Taliban’ın hikayesi: El Kaide, kabile ve mezhep

Taliban ve çeşitli Afgan güçleri arasındaki çatışma, önceki yönetimleri sırasında bile hiç durmadı (Getty)
Taliban ve çeşitli Afgan güçleri arasındaki çatışma, önceki yönetimleri sırasında bile hiç durmadı (Getty)
TT

Taliban’ın hikayesi: El Kaide, kabile ve mezhep

Taliban ve çeşitli Afgan güçleri arasındaki çatışma, önceki yönetimleri sırasında bile hiç durmadı (Getty)
Taliban ve çeşitli Afgan güçleri arasındaki çatışma, önceki yönetimleri sırasında bile hiç durmadı (Getty)

Mustafa el-Ensari
ABD’lileri 2001 yılında Afganistan’ı işgal etmeye iten gerekçe, Usame bin Ladin liderliğindeki El Kaide’nin, Taliban’ın ardına gizlenerek ülkeyi terör operasyonlarıyla ABD'yi ve dünyayı hedef almak için bir platform haline getirmesiydi. Taliban, kendilerine sığınan silah arkadaşları Bin Ladin’e ev sahipliği yapmış ne teslim etmeye ne de sınır dışı etmeye yanaşmıştı.
Ancak hareket ya da kendilerine verdikleri isimle ‘Afganistan İslam Emirliği’, geçmişteki hatalarından ders çıkardığını söylüyor. El Kaide ve bu sorunlu bölgedeki herhangi bir terör örgütüne işarette bulunarak hiçbir örgütün, başkalarını hedef almak için bu bölgeyi kullanmasına izin vermeyeceklerini vurguluyorlar.
Bu taahhüt, ABD’lileri eski Afgan Büyükelçisi Celal Kerim Bey’i Taliban’a duyduğu güvenden ötürü takdir etmeye teşvik etmiş görünüyor. Kabil’de art arda gelen hükümetlerin insiyatifi yeniden canlandırmak için kendi yeteneklerine güvenme konusunda yeterli ciddiyeti göstermemeleri nedeniyle oluşan umutsuz atmosfer içinde özellikle de Taliban’ın DEAŞ’la mücadele konusunda verdiği sözleri yerine getirmesi, ABD’lilere karşı saldırıların azaltılması, müttefik askerlerin güven içinde geri çekilmesine izin vermesi bu teşvike olanak sağladı.

Olay yerini çevreleyen sorular
Bununla birlikte siyasi ve entelektüel analistler için ABD’lilerin müttefiklerini, sınır ve şehirleri birbiri ardına ele geçiren Taliban lideri Hibetullah Ahundzade’nin güçleri için açık hedef haline getiren adımından daha önemli olan şey, pratikte Taliban’ın uzun bir soru listesine yanıt vermiş olmasıdır.
İlk soru, ABD'nin terör örgütü olarak kabul ettiği ilk Taliban'da ne değişti ki bugün güvenini kazanıp Pakistan, Hindistan, Çin, Rusya ve Özbekistan gibi birçok bölge ülkesine postacılığını yapar hale geldi? Önceki sorulara ek olarak Taliban’ın kadınlar ve Peştun geleneklerinin kadınlara yönelik normlarına karşı daha esnek bir hal mi aldı? Farklı azınlıklar ve partileri yönetim ortağı olarak kabul edebilirler mi?
Hareketin olay yerine hakim ileri gelenleri ve fıkıh alimleri, Kabil’in dört bir yanında peçesiz gezen kadınları, farklı iktidar partileri ve dini grupları, demokrasi, sanat, müzik ve uluslararası ilişkileri bugün oluğu gibi kabul edebilirler mi? Yoksa bunlar, geçmişte olduğu gibi Emirliğin birçok aliminin gözünde dine ihanet midir?
Eşref Gani hükümetine bağlı olanlar açısından cevap oldukça açık. Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin Taliban’ı tehdit edip onunla yüzleşmek için çeşitli güçleri seferber etmesi hakkında şu yorumda bulundu: “Taliban, yine Taliban. Yalnızca bazı biçimsel konularda küçük değişiklikler yaşandı. Temeldeki sorunlara gelince onlar hala aynı yerinde. Hala sadece güç ve silahların dilinden anlıyor. Kontrolleri altında bulunan bölgelerdeki kadınlara bakın. İslam öğretileriyle ilgili yorumlar ve dar görüşlü uygulamaları dinleyin. Sanki Kabil'deki diğer insanlar aynı dinden değilmiş gibi.”
Hareketin Sözcüsü Muhammed Naim ise bunu, ilk dönemlerden bu yana medya özellikle de Batı medyası tarafından hedef alınan Emirliği karalama olarak değerlendiriyor. Ne geçmişteki hataların ne de mevcut durumda hareketin mücahitleri olarak adlandırılan kişilerin ‘günlük hatalarının’ savunulamayacağını ifade etti.
Naim’e göre resmi tutumlar ve sahadaki gerçekler, sadece Emirlik’te değil, tüm dünyada büyük değişikler olduğunu kanıtlıyor. Muhammed Naim ayrıca, “25 yıl önce Emirlik yönetim konusunda toydu. Fakat şimdi ticaret ve bir arada yaşama konusunda faydalı tecrübelere sahip. Dolayısıyla çevreye muamele, birlikte yaşama ve kendileriyle yeni tanışan kişilere davranışları konusunda eskisinden farklı olduğunu söyleyebiliriz. Deneyimledikleri ve üzerinden 20 yıl geçen meselelere gelince bu her toplum ve zaman için gayet normal bir durum. Çünkü insan gelişip, bilgi ve kültür düzeyini arttırdıkça düşüncesini, ilişkilerini, deneyimlerle bir arada yaşama biçimini değiştirir” şeklinde konuştu.

Taliban, kadınların nehir kenarlarına gitmesini yasaklıyor mu?
Bu, örgüt üyelerinin evsiz barksız bırakılma deneyimlerinden ve kabilelere verilen zarardan sonra Taliban’ın beklediği bir şeydi. Ancak meşhur bir atasözünde söylendiği gibi ‘şeytan ayrıntıda gizlidir.’ Daha önce Hareket’in hakimiyeti altında bulunan bölgelerdeki gerçeklik hakkında söylenenleri düzeltme konusuna gelince örgütün tavırlarını değiştirmesi yeterli değil. Hareket, sosyal medya hesaplarında Helmend Vilayeti’ndeki bir nehrin kıyısında yürüyüp eğlenen bir grup insanın yer aldığı bir video yayınlamasının ardından Independent Arabia, Hareket Sözcüsü’ne muhafazakâr bir toplumda erkeklerle birlikte yüzüp yüzmediklerini sormamak için nehrin çevresindeki kamplarda kadınların bulunup bulunmadığını sordu. Sözcü bu soruya, “Orada kadınların olduğunu sanmıyorum. Bölge halkı, kadınların plajlara gitmesini istemiyor. İstemedikleri bir şeye zorlanamazlar” şeklinde yanıt verdi. O halde bu, halk isterse Hareket’in buna itiraz etmeyeceği anlamına mı geliyor?
Bu bağlamda Afgan siyasi analist Ruhullah Ömer, değişimin Hareket’in hakimiyeti altındaki bölgelerde hissedilebilir olduğunu söyledi. Tüm kız okullarının müfredatlarına müdahale edilmeksizin programlarını uyguladıklarına dikkat çekti. Karma eğitim olmadığı takdirde kız çocuklarının okula gitmelerine engel olunmadığını belirtti.


 Afgan kadınlarının Taliban'a karşı eski bir kadın gösterisinden (Reuters)

Ömer, Taliban’ın söylenildiği gibi egemenlik dayatmadan önceki gibi herkesin normal hayatına devam etmesine kadınların peçe takmamasına gerçekten izin verip vermediği konusundaki sorumuza yanıt olarak “Taliban'ın düşüncesinin doğası ve sahada gördüklerimiz hakkındaki bilgilerime göre alimlerinin fetvalarına ve Afgan geleneklerine göre Hareket, kadınların süslü kıyafetlerle dışarı çıkmasına ve karma bir okullarda eğitim almalarına izin vermeyecekler. Bu, Taliban’ın en büyük hak ihlali olarak zikredilebilir. Ancak Afganlar, her gün işgalin çeşitli ihlalleri ile karşı karşıya kalıyor. Bu ihlaller, halka bunun büyüklüğünü unutturuyor” dedi.
Ruhullah Ömer, “Fakat bir kadın, doktor, öğretmen ya da avukat olmak isterse gördüğümüz kadarıyla Hareket’in buna bir itirazı bulunmuyor. Hareket, tüm Afgan kadınlarının İslam hukukuna uygun her türlü işi ve mesleği yapmasına izin vereceğini söylüyor. Fakat buna karşı gelme konusuna gelince Hareket’in sebepleri ve koşulları ne olursa olsun baskılarla da karşılaşsa buna izin vermeyeceğini biliyoruz” şeklinde konuştu.

Zorla savaşçılarla evlendirilen kızların hikayesi
Ömer, Hareket’in Bedahşan vilayetine egemen olduğu dönemde bölge halkını 15 yaşından büyük kızlarını savaşçılarıyla evlendirmeye zorladığına dair haberlerin yanlış olduğunu ifade etti. Hareket, doğruyu öğrenmeleri için yerel ve uluslararası medyayı hakimiyeti altında bulunan bölgeyi ziyaret etmeye çağırdı. Ömer ayrıca uluslararası ve düşman medyada yayınlananların bir şey, Taliban kontrolündeki bölgelerdeki gerçekliğin başka bir şey olduğunu söyledi.
Gruplar arasındaki savaş ve çatışmalardan uzak bir şekilde Afganistan’ın güzelliklerini göstermeye özen gösteren Afgan aktivistlerden biri olan Dar Muhammed ise bizimle Twitter üzerinden yaptığı bir görüşmede “Afgan toplumunun, özellikle de kadınların, Taliban Hareketi’nin dönüşünü kabulü gerek siyasi olarak gerekse de savaşarak onunla yüzleşmekti. Afgan toplumu savaştan bıktı. Sadece barış ve uzlaşma istiyor. Hareket ise bunu istemiyor. Aksine şartlarını Pakistan’ın emriyle dikte ediyor. Kısacası, ne pahasına olursa olsun Afganistan'ı Pakistan'a teslim etmeyi düşünüyor” dedi.
Muhammed, ‘Afganistan Arabic’ isimli hesabından, pitoresk dağ manzaralarının, onlarca hatta yüzlerce yıldır barış yüzü görmeyen, stratejik konumu nedeniyle İngiliz, Sovyet, Amerikan ve ondan önce de Osmanlı İmparatorluğu’nun iştahını kabartan ülkedeki eski ve geleneksel mesleklerin fotoğraf ve videolarını yayınlayarak ülkesini bilinenden farklı bir yüzle tanıtmaya çalışıyor.
Afgan aktivist, Kabil’in Hareket’le mücadele çabalarına özellikle de kadınların, yardım malzemeleri, ilaç ve gıda maddeleriyle destek verdiğini ifade etti. Muhammed, “Taliban medyasının öne sürdüğü şeylerin çoğu yanlış ve asılsız. Şimdi yurtdışında yaşıyor olmanıza rağmen sizinle Afganistan'dan konuşuyorum” dedi.

Acımasız siyaset ve değişimin kilometre taşları
Afganistan ve radikal meselelerle ilgilenen Suudi araştırmacı Abdullah bin Bicad, ABD’nin geri çekilmesi ve Taliban’ın hızlı bir şekilde yönetime doğru ilerlemesi konusundaki tartışmaları gözlemledikten sonra 1990’lı yılların sonlarında herkesin tanıdığı Taliban’dan başka bir şey görmediğini söyledi.
Suudi araştırmacı, “Afganistan'daki iktidarın bu geçiş aşamasında medyadaki görünümüne uyacak şekilde yumuşatılmış bazı ifadeler dışında, neredeyse her şey Taliban’ın yeniden dönüşüne işaret ediyor. Aynı eski söylem ve aynı eski vahşet. Ufukta ideoloji veya vahşi siyaset düzeyinde herhangi bir köklü değişikliği müjdeleyecek hiçbir şey yok” şeklinde konuştu.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Büyükelçi Celal, yaptığı açıklamada, Afgan toplumunun yapısal karmaşıklığı ile Hareket’te farklı bir yaklaşım gözlemlediğini söyledi. Büyükelçi, “Örneğin uluslararası ilişkilerinde daha pragmatik bir hale geldi. ABD, İngiltere, Çin, Rusya bölge ve farklı yönelimlerdeki komşuları gibi dünyadaki etkili güçlerle ilişkisi olmadan Afganistan’ı yönetmede güçlü bir figür olamayacağına ikna oldu. Hareket’i söz konusu ülkelerle çeşitli müzakere turları gerçekleştirirken görüyoruz” şeklinde konuştu.


Taliban ile müzakereler, sorunlarla boğuşan ülkede henüz barışla sonuçlanmadı (Reuters)

Kabil’deki hükümet hariç, Hareket ile Afgan sahnesinin çeşitli grupları arasında bir yakınlaşmanın mümkün olduğu imasında bulunan Büyükelçi, mevcut hükümetin tıpkı Taliban gibi tutumlarında ısrarcı olduğunu söyledi. Ancak mevcut tırmanışa rağmen bu konunun diyalog ve anlaşma yoluyla çözülebileceğini ifade etti. Ülkenin geleceği için önemli olanın, Taliban’ın kendisiyle aynı fikirde olmayanlarla aynı masaya oturmaya ayrıca mevcut kurumların veya Afgan Ordusu gibi bazılarının devletin inşasında, güvenliğin sağlanmasında ve ülkenin herkesin farkında olduğu yolsuzluktan arındırılmasında önemli rol oynadığına ikna olması olduğunu belirtti.
Celal açıkça söylemeden, Taliban’ın ‘ülkeyi darboğazdan çıkaran’ uluslararası kabul görmüş bir uzlaşı figürü tarafından yönetilen, Taliban dışındaki laik grupların da katıldığı bir geçiş hükümeti kurmaya istekli olduğunu dile getirdiğine dikkat çekti.
Celal, büyükelçi ve ülkesinde hükümet ile hareket arasında birkaç kez siyasi arabulucu olarak Kabil'e bağlı olmasına rağmen bu kez bağımsız bir Afgan olarak Batılı şekilde demokratik yönetimden duyduğu memnuniyetsizlikten endişe etse de ‘Taliban'ı bir çözüme engel’ olarak görmüyor. Büyükelçi, “Yönetimde alim ve akademisyenlerin rolü konusunda ısrarcı davranıyor. Ancak şimdi Hareket’in yurtdışında Avrupa, ABD ve Körfez ülkelerindeki bazı Afgan aktivistlerle iletişim kurduğunu görüyorum. Eğer niyeti samimiyse bu durum beni öncekilerden daha makul bir yaklaşım beklemeye sevk ediyor” dedi.

Taliban ve El Kaide
2012 yılının Kasım ayında ABD menşeili E-International Relations internet sitesi tarafından yayınlanan ‘Taliban ve El Kaide Arasındaki Fark’ başlıklı akademik bir çalışma, Taliban ve El Kaide arasındaki uyum ve anlaşmazlık noktalarını ele aldı. Afganistan’daki ortamda Taliban’ın normal bir hareket olarak rehabilite edilebilir mi yoksa radikal bir aşırılık yanlısı örgüt olmaktan başka çaresinin yok mu konusu değerlendirildiğinde ve bugünün şartları göz önüne alındığında bu çalışma daha da önemli bir hale gelebilir.
Independent Arabia’nın elde ettiği çalışamaya göre çeşit yönlerden benzerlik göstermelerine rağmen iki örgüt arasındaki en önemli temel fark; Taliban, yalnızca Afganistan’ı kendi iç perspektifine göre reform etmeye çalıştı. Filistinliler, Keşmirliler, Çeçenler ve başka yerlerdeki Müslümanların içinde bulunduğu durum, Taliban’ı ilgilendirmiyor. Üyelerinden bazıları bu çatışmalar hakkında herhangi bir bilgiye bile sahip olmayabilir. Savaşlarını yalnızca Afganistan ile sınırladılar. Hedefleri hiçbir zaman kendi sınırları içinde erdemli şehrin bir Taliban versiyonunu yaratmaktan öteye geçmedi. El Kaide ise bunun tam tersi şekilde hareket ediyor. Çalışmanın araştırmacısı Josh Schott’a göre Bin Ladin örgütü, Sovyet savaşından sonra çatışmayı sürdürmek ve bunu küresel savaşa dönüştürmek için kuruldu. Taliban’ın aksine El Kaide küresel bir perspektife, büyük beklentilere ve uzun vadeli hedeflere sahipti. Filistinliler, Keşmirliler, Çeçenler ve her yerdeki Müslümanların dramı onlar için büyük bir endişe kaynağıyken, Afganistan’da İslam’a yapılan saldırı onlar için Müslümanlara yapılan zulmün yalnızca bir örneğiydi. Fakat El Kaide’nin ateist işgalcileri sınır dışı etmek dışında Afganistan’la herhangi bir ilgileri yoktu.
Ancak buna rağmen ABD’lilerin işgalden sonra her iki örgütü de aynı kefeye koyması dünya kamuoyu özellikle de ABD basınında büyük yankı uyandırdı. Her iki örgüte de aynı gözle bakılıyor. Ancak araştırmacı, bunun ABD’nin ulaşmak istediği hedeflere hizmet etmediğini ifade etti. Schott’a göre El Kaide ve Taliban’ın hedefleri, eylemleri, etnik, kültürel ve coğrafi arka planları tamamen farklı. Her ikisi birbirinden tamamen farklı örgütler. Josh Schott, Bu nedenle kendilerini koşulsuz olarak Amerikan hegemonyasına tabi tutmayan farklı gruplar veya rejimler arasındaki farklılıkları görmezden gelip grupları karıştırıp, kitlesel ve şekilsiz bir terör tehdidi çatısı altında toplayarak aynı örgütmüş gibi davranmak oldukça yanlıştır. Bu durum ABD için başa çıkabileceğinden fazla düşman oluşmasına neden oluyor” şeklinde konuştu.
Sözü geçen araştırmanın bahsettiği fark basit bir fark değil. Uluslararası bir örgüt olan İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) nedeniyle dünya genelinde yaşanan en büyük sorun olan siyasal İslam sorunu, bu örgütün faaliyetlerinin küreselleşmesinden kaynaklanıyor. Bu faaliyetler arasında Bin Ladin, şeyhi Abdullah Azzam ardından da DEAŞ tarafından kurulan silahlı kuvvetler de bulunuyor. Ancak akıllara takılan soru, bu durumda geleneksel Talabani akımının yöntem açısından aralarında fark bulunan El Kaide/ İhvan ile ilişkilerini ortaklık ve ittifaka yükselten bir ortak bir zeminde nasıl buluşabildiğidir. Bin Ladin ‘küresel tekfirci’ bir tutum benimserken, Taliban, Afganistan Sufi Diyubendi ekolünü benimsiyor.


Taliban’ın manevi babası Diyubendi ekolünün kalesi (Darul Ulum Diyobend -Hindistan)

Suudi araştırmacı İbn Bicad ve Mişari ez-Zeydi gibi İslami hareketlerle ilgili meselelerde uzman olan isimler için mesele pek de karmaşık değil. İslami hareketler arasında yaygın olan bir söz vardır: “Amaç, araçları aklar”. El Kaide ve Taliban’ı aynı çatı altında birleştiren en asgari şey de ideoloji ve mezhepleridir. Bu durum her iki örgütü, bugüne kadar El Kaide’nin önde gelen liderlerine ev sahipliği yapan İran rejiminden daha yakın kılıyor. Taliban, geçtiğimiz yıllarda onunla işbirliği yapmanın bir yolunu buldu. Aralarındaki ilişki, yakın zamanda Tahran’ın yakın zamanda Hareket üyelerini güler yüzle karşılamasıyla yenilendi.

Taliban’ın fıkhi referansı
İslam hukuku konusu gelince, bu, Taliban’ı diğer İslami hareketlerden farklı kılan bir mesele. Emirliğin hakimiyet kurduğu günlerdeki uygulamaları ve alimleri tarafından verilen fetvalar, Hanefi mezhebinin genişliği ve esnekliğinin tercihlerinin birçoğuna yansımadı. Bu alanda uzman Iraklı araştırmacı Reşid Hayun’a göre Hareket, bağlı olduğundan daha fazla bir rasyonalite ve esnekliğe sahip olan Hanefi fıkhından işine geldiği gibi faydalanıyor.
Hayun, bu çelişki hakkında yaptığı yorumda, “Hareket, muamele ve ibadet konusunda bağlı olduğu Hanefi mezhebini radikal bir mezhep, imamını da radikalizmin başı olarak lanse ediyor. Şimdi baktığımızda amel ve ibadetlerde uygulanandan farklı bir Hanefi mezhebi icat ettiler” dedi.
Hareket, bu suçlamalara ‘sabit ve değişmeyen ilkelere bağlı olduklarını’ söyleyerek yanıt veriyor. Davranış ve bir arada yaşama şekline gelince bu zamana ve ortama göre değişir.
Fakihlerin, oluşumlarının ayrılmaz bir parçası olduğunun altını çizen Hareket, bunun kendilerini Afganistan’daki diğer siyasi ve kabile gruplarından ayırdığını söylüyor. Taliban’ın iktidara, kabile liderleri ve politikacılara yanıt olarak yaptığı açıklamada, ‘İslam Emirliği liderlerinin çoğunluğunun alimlerden oluştuğu’ ifade ediliyor. Bir toplumda ilim varlığını sürdürdüğü müddetçe onu kimsenin saptıramayacağı ve kimseye tabi kılamayacağını belirtiliyor. Bu durumun da yönetimin alimlerin elinde olmasının avantajı olduğu bildiriliyor. Ayrıca Emirliğin bu uzun yolculuğundaki başarısının sırrının da bu olduğu ifade ediliyor. Aslında Hareket’in etkilenen değil, etki olduğuna dikkat çekiliyor. Taliban, hareketin etkilenen olsaydı, sorunlar, krizler ve zorluklar karşısında bu dayanıklılığa sahip olamayacağını ifade ediyor.
Ancak Hareket’in Hanefi fıkhının esnekliğin bağlılığı fakat bazı görüş ve fetvalarında ciddi gözden geçirmelerde bulunacağı tartışmalı bir konu olsa da İslam ülkelerinin dini ve fikri reformlarla ilgili deneyimleri, fıkhi inancın her zaman engel olmadığını göstermektedir. Bu mezhepsel bağlılık, Afganistan gibi muhafazakâr bir kabile toplumunda sosyal hayata etki ettiğinde engel oluşturur. Bu nedenle ilgililer, Hareket’in ‘Peştun’ geleneklerine katı bir şekilde karşı koyabileceğinden şüphe duyuyor. Çünkü Hareket, etkisini genişletmek, kasabalar ve azınlıklar üzerinde hakimiyet kurmak için bu milliyetçiliği kullanıyor.

Afgan İslamı’nın Özellikleri
Tunuslu mütefekkir Abdulmecid eş-Şerefi, kaleme aldığı meşhur yazı dizisi ‘el-İslam vahiden ve müteaddiden’ (Tekliği ve çeşitliliği ile İslam) Afgan İslamı’nın eşsiz bir İslami üslupla harmanlanmış Hint, Fars ve Çin gibi edebiyat ve sanatla ilgisi bulunan, kökleri tarihin derinliklerine uzanan medeniyetlerle olan bağlantısına rağmen ülkenin büyük ölçüde dağlık arazilerle kuşatılmış olan sert coğrafi şartlarından kaynaklı olarak asırlar boyunca en radikal ve kapalı suretleri içinde kaldığını ifade ediyor. Orta Asya’daki Taşkent, Tac Mahal, Tebriz ve İsfahan’daki cami kubbe ve türbelerinin buna delil olduğuna işaret eden Şerefi ve hatta Afgan türbe ve camilerinin kalıntılarından bile bunun gözlenebileceğini söylüyor.
Bu nedenle Afganistan uzmanı ve Sovyetler Birliği’nin Afganistan’da olduğu dönemde ülkesinin İstihbarat Başkanı olan Prens Türki el-Faysal, Afganistan sahnesi hakkında herhangi bir yargılamada bulunmadan önce sabırla bekleme çağrısında bulundu. Taliban’ın yönetimi ele almasının kaçınılmaz bir durum olduğuna işaret eden Faysal, “Tarih bize Afganistan'da neler olduğunu ve gelecekte neler olacağını tahmin etmenin zor olduğunu öğretiyor” şeklinde konuştu.
Prens Türki el Faysal, es-Suudiyye kanalında Suudi yayıncı Tarık Alhomayed tarafından sunulan bir televizyon programında verdiği röportajda, El Kaide ve Taliban arasındaki ilişkinin geçmişte kalmamış olabileceğini söyledi. Prens el-Faysal, Afganistan'da hala Taliban'ın koruması altında bir El Kaide varlığı olduğuna inanıyorum” dedi.
Ayrıca olumlu ya da olumsuz yargılamada bulunmadan önce Hareket’in davranışlarının gözlemleme çağrısında bulunan Prens, değişimin insan doğasının bir parçası olduğuna dikkat çekti. Fakat görünür olmak ya da yok olmanın zaman aldığını belirtti. Afgan sahnesindeki kabile boyutuna işaret ederek, işgal sonrasında hükümet kurulurken bu faktörün dikkate alınmamasının ‘Peştunlar’ gibi güçleri kızdırdığını ifade etti. Prens el-Faysal bu durumun onların peşinde koşan Taliban’ın işine geldiğini söyledi. Afgan halkının büyük gruplarının şu an bile Taliban’ı desteklemediğine dikkat çekti.

Kabile gelenekleri ve kadınlar
Kabile tehdidi konusuna gelince Independent Arabia, Taliban’a El Kaide ve benzerlerinden kurtulduğu takdirde beklenen yönetim döneminde ‘Peştun’ kabile geleneklerine karşı koyup koyamayacağını sordu.
Hareket adına yanıt veren bir yetkili, “İslam Emirliği, daha önce hakim olduğu dönemde Afganistan tarihinde ilk kez İslam’a aykırı olan birçok kabile gelenek ve göreneklerini değiştirmiştir. Biliyorsunuz ki bazı kabilelerde kadınlar, kabile sorunlarını çözerken kurban ediliyorlar. Mesela, farklı kabilelere mensup iki kişiden biri diğerini öldürürse ve uzlaşmak isterlerse, katilin ailesi, kızını istese de istemese de kurbanın ailesine verir. Yani maktulün ailesinden biriyle evlendirir. Bu, düşmanlığın kökünün kazınacağı, iki kabile ve ailenin dostluk, akrabalık ve sıhhat içinde bulunacağı ve aralarındaki düşmanlığın sona ereceği esasına dayanmakta. Ancak Emiru’l Mü’minin Molla Muhammed Ömer, bu geleneği ortadan kaldırıp uygulanmasını da kesin bir şekilde yasakladı” ifadelerini kullandı.
Yetkili, Hareket yönetiminin ortadan kaldırdığını söylediği başka bir ihlale atıfta bulunarak “Kabilelerdeki dul kadınlar, eski eşlerinin tutsağı olduğu için kendi hayatları konusunda söz sahibi değildi. Eşinin ailesinden biri ile evlenmesi gerekiyordu. Bu aile dışından biri ile evlenme hakkına sahip değildi. Bu gelenek de Emiru’l Mü’minin’in emriyle uygulamadan kaldırıldı. Artık dul kadın, kocasının ailesi ve başka bir aileden istediği kişiyle evlenebilir. İsterse, yeniden evlenmeden de yaşamını sürdürebilir. Miras konusunda da bu gibi örnekler var fakat uzatmamak adına bununla yetineceğim” dedi.


Ebu Taliban lakaplı Samiul Hak, Pakistan’ın, Hareket’in dini ve siyasi destekçisi olduğunu düşünüyor (Getty)

Taliban, bu gibi durumları değiştirmenin özellikle de Afganistan gibi bir ülkede de kolay olmadığını söylüyor. Ancak tüm bunlarla birlikte İslam Emirliği’nin, İslami hükümlere tam bir bağlılık içinde olduğunu ve bu konuda kimseyle pazarlığa girmeyeceğinin altını çiziyor. Bu uğurda çok fedakarlık yaptıkları ifade ediliyor. Yetkili, “Evet, tüm sorunları rekor sürede ve bir anda ortadan kaldırmak mümkün değildir. Mesele zaman ve çaba gerektiriyor. Neticede 20 yılı aşkın bir süredir medyada, askeri ve siyasi olarak hedef gösteriliyoruz. Buna binaen biz tanımak isteyen herkesten düşmanların dedikoduları ve iddiaları üzerinden doğruda bizimle muhatap olmalarını rica ediyoruz” şeklinde konuştu.

‘Ebu Taliban’ ve ana ekol
Taliban Hareketi’nin dini anlamda uygulama ve inanç bakımından ‘Diyubendi’ ekolüne tabi olduğu biliniyor. Kayıtlara göre Diyubendi ekolü, Hint kökenli ve tüm Hindistan, Bangladeş ve Keşmir’e yayılmadan önce Darul Ulum Üniversitesi’nde ortaya çıktı. Ebu Taliban lakaplı Molla Samiul Hak’ın babasından miras aldığı şekilde Pakistan-Afganistan sınır yakınlarında öğrencilerine ekolün öğretilerini anlattığı Pakistan’dan bahsetmiyorum bile. Tüm iyi ve kötü yanlarıyla Taliban Hareketi işte buradan ortaya çıkmıştı.
Darul Ulum Üniversitesi, kendisinin Hindistan alt kıtasındaki en büyük ve en eski özel İslam üniversitesi olduğunu söylüyor. İngilizlerin İslam yönetimini nihai olarak ortadan kaldırması, Babür İmparatorluğunun son nefesini vermesi ve Hindistan’daki 1857 devriminin başarısız olmasının ardından 31 Mayıs 1867’ye tekabül eden 15 Muharrem 1283 tarihinde kuruldu. Üniversitenin internet sitesinin Arapça sayfasında yer alan bilgilere göre “samimi ve gayretli alimler arasında imani zekaya sahip olan isimler olmasa ve bu üniversiteyi yıkılmaz bir İslam kalesi olarak kurmasaydı, İspanya hikayesi bu topraklarda yeniden yaşanacaktı.”
Üniversite, ülkenin kuzeyinde yer alan ve başkent Yeni Delhi 150 kilometre uzaklıkta bulunan Deoband bölgesinde yer alıyor. İsmini de bu bölgeden almıştır.
Bu ekolden etkilenerek ortaya çıkan tek grup Taliban değildi. İlk Taliban’a ev sahipliği yapan Pakistan’da birçok önemli isim de bu ekole bağlı bulunuyor. Ekol ayrıca, radikalizm ve ılımlık seviyeleri farklı iki hareketin ortaya çıkmasına yol açtı. Bu hareket üyeleri Ebu Hasan en-Nedevi gibi Nahda ve Sahve dönemlerinde Arap dünyasında kendine yer buldu.
Bununla birlikte ekol, her ne kadar destekçileri ve liderlerinden bazıları siyasal İslam’ın şiddet yanlısı akımları tarafından ele geçirilmiş olsa da Hindistan’da barışçıl davet niteliğiyle ünlü Tebliğ Cemaati’nin ortaya çıkmasıyla da itibar kazandı. Ancak şimdiye kadar ilk mutasavvıfların riyazet ve inziva uygulamaları ile çelişen bağlılık ritüelleri ve kitlesel seferberliğe olan düşkünlüğüne rağmen, sufi ve barışçıl karakteriyle benzersizdir.
Birçok yazar tarafından 2021 yılında kaleme alınan ‘Hindistan alt kıtasındaki Diyubendi ekolü’ isimli bir çalışma Taliban Hareketi’nin ‘bölgesel ve küresel olarak dünyanın en büyük ve en tanınmış silahlı grubu olan Diyubendi grubunu temsil ettiğine işaret ediyor. 2001'de yönetiminin Afganistan İslam Emirliği’nin eline geçmesinden bu yana ekol, hareketin ana askeri pusulası. Afganistan'daki işgalci sömürgeciler ve bunlara bağlı hükümetlere karşı savaşmayı savunuyor.


Taliban’a karşı harekete geçen liderler (Afganistan Devlet Başkanı’nın Twitter hesabı)

Yeni yayınlanan çalışmaya göre Afgan Taliban modeli, Diyubendi Hareketi’nin kurucularına en yakın model gibi görünüyor. Bunun örgütün üç meseleye önem vermesiyle sağlandığı düşünülüyor: Birincisi; silahlı hareketin, geniş çaplı Diyubendi ilmi hareketiyle ilişkisini koruması. İkincisi; hareketin ilerleyişinin tarihi hiyerarşiye sahip olması. Başlangıçta hareket, çağdaş yaşam ve modernitenin etiklerinden izole edilmiş bir şekilde tamamen dini eğitim ve öğretime tabiydi. Daha sonra silahlı toplumsal bir harekete dönüştü. Ardından da sömürgeciliğin ve sömürge sonrası devletlerin siyasi izlerinden izole edilmiş serbest siyasi yükseliş kaydetti. Üçüncü olarak da hareketin, mezhepçi söylemler ve savaşlardan uzaklaştırılıp sömürgecilik ve araçlarıyla mücadeleye odaklanması. Bu, Afganistan’daki El Kaide, Nusra, DEAŞ, Fatımiler ve diğer silahlı gruplarda olmayan bir özellik.

Taliban Afganistan’da her şey değil
Hareketin kökleri Afgan kültürel ve siyasi ortamında bulunsa da bu, tüm Afgan toprakları üzerinde güç kullanarak tam etkisini genişletmesine olanak tanımıyor. Bu nedenle, Afganistan’ın eski Riyad Büyükelçisi Seyyid Celal üç senaryo öne sürerek: Muhtemelen bunlardan birinin gerçekleşebileceğini söyledi. Ya Afganistan Devlet Başkanı Eşref Gani’nin cumhurbaşkanlığını bırakacak ya da işgal altındaki seçilmiş hükümetin feshedilmesi Taliban talep edecek ve rızaya dayalı bir hükümet organı oluşturulacak, Muhtemel ikinci senaryo ise Gani, diğer Afgan güçlerini harekete geçirme gücünü kullanarak yaklaşık iki yıl sonra sona erecek olan görev süresinin bitimine kadar Taliban’ın şehirleri kontrol etmeye devam etmesine direnmek için Hindistan desteğini alacak.
Üçüncü ve son senaryoya gelince, Hareket, hükümetle savaşını sürdürecek ve ‘bir emrivaki empoze edene kadar daha fazla şehir ve bölgeyi ele geçirmeye çalışacak’. Savaştan bıkmış Afganların bu senaryoyu tercih etmeyeceği ancak tarafların kendi pozisyonundaki ısrarı göz önüne alındığında bunun çok da uzak bir ihtimal olmadığını söyledi. Taliban'ın, ülkedeki nüfusun çoğunlukta olduğu ana şehirlere saldırmayı bırakmış olsa da zamanla, özellikle de iki taraf arasında ABD gözetiminde gerçekleştir müzakereler başarılı olmadığı takdirde, yeniden bunu yapmak zorunda kalabilir.
Cumhurbaşkanı Eşref Gani geçtiğimiz günlerde Twitter hesabından, Afgan halkının çeşitli kesimlerinden temsilcilerin, bir araya geldiği bir fotoğraf paylaştı. Gani, Taliban'a karşı cephelerin birleştirildiğine işaret ederek paylaştığı fotoğrafa, şu ifadeleri iliştirdi: “Bugün İslam Cumhuriyeti için gururlu bir gündü. Seçkin siyasi liderler, akademisyenler, kadınlar, sivil toplum temsilcileri ve gençler bugün burada bir araya geldi. Afganistan'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne sarsılmaz desteklerini açıkladılar.”

Bu, Radikal dirilişin başlangıcı mı?
Arap bölgesindeki ülkeler, birçok cephede El Kaide ve DEAŞ’a mağlubiyetin etkisinin biraz hafiflemesinden sonra Taliban'ın iktidara dönmesinin, Arap ve İslam sahnesinde yeni bir radikalizm dalgasının başlangıcı olmasından endişe duyuyor.
Bazı araştırmacılar, Afgan-Sovyet savaşı sırasında, meydana gelen ilk doğuş dönemlerine işarete bulunuyor. Söz konusu dönemden uzun bir süre sonra silahlı grupların fikirleri tüm bölgeyi ele geçirmişti. Bu durum, Abdullah bin Bicad gibi bir yazarın tarihin tekerrür etmesinden endişe duymasına neden oldu. Abdullad bin Bicad, “Hareket tarafından yayınlan bazı pasajlar, akla İlk Taliban Hareketi’nin insanlar, kadınlar ve siyasi partilerle ilişkilerini getiriyor. Bu, Afganistan'ın dünyadaki tüm teröristler ve radikaller için güvenli bir sığınak haline geleceğini gösteriyor. Çok sayıda ülke tarafından terörist olarak nitelendirilen İhvan-ı Müslimin grubu, birçok üye ve organını Afganistan’a göndermeyi ciddi bir şekilde düşünmeye başladı bile” şeklinde konuştu.
Bu nedenle o ve başkaları, İslam ülkelerine, bir süredir Afganistan dağlarını Kabe edinen ‘radikalizm döneminin’ geri dönüşü konusunda dikkatli olma çağrısında bulunuyor.



Kidal’ın Tuareg isyancılarının eline geçmesi ne anlama geliyor?

2013 yılının temmuz ayında Kidal’daki Mali askeri güçleri (Arşiv – AFP)
2013 yılının temmuz ayında Kidal’daki Mali askeri güçleri (Arşiv – AFP)
TT

Kidal’ın Tuareg isyancılarının eline geçmesi ne anlama geliyor?

2013 yılının temmuz ayında Kidal’daki Mali askeri güçleri (Arşiv – AFP)
2013 yılının temmuz ayında Kidal’daki Mali askeri güçleri (Arşiv – AFP)

Tuareg isyancıları dün Kidal kentine geri dönüşlerini ve kentin ‘tamamen kontrol altına alınmasını’ kutladı. Bu gelişme, üç yıl önce Rusya’nın da destek verdiği Mali ordusu tarafından şehirden çıkarılmalarının ardından gerçekleşti. Sosyal medya aktivistleri, şehirden Rusya destekli güçlerin çekilişini gösterdiği öne sürülen görüntüleri paylaştı. Görüntülerde Mali bayrağının indirildiği ve yerine Azavad bayrağının çekildiği görülüyor.

Yaklaşık 55 bin nüfusa sahip Kidal şehri, uzun yıllardır Bamako yönetimi ile Tuareg isyancıları arasındaki çatışmaların merkezinde yer alıyor. Şehir, Kuzey Mali’de kontrol ve nüfuz mücadelesinin sembol noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Kidal’ın çöl dağları arasındaki stratejik konumu, onu ülkenin en kritik gerilim hatlarından biri haline getiriyor.

İsyancıların kalesi

1960 yılında Mali’nin bağımsızlığını kazanmasından bu yana Kidal kenti, ülkenin güneyinde bin 500 kilometreden fazla uzaklıkta bulunan başkent Bamako’daki merkezi otoriteler ile ülkenin kuzeyinde yer alan ve Mali topraklarının üçte ikisini oluşturan Azavad bölgesinde özerklik talep eden Tuareg silahlı hareketleri arasında gidip gelen bir kontrol alanı oldu.

Tuaregler, Kidal’ın Fransız sömürgeciliğine karşı kuzeyden yürütülen direnişin merkezi olduğunu savunuyor ve kentin Bamako’ya bağlılığının sömürge döneminden miras kaldığını düşünüyor. Bağımsızlığın ardından hemen isyan başlatan Tuaregler, dönemin Mali Cumhurbaşkanı Modibo Keita tarafından Sovyetler Birliği’nin de desteğiyle sert biçimde bastırılmıştı.

Buna rağmen Kidal, Tuaregler açısından tarihsel ve sembolik önemini korudu. Kent, özellikle Sahra Çölü bölgesinde güçlü etkisi bulunan İfoghas kabilesi için “ruhani ve siyasi merkez” olarak kabul ediliyor. İfoghas kabilesi, Kuzey Mali’deki nüfuzuyla öne çıkıyor.

Kidal doğumlu ve Ifoghas kabilesine mensup birçok isim, Tuareg isyancı hareketlerinin liderliğinde yer aldı. Bu isimler arasında en dikkat çekenlerden biri, Iyad Ag Ghali oldu. Ghali, Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin adlı yapının lideri olarak biliniyor. El Kaide ile bağlantılı olduğu belirtilen bu örgütün, geçtiğimiz cumartesi Bamako’da düzenlenen ve Savunma Bakanı Sadio Camara’ya yönelik suikastın da aralarında bulunduğu saldırıları organize ettiği iddia edildi.

Müstahkem şehir

Kidal kenti, doğal yapısı sayesinde adeta bir ‘kale’ olarak tanımlanıyor. Ifoghas kabilesiyle özdeşleşen Adrar sıradağlarının merkezinde yer alan şehir, bu coğrafi konumu nedeniyle Sahra bölgesinde önemli bir stratejik ve askeri değer taşıyor.

Engebeli arazi yapısı, Kidal’ı askeri açıdan ele geçirilmesi zor doğal bir tahkimata dönüştürüyor. Bu özellik, kentin uzun yıllar boyunca silahlı gruplar için bir arka üs ve hava ile kara gözetiminden uzak stratejik bir sığınak olarak kullanılmasına imkân verdi. Kentin askeri önemini artıran bir diğer unsur ise bölgede bir askeri havaalanının bulunması ve stratejik Tisilit üssüne yakınlığı. Bu durum, Kidal’ı kontrol eden tarafın Kuzey Mali’deki hava ve kara ikmal hatları üzerinde hâkimiyet kurması anlamına geliyor. Ayrıca kent, Cezayir ve Nijer sınırlarına uzanan yollar üzerinde kritik bir geçiş noktası olarak kabul ediliyor.

Egemenliğin sembolü

Kidal’da Mali bayrağının yeniden göndere çekilmesi, ülkenin tam egemenliğinin yeniden tesis edildiğinin sembolü olarak değerlendirildi. Kent, 2012-2023 yılları arasında on yılı aşkın bir süre boyunca merkezi devletin kontrolü dışında kalmıştı. Kasım 2023’te Mali ordusu ile Rusya merkezli Wagner grubunun şehir üzerindeki kontrolü yeniden sağlaması, iktidardaki askeri yönetim tarafından ‘tarihi bir zafer’ olarak nitelendirildi.

2012 ile 2023 yılları arasında Kidal, ‘silahlı hareketler koordinasyonu’ olarak bilinen isyancı yapının kalesi haline geldi. Bu süreçte Birleşmiş Milletler (BM) barış gücü ve Fransız askerî varlığı bölgede bulunsa da, Mali ordusunun kente girişine izin verilmedi. Bu durum, 2015’te Cezayir’de imzalanan ‘uzlaşma anlaşmasının’ uygulanmasını da ciddi şekilde sekteye uğrattı.

Bamako yönetimi, Kidal’ın özel statüsünü anlaşmanın uygulanması önünde temel bir engel olarak görüyordu. Hükümete göre kentin silahlı grupların kontrolünde kalması ‘devlet içinde devlet’ benzeri bir yapı oluşturuyordu. Bu çıkmaz, sürecin sonunda söz konusu anlaşmanın fiilen çökmesine yol açtı.

Barut fıçısı

Kidal, Mali’deki tüm karmaşık dinamikleri özetleyen bir merkez olarak değerlendiriliyor. Tarihsel ve siyasi açıdan Tuareg isyancılarının kalesi olan şehir, aynı zamanda terör örgütleriyle iç içe geçmiş bir yapıya da sahne oldu. Bölgede, seküler isyancı hareketlerle El Kaide ideolojisine yakın radikal gruplar bir arada faaliyet gösterdi. Bunların en dikkat çekenlerinden biri, daha sonra Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin çatısı altında birleşen Ensaruddin hareketi oldu.

Bu farklı ve zaman zaman birbiriyle çelişen grupları bir arada tutan ortak unsur, Bamako’daki merkezi otoriteye karşı duyulan muhalefetti. Ancak bu ortak zemin bile her zaman bir arada yaşamayı mümkün kılmadı; şehir içinde zaman zaman silahlı çatışmalar yaşandı ve bu durum Kidal’daki güç dengelerinin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koydu.

Bunun yanında, kentte hassas kabile ve etnik dengeler de belirleyici rol oynuyor. Kidal üzerinde kontrol sağlamak, yerel kabile liderleriyle uzlaşmayı zorunlu kılıyor. Demografik yapıya müdahale edilmesi veya dışarıdan askeri bir otoritenin dayatılması, askeri boyutu aşan sert bir toplumsal direnişle karşılık buluyor. Tüm bu faktörler Kidal’ı, patlamaya hazır bir ‘barut fıçısı’ haline getiriyor. Ayrıca şehir, Sahra’yı aşan kaçakçılık ağlarının önemli bir geçiş noktası haline gelmiş durumda. Kaçakçılık, yasa dışı altın madenciliği ve silahlı gruplarla bağlantılı ekonomik faaliyetlerin büyümesi, bölgede istikrara ve merkezi otoriteye ihtiyaç duymayan bir ekonomik düzen oluşturmuş durumda.


Silahlı saldırı zanlısı, ailesiyle yazışmalarında Trump'a karşı duyduğu hoşnutsuzluğu dile getirmiş

Cole Thomas Allen, Beyaz Saray muhabirleri yemeği sırasında ateşli silah ve bıçaklarla salona girmeye çalıştığı için gözaltına alındı (DPA)
Cole Thomas Allen, Beyaz Saray muhabirleri yemeği sırasında ateşli silah ve bıçaklarla salona girmeye çalıştığı için gözaltına alındı (DPA)
TT

Silahlı saldırı zanlısı, ailesiyle yazışmalarında Trump'a karşı duyduğu hoşnutsuzluğu dile getirmiş

Cole Thomas Allen, Beyaz Saray muhabirleri yemeği sırasında ateşli silah ve bıçaklarla salona girmeye çalıştığı için gözaltına alındı (DPA)
Cole Thomas Allen, Beyaz Saray muhabirleri yemeği sırasında ateşli silah ve bıçaklarla salona girmeye çalıştığı için gözaltına alındı (DPA)

Beyaz Saray Muhabirler Derneği akşam yemeği etkinliğinde ateş açmakla suçlanan kişi, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin politikalarını eleştirmiş ve saldırıdan yalnızca birkaç dakika önce aile üyelerine gönderdiği mesajlarda kendisini ‘dostane bir federal katil’ olarak tanımlamış. Yetkililerin giderek artan bir kesinlikle siyasi güdümlü olduğuna inandığı saldırı öncesinde yazılan bu ifadeler dikkati çekti.

Cumartesi gecesi Washington Hilton Oteli'nde gerçekleşen ateş açma olayından kısa süre önce gönderilen bu mesajlarda Trump'a adı doğrudan anılmaksızın defalarca atıfta bulunulmuş. Mesajlarda ayrıca ABD tarafından Doğu Pasifik'teki uyuşturucu kaçakçılığı teknelerine düzenlenen saldırılar da dahil olmak üzere Trump yönetiminin bazı uygulamalarına ilişkin şikayetlere de yer verilmiş.

Dedektifler bu mesajları, sosyal medya paylaşımlarını ve aile üyeleriyle yapılan görüşmelerle birlikte şüphelinin düşünce yapısını ve olası güdülerini ortaya koyan şimdiye kadarki en açık kanıtlar olarak değerlendiriyor.

Yetkililer ayrıca bir kolluk görevlisinin ‘çok sayıda’ olarak nitelendirdiği, Başkan Trump karşıtı sosyal medya paylaşımlarının şüpheli Cole Thomas Allen ile ilişkilendirildiğini açıkladı. Kaliforniyalı 31 yaşındaki Allen, Beyaz Saray Muhabirleri Derneği tarafından düzenlenen akşam yemeği sırasında üzerinde birden fazla silah ve bıçakla güvenlik kontrol noktasını geçmeye çalışmakla suçlanıyor.

Allen'ın kardeşi, söz konusu mesajları aldıktan sonra Connecticut eyaletinin New London şehrindeki polisi aradı. Bu bilgiyi, süregelen soruşturmayı tartışmaya yetkili olmadığı için kimliğinin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir kolluk yetkilisi aktardı.

New London Polis Departmanı tarafından yapılan açıklamada, ateş açma olayından yaklaşık iki saat sonra, saat 22.49'da olayla ilgili bilgi paylaşmak isteyen bir kişiden çağrı alındığı belirtildi. Polis Departmanı, federal kolluk kuvvetlerini derhal bilgilendirdiğini kaydetti.

Maryland'de yaşayan Allen'ın kız kardeşi, dedektiflere kardeşinin Kaliforniya'daki bir silah satış mağazasından yasal yollarla birden fazla silah satın aldığını ve bunları ebeveynlerinin Torrance'daki evinde onların haberi olmadan sakladığını anlattı. Aynı yetkiliye göre kız kardeş, kardeşini radikal açıklamalar yapmaya eğilimli biri olarak tanımladı.

Associated Press (AP) haber ajansına göre Allen’in mesajları bin kelimeyi aşıyor ve son derece kişisel, dağınık bir yazı izlenimi veriyor. Neredeyse şok edici biçimde ‘Herkese merhaba!’ ifadesiyle başlayan mesajlar, aile üyelerine, iş arkadaşlarına ve hatta şiddet olaylarına karışabileceğinden endişelendiği yabancılara yönelik özürlerle devam ediyor. Mesajlarda itiraf, şikayet ve veda gibi öğelere değiniliyor. Allen, saldırıyı açıklamaya çalışırken hayatındaki kişilere teşekkür ediyor.

Mesajların bir kısmında siyasi öfke, dini gerekçeler ve hayali eleştirmenlere yanıtlar arasında gidip geliyordu. Allen ayrıca Washington Hilton Oteli'nin güvenliğini alaycı bir dille eleştirerek gevşek olarak nitelendirdiği önlemlerle dalga geçiyor ve silahlarıyla fark edilmeden otele girebilmesi karşısında duyduğu şaşkınlığı dile getiriyor.

Şüpheliyle örtüştüğü değerlendirilen sosyal medya paylaşımları ise onun yükseköğretimde görev yapan bir öğretmen ve amatör bir video oyunu geliştiricisi olduğuna işaret ediyor.


Pakistan'daki sürecin tıkanmasının ardından ateşkes tehlikeye girdi

Sultan Heysem bin Tarık, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi kabul etti (ONA)
Sultan Heysem bin Tarık, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi kabul etti (ONA)
TT

Pakistan'daki sürecin tıkanmasının ardından ateşkes tehlikeye girdi

Sultan Heysem bin Tarık, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi kabul etti (ONA)
Sultan Heysem bin Tarık, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'yi kabul etti (ONA)

ABD/İsrail-İran savaşında varılan geçici ateşkes, dün yeni bir sınavla karşı karşıya kaldı. Pakistan müzakerelerinin çıkmaza girmesiyle birlikte ABD Başkanı Donald Trump, Tahran üzerindeki baskısını artırarak petrol depolamasının ‘saatli bomba’ olarak nitelediği tehlikesine dikkati çekti ve ‘İran’a karşı zafer’ konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, Amerikan ablukası altındaki İran limanlarından sevkiyatların durmasının ardından petrol birikimi ve sınırlı depolama kapasitesi nedeniyle İran'ın petrol boru hatlarının patlama tehlikesiyle karşı karşıya kalmasına yaklaşık 3 gün kaldığını söyledi. Tahran'ın ‘baskı altında’ olduğunu belirten Trump, müzakere etmek istiyorsa güvenli hatlar aracılığıyla Washington'la iletişime geçmesi gerektiğini vurguladı.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Maskat'ta Sultan Heysem bin Tarık ile Hürmüz Boğazı'na dair yapılan görüşmelerin ardından İslamabad'a döndü. İran medyası, Arakçi'nin Pakistan aracılığıyla Washington'a nükleer dosya ve boğaza ilişkin ‘kırmızı çizgiler’ konusunda mesajlar ilettiğini bildirdi.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, bir telefon görüşmesinde Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif'e Tahran'ın tehdit ya da abluka altında ‘dayatılan müzakerelere’ girmeyeceğini bildirdi. Pezeşkiyan, bir uzlaşı zemini oluşturulmadan önce İran limanlarına uygulanan abluka da dahil olmak üzere tüm engellerin kaldırılmasını istedi.

Öte yandan Tahran'da görüş ayrılıkları derinleşti. İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik Komisyonu Sözcüsü İbrahim Rızai, Pakistan'ın rolünü eleştirerek ülkenin ‘iyi bir dost ve komşu’ olduğunu, ancak ‘uygun bir arabulucu olmadığını ve Amerikalıların isteğine aykırı bir şey söylemediğini’ vurguladı. Rızai, herhangi bir arabulucunun tarafsız olması gerektiğini de dile getirdi. Öte yandan Meclis Başkan Yardımcısı Ali Nikzad, Dini Lider (Rehber) Mucteba Hamaney'in emirlerine doğrultusunda Hürmüz Boğazı'nın önceki haline döndürmeyeceklerini açıkladı.