Reisi İran’ın bölgesel davranışları ve balistik füze programına değinilmediği takdirde Viyana sürecini sürdürmeye hazır

DMO’ya yakın İranlı milletvekili: Nükleer silah üretimi sadece İran için değil herkes için kötü olmalı.

İran’ın yeni Dışişleri Bakanı, İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyeleriyle bir toplantı sırasında (İCANA)
İran’ın yeni Dışişleri Bakanı, İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyeleriyle bir toplantı sırasında (İCANA)
TT

Reisi İran’ın bölgesel davranışları ve balistik füze programına değinilmediği takdirde Viyana sürecini sürdürmeye hazır

İran’ın yeni Dışişleri Bakanı, İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyeleriyle bir toplantı sırasında (İCANA)
İran’ın yeni Dışişleri Bakanı, İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyeleriyle bir toplantı sırasında (İCANA)

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi yönetimi, ülkesinin balistik füze programını ve bölgesel davranışlarını ele alan daha kapsamlı bir anlaşma için tavizler vermeden 2015 yılında İran ile dünya güçleri arasında imzalanan nükleer anlaşmayı canlandırmak için ABD yönetimiyle müzakere masasına dönmeye hazırlanıyor.
Tahran milletvekili İsmail Kevseri, yeni hükümetin ‘müzakerelere devam edeceğini’ söyledi. Kevseri, “Ancak hiçbir tavizde bulunmayacağız. Eğer nükleer silahlar kötüyse, ABD dahil tüm ülkeler için de kötü olmalı” dedi.
İran Devrim Muhafızları Ordusu’na yakın milletvekilleri arasında en önde gelen isimlerden biri olan Kevseri, “Bu teknolojiyi edinmeyin diyorlar. Bölgedeki nüfuzunuzu sonlandırın, füzeniz olmasın diyorlar. Bizde füze olmayacaksa onlarda da olmamalı” ifadelerini kullandı.
Kevseri, İran’ın resmi haber sitesi Asr İran’a yaptığı açıklamada, “Müzakerelere devam etmemek gibi bir seçenek masada değil” ifadelerini kullandı. Tahran milletvekili, müzakerelerin gerçekleşeceğini, ancak haksızlık yapmak istenirse bunu kabul etmeyeceklerini söyledi.
Ülkesinin karşı karşıya olduğu taleplerin ‘mantıksız’ olduğu konusunda uyarıda bulunan Kevseri, “Hiçbir mantıksız konuşmaya boyun eğmeyeceğiz. Kibirli davranışlarda ve lüzumsuz konular konuşmakta ısrar ediyorlar. Bize, bu teknolojiye sahip olmamamız gerektiğini söylüyorlar. Biz de ‘bu konuları kendinizle sınırlarsanız, bizim de bu teknolojiyi ve diğerlerini kullanma hakkımız olur’ diyoruz” şeklinde konuştu.
Öte yandan İran Meclisi, DMO’nun yurtdışı kolu Kudüs Gücü'ne yakınlığıyla bilinen ve Dışişleri Bakanlığına aday gösterilen Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın da yer aldığı yeni Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin önerilen kabinesini tartışıyor.
Reisi’nin hükümetin kurulduğunu açıklamasından beş gün önce Abdullahiyan, İran Cumhurbaşkanının yemin törenine katılan Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler Servisi Genel Sekreter Yardımcısı ve Siyasi Direktörü Enrique Mora ile törenin ardından iki saat süren nükleer anlaşma konulu bir görüşme gerçekleştirdi. Abdullahiyan aynı gün paylaştığı bir tweette “ABD ile müzakereler asla yasaklanmadı. Sorun, Amerikalıların kibirli davranışları ve sadakatsizliğinden ibaret” diye yazdı. Abdullahiyan, zamanlama ve gücün herhangi bir diplomatik müzakerenin temel direkleri olduğuna dikkati çekti. Abdullahiyan, 2006-2007 yılları arasında ABD’nin Bağdat Büyükelçiliğini yapan Ryan Crocker ile İran'ın eski Bağdat Büyükelçisi Hasan Kazımi Kumi arasında gerçekleşen, kendisinin de dönemin Dışişleri Bakanlığı'ndaki Irak dosyası sorumlusu olarak katıldığı ve İran'ın milislere verdiği desteğin ele alındığı üç müzakere turundan bir kareyi tweetine ekledi.
Bu arada İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab, İran’ın yeni Cumhurbaşkanı Reisi’yi telefonla aradı.  Reisi’yi, Tahran’ın uluslararası ortaklarla güven köprüleri kuramaması halinde uluslararası arenadan dışlanmasına karşı uyardı. Viyana’da Nisan ayı başlarında başlayan müzakereler, altı tur sürdü ve 20 Haziran'da sona ermeden önce, Tahran ile Washington arasında anlaşmanın, İran’ın balistik programı ve bölgesel faaliyetlerini kapsayacak şekilde genişletilmesi konusundaki anlaşmazlık nedeniyle çökmenin eşiğine geldi.
Reisi, yemin töreninde ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının kaldırılmasına yönelik her türlü ‘diplomatik plana’ açık olduğunu ifade ederken, yönetiminin dış politika yaklaşımının ‘dünyayla akıllı ilişkiler kurma’ üzerine inşa edileceği sözü verdi. ABD Dışişleri Bakanlığı, Reisi’nin bu sözlerinin hemen ardından İran'ı yakında müzakere masasına dönmeye çağırdı. Bakanlık açıklamasında, “Cumhurbaşkanı Reisi, yaptırımların kaldırılması yönündeki kararlılığında samimi ise, Viyana'da masada bu var” ifadeleri yer aldı. Açıklamada, Tahran'ın anlaşmanın hükümlerine yeniden uyması karşılığında yaptırımları kaldırma teklifinin ‘süresiz’ olmayacağı da vurgulandı.
Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas ise geçtiğimiz Çarşamba günü, İran'ı nükleer anlaşmayı canlandırmayı amaçlayan Viyana’daki müzakerelere bir an önce geri dönmeye çağırdı. Reuters’ın haberine göre Maas, Berlin'de gazetecilere yaptığı açıklamada, “Viyana'da şimdiye kadar elde ettiğimiz başarıları riske atmak istemiyorsak, müzakereleri sonsuza kadar uzatamayız. İran’ın mümkün olan en kısa sürede Viyana’daki müzakere masasına dönmesini ve bunu bir anlaşmaya varmak için gerekli esneklik ve uzlaşı isteğiyle yapmasını bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
Abdullahiyan Meclis’ten güvenoyu alır mı?
İran Meclisi’nin çeşitli siyasi, ekonomik ve kültürel alanlardaki diplomatik aygıtlar ve dış ilişkileri yönetme programını Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komitesi ile Ekonomi Komitesi’ne sunan Abdullahiyan’a güvenoyu vermesi bekleniyor.
Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Üyesi Celil Rahimi Cihanabadi, İran’ın yarı resmi ajansı ISNA’ya yaptığı açıklamada, toplantıda komşularla ilişkilerin iyileştirilmesinin vurgulandığını belirtti. Ekonomi Komitesi Sözcüsü Gulam Rıza Muhib ise açıklamasında milletvekilleri ile Abdullahiyan arasında yapılan görüşmelerde, büyükelçilerin atanması, nükleer anlaşma müzakereleri, Avrupa ülkeleriyle ilişkiler, ekonomik istişareler ve Dışişleri Bakanlığı'nda köklü bir değişiklik gibi konuların ele alındığını belirtti.
Diğer taraftan İranlı uluslararası ilişkiler uzmanı Feridun Mecali, Abdullahiyan'ın nükleer müzakereleri Muhammed Cevad Zarif gibi yürütme yeteneğine sahip olup olmadığına dair şüphelerini dile getirdi. Mecali, Cuma günü eski Meclis Başkanı Ali Laricani'nin ofisine yakınlığıyla bilinen ‘KhabarOnline’ tarafından yayınlanan değerlendirmesinde, Abdullahiyan'ı ‘saha diplomatı’ olarak nitelendirdi. Meclisi, “Yani o bir general ve aynı zamanda bir diplomat” dedi. İran'ın komşularıyla ilişkilerini iyileştirmesinin büyük bir etkisi olmayacağını değerlendiren Meclisi, “Bölge ülkelerinin mevcut durumda bizim için özel avantajları yok. Çünkü hiçbiriyle bizi büyük ülkelere tercih edecek ilişkimiz yok” diye konuştu.
Buna karşın yine İranlı bir uluslararası ilişkiler uzmanı olan Ali Bigdeli ise Abdullahiyan'ın Arap dünyasıyla ilgili bilgisine ve uluslararası ilişkiler konusundaki çalışmalarına rağmen nükleer müzakerelerde başarılı olamayacağı görüşünü dile getirdi. Bigdeli, Reisi’yi, dış politika ekibini, ‘Batı dünyası ile hiçbir deneyimi olmayan ve İngilizce bilmeyen Abdullahiyan’a teslim etmesinin nükleer müzakerelerde yenilgiye yol açacağı konusunda uyardı.
Ancak özellikle ABD ve Batı ile ilişkilerde dış politika konusunun yalnızca Dışişleri Bakanlığının elinde olmadığını, temel politikaları çizen başka kurumlar olduğunu vurgulayan Bigdeli,  KhabarOnline’a verdiği demeçte, “Reisi'nin nükleer anlaşmayı canlandırmak istemesi dikkat çekiciydi, fakat 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşma artık etkinliğini kaybetti” dedi.
İran'ın önünde nükleer anlaşmanın canlandırılması için Batı tarafından öne sürülen üç şartın olduğuna işaret eden İranlı analist, bunların, insan haklarına saygı, balistik füze programının kontrolü, bölge ülkelerine müdahale etmeyerek bölgedeki İran yanlısı gruplara desteğin kesilmesi olduğunu belirtti ve “Bu şartlar nedeniyle anlaşma sağlanamadı. Tahran ve Washington’daki mevcut durum göz önüne alındığında Abdullahiyan’ın varlığıyla bir sonuca varılmayacağı kesin” değerlendirmesinde bulundu.
Reformist çizgideki eski Cumhurbaşkanına yakınlığıyla bilinen reformist aktivist Muhammed Ali Ebtahi ise Club House uygulaması aracılığıyla verdiği bir seminerde, eski Dışişleri Bakanı Zarif’in, yeni hükümetin diplomasi için göreve gelmediği şeklindeki sözlerine istinaden “Geminin yeni kaptanı, Abdullahiyan’ın her zaman bildiği dış politikada bir iş istiyor” şeklinde konuştu. Abdullahiyan’ın, sahaya inmeden önce de siyaset yapmayı bildiğini söyleyen Ebtahi, “Sahaya gelmek kaderiydi. Eğer müzakereler bir sonuca varırsa Abdullahiyan, saha çalışmalarında da iyi bir diplomat olduğunu kanıtlar” dedi.
Analizini geçtiğimiz Nisan ayında dönemin Dışişleri Bakanı Zarif’in sızdırılan bir ses kaydıyla gündeme getirdiği ‘saha ve diplomasi’ ikilisine dayandıran Ebtahi, iktidarın bölgesel faaliyetlere verdiği önceliğin etkisiyle İran’ın bölgedeki diplomasisinin altını oyduğunu vurguladı.
Abdullahiyan’ın uluslararası ilişkilerde İran dini lideri (Rehber) Ali Hamaney’in üst düzey danışmanları Ali Ekber Velayeti ve Kemal Harazi tarafından savunulan ve doğu ülkeleriyle birlikte uluslararası yaptırımları aşmayı ve bir arada yaşamayı amaçlayan ‘direniş ekonomisi politikası’ ve ‘yüzünü doğuya çevirme’ politikasına destek vermesi bekleniyor.
Öte yandan İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Şemhani, geçtiğimiz Perşembe günü, Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Nikolay Patrushev ile İran’ın Çin liderliğindeki Şanghay İşbirliği Örgütü'ne (ŞİÖ) tam üye olması konusunu görüştü. Üyelik konusundaki ‘siyasi engellerin aşıldığını’ belirten Şemhani, teknik prosedürlerin tamamlanmasından sonra İran’ın ŞİÖ’ye tam üye olacağını vurguladı. Ancak İranlı yetkilinin açıklamalarına ilişkin ne ŞİÖ’den ne de Rusya'dan herhangi bir açıklama yapılmadı.
South China Morning Post gazetesi, Cuma günü yayınladığı bir haberde, İran'ın talebinin Tacikistan ve Özbekistan tarafından yapılan itirazla karşı karşıya olduğu belirtildi. Gazeteye değerlendirmelerde bulunan analistler, Çin'in ‘örgütteki durumu istikrarsızlaştırmayı ve ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya kalmayı’ istemeyeceğini belirttiler. Ancak analistler, Çin'in geçtiğimiz Mart ayında 25 yıllık kapsamlı bir iş birliği anlaşması imzaladığı İran'ın üyeliğini kabul edebileceği ihtimalini de göz ardı etmediler.
 



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.