerine Abbasi demeyi seçti. Abbasi’yi, Gohardeşt hapishanesindeki zamanlarından çok iyi hatırlıyor. "Diktatör" olduğunu, tutsaklara işkence yapılmasını emrettiğini ve "herkesin ona itaat ettiğini" söylüyor. Abbasi’nin sesini ve eşkalini iyice tanımlayan Aştali, bu hususta hata yapıyor gibi görünmüyor.
Aştali, mahkemenin karşısındaki otelde Şalalond'un yanında otururken Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Abbasi’nin, soruları istenilen şekilde cevapladığı takdirde kurtulacağını söyledi. Bugünkü mahkeme, İran'ın "kara kutusu" olarak nitelendirilen şeyin nihayet açılacağı anlamına geliyor. Aştali, "Bu infazların gerçekleştiğini bile inkâr ediyorlar. Bu yargılama, sonunda kara kutuyu açacak ve içindekileri ortaya çıkaracak. İran halkı ne olduğunu ve bugüne kadar devam eden infaz kampanyasının ayrıntılarını öğrenecek" dedi. Aştali’ye göre Nuri'nin mahkemesi, rejimin önde gelen diğer isimlerinin yargılanmasının başlangıcını oluşturuyor.
Bu davanın, İranlı bir yetkiliyi 1988'deki suçlardan sorumlu tutan ilk dava olmanın ötesine benzersiz bir yönü var. İlk kez bir İranlı yetkili, İran içinde işlenen suçlardan dolayı İran dışında yargılanıyor. İsveç, kendi vatandaşı olmayanların bile başka bir ülkede işlenen suçlardan yargılanmasına izin veren evrensel yargı ilkesine dayanarak bu davayı başlattı. Bu, Suriyeli yetkililerin Suriye'de Suriyeli muhaliflere karşı işledikleri suçlardan dolayı Almanya'da yargılanmasıyla aynı prensibe dayanıyor.
Davanın bu benzersiz yönü, Nuri'yi İsveç'e çekmede ve tutuklanmasına yol açan davayı oluşturmada aracı olan İsveç'te ikamet eden İranlı muhalif Irac Masdagi gibi İranlı kurbanların bu davayı “tarihi” olarak nitelendirmesine sebep oluyor.
Masdagi, Şarku'l Avsat'a davanın "intikamla ilgili değil, yaşananları ortaya çıkarmakla ilgili olduğunu" söyledi. “Şans eseri” infazdan kurtulan Masdagi, Hamid Nuri'nin Gohardeşt hapishanesinde birçok olaya karıştığını ifade etti. Kendisi de dahil olmak üzere mahkumların darağacına gönderilmeye hazırlanırken toplandığı "ölüm salonunda" onunla karşılaştığını ifade eden Masdagi, Nuri’nin sadece itaatkâr ve uygulayıcı rolünden değil, infazlardaki "aktif" rolünden de bahsetti. Her mahkûmun asılmasından sonra Nuri’nin kutlama yapmak için şeker getirdiğini ve bu şekerleri ölmek için sırasını bekleyen mahkumlara verdiğini söyledi. Masdagi, yargılamanın Reisi’nin bu infazlardaki rolünü de ortaya çıkaracağını belirtti. "Çünkü öldürme ve infaz emrini veren oydu ve Nuri de infaz ediyordu" dedi. Reisi'nin adının, bugün başlayacak ve savcılık tarafından üç gün boyunca sunulacak davada "birçok kez" dile getirileceğini söyledi.



Rus güçleri Nijer isyanını nasıl engelledi?

Nijer’in başkenti Niamey’deki 101. Askeri Üssü’nün genel görünümü (AFP)
Nijer’in başkenti Niamey’deki 101. Askeri Üssü’nün genel görünümü (AFP)
TT

Rus güçleri Nijer isyanını nasıl engelledi?

Nijer’in başkenti Niamey’deki 101. Askeri Üssü’nün genel görünümü (AFP)
Nijer’in başkenti Niamey’deki 101. Askeri Üssü’nün genel görünümü (AFP)

Nijer’de öfkeli askerler, yirmi saatten fazla bir süre boyunca ülkenin en büyük askeri üssündeki hassas noktaların kontrolünü ele geçirdi. Aynı askerler, başkent Niamey'deki başkanlık sarayını ve hayati noktaları hedef aldı. Ancak bu isyan, üç yıldır Nijer'de konuşlu bulunan Rus güçlerinin müdahale etmesinin ardından, eyleme katılanların çoğunun tutuklanması ve öldürülmesiyle sona erdi.

Askerler, terörle mücadele stratejisinin başarısız olmasından, ücra ve izole bölgelerde terör örgütleriyle orantısız bir çatışmada ölüme terk edilmelerinden ve dünyanın en fakir ülkelerinden biri sayılan Nijer’in içinde bulunduğu zor ekonomik koşullar altında maaşlarının birkaç ay gecikmesinden öfkeliydi.

Öfkeli askerler, hiçbir plan yapmadan ve düşünmeden, Diori Hamani Uluslararası Havalimanı kompleksi içinde yer alan ve aynı zamanda Rus güçlerinin (Afrika Kolordusu) karargahının da bulunduğu 101. Askeri Üs'te bazı silah arkadaşlarını rehin aldı.

İlk müdahale

Kaynaklar, isyancıların başlangıçta başkanlık sarayının güvenlik bariyerlerini aşmaya çalıştıklarını ancak başkanlık muhafızlarının onlara başarıyla karşı koyduğunu, ardından 1,5 milyondan fazla kişinin yaşadığı şehrin çeşitli bölgelerinde çatışmaların patlak verdiğini belirtiyor.

Saatler süren çatışmaların ardından başkanlık muhafızları başkentin kontrolünü ‘kademeli’ olarak sağlamayı başardı. Nijer Savunma Bakanlığı da cumartesi sabahı yaptığı açıklamada buna dikkat çekerek, hızlı müdahalenin ‘bu hareketliliğin kontrol altına alınmasını ve kontrolün kademeli olarak yeniden sağlanmasını mümkün kıldığını’ ifade etti.

vfvfv
Nijer'in başkenti Niamey'deki caddelerden biri (Arşiv - AP)

Bu arada isyancılar 101. Hava Üssü içindeki bir noktada mevzilenmeye devam etti. Kaynaklar, durumu kontrol altına almak amacıyla isyancılar ile Nijer makamları arasında müzakereler yapıldığını ancak bir sonuca ulaşılamadığını aktardı.

Büyükelçilik baskını

Rusya'nın Nijer Büyükelçisi Viktor Vorobayev, Russia Today kanalına verdiği röportajda, isyancıların Niamey'de aralarında büyükelçinin de yer aldığı büyükelçilik personelinin konakladığı Bravia otelinde bulunan Rusya Büyükelçiliği’ni basmaya çalıştığını söyledi.

Otel bölgesinde yoğun silah sesleriyle uyandığını belirten Rus büyükelçi, “Daha sonra anlaşıldığı üzere oteli basmaya yönelik bir girişim vardı ancak oteli koruyan jandarma ve güvenlik güçleri tarafından başarıyla püskürtüldü” ifadelerini kullandı.

Rus büyükelçi, 101. Hava Üssü Komutanlığının destek için Afrika Kolordusu Komutanlığı’na başvurması üzerine, Rusya Savunma Bakanlığına bağlı Afrika Kolordusu'na isyancıları etkisiz hale getirmeye yardım etmesi için bir talep geldiğini duyurdu.

Russia Today kanalı, Afrika Kolordusu'na mensup Rus askerlerin saldırının püskürtülmesine katıldığını, bunun da havalimanı ile hayati tesislerin kontrolünün yeniden sağlanmasına katkıda bulunduğunu belirtti.

Bitirici darbe

Rus büyükelçi ve Nijer'deki yetkililer, Rus güçlerinin silahlı isyanın bastırılmasına katıldığını doğrulamasına rağmen, taraflardan hiçbiri bu katılımın niteliğini açıklamadı. Öte yandan özel kaynaklar, isyancıların askeri üs içindeki direnişini sona erdirmede Rusya'nın rolünün belirleyici olduğunu vurguladı.

Başkanlık muhafızları sarayın ve şehir içindeki diğer hayati bölgelerin güvenliğini sağlarken, Rus güçleri askeri üste mevzilenen isyancıları etkisiz hale getirme görevini üstlendi. Diplomatik kaynaklar Fransız haber ajansı AFP’ye, Nijer'in cumartesi akşamı Rusların yardımıyla hava üssünün kontrolünü yeniden sağladığını söyledi.

Kaynaklar ayrıca Rus güçlerinin sağladığı ‘hava ve kara desteğinden’ bahsederken, bir Rus raporu ‘isyancıların mevzilerine karşı kamikaze insansız hava araçlarının kullanıldığından’ söz etti. Ancak bu detaylar resmi kaynaklarca doğrulanmadı.

Kaynaklar, isyancıların hava üssündeki eylemlerini kırma operasyonunun birkaç saat sürdüğünü, onlarcasının öldürülmesi ve tutuklanmasıyla sona erdiğini doğruladı. Devlet televizyonu ise kamuoyunun önüne çıkarılan ve isyancı olarak nitelendirilen bir dizi askerin görüntülerini yayınladı; bu kişilerin çoğunun gençlerden oluştuğu görüldü.

Afrika Sahel bölgesindeki güvenlik meselelerinde Uzman Timbuktu Enstitüsü'nden Bakary Sambe, özellikle Nijer askeri kurumunun liderlerinin isyanı sona erdirmedeki desteklerinden ötürü teşekkür etmek için Rus güçlerinin karargahını ziyaret etmesi göz önüne alındığında, Rusya’nın bu rolünün Rusya ile Sahel İttifakı ülkeleri arasındaki resmi güvenlik iş birliğinde yeni bir aşamayı temsil ettiğini söyledi.


Etiyopya Sudan sınırına neden yığınak yapıyor?

Sudan’ın doğusundaki Gedarif eyaletinde, Etiyopya sınırına yakın bir bölgede bulunan Sudanlı askerler, 14 Ağustos 2023 (AFP)
Sudan’ın doğusundaki Gedarif eyaletinde, Etiyopya sınırına yakın bir bölgede bulunan Sudanlı askerler, 14 Ağustos 2023 (AFP)
TT

Etiyopya Sudan sınırına neden yığınak yapıyor?

Sudan’ın doğusundaki Gedarif eyaletinde, Etiyopya sınırına yakın bir bölgede bulunan Sudanlı askerler, 14 Ağustos 2023 (AFP)
Sudan’ın doğusundaki Gedarif eyaletinde, Etiyopya sınırına yakın bir bölgede bulunan Sudanlı askerler, 14 Ağustos 2023 (AFP)

Mahmud Ebubekir

ABD Yale Üniversitesi İnsani Araştırmalar Laboratuvarı'nın uydu görüntüleriyle desteklenen yeni bir raporu, Sudan sınırı yakınlarındaki Asosa bölgesinde bulunan Etiyopya Savunma Kuvvetleri'ne ait bir üste büyük çapta askeri araç ve ekipman yığınağı yapıldığını ortaya koydu. Raporda, bunun Sudan'da devam eden çatışmayla bağlantılı geniş çaplı askeri operasyon hazırlıklarına işaret edebileceği belirtildi.

Yale Üniversitesi İnsani Araştırmalar Laboratuvarı, 28 Ağustos'ta yayımladığı bir güvenlik uyarısında, 23-28 Ağustos tarihleri arasında Etiyopya Ulusal Savunma Kuvvetleri üssünde yaklaşık 100 hafif muharebe aracı tespit ettiğini, bunun 23 Ağustos'ta tespit edilen sayının yaklaşık altı katı olduğunu bildirdi. Raporda bunun Sudan'da devam eden iç savaşın seyrinde niteliksel bir gelişmenin habercisi olduğu konusunda uyarıda bulunuldu.

Rapor, özellikle Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) ülkenin batısındaki mevzilerinde yaşadığı büyük gerilemenin ve Sudan ordusunun sahada kayda değer bir ilerleme kaydetmesinin ardından, dış faktörün Sudan savaşında artık daha belirgin hale geldiğine dikkati çekiyor.

Rapor, Etiyopya topraklarında Sudan sınırı yakınlarındaki askeri yığınağın nispeten belirgin bir şekilde artmaya başladığı konusunda uyararak, bu yığınağın Etiyopya sınırı üzerinden HDK’ya tedarik zincirleri sağlayarak güç dengelerini yeniden ayarlamayı amaçladığını ifade etti.

Eşzamanlı olaylar

Bu rapor, Reuters haber ajansının yaklaşık beş ay önce yayımladığı ve uydu görüntüleriyle desteklenen, Etiyopya'nın Benişangul bölgesinde HDK üyelerini eğitmek için gizli bir askeri kışlaya ev sahipliği yaptığını ortaya koyan raporunun ardından yayımlandı. O dönemde Reuters, raporunun Etiyopya'nın Sudan iç savaşına müdahil olduğuna dair ilk doğrudan kanıt niteliğinde olduğunu, zira söz konusu askeri kışlanın Sudan'da çatışmaların tırmanmasıyla birlikte HDK’ya yeni askerlerden oluşan büyük bir kaynak sağladığını belirtmişti.

Yale Üniversitesi’nin raporu, HDK komutanı Muhammed Hamdan Dagalu'nun (Hemedti) Etiyopya'nın başkenti Addis Ababa'ya yaptığı ziyaretle eşzamanlı olarak yayımlandı. Etiyopya Haber Ajansı'nın aktardığına göre Dagalu, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed ile görüşerek Sudan'daki savaşın gidişatı ve barış fırsatları hakkında fikir alışverişinde bulundu. Sudan hükümeti ise bu ziyareti Addis Ababa'nın Hartum'a yönelik düşmanca politikalarının bir devamı olarak değerlendirdi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Etiyopya'nın başkenti geçtiğimiz hafta, 22 ve 23 Ağustos tarihlerinde, savaşa karşı olan ve Nairobi Bildirgesi çatısı altında toplanan Sudanlı siyasi ve sivil güçler için bir istişare toplantısına ev sahipliği yapmıştı. Bu güçler, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan'ın diyalog çağrısını reddettikleri bir bildiri yayınlamış ve toplantılarının sonunda insani süreç, ateşkes ve siyasi süreç olmak üzere üç ekseni içeren ve ‘kapsamlı barış süreci vizyonu’ olarak adlandırdıkları taslağı onaylamışlardı.

Sudan meseleleri gözlemcileri, Addis Ababa'nın barış sürecini destekleme konusunda ilan ettiği tutumları ile HDK’ya tedarik zincirleri sağlandığına işaret eden saha hareketleri arasında bir çelişki olduğunu düşünüyor. Uluslararası raporlar da eğitim kampları ile insansız hava aracı fırlatma rampaları kurulması da dahil olmak üzere buna işaret ediyor.

Açığa çıkarıcı koordinatlar

Afrika Boynuzu bölgesi meseleleri uzmanı Abdurrahman Ebu Haşim ise, Yale Üniversitesi tarafından yayımlanan raporun, uydular aracılığıyla belgelenmiş canlı görüntülere dayanması açısından dikkate değer olduğunu düşünüyor. Bu durum, yakın bir askeri müdahale niyetine dair kesin bir kanıt olmasa da Etiyopya-Sudan sınırındaki mevcut saha göstergelerini analiz etmek için kaynağa büyük bir teknik güvenilirlik kazandırıyor.

Koordinat analizinin, hareketliliği okumak ve öngörmek için son derece önemli olduğuna işaret eden Ebu Haşim, ancak aynı zamanda sahadaki gelişmelerin veya resmi tutumların doğrulayacağı veya yalanlayacağı şeyleri bekleyerek konuya ihtiyatla yaklaşılması gerektiğini belirtti.

Ebu Haşim sözlerine şöyle devam etti:

“Siyasi düzeyde, eğer bu yığınakların işaret ettiği şeyler doğruysa, bu durum Sudan savaşının artık sadece bir iç mesele olmadığını, bilakis Sudan'a komşu ülkeler de dahil olmak üzere bölgesel güçlerin hesaplarından giderek daha fazla etkilendiğini yansıtıyor. Ayrıca, sahadaki son değişiklikler ve HDK’nın bazı cephelerdeki nüfuzunun gerilemesi gölgesinde bu hareketliliğin zamanlaması, bölgesel bir yeniden konumlanma veya Sudan-Etiyopya sınırındaki yeni senaryolarla başa çıkma hazırlığı ihtimalleri hakkında soruları gündeme getiriyor."

Tabloyu okumanın Etiyopya siyasetinde birbirine paralel iki yolu yansıttığını düşünen Ebu Haşim’e göre biri Sudanlı siyasi aktörlere ev sahipliği yapmak ve gelecekteki olası bir çözümde rol sahibi olmaya çalışmakla temsil edilen diplomatik yol, diğeri ise Sudan içindeki savaşın dayatabileceği her türlü gelişmeye karşı önlem olarak sınırdaki askeri varlığı güçlendirmekle temsil edilen güvenlik yoludur.

Ebu Haşim, bunun mutlaka iki durum arasında bir çelişki olduğu anlamına gelmediğini belirterek, pek çok ülkenin krizleri siyasi ve güvenlik araçlarını aynı anda harmanlayarak yönettiğini açıkladı. Etiyopya gerçekten Sudan dosyasında etkili bir rol oynamaya çabalıyorsa, sınırlarının güvenliğini sağlamaya çalışması ve aynı zamanda gelecekteki herhangi bir siyasi düzenlemede varlığını güvence altına almak için çeşitli Sudanlı taraflarla iletişim kanallarını koruması son derece doğal.

Siyasi çözüm

Öte yandan Afrika Boynuzu bölgesi meseleleri uzmanı, Addis Ababa'nın HDK Komutanı Dagalu’yu ağırlamasının ve Sudanlı siyasi güçlerin istişare toplantılarına ev sahipliği yapmasının, Etiyopya'nın krizdeki çok sayıda tarafla iletişim kanallarını korumaya çalıştığını gösterdiğini düşünüyor. Bu da kriz ister siyasi bir çözüme yönelsin ister askeri çatışmalar devam etsin, Sudan'ın geleceğinde kendisi için etkili bir konumu muhafaza etmesini sağlıyor.

Uzman, Etiyopya'nın aynı anda sınır güvenliğini korumak, savaşın yansımalarının kendi topraklarına sıçramasını önlemek, Afrika Boynuzu'nda bölgesel bir aktör olarak konumunu güçlendirmek ve Sudan dosyasını diğer ülkeler veya örgütler tarafından yürütülen girişimlerin tekeline bırakmamak da dahil olmak üzere birçok hedefe ulaşmaya çalışmasının muhtemel olduğunu açıklıyor. Siyasi veya askeri bir şahsiyeti ağırlamanın, mutlaka onun tutumlarını benimsemek veya ona mutlak surette taraf olmak anlamına gelmediğini vurgulayan uzman, bunun farklı taraflarla iletişimi koruma politikasının bir parçası olabileceğini ve önümüzdeki dönemde Etiyopya'nın hamlelerinin niteliğinin bunu ortaya çıkaracağını belirtiyor.

Öte yandan, Uluslararası İlişkiler Uzmanı Muhammed es-Seyyid Said, Yale Üniversitesi'ne bağlı İnsani Araştırmalar Laboratuvarı tarafından sunulan raporun, özellikle Dagalu-Ahmed görüşmesiyle eşzamanlı olması nedeniyle, Addis Ababa'nın Sudan savaşının gidişatına müdahil olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu düşünüyor. Said, bu yeni ifşanın, Reuters haber ajansının geçtiğimiz şubat ayında Etiyopya toprakları içinde HDK üyelerine yönelik eğitim ve rehabilitasyon kamplarının varlığına dair belgelediği görüntülü haber raporlarının bir uzantısı olduğunu açıkladı.

Said, ortak Etiyopya-Sudan sınırındaki artan yığınağın, Addis Ababa'nın HDK üyelerinin askeri çatışmayı kendi lehine sonuçlandırma becerisi konusundaki hayal kırıklığını ifade ettiğini ve bunun, olası gelişmelere hazırlık olarak askeri araçlar ve dört çeker araçlar sevk edilerek yeni takviyeler yapılmasını gerektirdiğini düşünüyor.

Said, Dagalu’nun Addis Ababa Havalimanı'nda Etiyopya Dışişleri Bakanı tarafından resmi tören ve prosedürlerle karşılanmasını, meselenin barışçıl bir çözüm aramaktan ziyade Etiyopya'nın HDK’ya verdiği desteğin üstü kapalı bir itirafına işaret ettiğini değerlendirdi. Said, Addis Ababa'da bir dizi Sudanlı siyasi güç için düzenlenen ve Egemenlik Konseyi Başkanı'nın başlattığı Sudanlılar arası diyalog önerisini reddeden bir bildiri yayınlanmasıyla sona eren son toplantıların da Addis Ababa'nın Sudan çıkmazında hangi tarafı tuttuğunu ortaya koyduğunu ekledi.

Said, herhangi bir ülkedeki askeri yığınakların ve hareketliliğin artık sır olmadığını, zira teknolojik tespit araçlarının gelişiminin müdahaleleri uzmanlar ve araştırmacılar, özellikle de büyük ülkelerdeki üniversite laboratuvarları için açık bir harita haline getirdiğini, dolayısıyla Amerikan üniversitesinin raporunun bu minvalde okunması gerektiğini vurguladı.

Said son olarak raporun uluslararası toplumun önüne önemli veriler koyduğunu ve Sudan hükümetinin uluslararası forumlarda defalarca dile getirdiği iddialar için somut kanıtlar sunduğunu belirtiyor. Bu nedenle meseleyi ciddiye almanın Birleşmiş Milletler'in (BM) ve özellikle de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) sorumluluğunda olduğunu, çünkü bu müdahalelerin bölgesel güvenlik ve barışın bozulmasına açıkça katkıda bulunduğunu ve dolayısıyla BMGK’nın temel ilgi alanları ile sorumluluklarının tam merkezinde yer aldığını ifade etti.


Çoğunlukla Google'ın kullandığı binada kendini yakınca kundakçılıktan tutuklandı

63 yaşındaki erkeğin, Aşağı Manhattan'da çoğunlukla Google tarafından kullanılan ofisleri barındıran bir bina olan 315 Hudson'ın lobisinde kendisini ateşe verdiği iddia ediliyor (AFP)
63 yaşındaki erkeğin, Aşağı Manhattan'da çoğunlukla Google tarafından kullanılan ofisleri barındıran bir bina olan 315 Hudson'ın lobisinde kendisini ateşe verdiği iddia ediliyor (AFP)
TT

Çoğunlukla Google'ın kullandığı binada kendini yakınca kundakçılıktan tutuklandı

63 yaşındaki erkeğin, Aşağı Manhattan'da çoğunlukla Google tarafından kullanılan ofisleri barındıran bir bina olan 315 Hudson'ın lobisinde kendisini ateşe verdiği iddia ediliyor (AFP)
63 yaşındaki erkeğin, Aşağı Manhattan'da çoğunlukla Google tarafından kullanılan ofisleri barındıran bir bina olan 315 Hudson'ın lobisinde kendisini ateşe verdiği iddia ediliyor (AFP)

Aşağı Manhattan'da Google'a ev sahipliği yapan bir binanın lobisinde kendini ateşe verdiği iddia edilen Brooklynli bir erkek, kundakçılık suçlamasıyla cuma günü tutuklandı.

New York Polis Teşkilatı (NYPD), 63 yaşındaki John Butch'un cuma 15.00 civarında Hudson Caddesi'ndeki 315 numaralı binanın lobisinde kendini ateşe vermek için çakmak ve yanıcı bir madde kullandığı iddiasını aktardı. Birden fazla kişinin 911'i aramasıyla Butch, Weill Cornell Tıp Merkezi'ne götürüldü ve yanıklarına rağmen durumunun stabil olduğu bildirildi.

Butch; kundakçılık, mala zarar verme ve başkalarını tehlikeye atma suçlamalarıyla karşı karşıya. Binada departmanın İçişleri Bürosu da bulunsa da polis, Butch'ın NYPD çalışanı olmadığını doğruladı.

Commercial Observer, 10 katlı ve toplamda yaklaşık 46 bin 450 metrekarelik alana sahip ofis binasının en büyük kiracısının, 38 bin metrekareden fazla ofis alanını kullanan Google olduğunu bildiriyor. Sözkonusu adres, New York operasyonlarına 1 milyar doları aşkın yatırım yapan Google'ın oluşturduğu Hudson Meydanı yerleşkesinin bir parçası.

Google sözcüsü, The Independent'a yaptığı açıklamada, "315 Hudson'da, diğer kiracılarla ortak kullandığımız binanın lobisinde bugün meydana gelen olaydan haberdarız" dedi:

Bu kişi binadaki başka bir kiracının alanına erişmeye çalışıyor gibi görünse de yerel yetkililerle yakın temas halindeyiz. İlk müdahale ekiplerine minnettarız.

Bina, NYPD ve diğer kent birimlerinin ofislerinin yanı sıra New York İşitme Engelliler Derneği ve diğer işletmelere de ev sahipliği yapıyor. ConnectCRE'ye göre, binanın sokak seviyesindeki kiracıları arasında Sweetgreen ve Joe & the Juice bulunurken, mobilya şirketi From the Source/FTS Studio'nun da bir ofis alanı bulunuyor.

Polis, Butch'un neden kendini ateşe verdiğini veya ulaşmaya çalıştığı düşünülen kiracıyla herhangi bir bağlantısı olup olmadığını açıklamadı.

Soruşturma devam ediyor.

Independent Türkçe