İnsansız hava araçları küresel politikanın istikrarını sarsıyor: Türk İHA'ları Libya'daki askeri tıkanıklığı da çözmede belirleyici bir rol oynadı

Basit yapıdaki araçlar çatışmaları cazip ve masrafsız hale getiriyor.

Nevada’daki Creech Hava Kuvvetleri Üssü'nde, ABD’ye ait bir İHA’nın Mayıs 2016’daki görüntüsü. (Josh Smith/Reuters)
Nevada’daki Creech Hava Kuvvetleri Üssü'nde, ABD’ye ait bir İHA’nın Mayıs 2016’daki görüntüsü. (Josh Smith/Reuters)
TT

İnsansız hava araçları küresel politikanın istikrarını sarsıyor: Türk İHA'ları Libya'daki askeri tıkanıklığı da çözmede belirleyici bir rol oynadı

Nevada’daki Creech Hava Kuvvetleri Üssü'nde, ABD’ye ait bir İHA’nın Mayıs 2016’daki görüntüsü. (Josh Smith/Reuters)
Nevada’daki Creech Hava Kuvvetleri Üssü'nde, ABD’ye ait bir İHA’nın Mayıs 2016’daki görüntüsü. (Josh Smith/Reuters)

Jason Lill
Dünya, İnsansız Hava Araçları (İHA/drone) savaşları çağına girdi. Son beş yılda devletler arasında çıkan dört büyük savaşta -Libya, Dağlık Karabağ, Suriye ve Ukrayna- Silahlı İnsansız Hava Araçları (SİHA) baskın ve belki de belirleyici bir rol oynadı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan çevirdiği habere göre İHA ile ilgili tartışmalarda halen bu araçların Taliban gibi devlet dışı gruplara karşı kullanımına veya ABD ile Çin gibi eşdeğer rakipler arasındaki savaşlardaki potansiyel rollerine odaklanılıyor.
Söz konusu tartışmalar birçok araştırmacının, İHA’ların kısıtlı kullanımı veya devletler arası savaşlarda uygunlukları açısından çok karmaşık ve tehlikeye açık olduğu sonucuna varmasına neden oldu. Bazı gözlemciler, İHA’ların uluslararası istikrarı bile güçlendirebileceğini savunuyor: Nitekim pilotlu bir uçak yerine bir SİHA düşürülürse, ülkelerin tansiyonu yükseltme olasılığı azalabilir.
Ancak gittikçe artan kanıtlar daha endişe verici bir eğilime işaret ediyor. Nitekim ucuz, öldürücü olmayan İHA'lar, bunları zırhlar ve toplar ile birlikte kullanan ordulara gerçek avantajlar sağlıyor. SİHA'ların boy gösterdiği son dört çatışma, mütevazı araçların bile askeri zaferler elde etmeye ve jeopolitiği (dengeleri) yeniden şekillendirmeye yardımcı olabileceğini ortaya koydu. SİHA’ların daha fazla ülkenin cephaneliğine katılmasıyla (2015'te sekiz ülke varken bugün sayıları 20'ye çıkmış durumda) yeni aktörler, bu araçların toprakları ele geçirmek veya eski, donmuş çatışmaları (silahların sustuğu, ancak barışın sağlanamadığı bir çatışma) alevlendirmek için sundukları fırsatları değerlendirmeye hazırlanıyorlar. Bu yüzden hükümetlerin ve analistlerin, söz konusu silahların devletler arası şiddet riskini artırmada oynayabileceği rolü yeniden değerlendirmesi gerekiyor.

Tek kullanımlık filo
Bilim adamları uzun zamandır saldırı silahlarının istikrarı sarstığını savunuyorlar. Çünkü bu tür silahlar, potansiyel hedefleri arasında güvenlik konusunda endişe uyandırırken hücum maliyetlerini de düşürmüş oluyor. Aslında SİHA’lar bu fikri daha da ileri götürüyor. İHA’lar pilotlu uçaklardan çok daha az maliyetli. Ordular, askerlerini kaybetme korkusu duymadan bu araçları tehlikelerle dolu görevlere gönderebiliyorlar. Ayrıca İHA’lar ucuz olduğu için ülkeler bunlardan, düşmanlarının savunma güçlerini hızla köşeye sıkıştırmaya yetecek kadar çok sayıda satın alabilir. Son savaşlarda ordular onlarca İHA kullandılar. Bu orduların, gelecekte çıkabilecek savaşlarda düşman güçlerini karşılık vermeye fırsat bulamadan yok etmek veya zayıflatmak için on binlerce değilse de binlerce İHA konuşlandırmaları olası gözüküyor.
Dolayısıyla ucuz SİHA’lardan vazgeçmektense bunları kullanmayı sürdürmek ağır basıyor. Askeri güçler, ellerinde belirli hedefleri yok etmek için yeterli sayıda olduğu sürece bu İHA’lardan çok sayıda kaybetmeyi göze alabilir. Her İHA kendi başına savunmasız olsa d bunları toplu halde konuşlandırmak güvende olmalarını sağlar. Bu şekilde toplanmaları, en güçlü savunma güçlerini bile yerle bir edebilir.
Gözlemciler, Azerbaycan'ın yakın zamanda 1940'lardan kalma uzaktan çalıştırılabilen An-2 çift kanatlı uçakları kullandığı Dağlık Karabağ'da izlenen bu taktiği incelediler. Uçaklar Ermenilerin radar operatörlerini, sistemlerini açmaları için oltaya getirdi. Böylece Ermenilerin uçaklarının yerleri belli oldu ve Azeri pilotlar, İsrail yapımı Harop uçaklarıyla düşman uçaklarını uzaktan imha etmeyi başardı. Bu sırada Azerbaycan 11 An-2 uçağını kaybetse de yapılan strateji Ermenistan'ın hava savunmasında delikler açılmasını sağladı.

“Hükümetlerin, bu silahların devletler arası şiddet riskini artırmada oynayabileceği rolü yeniden düşünmesi gerekiyor.”

Son çatışmalardan elde edilen ilk gözlemler, basit SİHA’ların aslında ilk başlarda düşünüldüğünden daha dayanıklı olabileceklerini gösteriyor. S-300 ve kısa menzilli Pantsir gibi gelişmiş Rus hava savunma sistemleri, Libya, Dağlık Karabağ ve Suriye'de beklenmedik derecede zayıf olduklarını kanıtladılar. Nitekim SİHA’lar her durumda, daha büyük ve pilotlu uçaklarla mücadele etmek için inşa edilmiş eski sistemlerdeki kapsama boşluklarından yararlanarak radarlardan kaçmayı başardılar. Bu SİHA’lar Libya ve Suriye'de bazı Rus yapımı Pantsir'leri ve Ermenistan'daki eski hava savunma sistemlerini alt etmeyi başardılar.
Uzun süredir devam eden jeopolitik tıkanıklıkları açmaya çalışan devletler için nispeten ucuz, tek kullanımlık SİHA’ların öne çıkışı cazip bir fırsat sunuyor. Zira bu tür araçlar, devletlerin başkalarının topraklarını hızla ele geçirmesine, çok kısa bir sürede düşmanlarını yenmelerine ve gelecekte daha büyük yaptırımlarla onları tehdit etmelerine yardımcı olabilir.

Çığır açan araçlar
İHA’lar gerçek savaş alanlarında dengeleri değiştirmeyi başardıkları için gittikçe daha cezbedici bir hal almaya başladılar. Örneğin Türkiye, İHA’ları belli bir etki yaratmak için kullandı. Geçtiğimiz şubat ayında Suriye'nin kuzeyinde, İdlib kentinin yakınlarındaki 36 Türk askeri Suriye’nin yaptığı hava saldırısında hedef alındı. Ankara da buna misilleme olarak TB2 İHA’larını kullanarak onlarca tankı, hava savunmasını ve zırhlı aracı imha etti. Bunun sonucunda yüzlerce hatta muhtemelen binlerce Suriye askeri öldürüldü. Rusya, eli kolu bağlı olan Suriye adına ateşkes istedi. Türk TB2 İHA’ları, Barış Fırtınası Operasyonu sırasında Libya'daki askeri tıkanıklığı da çözmede belirleyici bir rol oynadı. TB2 İHA’larının ve kara kuvvetlerinin ortak gücü, Libya Ulusal Ordusu (LUO) güçlerini Trablus’un ve Tarhuna'daki kalelerinin dışına püskürtmeyi başardı.
Ancak SİHA’lar tek başına çalışmadı. İnsansız çalışan sistemler, topçu ve uzun menzilli füzeler gibi geleneksel ekipmanlarla birlikte çalıştıkları veya taşınabilen kara birliklerini destekledikleri için güç seviyesini artırıp iki katına çıkarma konusunda daha etkili görülüyor. Örneğin Azerbaycan, İHA’larını Ermenilerin savunma mevzilerini açığa çıkarıp ardından topçu ve roketatarlardan dolaylı ateşi yönlendirmek için kullandı. Öyleyse İHA’ların artık geleneksel hava gücünün yerini alabileceğini ve bu ve diğer platformları daha öldürücü hale getirebileceğini söyleyebiliriz. Esasen İHA’ların savaş alanındaki varlıkları, neredeyse her karar alma düzeyinde hedeflenen tarafın hesaplarını değiştirir.

“SİHA’lara yatırım yapan ülkeler, bölgesel çatışmaları yeniden başlatmak için güçlü bir teşvikle karşı karşıya.”

Düşmanlarının İHA kullandığını bilen ordular, hava tehdidine karşı korunmak için davranışlarını değiştirmek zorunda kalıyorlar. Genellikle hem Libya'da hem de Dağlık Karabağ'da hareket eden zırhlı araçlar, havadan görünme derecelerini azaltıp kamufle olmak için tahkim edilmiş yerlerde saklanıyordu. Bu güçler savunma pozisyonlarını terk edemedikleri için saldırıları koordine edemedi. Böylece düşmanlarının ilerlemelerini engelleyemediler. LUO ve Ermeni kuvvetleri, savunmasız teşkilatlarını hava savunma sistemleriyle daha iyi bir şekilde entegre ederek koruyabilirlerdi. Ancak bunu, bu sistemlerin kapsamı ve kullanılabilirlik düzeyi tarafından kısıtlanmaları pahasına gerçekleştirebilirlerdi. Buna ilaveten, sözde güvenli olan arka bölgelerde aniden ortaya çıkan SİHA tehdidi, rezervlerin ve ekipmanların hareketini zorlaştırıyor.
Kısacası, İHA’lar modern savaş taktik tahtasını gerçek zamanlı olarak revize ediyor. Günümüzde nispeten basit araçlar bile bölgesel çatışmalarda güç dengelerini değiştirecek kadar ölümcül ve dayanıklı. Şaşırtıcı derecede sınırlı yetenekleri ile birlikte İHA’lar, devletlerin savaş meydanında yeni fırsatlar yakalamasına yardımcı olabiliyor.

Saldırı başı çekiyor
SİHA’lar yenilmez değil. Aslında elektronik sinyal karıştırmaya karşı savunmasız, hava üslerine bağlı ve genellikle kötü hava koşulları nedeniyle kalkış yapamayan sınırlı, hatta ilkel cihazlardır. Sadece orta yükte sevkiyatlar yapabilen TB2 tip İHA’lar, yer kontrol istasyonlarından veya yineleyici istasyonlardan sadece 93 mil uzağa gidebildikleri için kısa bir menzile sahipler. Azerbaycan'ın tüm başarılarına rağmen, Ermenistan’ın yerden açtığı ateşler sonucu çok sayıda TB2 kaybedildi. Aynısı Libya'da Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) oldu.
Analistler, SİHA’ların etkilerini abartma eğilimine direnmeli. Çünkü bu araçlar, çatışmaya sebep olmaktan daha çok bunun mümkün kılıyor ve fırsatlar yaratıyor. Bununla birlikte gözlemciler, İHA’ların istikrarsızlaştırıcı potansiyelini de gözardı etmemeli. Nitekim basit İHA’lar, devletlerin uzun süredir devam eden çıkmazlardan kurtulmalarına yardımcı oldu. Ticari sektördeki hızlı yeniliklerle donatılan geleceğin SİHA’ları, muhtemelen daha da etkili olacak. Zira Türkiye, sadece dört hafta önce Dağlık Karabağ'da kullanılan TB2'lerin menzilini genişletmek için şimdiden çalışmalara başladı. Uçak başına düşen üretim maliyetlerinin düşmesiyle birlikte seri üretilen İHA’lar yakın bir zamanda düşmanın savunma güçlerini köşeye sıkıştırabilecek. İleride bireysel güçlere sahip İHA’lar, savaş meydanında düşmanın zayıf noktalarından yararlanmak için avcı-imha ekipleri oluşturmak üzere bir araya gelebilir. Makul fiyatlı ulaşılabilir bu gibi teknolojilerin varlığıyla liderler, özellikle kurdukları üstünlüklerin geçici olduğunu düşünüyorlarsa donmuş savaşları yeniden alevlendirme ve hatta yenilerini çıkarma cazibesine direnmekte zorlanabilirler.
Şimdiden bazı ülkeler İHA’ları engelleyen sistemlere yatırım yapmaya başladı. Ancak bu teknolojiler henüz emekleme aşamasında. Zira savunma arayı kapatmaya çalışırken, hücüm neredeyse hedefine ulaşmış oluyor. En azından yakın bir zaman için kısa menzilli ve düşük seviyeli hava savunma sistemlerindeki boşlukları kapatmak zor olacak. Ayrıca saldırı teknolojisi daha ucuz: Rus yapımı S-400 Triumpf füze savunma sistemi 300 milyon dolar ve Pantsir sistemi ise yaklaşık 14 milyon dolar ediyor. Buna karşılık bir TB2’nin fiyatı sadece 5 milyon dolar. Dağlık Karabağ'da kullanılan ve arkasında yıkıcı bir etki bırakan MAM-L füzesinin fiyatının ise sadece 100 bin dolar olduğu belirtiliyor. Dikkat edilmesi gereken husus şu ki, eski ve pahalı savunma sistemlerine güvenen ülkeler, kendilerini ordularını koruyamaz veya savaş zamanında kayıplarını telafi edemez bir halde bulabilir. Nitekim savunma sistemleri İHA tabanlı karşı önlemlere geçinceye kadar, bu külfetli sistemlerin koruyuculuğunu sürdürememesi muhtemel.
SİHA’lara yatırım yapan ülkeler, yatışmış bölgesel çatışmaları yeniden körüklemek veya donma noktasına ulaşmış çatışmalarda yeni ganimetler aramak için güçlü bir dürtü ile karşı karşıya kalacaklar. Ürkütücü bir şekilde, SİHA’ları olacağı tahmin edilen bir sonraki 10 ülkeden dokuzu, uzun süredir devam eden bölgesel çatışmalarda veya iç savaşlarda saplanıp kaldı. Uluslararası sistem yakında SİHA’ların yaygınlaşmasının körükleyeceği yeni bir çatışma turuyla karşı karşıya kalabilir.

Jason Lyall: Dartmouth Koleji'nde James Wright Ulusötesi Çalışmalar Merkezi Başkanı ve “Bölünmüş Ordular: Modern Savaşta Eşitsizlik ve Savaş Meydanı Performansı” (Divided Armies: Inequality and Battlefield Performance in Modern War) adlı kitabın yazarı.

*Bu makale Foreign Affairs dergisinin Aralık 2020 sayısında yayınlandı ve Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.

 
 


Moskova ve Pyongyang ilişkilerdeki soğumayı nasıl aştı?

Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)
Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)
TT

Moskova ve Pyongyang ilişkilerdeki soğumayı nasıl aştı?

Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)
Fotoğraf: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da düzenlenen bir resepsiyonda, 19 Haziran 2024 (AFP)

Anton Mardasov

7 Eylül'de Rusya ve Kuzey Kore, iki ülke tarihinde ilk kez komşular arasında düzenli bir kara bağlantı hattı sunacak köprünün açılışını yaptılar. Tumen Nehri üzerinde inşa edilen köprü, Rusya'nın Primorsky Krayı’ndaki Khasan kasabasını Kuzey Kore'nin Tumangan kasabasına bağlıyor.

1950'lerde nehir üzerinde zaman zaman geçici ahşap köprüler inşa edildi, ancak 1959'dan beri iki ülke arasındaki tek bağlantı hattı bir demiryolu köprüsü olan Dostluk Köprüsü oldu. Köprü, Japonya'ya karşı savaşta yer alan ve Kuzey Kore'nin “Emek Kahramanı” onur unvanına layık görülen Kızıl Ordu teğmeni Yakov Novichenko'nun adını taşıyor.

Novichenko, Kuzey Kore'de özel bir yere sahip. 1946'da Cumhuriyetin kurucusu Kim Il-Sung’u bir suikast girişiminden kurtarmış ve bu arada ağır yaralanarak bir kolunu kaybetmişti. Bir halk mitingi sırasında, Kim Il-Sung'un oturduğu platforma atılan el bombasının üzerine atlayarak, patlamaya karşı kendi bedenini siper etmişti.

Yeni köprü, Kuzey Kore'ye Avrasya ulaşım ağına karadan erişim imkânı sağlıyor. Açılışının Rusya ve Kuzey Kore arasında yük trafiğinde hemen ve önemli bir artışa neden olması beklenmese de yeni rota, ulaşım rotalarının ve lojistiğin kademeli olarak çeşitlendirilmesinin önünü açıyor.

Tumen Nehri üzerine bir kara köprüsü inşa edilmesiyle ilgili istişareler, 1990'lardan beri devam ediyordu ve nihai karar, Vladimir Putin'in 2024'teki Kuzey Kore ziyaretinde alındı. Aynı ziyaret sırasında, iki taraf ciddi tartışmalara neden olan kapsamlı bir stratejik ortaklık anlaşması imzaladı. Anlaşmanın gizli maddelerinden biri, Kuzey Kore özel kuvvetlerinin Rusya'nın Kursk bölgesinde Ukrayna güçlerine karşı savaşa katılmasını içeriyordu.

Anlaşmadan sonraki gerçeklik

2020'lerin başlarına kadar ikili ilişkiler ciddi zorluklarla karşılaştı ve genellikle sınırlı siyasi ve ekonomik içeriğe sahip yüzeysel dostane temaslarla sınırlı kaldı. Rusya, Batı ülkeleriyle birlikte, nükleer silah geliştirme ile ilgili olanlar da dahil olmak üzere Kuzey Kore'yi kınayan kararları destekledi.

Pyongyang'da bu, Sovyet döneminde geçerli olan ilişki modelinden Rusya'nın geri çekilmesi olarak görüldü. Pyongyang'ın 2014'te Kırım'ı Rusya'nın bir parçası olarak tanıması gibi önemli sembolik adımlar bile pratik kazanımlar sağlamadı.

Askeri iş birliğinin genişletilmesinin temelleri 2022 yılında şekillenmeye başladı. Rusya'nın Batı ile ilişkilerinin bozulması ve ABD, Güney Kore ve Japonya'nın askeri iş birliğini güçlendirme çabalarının yoğunlaşmasıyla birlikte, Rus liderliği Batı güvenlik kavramlarının artık geçerli olmadığı sonucuna vardı ve Kuzey Kore'ye karşı daha bağımsız bir politika izlemeye yöneldi.

Bu değişim, Rusya'nın füze denemelerinin ardından Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımları sıkılaştırmayı amaçlayan ABD tarafından hazırlanan kararlara karşı veto hakkını kullanması, Pyongyang’a yönelik yaptırımları denetleyen BM Uzmanlar Paneli'nin görev süresinin uzatılmasını engellemesi, ayrıca Kore Yarımadası ile ilgili konularda Rusya'nın resmi söylemindeki değişiklikle açıkça görüldü.

Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması, önceki ilişkilerin doğasını temelden değiştirdi. Anlaşmanın imzalanmasından bu yana Rusya, Kuzey Kore için Çin'in yanı sıra fiilen kalıcı ve öncelikli bir ortak haline geldi.

vgh
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un, Pyongyang'da iş birliği anlaşmasını imzaladıktan sonra, 19 Haziran 2024 (AFP)

Yeni anlaşmanın metni, Rusya'nın İran ile imzaladığı anlaşmadan açıkça farklı olduğunu ortaya koyuyor. Zira anlaşmaya göre, Rusya veya Kuzey Kore'ye yönelik bir saldırı durumunda, iki tarafın karşılıklı askeri yardım sağlamak için pratik önlemleri koordine etmeleri gerekiyor. Buna karşılık Rusya-İran anlaşması, yalnızca iki taraftan birine saldıran bir devlete askeri veya başka bir yardım sağlamama konusunda “esnek” bir taahhüt öngörüyor.

Rus bir diplomatik kaynak, Rusya ile Kuzey Kore arasındaki anlaşmanın kesin olarak tanımlanmış bir askeri-siyasi karaktere sahip olduğunu, İran ile yapılan anlaşmanın ise savunma yönünün otomatik olarak çatışmaya dahil olmayı gerektirmediği derin ve çok yönlü bir ortaklığa dayandığını söyledi.

Diplomat şunu da belirtti: “Kuzey Kore ile yapılan anlaşma askeri-siyasi bir bloğa ve doğrudan teknoloji ve kaynak alışverişine yönelirken, Rusya-İran anlaşması öncelikle ekonomik bir temele dayanıyor.”

Buna rağmen Rusya ve Kuzey Kore, ilişkilerini askeri ittifak olarak tanımlamaktan kaçınıyor. Keza antlaşmanın 4. Maddesi uyarınca tam yardım sağlanması, ancak resmi bir savaş ilanı üzerine zorunlu hale geliyor.

Kuzey Kore askerlerinin Kursk bölgesine gönderilmesi kararı, Pyongyang için özellikle anlamlı bir adımdı; zira bu türden son Kuzey Kore müdahalesi, ABD'ye karşı Vietnam Savaşı sırasında gerçekleşmişti.

Rusya'ya gelince, Kuzey Koreliler, yarımadanın kuzey kısmını Japonlardan kurtaranın Kızıl Ordu olduğunu ve Sovyetler Birliği ile Çin Halk Cumhuriyeti'nin daha sonra ABD ve müttefiklerine karşı Kore Savaşı sırasında Kuzey Kore'ye destek verdiğini hatırlıyorlar.

Kuzey Kore, Rusya'ya çeşitli askeri imkanlarla destek vermeye devam ediyor. Top mermileri ve itici barutların yanı sıra kendisine KN-23 füzeleri de temin ediyor. Medya tarafından aktarılan Güney Kore istihbarat tahminlerine göre, Pyongyang Temmuz 2025'e kadar Rusya'ya yaklaşık 12 milyon mermi sevk etti; bu da Rus topçularının cephelerde kullandığı mühimmatın önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Rusya ve Kuzey Kore arasındaki ticaret, yeni lojistik yolların kurulmasıyla yeniden eski canlılığına kavuşmaya başladı

Yine yayımlanan haberlere göre Rusya, Ağustos 2025 ile Şubat 2026 arasında Kuzey Kore'den yaklaşık 60 bin ton patlayıcı madde ithal etti. Bu tedarikler, Moskova'nın mühimmat stoklarını yenilemesine, Rus fabrikaları üzerindeki ciddi baskının gölgesinde madencilik sektörüne patlayıcı madde tedarik etmesine imkan tanıdı.

Rus kuvvetleri ayrıca, Sovyet dönemi topçu namlularında yaşanan eksikliği telafi etmek için Kuzey Kore'den tedarik edilen, alışılmadık kalibreli topçu sistemlerini kullanıyor.

Newsweek'in aktardığı, Güney Koreli bir araştırma merkezi olan Kore Savunma Analizleri Enstitüsü'nün (KIDA) tahminlerine göre Kuzey Kore, Rusya'ya mühimmat tedarik ederek, binlerce asker göndererek ve teknik destek sağlayarak 20 milyar dolardan fazla gelir elde etti. Bunun karşılığında, enstitünün verileri, Pyongyang'ın askeri yeteneklerini güçlendiren gelişmiş teknolojiler ve silahlar edindiğini gösteriyor.

Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması'na pratik bir içerik kazandırarak Rusya, Güney Kore'ye Ukrayna'ya silah tedarikini hoş karşılamayacağına dair açık bir sinyal de göndermiş oldu. Medyada yer alan haberler, Güney Kore'nin 2023 yılında Kiev'e yüz binlerce 155 mm'lik top mermisi gönderdiğini ve o dönemde Ukrayna'nın en büyük top mühimmatı tedarikçisi olduğunu ifade etmişti.

cdvfghy
Kuzey Kore ile Rusya'yı birbirine bağlayan ve Kuzey Kore'nin Rason şehri ile Rusya'nın Khasan şehri arasındaki Tumen Nehri üzerinde yapılan ilk kara köprüsünün açılış töreninden, 7 Eylül 2026 (Reuters)

Görünen o ki Rusya'nın mesajı Seul'de karşılıksız kalmadı. Ağustos 2026'da Güney Kore'nin Yonhap Haber Ajansı, Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına atıfta bulunarak, Güney Kore'nin hâlâ Ukrayna'ya silah tedarik etmekten kaçındığını bildirdi.

Ukrayna'daki savaş, Moskova ve Pyongyang arasındaki yakınlaşmanın tek nedeni olarak görülemez. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Kuzey Kore ile iş birliğinin derinleştirilmesi, Rusya açısından diğer stratejik çıkarlara da hizmet ediyor. Rusya’nın Asya ülkeleriyle bağlarını güçlendirmesi ve ekonomik ve siyasi girişimlerinin giderek artan bir bölümünü Batı'dan Doğu'ya yönlendirmesiyle birlikte, Pyongyang ile ortaklığı daha da önem kazanıyor.

Çin, uzun zamandır Rusya'nın Asyalı ortakları ağında baskın konumda bulunuyor ve bu da doğuya yönelme stratejisini daha dengesiz hale getirdi.

Buna ilave olarak, Pekin'in nüfuz alanı olarak gördüğü bölgeye girmekten Rusya’nın kaçınması, Kuzey Kore ile geniş çaplı askeri iş birliğini yeniden başlatma konusunda da uzun süre bir engel teşkil etti. Rusya'nın Asya meseleleri konusunda önde gelen askeri uzmanlarından Vasily Kashin, Rusya-Çin anlaşmaları ve nüfuz alanlarının paylaşılması sonucunda Rusya ile Kuzey Kore arasında askeri bir ittifakın mümkün hale geldiğini düşünüyor.

Kashin, “Çin'in hâlâ kaybedeceği bir şeyler var. Aynı düzeyde yaptırım baskısı altında değil ve Güney Kore ve Japonya ile aktif diplomasisi devam ediyor. Rusya ise Seul ile bazı temaslarını sürdürürken, Kuzey Kore ile ortaklık kurmada kendisine daha fazla özgür olma imkânı tanıyabilir” dedi.

Askeri iş birliğinin hakimiyeti altında

Rusya ve Kuzey Kore arasındaki ticaret, yeni lojistik rotaların kurulmasıyla birlikte bir ivme kazanmaya başladı. Ancak Pyongyang ile ticaretin, ülkenin komünist ekonomik modeli içindeki ödeme mekanizmaları ve ticari iletişimle bağlantılı kendine özgü özellikleri bulunuyor.

Rusya ve Kuzey Kore'nin bu ortaklıktan elde edecekleri kazanımları en üst düzeye çıkarmaya çalışacakları açıktır. İki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açılıyor olabilir

 Bu nedenle, Rusya-Kuzey Kore ilişkilerinde büyük bir ekonomik atılım olasılığı düşük. Zira iki ekonomi yalnızca kısmen birbirine entegre. Uzman Andrei Lankov'un belirttiği gibi, Kuzey Kore'nin küresel pazarlarda rekabet avantajına sahip olduğu mallar Kremlin'in ilgisini çekmiyor.

Sibirya'daki dev doğal kaynak zenginliği sebebiyle Rusya'nın Kuzey Kore kömürü veya ham maddelerinin alıcısı olması pek olası değil. Ayrıca, Çin pazarındaki başarısına rağmen, deniz ürünleri Rus tüketicilerin ilgisini pek çekmiyor.

Öte yandan, Kuzey Koreli şirketler, Rus tedarikçilerinin ürünleri için beklediği fiyatları ödeme kapasitesine sahip değil. Ama Pyongyang hükümeti, savunma sanayilerinin ihtiyaç duydukları başta olmak üzere, temel mallar için kesinlikle fon ayırabilir. Ancak, Kuzey Kore’nin döviz ile büyük ölçekte Rus ürünleri alımları yapması beklentisi gerçekçi olmaktan uzaktır.

dfghy
7 Eylül 2026'daki açılış töreninde, Kuzey Kore kamyonları Tumen Nehri üzerinde Rusya ve Kuzey Kore arasındaki yeni kara köprüsünden geçerken Rus bayrakları rüzgârda dalgalanıyor (AFP)

Rusya'nın Kuzey Kore'ye ana ihracatı, un, şeker ve ayçiçek yağı da dahil olmak üzere gıda maddeleri ve ham maddelerden oluşuyor.

Bununla birlikte, iki ülkenin ekonomilerinin birbirini tamamladığı belirli alanlar da var. Bu alanlardan en öne çıkanlarından biri, işgücü sıkıntısı çeken Rus bölgelerinde Kuzey Kore vatandaşlarının geçici olarak istihdam edilmesidir; bu, ikili ekonomik iş birliğinin en hızlı büyüyen alanlarından biridir.

İki ülke arasındaki ilişkiler yalnızca çıkarları ve niyetleriyle belirlenmediği, aynı zamanda bir dizi dış faktörden de etkilendiği için bu yeni ittifakın uzun vadede kalıcı olup olmayacağı henüz belli değil.

Ancak, Rusya ve Kuzey Kore'nin bu ortaklıktan elde edecekleri kazanımları en üst düzeye çıkarmaya çalışacakları açıktır. İki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açılıyor olabilir ve bu, Moskova ve Pyongyang'ın konumlarını güçlendirebilir, bölgedeki güç dengesinin yeniden şekillenmesine katkıda bulunabilir.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


Senato için yarışan iki Cumhuriyetçi aday, İran savaşının hızla sona erdirilmesini istedi

Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)
Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)
TT

Senato için yarışan iki Cumhuriyetçi aday, İran savaşının hızla sona erdirilmesini istedi

Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)
Michigan’da Demokrat aday Abdul el-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers (Reuters)

ABD Senatosu’ndaki iki sandalye için çekişmeli yarışlara giren iki Cumhuriyetçi aday, dün İran savaşının bir an önce sona erdirilmesi çağrısında bulundu. Bu açıklamalar, yakıt fiyatlarının yükselmesine ve özellikle motorin fiyatlarının rekor seviyelere çıkmasına yol açan savaş konusunda, koltuklarını kaybetme riski taşıyan adayların Başkan Donald Trump’tan uzaklaşmaya çalıştığının son işareti oldu.

Michigan’da Demokrat aday Abdul El-Sayed’e karşı çekişmeli bir yarış yürüten Mike Rogers ile Iowa’da Demokrat Josh Tork’a karşı yakın bir yarışın içinde olan Ashley Hinson, daha önce Trump’ın Tahran’a saldırı düzenleme yetkisini desteklemiş olmalarına rağmen, dün İran konusunda daha yatıştırıcı bir söylem benimsedi.

Bu değişim, halen Temsilciler Meclisi’nde görev yapan Hinson açısından özellikle dikkat çekiciydi. Hinson, Trump’ın savaşı sürdürme yetkisini sınırlandırmayı amaçlayan Meclis girişimlerine altı kez karşı oy kullandı; bunlardan biri geçen hafta yapılan oylamaydı.

Hinson sosyal medyada yaptığı paylaşımda, “Iowalılar ekonomik baskı altında ve İran’daki savaşın maliyetini akaryakıt istasyonlarında ya da marketlerde ödemek zorunda kalmamalı” ifadelerini kullandı. Hinson, benzin vergilerinin askıya alınması, motorin ihracatının geçici olarak durdurulması ve başka önlemlerin alınmasının yanı sıra savaşın “başarıyla ve derhal” sona erdirilmesi çağrısında bulundu.

Bu açıklamalar, yaklaşık yedi aydır devam eden çatışmanın kasım ayında yapılacak ara seçimler öncesinde siyasi bir yüke dönüşmesinden endişe eden ve koltuklarını kaybetme riski bulunan bazı Cumhuriyetçi adayların artan kaygısını gösteriyor. Ara seçimler, Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi ve Senato’daki kritik çoğunluklarını koruyup koruyamayacağını belirleyecek.

Enflasyonun yükselmeye devam ettiği bir dönemde Amerikalıların Trump’ın hem ekonomiyle hem de İran savaşıyla ilgili politikalarına yönelik memnuniyetsizliği de arttı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Reuters/Ipsos tarafından gerçekleştirilen ve sonuçları dün yayımlanan son ankete göre Trump’ın görev onayı yüzde 32’ye gerileyerek, siyasi kariyerindeki en düşük seviyeye indi.


Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu’na gitmeden önce İran’ın tutumlarını savunacağına söz verdi

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)
TT

Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu’na gitmeden önce İran’ın tutumlarını savunacağına söz verdi

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a hareket etti. (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’na katılmak üzere bugün New York’a hareket ederken, ABD ile savaşın ortasında yapılacak toplantılarda ülkesinin tutumlarını kararlılıkla savunacağı taahhüdünde bulundu.

İran devlet televizyonunun Pezeşkiyan’ın ülkeden ayrılmadan önce yaptığı açıklamalardan aktardığına göre Pezeşkiyan, “Savaştan başımız dik çıktık. Bu hepimiz için bir onur ve gurur kaynağıdır. Bu nedenle uluslararası platformlarda tutumlarımızı kararlılıkla savunacağız” dedi.

Pezeşkiyan, “Bu fırsatı, İran’ın içinde bulunduğu zor durumu uluslararası toplumun dikkatine mümkün olan en iyi şekilde sunmak için kullanacağız. Muhaliflerimize, İran halkının tüm bu haksızlıklara rağmen direnişini sürdürdüğünü vurgulayacağız” ifadelerini kullandı.

Pezeşkiyan, şubat ayında İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarıyla Ortadoğu’da savaşın başlamasından bu yana ABD’ye giden en üst düzey İranlı yetkili konumunda. Pezeşkiyan’ın yarın BM Genel Kurulu’na hitap etmesi bekleniyor.

ABD, İran heyetinin bir bölümünün BM toplantılarına katılmasına izin verirken, Dışişleri Bakanlığı’na göre heyet üyelerine geçen yıl uygulananlara benzer kısıtlamalar getirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de ülkesinin BM Genel Kurulu toplantılarına katılacak diplomatik heyetine başkanlık etmek üzere dün New York’a ulaştı. Bu bilgi İran Dışişleri Bakanlığı tarafından açıklandı.

İran devlet televizyonu, Arakçi’nin New York’a ulaşmasının ardından BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini ve görüşmede Genel Kurul gündemine ilişkin görüş alışverişinde bulunulduğunu bildirdi.

İran medyası Arakçi’nin, “En önemli hedefimiz, İran halkının meşru haklarını ve çıkarlarını savunmak için bu büyük uluslararası platformdan yararlanmaktır” dediğini aktardı.

Stratejik Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ise Tahran ile Washington arasındaki anlaşmazlığın merkezindeki konulardan biri olmaya devam ediyor.

İran, ABD ve İsrail’in savaşı başlatmasından bu yana Hürmüz Boğazı’nı büyük ölçüde kapalı tutuyor. Savaş öncesinde dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatının beşte biri bu su yolundan geçiyordu.

Buna karşılık ABD, İran limanlarına abluka uygularken, İran’ı mali açıdan sıkıştırmak amacıyla ülkeye yönelik ekonomik baskıyı artırıyor.