İsrail ve Fas arasında iş birliğinin güçlendirmeye yönelik iki anlaşma ve bir mutabakat zaptı imzalandı

İsrail ve Fas arasında kültür, spor ve hava hizmetleri alanlarında iş birliğinin ve siyasi istişarelerin güçlendirilmesi çerçevesinde iki anlaşma ve bir mutabakat zaptı imzalandı

Fas ve İsrail dışişleri bakanları dün birlikte basın karşısına çıktı (Fas Dışişleri Bakanlığı)
Fas ve İsrail dışişleri bakanları dün birlikte basın karşısına çıktı (Fas Dışişleri Bakanlığı)
TT

İsrail ve Fas arasında iş birliğinin güçlendirmeye yönelik iki anlaşma ve bir mutabakat zaptı imzalandı

Fas ve İsrail dışişleri bakanları dün birlikte basın karşısına çıktı (Fas Dışişleri Bakanlığı)
Fas ve İsrail dışişleri bakanları dün birlikte basın karşısına çıktı (Fas Dışişleri Bakanlığı)

Fas Dışişleri Bakanı Nasır Burita, geçtiğimiz yılın sonlarında Fas ile İsrail arasındaki ilişkilerin yeniden başlamasından bu yana ilk resmi ziyaretini gerçekleştirmek üzere Fas'a gelen İsrailli mevkidaşı Yair Lapid ile dün siyasi görüşmelerde bulundu. Geçtiğimiz yıl Fas-ABD-İsrail üçlü anlaşmasının imzalanmasının ardından Fas ve İsrail arasında ilişkiler başlamış, ABD, Fas'ın Batı Sahra toprakları üzerindeki egemenliğini tanımıştı.
Görüşmelerin ardından iki bakan, ülkeleri arasındaki iş birliğini ve ilişkileri güçlendirmek için iki anlaşma ve siyasi bir istişare mekanizması oluşturmak için bir mutabakat zaptı imzaladılar. Fas Krallığı Hükümeti ile İsrail Devleti Hükümeti arasında kültür, spor ve gençlik alanında iş birliğine ilişkin yapılan ilk anlaşma,  iki ülkenin gençleri arasındaki iletişimi güçlendirmenin yanı sıra kültür ve spor alanlarında iş birliğini teşvik etmeyi ve geliştirmeyi amaçlıyor. Bu alanlardaki ikili iş birliğinin, iki ülkenin halkları arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesine ve karşılıklı yarar sağlayan bağların geliştirilmesine katkıda bulunacağına inanılıyor.
Hava hizmetleri alanına ilişkin ikinci anlaşma ise iki ülke arasında hava hizmetleri alanındaki ilişkileri ve iş birliğini güçlendirmeyi, ilerletmeyi ve havayolları arasında rekabet ilkesine dayalı bir uluslararası havacılık sistemi geliştirmeyi hedefliyor. Anlaşma ayrıca uluslararası seyahat ve nakliye hizmetlerinde insanların ihtiyaçlarına cevap veren hava hizmetlerini rekabetçi fiyatlarla ve açık pazarlarda hizmet verebilecek kapasitede bir hava ulaşım ağının kurulmasının yanı sıra uluslararası hava taşımacılığında en üst düzeyde emniyet ve güvenliği sağlamayı amaçlıyor. Çoğu Fas kökenli İsrailli turist, aktarmalı uçuşlarla Fas'ı ziyaret edebiliyorlardı. Ancak 25 Temmuz'da iki ülke arasında ticari direkt uçuşlar başlatıldı.
Dün iki bakan arasındaki görüşmede aynı zamanda siyasi istişare mekanizması oluşturulması amacıyla bir mutabakat zaptı imzalandı. İmzalanan bu mutabakat zaptıyla ülke arasındaki çok yönlü ilişkilerin ve iş birliğinin derinleştirilmesine ve güçlendirilmesine katkıda bulunulması hedefleniyor. Bu mutabakat zaptı sayesinde taraflar, ikili ilişkilerinin tüm yönlerini gözden geçirmek için düzenli istişarelerin yanı sıra bölgesel ve uluslararası arenadaki gelişmelerin yanı sıra ortak çıkarları doğrultusunda bölgesel ve uluslararası konularda görüş alışverişinde bulunabilirler. İkili iş birliği istişareleri, siyasi, ekonomik, ticari, bilimsel, teknik ve kültürel iş birliği dahil tüm alanları kapsar.
İki bakan görüşmelerinin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundular. Fas Dışişleri Bakanı Burita, İsrail Dışişleri Bakanı'nın Fas ziyaretini, ‘Fas-İsrail-ABD üçlü anlaşmasına özünü kazandırmaya yönelik ortak bir taahhüdün yansıması’ olarak değerlendirirken İsrail Dışişleri Bakanı Lapid ile ikili ve bölgesel meseleler üzerine kapsamlı bir görüşme yaptıklarını açıkladı. Burita, iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinin Fas Kralı 6. Muhammed tarafından dile getirilen ‘irade ve inancın bir ifadesi’ olduğuna dikkati çekti.
Üçlü anlaşmanın imzalanmasından bu yana iki ülke arasındaki ilişkilerin olumlu bir dinamiğe tanık olduğunu söyleyen Burita, iki ülke arasında inovasyon, turizm ve havacılık, enerji, ticaret ve yatırım ve diğer alanlarda beş çalışma ekibinin kurulduğunu kaydetti. Faslı bakan ayrıca çeşitli projeler belirlenen ve önerilerde bulunulan çeşitli toplantılar yapıldığını da sözlerine ekledi.
İki ülke arasındaki ilişkilerin geleceğine dair değerlendirmesinde Burita, kurumsal ilişkileri geliştirmek istediklerini belirterek, “İlişkilerimizi insani boyutuyla da zenginleştirmeyi amaçlıyoruz” dedi.
İki ülke arasındaki direkt uçuşların başlatılması ve buna eşlik eden ‘Fas kökenli İsrail vatandaşlarının Fas’ı ziyaret etme coşkusunu’ hatırlatan Burita, İsrail'deki Fas toplumunu Fas ile bir araya getiren bağları vurguladı. Fas Dışişleri Bakanı, imzalanan üç anlaşmanın yanı sıra gelecekteki ziyaretlerde imzalanmak üzere ‘hazır başka anlaşmalar’ olduğunu kaydetti.
Burita, Fas Kralı'nın başkenti Doğu Kudüs olan 1967 sınırları içinde bağımsız bir Filistin Devleti'nin kurulması temelinde iki devletli bir çözüme ulaşılması için Filistinliler ve İsrailliler arasındaki barış müzakerelerine geri dönmenin önemine yönelik çağrısını da hatırlattı. Ayrıca, Fas Kralı’nın Kudüs Komitesi’nin başkanı olarak Kudüs'ün onurlu kimliğini korumanın önemi konusundaki tutumunu da bir kez daha yineleyen Burita, barış ve refaha hizmet etmek için taraflar arasında güvenin yeniden tesis edilmesi çağrısında bulundu.
Öte yandan İsrail Dışişleri Bakanı Lapid, Yahudilerin 2000 yıldır Fas'ta yaşadıklarını ve İsrail’deki Fas kökenli Yahudilerin Fas'ı ziyaret ettiklerinde ‘geçmişlerinden bir bölümü keşfettiklerini’ söyledi. Lapid, “Bağları kopararak ne kazandık? Elimize hiçbir şey geçmedi” ifadelerini kullandı. Gelişmelerin, kültür, turizm ve diğer sektörlerde iş birliğini inşa etme yönünde bir değişikliği temsil ettiğini söyleyen Lapid, Kuran-ı Kerim’den “Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş” (Enfâl - 61) ayetini referans gösterdi. Ancak Lapid, Filistinlilerle olan ilişkilerden bahsetmedi.
İsrail’den 2000 yılından bu yana Fas'ı ziyaret eden ilk dışişleri bakanı olan Lapid, ziyareti öncesinde Pazartesi günü Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Yarın tarihi bir ziyaret için Fas'a gideceğiz. Rabat'ta İsrail temsilciliğini açacağız. Kazablanka'yı ziyaret edeceğiz ve iki ülke ve halkları arasındaki barışı yeniden tesis edeceğiz” yazdı.
Lapid şöyle devam etti:
“Cesareti ve vizyonu için Majesteleri Kral 6. Muhammed'e teşekkür ediyorum. Fas ve İsrail arasındaki köklü tarihi ilişkiyi yansıtan ekonomi, turizm ve kültür alanlarında iş birliğini sağlamak için ekibiyle birlikte çalışacağız.”
İsrail heyetinin iki günlük Fas ziyaretinde Dışişleri Bakanı Lapid’e, Fas'ın (Rabat'ın güneyinde yer alan) Suvayr kentinde doğan Refah ve Sosyal Hizmetler Bakanı Meir Cohen, Knesset (İsrail parlamentosu) Dışişleri ve Savunma Komitesi Başkanı Ram Ben Barak ve Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Alon Oshbiz ve diğer yetkililer eşlik ediyor.
Lapid ve beraberindeki heyet, başkent Rabat’a ulaştıklarında, merhum krallar 5. Muhammed ve 2. Hasan'ın mozolelerini ziyaret etti. İsrail heyeti, bugün (Perşembe) Fas'ın ekonomik başkenti Kazablanka'da bir otelde basın toplantısı düzenleyecek. Heyet ziyaretini, Beth El Sinagogu’nu ziyaret edip orada dua ederek sonlandıracak.
Lapid, Kazablank yolculuğu öncesinde, Rabat’ın er-Riyad semtindeki İsrail temsilciliğinin açılışına katılacak.
Rabat, Temmuz ayı başlarında, iki ülkenin dışişlerinden yetkililer arasında ekonomik ve kültürel alanlarda ikili ilişkilerin geliştirilmesi konusunda istişarelere ev sahipliği yapmıştı.
İsrail Dışişleri Bakanı’nın ziyareti, geçtiğimiz ay uluslararası basın kuruluşlarında, Fas'ı İsrailli şirket NSO tarafından 2016'dan beri geliştirilen ‘Pegasus’ adlı casus yazılımı, Faslı ve yabancı aktivistlerin, gazetecilerin ve politikacıların telefonlarını dinlemek amacıyla kullanmakla suçlayan haberlerin yer almasıyla aynı döneme denk geldi. Rabat ise bu suçlamaları şiddetle reddetti ve Fransa, Almanya ve İspanya'daki basın kuruluşları hakkında ‘Fas’a hakaret ettikleri’ iddiasıyla yasal şikayetlerde bulundu. Bu haberlerin yayınlanmasından önce İsrail Ulusal Siber Güvenlik Müdürlüğü, Temmuz ayında, Facebook üzerinden Fas ve İsrail arasında siber savunma alanında iş birliği amacıyla bir anlaşma imzaladığını duyurmuştu.
Fas, 3 bin kişiyle Kuzey Afrika'daki en büyük Yahudi topluluğuna ev sahipliği yaparken İsrail'de 700 binden fazla Fas kökenli Yahudi yaşıyor. Filistinliler ve İsrailliler arasında 1993 yılında imzalanan Oslo Barış Anlaşması’nın ardından iki ülke irtibat büroları aracılığıyla aralarında diplomatik ilişkiler kurdu. Ancak Fas 2000 yılındaki Filistin İntifadası’nın ardından Tel Aviv ile ilişkilerini kesti. Fas yakın bir tarihte Birleşik Arpa Emirlikleri (BAE), Bahreyn ve Sudan'dan sonra İsrail ile diplomatik ilişki kuran dördüncü Arap ülkesidir.
Kudüs Komitesi'ne başkanlık eden Fas Kralı 6. Muhammed, İsrail ile ilişkilerin yeniden kurulmasından sonra çeşitli vesilelerle, iki devletli çözüm temelinde Filistin davasına verdiği desteğin devam ettiğini açıkladı.



İsrail’in bombardıman uyarısı, Lübnan’la Cideyde Yabus Sınır Kapısı geçişini durdurdu

Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)
Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)
TT

İsrail’in bombardıman uyarısı, Lübnan’la Cideyde Yabus Sınır Kapısı geçişini durdurdu

Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)
Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)

Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi Halkla İlişkiler Müdürü Mazen Alluş, Cideyde Yabus Sınır Kapısı’nın Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı üzerinden geçişlerin ikinci bir duyuruya kadar kapalı olduğunu açıkladı. Alluş, özellikle Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı üzerinden uçuşu bulunan yolcuların, seyahatlerini sürdürebilmeleri için Humus kırsalındaki Cusiye Sınır Kapısı üzerinden geçiş yapabileceklerini belirtti.

Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi, cumartesiyi pazara bağlayan gece yarısı itibarıyla Cideyde Yabus Sınır Kapısı üzerinden geçişlerin geçici olarak durdurulduğunu duyurdu.

Bu karar, İsrail ordusunun Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı ile bu kapıya ulaşan M30 karayolunu hedef alacağı yönündeki uyarısının ardından geldi.

Alluş, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Cideyde Yabus Sınır Kapısı’nın yalnızca sivillerin geçişi için kullanıldığını, herhangi bir askerî amaçla kullanılmadığını vurguladı.

İsrail ordusu ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, Suriye–Lübnan sınırındaki Masnaa Sınır Kapısı çevresinde bulunanlara ve M30 yolunu kullananlara bölgeyi derhal boşaltmaları çağrısında bulundu. Açıklamada, bölgenin hedef alınacağı belirtilerek, Hizbullah’ın söz konusu geçiş noktasını askerî amaçlarla ve silah kaçakçılığı için kullandığı iddia edildi.

fdvfdv
İsrail bombardımanından kaçan Suriyeliler ve Lübnanlılar, Lübnan ile Suriye arasındaki Masnaa Sınır Kapısı’nda (Şarku’l Avsat)

Bir Lübnan güvenlik kaynağı da uyarının ardından Masnaa Sınır Kapısı’nda tahliye sürecinin başlatıldığını doğruladı.

Alluş, gece saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada ise sınır kapısının tamamen sivil amaçlarla kullanıldığını, herhangi bir silahlı grup ya da milis varlığının bulunmadığını ve yasal çerçeve dışı faaliyetlere izin verilmediğini yineledi.

Şarku’l Avsat’ın Alman Haber Ajansı DPA’dan aktardığı habere konuşan Alluş, “Mevcut uyarılar ışığında ve yolcuların güvenliği için, olası riskler ortadan kalkana kadar sınır kapısından geçişler geçici olarak durdurulacaktır. Durumun istikrara kavuşmasının ardından faaliyetlerin yeniden başladığı duyurulacaktır” dedi.

vrrv
Bir çocuk, sırtında eşyalarını taşırken 4 Ekim 2024’te İsrail bombardımanının oluşturduğu çukurun yanında, Masnaa Sınır Kapısı’ndan geçiyor (AP)

Suriye ile Lübnan arasındaki sınır kapılarında, özellikle İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik yoğun hava saldırılarının ardından ülkelerine dönen Suriyelilerin oluşturduğu yoğun bir geçiş trafiği yaşanıyor. Saldırılarda çok sayıda Suriyeli hayatını kaybederken, çok sayıda kişi de yaralandı.

rbrg
Humus kırsalında, Lübnan sınırındaki Cusiye Sınır Kapısı (SANA)

Masnaa Sınır Kapısı, iki ülke arasındaki ana geçiş noktası olmasının yanı sıra, ticaret açısından hayati bir arter ve Lübnan’ın bölgeye açılan başlıca kara kapısı konumunda bulunuyor. İsrail, söz konusu sınır kapısını daha önce Ekim 2024’te İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmalar sırasında hedef almıştı. Kapı, o dönemdeki ateşkesin ardından yaklaşık bir ay sonra başlatılan onarım çalışmalarıyla yeniden açılmıştı.


Cezayir'in İran Savaşı’na ilişkin endişelerinin ardında yatan gerçekler

Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)
Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)
TT

Cezayir'in İran Savaşı’na ilişkin endişelerinin ardında yatan gerçekler

Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)
Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)

Rabia Abdusselam

Cezayir’deki yetkililerin ve siyasi parti liderlerinin açıklamalarını dinleyen ya da yayınladıkları bildirileri okuyanlar, ‘sert güç’ olarak bilinen olguya ve uluslararası ortamın hiçbir kuralın geçerli olmadığı açık bir alana dönüşmesine yönelik ‘endişe ve gerginliği’ hissedebilir. Buna komşu ülkelerdeki (Libya, Mali ve Afrika Sahel Bölgesi) güvenlik istikrarsızlığından kaynaklanan karmaşık bölgesel tehditler de ekleniyor.

Bu bağlamda Cezayir Genelkurmay Başkanı General Said Şangariha, Ramazan Bayramı vesilesiyle komutanlarla gerçekleştirdiği toplantıda yaptığı konuşmanın büyük bir bölümünü, yumuşak güç araçları yerine askeri ve savunma varlıklarına öncelik veren ‘güç savaşları’ veya ‘sert güç’ olarak bilinen konuya değindi. General Şangariha konuşmasında, “Silahlı kuvvetler mensupları, uluslararası durumun tanık olduğu ve savaş seçeneğinin geri dönüşü, askeri müdahaleler, çok taraflı kuruluşların konumunun gerilemesi ve uluslararası hukuk kurallarının göz ardı edilmesi ile karakterize edilen, devletlerin egemenliğini ve ulusal tercihlerini etkileyen hızlanan jeopolitik dönüşümlerin gerçeklerini kavramaya davet ediliyor” dedi.

General Şangariha, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanları, Cumhuriyet Muhafızları ve Ulusal Jandarma komutanları ile ordunun merkezi kurum ve birimlerinin komutanlarının da katıldığı toplantıda şunları söyledi:

“Ortadoğu’da yaşanan kaos ve şiddetli askeri gerginlik, ‘herkesin, dünyanın yaşadığı derin jeopolitik dönüşümler, özellikle de bunların Güney ülkeleri üzerindeki etkileri konusunda, yüksek profesyonellik ve öngörülü bir proaktiflikle farkındalık düzeyini artırmasını’ gerektiriyor.”

Aynı söylem, bir süredir ülkedeki siyasi liderler tarafından da tekrarlanıyor. Bu bağlamda, solcu İşçi Partisi lideri ve eski cumhurbaşkanlığı adayı Louisa Hanoune, başkent Cezayir’de Siyasi Büro ile yaptığı toplantıda, “Eğer dostlarına vurulduğunu görürsen, bunun sana da ulaşacağını bil” deyişini kullandı. Bu atasözü, ülkede başkalarına (arkadaşlara) gelen kötülük veya zarardan ders çıkarmaya ve tedbirli olmaya teşvik etmek için kullanılır. Zira Hanoune da öncelikle İran'a ve ayrıca ‘Mutlak Kararlılık Operasyonu’ adı verilen ABD askeri müdahalesine sahne olan Venezuela'ya atıfta bulunuyordu. Söz konusu operasyon, artan jeopolitik gerginlikler ortasında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşinin tutuklanıp ABD’ye götürülmesiyle sonuçlanan bir operasyondu.

Hanoune’a göre Cezayir'in şu anda iç istikrarı ve toplumsal uyumu koruması gerekiyor. Zira arka arkaya gelen uluslararası krizler, devletlerin dış baskılara karşı koyabilecek güçlü bir iç cepheye sahip olmasının önemini teyit ediyor ve kanıtlıyor. Ayrıca bu durum ‘geniş çaplı bir siyasi seferberlik ve ulusal bilincin güçlendirilmesini’ de gerektiriyor.

Öte yandan (Cezayir'in en eski muhalefet partisi) Sosyalist Güçler Cephesi’nin birinci sekreteri Youcef Aouchiche, başkentte düzenlenen parti kadroları toplantısında yaptığı konuşmada, Ortadoğu'da tırmanan gerginliklerin ‘yüksek düzeyde uyanıklık ve ulusal sorumluluk’ gerektirdiğini vurguladı. Aouchiche, ulusal egemenliğin savunulması ve devletin stratejik direncinin güçlendirilmesinin, kalkınma ve demokrasiye dayalı bir ulusal proje gerektirdiğine dikkati çekti.

fvf
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, başkent Cezayir’de İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'yi ağırladı, 25 Mart 2026 (AFP)

Cezayir, tehditler ortak olduğundan ve bölgesel güvenlik ulusal güvenliğin savunma mekanizması bulunduğundan özellikle Mağrip ve Akdeniz bölgelerindeki komşu ülkelerle güçlü ortaklıklar ve ittifaklar kurmaya ihtiyaç duyuyor ve bunun için şu an çok uygun bir fırsat bulunuyor.

Daha önce 2024 cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olan Youcef Aouchiche’e göre bir devletin gücü askeri kapasitesi veya doğal kaynaklarıyla değil, esas olarak toplumunun uyumu ve vatandaşlarının kurumlarına duyduğu güvenle ölçülür. Ayrıca Aouchiche, halkın kamu hayatına fiilen katılımı ve demokratik meşruiyete dayalı bir yönetimin varlığı olmadan hiçbir devletin güçlü, istikrarlı ve güvenli olmasının mümkün olmadığını düşünüyor. Aouchiche, dış zorluklar ve baskılarla mücadelenin, hukukun üstünlüğü ve özgürlüklerin sağlamlaştırılması, ekonomik bağımsızlığımızın güçlendirilmesi ve başta gıda, enerji, teknoloji ve dijital güvenlik olmak üzere hayati alanlarda kendi kendine yeterliliği sağlayabilecek bir ulusal ekonominin inşa edilmesi sayesinde gerçekleştirilebileceğini de sözlerine ekledi.

Endişenin sebebi ne?

Cezayir’deki askeri yetkililer ve parti liderleri arasında endişeli açıklamaların dikkat çekici şekilde artması, ‘İran’a karşı savaş, neden resmi yönetici kesimleri ve ülkenin siyasetçilerini endişelendiriyor?’ şeklindeki temel bir soruyu gündeme getiriyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre uzmanlar, Cezayir’in bugün, on binlerce kurbanın verildiği ve ülkenin 1990’lı yıllarda yaşadığı ‘kara on yıl’ diye adlandırılan döneme hakim olan türden bir ‘siyasi parçalanma’ ya da ‘çatışma’ yaşamadığı ve kurumsal bir kriz bulunmadığı konusunda hemfikir. Ancak dış faktörler güçlü bir şekilde kendini hissettiriyor. Stratejik çalışmalar uzmanı Prof. Muhammed Zenasni, Al Majalla’ya yaptığı değerlendirmede, Cezayir’in dengeleyici bir bölgesel aktör olarak büyük zorluklarla karşı karşıya kaldığını ve bugün egemenliğini ve bağımsızlığını korumak için karşı karşıya olduğu bu büyük tehditlerin farkında olduğunu, bu sebeple Cezayir’in askeri ve siyasi liderliğinin, herhangi bir acil duruma karşı iç cepheyi sağlamlaştırmayı amaçlayan bir dizi konuşma başlattığını belirtti.

Prof. Zenasni'ye göre Cezayir'in temel korku ve endişesinin arkasında, toplumsal güvenliği sarsmak amacıyla toplumu mezheplere bölme girişimleri yoluyla toprak bütünlüğüne ve toplumsal uyuma yönelik olası tehdit yatıyor. Bu da değerler düzeyindeki güvenliği sarsmaktan geçiyor. Bu yüzden Cezayir'den, liderleri ve halkı, sosyal güvenliğin bir emniyet valfi olarak fikri, değerler ve hukuki güvenliği sağlamaları ve böylece ulusal uyumu güçlendirmeleri bekleniyor.

Cezayir’in tehditler ortak olduğundan ve bölgesel güvenlik ulusal güvenliğin savunma mekanizması bulunduğundan özellikle Mağrip ve Akdeniz bölgelerindeki komşu ülkelerle güçlü ortaklıklar ve ittifaklar kurmaya ihtiyaç duyduğunu, bunun için diplomatik iletişim kanallarını açık tutmanın yanı sıra şu an çok uygun bir fırsatın olduğunu belirten Prof. Zenasni, “Şu and, kapsayıcı diplomasi uygulamanın, bazı düşman güçlerin hesaplanamayan tırmanışlarını önlemenin ve başta enerji dosyası olmak üzere mevcut tüm kozları kullanmanın en uygun zamanı” yorumunda bulundu.

Cezayir, bir enerji ülkesi olarak, petrol fiyatlarındaki artıştan geçici olarak fayda sağlayabilir. Ancak bunun karşılığında, büyük savaşların küresel ekonomik belirsizliğe yol açtığını ve tedarik zincirleri üzerinde baskı oluşturduğunu çok iyi biliyor.

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler alanında doktora sahibi Nabila Ben Yahya, Cezayir’deki askeri liderlikte güç savaşlarının şiddetlenmesi konusunda artan endişeye ilişkin özel bir açıklamada bulundu. Al Majalla’ya konuşan Ben Yahya, “Cezayir’deki resmi ve askeri elitler arasında artan endişe, yapısal, bölgesel ve iç olmak üzere üç analitik düzeyin kesişimi üzerinden açıklanabilir” ifadelerini kullandı.

Bunlardan birincisinin yapısal düzey olduğunu ifade eden Ben Yahya'ya göre Cezayir, ‘İran'a karşı savaşın sadece geleneksel bir çatışma olmadığını, aksine uluslararası sistemin doğasında, uluslararası hukuk kurallarının etkisinin azalarak sert güç dengelerinin öne çıktığı, yasal çerçevelerin dışındaki (güç savaşları) mantığına doğru bir dönüşümü yansıttığının’ farkında. Bu dönüşüm, Cezayir dahil olmak üzere orta büyüklükteki ülkeleri tehdit ediyor. Çünkü bu, müdahalelerin ve önleyici saldırıların meşrulaştırılmasına kapı açarak, 2003'ten beri bölgede tanık olduğumuz kaos modellerini yeniden üretiyor.

dfbfgb
Başkent Cezayir’deki sahil şeridi boyunca dalgalanan Cezayir bayrakları, 18 Eylül 2021 (AP)

Ben Yahya’ya göre ikincisi olan bölgesel düzeyde ise Cezayir, ulusal güvenliğinin stratejik derinliği olarak bölgesel istikrarı sağlamak için mevcut tüm mekanizmaları kullanıyor. Ben Yahya, Ortadoğu'da yaşanacak herhangi bir büyük patlamanın diğer etkileşimleri yeniden şekillendirebileceğini ve bölgedeki askerileşmenin artırabileceğini, bunun da özellikle zaten kırılgan olan Afrika Sahel bölgesinde uluslararası aktörlerin geri dönüşü için elverişli bir ortam yaratabileceğini söyledi.

Cezayir, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerini de kapsayan askeri tırmanışı kınadı ve İran-ABD müzakerelerinin tıkanmasından duyduğu derin üzüntüyü dile getirdi. Dışişleri Bakanlığı'nın daha önceki bir açıklamasında Cezayir, Umman'ın arabuluculuğunda yürütülen ve birçok kişinin İran-ABD müzakerelerinde barışçıl bir çözüme ulaşılabileceğine dair büyük umutlar beslediği müzakerelerin başarısız olmasından duyduğu üzüntüyü dile getirmişti.

Ben Yahya, üçüncü ve son olan iç düzeydeki endişenin ise ekonomik ve sosyal dengelerin yönetilmesiyle ilgili olduğunu ifade etti. Ben Yahya bu ayrıntıyı açıklarken Cezayir'in bir enerji ülkesi olarak petrol fiyatlarındaki artıştan geçici olarak faydalanabileceğini, ancak bunun karşılığında büyük savaşların küresel ekonomik belirsizlik yarattığını ve tedarik zincirleri üzerinde baskı oluşturduğunu tam olarak farkında olduğunu belirtti. Ben Yahya’ya göre bu durum, gelişmekte olan ülkelerin istikrarı pahasına büyük güçlerin önceliklerini yeniden düzenleyebilir. Bunun yanında, düzensiz göç veya sınır ötesi ağların büyümesi yoluyla bir ‘güvenlik bulaşması’ endişesi de bulunuyor.

Bu yüzden Cezayir'in güvenlik doktrini, saldırganlığı reddetme ve devletlerin egemenliğini destekleme üzerine kurulu ilkesel bir tutum benimsiyor. Bu da Cezayir'in, hegemonyayı meşrulaştırabilecek ve adalet dengesindeki bozulmayı pekiştirebilecek herhangi bir savaşa endişeyle bakmasına neden oluyor.


Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
TT

Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'tan beri yürüttüğü İran savaşı, Suriye yönetimini de tehdit ediyor.

Irak'taki Şii milislerin ve Tahran destekli Hizbullah'ın saldırılarının hedefindeki Suriye, İran savaşında tarafsız kalmaya çalışıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Birleşik Krallık'a (BK) gerçekleştirdiği bu haftaki ziyaretinde Başbakanı Keir Starmer'la bir araya geldi.

Londra yönetiminden yapılan açıklamada, iki ülkenin de Hürmüz Boğazı'nın yeniden tam kapasite faaliyet göstermesi için uygulanabilir bir planın gerekliliği üzerinde durduğu belirtildi.

Şara, BK merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'un düzenlediği etkinlikte ülkesini savaşın dışında tutmak istediğini yineleyerek, "Yeterince savaş yaşadık. Başka bir savaş deneyimine hazır değiliz" dedi.

14 yıl süren yıkıcı iç savaşın ardından Suriye'yi yeni bir çatışmanın içine sokmak istemediğini vurgulayan lider, şöyle devam etti:

Suriye herhangi bir tarafın hedefi haline gelmedikçe, herhangi bir çatışmaya dahil olmayacak. Suriye'nin bir savaş alanı haline gelmesini istemiyoruz. Ancak ne yazık ki bugün işler akıllı kişiler tarafından yönetilmiyor. Durum istikrarsız ve öngörülemez.

Ancak Financial Times'ın analizinde, İran savaşının başından bu yana Suriye topraklarına düzenlenen saldırıların ülkenin tarafsızlık politikasını zora soktuğuna dikkat çekiliyor.

Beyrut'taki düşüne kuruluşu Carnegie Ortadoğu Merkezi'nden Suriye uzmanı Kheder Khaddour, savaşın uzamasıyla Şam yönetiminin çatışmalara çekilebileceğine işaret ediyor:

Suriye ne kadar süre tarafsız kalabilir? Bu savaş ne kadar uzun sürerse, bu çatışma ne kadar yayılırsa Suriye'ye sıçrama riski de o kadar artar.

Reuters'ın geçen ay yayımladığı haberde, ABD'nin Lübnan'daki Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına yönelik operasyonlara katılması için Şara yönetimine baskı yaptığı öne sürülmüştü.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise iddiaları yalanlayarak "ABD'nin, Suriye'yi Lübnan'a asker göndermeye teşvik ettiği yönündeki haberler yanlış ve gerçeğe aykırıdır" demişti.

Khaddour da "Suriye silahlı kuvvetlerinin böyle bir şey yapma imkanı yok. Kendi topraklarını zar zor koruyacak kadar güce sahipler" diyor.  

Diğer yandan Şam yönetimi, İran savaşının yarattığı krizi kullanarak yatırım çekmeyi de amaçlıyor.

Avrupa temaslarında Almanya'yı da ziyaret eden Şara, Berlin'deki iş insanlarının yer aldığı toplantıda, Hürmüz Boğazı'ndaki durumun yarattığı enerji krizinde Suriye'nin "güvenli bir alternatif rota" oluşturduğunu söyledi:

Suriye güvenli bir liman işlevi görebilir. Stratejik konumu sayesinde tedarik zincirlerinin güvenliğini sağlayabileceği gibi, Akdeniz kıyıları üzerinden enerji tedarikini de güvence altına alabilir.

Irak da yıllar sonra Suriye üzerinden karayoluyla petrol ihracatına bu hafta başladı. Politico'nun aktardığına göre Iraklı yetkililer, kamyonlarla sevkıyatın başarılı olması halinde Kerkük-Baniyas boru hattının tamir edilerek yeniden kullanılabileceğini söylüyor.

Analizde, İran savaşının yarattığı krizde Şara'nın "farklı bir yol çizmeye çalıştığı" yazılıyor. Medya kuruluşuna konuşan kaynaklardan biri şu ifadeleri kullanıyor:

Savaş, Ortadoğu'yu farklı şekilde düşünmeye zorluyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Politico, SANA