Lübnan halkı son 50 yılın en büyük krizini yaşıyor

Lübnan’da eski nesiller savaş günlerinde dahi daha iyi yaşam koşullarının olduğunu ifade ediyor

Lübnan halkı son 50 yılın en büyük krizini yaşıyor
TT

Lübnan halkı son 50 yılın en büyük krizini yaşıyor

Lübnan halkı son 50 yılın en büyük krizini yaşıyor

Meryem Şahin (72) Lübnan tarihinde dört kriz yaşadı. Ama günümüzde yaşadığı ‘aşağılanma, baskı ve korkuyu’ yaşamadığını ifade ediyor. “Her şey boldu” diyen Şahin, savaş döneminde yalnızca bir kez ekmek sıkıntısı yaşadıklarını söyledi. Şahin ayrıca, bu durumun da kendisini ve komşularını buğday almaya, öğütmeye ve ekmek hazırlamaya yönlendirdiğini ifade etti.
Meryem Şahin, Lübnan’ın son altmış yılda yaşadığı krizleri mevcut krizle karşılaştıran Lübnanlılardan biri. Lübnan halkı, çözümler üzerindeki siyasi kapanış, satın alma gücünün kıtlığı, temel malzemelerin kesintiye uğraması, yüksek yaşam maliyetleri ve güvenlik gerilimleri ışığında muğlaklık ve belirsizlikle çevrili benzer bir kriz yaşamadı. Bu krizler geçmişte ara ara Lübnan’ı vursa da bugün olduğu gibi değildi.
Şahin, dün ve bugün arasında zamanın değiştiğini inkâr etmiyor. “İhtiyacımız olan her şey boldu” diyen Meryem Şahin, şu anda tanık oldukları düzeyde elektriğin kesilmediğini ve lambaları yakmak için gazyağının mevcut olduğunu dile getirdi. Krizler, kaymakamlar, ‘Beyrut kabadayıları’ gibi yerel unsurlar ve sivil toplum kuruluşları, savaşlar sırasında bunların sağlanmasında rol oynadı.
“Durum daha iyiydi. Bir devlet vardı” diyen Selim Saad (68) ise şu anki durumun savaş günlerinde dahi Lübnan’da yaşanmadığını söyledi. İki yıllık savaşın kendilerini işlerinden uzak durmaya zorladığını açıklarken, ancak bu zorlu dönemin ardından geri döndüklerinde ‘devletin, işvereni 22 ay maaşlarının yarısını ödemeye zorladığını’ vurguladı. Selim, “Koronavirüs döneminde işveren bizi maaşlarımızdan mahrum etti ve şu an devlet bizi korumadığı için dava açamıyoruz” dedi.
Selim Saad, zayıflayanın yalnızca devlet olmadığını söylerken, “Savaş başladığında Beyrut’ta Korniş en-Nehr bölgesinde yaşıyorduk. Komşular birbirlerinden ayrılmıyordu. Haberler kesilirse karşılıklı bilgi alışverişi yapıyorduk. Birimizin derdi olsa bütün komşular milislerin karşısına çıkıyordu. Bugün ise insanlar krizden faydalanıyor. Örneğin karaborsada benzin satan birini, bugün 270 bin Lübnan lirası değerinde 10 litre galon almaya mecbur bıraktık” dedi. Resmi fiyat ise 20 litre için 75 bin lira. Bu durum, günümüzde insanların mevcut yardım ve mallar için savaşıyor olmasının yanı sıra en belirgin değişken. Bu, insanların mevcut mallar için savaşmayıp birbirlerine yardım etmeye özen gösterdikleri geçmişte tanık olunmayan bir şeydi.
Tony Yusuf, Lübnanlıların geçmişte bugün yaşadıkları kötü hayatı yaşamadıklarını, şu an krizlere uyum sağlayamadıklarını ve kabul edilebilir bir yaşam standardına alıştıklarını söyledi. Şarku’l Avsat’a konuşan Yusuf, “Şu an yaşamın gereklerini sağlamak ve bunlara sahip olabilmek açısından bir önceki dönemde elde edilen her türlü ayrıcalık ortadan kalktı” dedi.
Savaş döneminde Lübnanlılara verilen insani, sağlık ve eğitim desteği gibi çeşitli nedenlerin ışığında acı, bu boyuta ulaşmadı. Lübnanlılar, uluslararası kurumların o dönemde birçok şeyi telafi ettiğini söylerken, krizin ‘dış finansal kıtlık, Lübnan devletinin finansal yeteneklerinin tükenmesi ve iş dünyasındaki gerileme ışığında’ şu an daha zor olduğunu dile getirdi.
Lübnanlı Mikhail Hamati (72) başkent Beyrut’ta bulunan bir fırına gittiğinde uzun kuyruğu görünce şaşırdı ve ülkedeki akaryakıt, ilaç ve temel malzeme krizlerine atıfta bulunarak, “Ülkede hiçbir şey kalmadı” dedi.
AFP’ye göre, Lübnanlıların çoğu arabalarını hareket ettirecek yakıt bulamadığından, bugün Beyrut sokakları her zamankinden daha sakindi.
Haftalar önce başlayan yakıt krizi, Merkez Bankası’nın akaryakıt sübvansiyonların kaldırma kararını açıklamasıyla doruk noktasına ulaştı.
Her şey akaryakıtla ilgili olduğundan ve sübvansiyonların yükseltilmesi fiyatların önemli ölçüde artabileceği anlamına geldiğinden, bu duyuru halk arasında paniğe neden oldu.
Beyrut ve diğer bölgelerdeki bazı fırınlar kapılarını kapatırken, diğerleri gerekli dizel yakıt kıtlığı ışığında satış yapmaya çalışıyor.
2019 yazından bu yana Lübnan, Dünya Bankası’na göre 1850’den bu yana dünyada yaşanan en kötü ekonomik krizlerden birini yaşıyor.
Bankalar mevduatlara limit koyuyor, dövizler piyasada tükeniyor ve Lübnan yerel para birimi dolar karşısında değer kaybediyor.
Çöküş, ağırlıklı olarak elektrik gibi yıpranmış sektörleri vurdu. Özellikle sağlık sektörü, yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) patlak vermesinden sonra tökezledi ve ardından yüzlerce doktor ve hemşire ülkeden göç etti.
Son olarak, zorunlu rezervin azalmasıyla birlikte mali bozulma ve ithalat kredisi açılamaması nedeniyle tıbbi ekipman ve ilaç sıkıntısı yaşanmaya başlandı.
Son iki gün boyunca ve sübvansiyonların kaldırılması ve yakıt kıtlığı hakkındaki haberlerin etkisiyle vatandaşlar ekmek bulmakta güçlük çekmeye başladı.
Fırın sahipleri, fırınlar ve değirmenleri çalıştırmak için yeterli mazotları olmaması halinde ekmek krizi yaşanabileceği konusunda haftalardır uyarıyor.
Fırıncılar Sendikası başkanı Ali İbrahim, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Fırınlar dizel yakıt sağlayamıyor. Bize dağıtılacak mı bilmiyoruz, hiç duymadık. Bize sadece endişe ve korku içinde geçireceğimiz iki gün yetecek kadar mazot veriyorlar. Fırın ve değirmenlere en az bir aylık süre için yeterli miktarda tedarik edilmesi gerekir” dedi.
Trablusşam’da ise birçok fırın kapılarını kapattı ve çalışan birkaç fırın ise büyük bir talep görüyor.
Trablusşam’ın en büyük fırınlarından birinde çalışanlardan biri, “Dükkanlara ekmek dağıtımına tayin koyduk ve şimdi daha önceki miktarın yarısından daha azını dağıtıyoruz” diyerek yaşadıkları süreci anlattı.
Beyrut’ta bir pastanede çalışan, kendisi ve beş çocuğu için yaşam mücadelesi veren Muhammed Abdulkadir (62), “Evin kirasını ödediğimizde geriye bir şey kalmıyor” dedi.
Artık meyve ve et alamadığını söyleyerek, “Kasabı uzaktan seyredip yoluma devam ediyorum” diyen Abdulkadir, “Dün soğan ve domatesin yanında kuru ekmek yedik” diye ekledi.
Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), Lübnan nüfusunun yüzde 78’inin şu anda yoksulluk sınırının altında, yüzde 36’sının ise aşırı yoksulluk içinde yaşadığını tahmin ediyor.
Finansal çöküş yeni krizleri doğuruyor
2019'dan bu yana Lübnan, benzeri görülmemiş bir ekonomik ve finansal krize tanık oluyor. Dolarda likidite eksikliği ve çoğu sektörün çöküşüne yol açan ulusal para biriminin değerinde rekor düşüş yaşandı. Beyrut Amerikan Üniversitesi'ndeki Kriz Gözlemevi, "Lübnan'ın başarısız devletler arasında düşme tehlikesi gerçek oldu. Beş yılda 36 sıra geriledikten sonra ülke, 2021'de 179 ülke arasında en başarısız 34 ülke arasında yer alıyor" dedi.
Lübnan'da yakıt krizinin devam etmesi ve dizel yakıt yetersizliği çok sayıda hayati sektör için tehdit oluşturuyor. Özellikle de hastane ve fırınlar stoklarının tükenmek üzere olduğu konusunda uyarılarda bulundu. Bu durum, devletin elektriği karne ile dağıtmasıyla birlikte yüzlerce hastanın hayatını riske atıyor.
Lübnan'daki ilaç sıkıntısının nedeni, döviz rezervlerindeki düşüş nedeniyle ithalat yapan firmaların ilaç üreticilerine karşı biriken 600 milyon doları aşkın borçları ve geçen Mayıs ayında alınan bir karar uyarınca Lübnan Merkez Bankası’nın bu firmalara yeniden ithalat için önceden onay vermemesi olarak biliniyor.
Merkez Bankası, bir süredir Lübnan hükümetine ithalat faturalarının yüzde 85'ini 1500 Lübnan lirası (lbp) resmi döviz kuru üzerinden sağlayan ilaçlara yönelik sübvansiyonları artışlara uyumlu hale getirme planını onaylaması için çağrıda bulunuyor. Karaborsada ise bugün dolar 25 bin lbp üzerinden işlem görüyor.



Enflasyon endişelerinin artmasıyla altın bir haftayı aşkın sürenin en düşük seviyesine geriledi

Londra’nın Hatton Garden bölgesindeki Bird & Co. şirketinde sergilenen İngiliz altın külçeleri ve “sovereign” altın sikkeleri. (Reuters)
Londra’nın Hatton Garden bölgesindeki Bird & Co. şirketinde sergilenen İngiliz altın külçeleri ve “sovereign” altın sikkeleri. (Reuters)
TT

Enflasyon endişelerinin artmasıyla altın bir haftayı aşkın sürenin en düşük seviyesine geriledi

Londra’nın Hatton Garden bölgesindeki Bird & Co. şirketinde sergilenen İngiliz altın külçeleri ve “sovereign” altın sikkeleri. (Reuters)
Londra’nın Hatton Garden bölgesindeki Bird & Co. şirketinde sergilenen İngiliz altın külçeleri ve “sovereign” altın sikkeleri. (Reuters)

Petrol fiyatlarındaki yükselişin enflasyon endişelerini artırması ve faizlerin daha uzun süre yüksek kalacağı beklentisini güçlendirmesiyle altın fiyatları bugün %1’in üzerinde geriledi. Yatırımcılar, para politikasının gelecekteki seyrine ilişkin ipuçları için gelecek hafta yapılacak ABD Merkez Bankası (FED) toplantısını bekliyor.

Spot altın, %1,1 düşüşle ons başına 4 bin 094,90 dolara gerileyerek 14 Ekim’den bu yana en düşük seviyesini gördü. Aralık vadeli ABD altın kontratları da yüzde 0,9 değer kaybederek ons başına 4 bin 111,40 dolara indi.

Oanda’nın kıdemli piyasa analisti Kelvin Wong, petrol fiyatlarındaki yükselişin devam etmesinin enflasyon beklentilerini artırabileceğini, bunun da faizlerin daha uzun süre yüksek kalması ihtimalini güçlendirerek altın fiyatları üzerinde baskı oluşturabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Büyük ölçüde enerji fiyatlarındaki artıştan kaynaklanan yüksek enflasyonun sürmesi, para politikasının sıkılaştırılması yönündeki gerekçeleri güçlendirse de FED yetkililerinin şimdilik temkinli davranması bekleniyor.

CME Group’un FedWatch aracına göre piyasalar, Fed’in 27-28 Ekim’deki para politikası toplantısında faiz artırma ihtimalini yüzde 16 olarak fiyatlıyor. Aralık ayında faiz artırımı yapılması ihtimali ise yüzde 90 olarak öngörülüyor.

Piyasalar ayrıca gelecek hafta açıklanacak kişisel tüketim harcamaları (PCE) verilerini bekliyor. FED’in % 2’lik enflasyon hedefine ulaşma çabaları kapsamında yakından takip ettiği PCE endeksi, enflasyonun seyrine ilişkin önemli göstergeler arasında yer alıyor.

Wong, yatırımcıların kısa ve uzun vadede faizlerin yüksek kalmasını beklediğini belirterek, getiri sağlamayan altını elde tutmanın alternatif maliyetinin yükselmesinin değerli metalin cazibesini azalttığını ifade etti.

Reuters teknik analisti Wang Tao ise teknik analiz modeline göre spot altının ons başına 4.073 dolar seviyesini test edebileceğini belirtti. Bu seviye, altının 14 Ekim’de gördüğü en düşük düzey olarak öne çıkıyor. Tao, yukarı yönlü hareketlerde 4.135 dolar seviyesinin direnç oluşturduğunu, bu seviyenin aşılması durumunda fiyatların 4.150-4.169 dolar aralığına yükselebileceğini kaydetti.

Diğer değerli metallerde de düşüş görüldü. Spot gümüş % 2,6 gerileyerek ons başına 56,44 dolara, platin % 2,1 düşüşle bin 594,25 dolara, paladyum ise %2,6 kayıpla ons başına bin 059,05 dolara indi.


Dolardan altına... Piyasalardaki çalkantılar karşısında hangi güvenli limanlar ayakta kalıyor?

Dolardan altına... Piyasalardaki çalkantılar karşısında hangi güvenli limanlar ayakta kalıyor?
TT

Dolardan altına... Piyasalardaki çalkantılar karşısında hangi güvenli limanlar ayakta kalıyor?

Dolardan altına... Piyasalardaki çalkantılar karşısında hangi güvenli limanlar ayakta kalıyor?

Yapay zekâya ilişkin endişelerin teknoloji hisseleri üzerinde baskı oluşturması, İran savaşının devam etmesi ve enerji fiyatları üzerindeki baskının sürmesi, ayrıca kamu borçlarının yükselmesine ilişkin kaygıların artmasıyla güvenli liman olarak görülen varlıklara talep giderek artıyor.

Bununla birlikte, geleneksel güvenli limanlar bu yıl yatırımcıların beklediği performansı sergileyemedi. İran savaşının başlamasının ardından altın fiyatları geriledi. Yatırımcılar, diğer piyasalardaki kayıplarını telafi etmek amacıyla daha önce güçlü kazançlar elde etmiş oldukları varlıklarını nakde çevirdi. Dünyanın en güvenli varlıkları arasında kabul edilen devlet tahvillerinde de sert dalgalanmalar yaşanıyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre mevcut koşullarda öne çıkan başlıca güvenli limanların performansı şöyle:

1. Dolar: Güvenli liman cazibesi ile geleceğe ilişkin kaygılar arasında

Geçen yıl ABD varlıklarında yaşanan satış dalgasının aksine dolar, İran savaşının başlamasından bu yana değer kazandı. Şubat ayının sonlarından itibaren yaklaşık yüzde 4 yükselen dolar, küresel çalkantı dönemlerinde yatırımcıların yöneldiği güvenli liman olma konumunu güçlendirdi.

ABD ekonomisinin dayanıklılığı, yüksek faiz oranları ve ülkenin enerji ihracatçısı konumu da doları destekleyen unsurlar arasında yer aldı.

Bununla birlikte, doların uzun vadede güvenli liman statüsünü koruyabileceğine ilişkin şüpheleri besleyen etkenler varlığını sürdürüyor. Bunların başında ABD’nin kamu borcunun 40 trilyon doları aşması ve ekonomi politikalarına ilişkin belirsizlikler geliyor.

Ayrıca dolar, teknoloji hisselerinde yaşanabilecek yeni bir satış dalgasından da etkilenebilir. Zira ABD para birimi, yapay zekâ yatırımlarındaki patlamaya yönelik iyimserliğin etkisiyle ABD hisse senetlerine yönelen rekor düzeydeki sermaye akışından yararlandı.

Société Générale’in döviz stratejisi başuzmanı Kit Juckes, doların yükseliş döngüsünün son aşamalarına yaklaşmış olabileceğini belirtti.

k7u
Dolar banknotları (Reuters)

Juckes, “Doların daha fazla yükselmesi için fazla alan kalmadı” dedi. Bununla birlikte, mevcut koşullarda doların kalıcı biçimde değer kaybedeceğine yönelik bir pozisyon almanın da zor olduğunu vurguladı.

Juckes, “Küresel ölçekte öne çıkan temel mesele, doların bir petrol para birimi olması. Şu anda bir enerji krizinin içindeyiz” ifadelerini kullandı.

2. Avrupa’daki çalkantılar İsviçre frangının cazibesini artırıyor

Fransa’daki gelişmelerin ardından tahvil piyasalarında yaşanan dalgalanmalardan çıkarılan en önemli derslerden biri, Avrupa’da çalkantıların yaşandığı dönemlerde İsviçre frangının yatırımcıların başlıca güvenli limanlarından biri olmayı sürdürmesi oldu.

İsviçre frangı, ekim ayının başından bu yana euro karşısında yüzde 2’den fazla değer kazandı. Böylece para birimi, 2023 yılının sonlarından bu yana en güçlü aylık kazancını kaydetmeye yaklaştı.

ABN AMRO’nun döviz ve petrol stratejisi başuzmanı Georgette Boele, “Fransa’nın kamu maliyesine ilişkin kaygılar ile Fransa ve İspanya’daki seçimlere bağlı belirsizlikler İsviçre frangını destekledi” dedi.

Boele, yatırımcıların artık getiri amaçlı işlemlerde finansman sağlamak için İsviçre frangını kullanmaya daha az istekli olduğunu belirtti. Yatırımcıların, güvenli liman özellikleri taşıyan bir para biriminin değer kaybına yönelik pozisyon almaktan kaçınmayı tercih ettiğini ifade etti.

İsviçre’de faiz oranlarının yüzde sıfır seviyesinde olması, frangı getiri amaçlı işlemler açısından cazip kılıyor. Bu işlemlerde yatırımcılar, düşük faizli bir para birimi üzerinden borçlanarak başka piyasalardaki daha yüksek getirili varlıklara yatırım yapıyor.

Analistler, yapay zekâya ilişkin endişelerin de yatırımcıların piyasa risklerine karşı daha temkinli davranmasına yol açarak İsviçre frangının cazibesini artırabileceğini düşünüyor.

3. Alman tahvilleri görece güvenli liman olarak öne çıkıyor

Kamu maliyesine ilişkin kaygılar, devlet tahvillerinin güvenli liman niteliğini zayıflattı. ABD ve Japonya’da borçlanma maliyetleri yakın zamanda son yılların en yüksek seviyelerine ulaştı.

Ancak teknoloji sektörüne ilişkin endişelerin tetiklediği hisse senedi satışları, tahvillere yönelik talebin bir bölümünü yeniden canlandırdı.

Bu süreçte dikkat çekici bir gelişme yaşandı. ABD ve Fransa’nın 10 yıllık tahvil getirileri bu ayın başlarında son 24 yılın en yüksek seviyelerine çıkarken, Alman tahvillerinin getirileri geriledi ve fiyatları yükseldi.

j8
Kahire’de altın külçelerini taşıyan Mısırlı bir kuyumcu (Reuters)

Yatırımcılar bu ayrışmayı, en yüksek kredi notu olan AAA’ya sahip Alman tahvillerinin büyük ekonomiler arasında güvenli liman konumunu koruduğunun açık bir göstergesi olarak değerlendiriyor.

Almanya Merkez Bankası Başkanı Joachim Nagel, tahvil piyasalarındaki çalkantılara rağmen Almanya’nın Avrupa’da istikrarın temel dayanaklarından biri olmayı sürdüreceğini söyledi. Nagel, ülkenin yıllarca süren durgunluğun ardından “yeniden hazır hale geldiğini” ifade etti.

TwentyFour Asset Management portföy yöneticisi Jonathan Owen ise şu değerlendirmede bulundu:

“Avrupa’da sorunların diğer ülkelere yayılmasından ve Alman tahvillerinin Fransız ve İtalyan tahvillerinin peşinden sürüklenmesinden herkes endişe ediyor. Bu nedenle Alman tahvillerinin Avrupa’daki risklere karşı bir korunma aracı olarak işlev görmesi olumlu bir gelişme.”

4. Kısa vadeli tahviller: Borç risklerine daha az maruz kalan bir liman

Yatırımcılar, büyük ekonomilerin artan borç yüklerinin uzun vadeli tahvillerin güvenli liman olarak cazibesini zayıflatmayı sürdüreceğini düşünüyor.

Buna karşılık kısa vadeli devlet tahvilleri, borç ve bütçe açığına ilişkin kaygılara karşı görece daha fazla koruma sağlıyor. Bu tahvillerin söz konusu endişelere duyarlılığı, uzun vadeli tahvillere kıyasla daha sınırlı kalıyor.

Rathbones bünyesindeki Rine Sterling’in piyasa stratejisi başuzmanı Rory McPherson, “Kısa vadeli tahvilleri güçlü biçimde tercih ediyoruz” dedi.

McPherson, “Borç ve bütçe açığına ilişkin bütün bu endişeler karşısında uzun vadeli tahvil alımı yapmadık” ifadelerini kullandı.

5. Altın, dalgalanmalara rağmen cazibesini koruyor

Geleneksel güvenli limanların başında gelen altın da bu yıl piyasalardaki dalgalanmalardan etkilenmeden kalamadı.

Ocak ayında ons başına 5 bin 595 dolarla rekor seviyeye ulaşan altının fiyatı, İran savaşının başlamasının ardından geriledi. Yatırımcılar, diğer piyasalardaki kayıplarını karşılamak için ellerindeki altını nakde çevirdi.

Ancak enflasyon endişelerinin yeniden güçlenmesi ve ABD Merkez Bankasının (Fed) fiyat baskılarını kontrol altına almak için yeterli çabayı göstermediğine yönelik kaygıların artmasıyla altın, ağustos ayında yeniden yükselişe geçti. Değerli metal şu anda ons başına yaklaşık 4 bin 175 dolardan işlem görüyor.

Analistler, altının fiyatını 4 bin doların üzerinde tutabilmesini merkez bankalarının devam eden alımlarına ve güvenli liman talebine bağlıyor.

Yüksek faiz oranlarının altındaki yükseliş potansiyelini sınırlaması beklenirken, jeopolitik gerilimlerin sürmesi ve ABD’nin kamu maliyesine ilişkin endişelerin derinleşmesi, değerli metalin uzun vadeli cazibesini artırabilir.

Julius Baer analisti Carsten Menke, “Uzun vadede altının, merkez bankalarının güçlü alımlarının sürmesinden, ABD borcuna ilişkin kaygıların yeniden gündeme gelmesinden ve bu borcun faiz yükünün artmasından bir kez daha yararlanması bekleniyor” değerlendirmesinde bulundu.


Özel sektör, Suudi Arabistan’ın G20 ekonomileri arasındaki büyümesini destekliyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Fahd Caddesi (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Fahd Caddesi (SPA)
TT

Özel sektör, Suudi Arabistan’ın G20 ekonomileri arasındaki büyümesini destekliyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Fahd Caddesi (SPA)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Fahd Caddesi (SPA)

Özel sektörün ivmesi ve petrol dışı faaliyetlerin genişlemesiyle Suudi Arabistan, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) geçtiğimiz hafta yayımladığı tahminlere göre 2027 yılında yüzde 7,9’luk büyüme oranıyla, yüzde 7 büyüme kaydetmesi beklenen Hindistan’ı geride bırakarak G20 ekonomileri arasında büyüme lideri olmaya yöneldi. Tahminlerdeki bu fark, düzenleyici reformlar ile genişleyen yatırım fırsatlarının desteğiyle Suudi ekonomisinde yaşanan dönüşümü yansıtıyor. Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Krallık’ın 2027 yılı için yüzde 7,9’luk büyüme tahminiyle G20 ülkeleri arasında ilk sırada yer almasının, ekonominin gücünü ve esnekliğini gösterdiği, özel sektörün ivmesi ile petrol dışı faaliyetlerin genişlemesinden güç alarak daha çeşitli, sürdürülebilir ve yatırım açısından cazip bir ekonomiye doğru ilerlerken yatırım ve büyüme için daha geniş ufuklar açtığı belirtildi.

HYU8

IMF, temmuz ayındaki tahminlerinde yüzde 5,5 olarak açıkladığı Krallık’ın reel gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) büyüme beklentisini 2,4 puanlık artışla yüzde 7,9’a yükseltti. Yapılan bu revizyon, savaşın etkileri ile ticaret ve enerji kulvarındaki aksaklıkların ardından gelen toparlanma beklentilerini ortaya koyuyor. Söz konusu performans, gözlerin bu ivmenin sürdürülebilirliğine ve yeni yatırım ile istihdam fırsatlarına dönüştürülmesine çevrildiği bir dönemde, petrol dışı sektörlerin büyümeyi yönlendirmedeki payının artması ve Krallık’ın küresel ekonomik zorluklarla mücadele kapasitesinin güçlenmesiyle Vizyon 2030 çerçevesinde Suudi ekonomisinde yaşanan yapısal dönüşümleri yansıtıyor.

Yeni sektörler

Eski Şura Meclisi Üyesi ve ekonomist Dr. Fahd bin Cuma, Suudi Arabistan’ın G20 ekonomileri arasında büyüme tahminlerinde zirvede yer almasının, geleneksel petrol gelirlerine olan bağımlılığın ötesine geçen yapısal bir ekonomik dönüşümü yansıttığını belirtti. Bin Cuma, düzenleyici reformlar, genişleyen yatırım fırsatları ile petrol dışı faaliyetlerin artan katkısından yararlanan özel sektörün, ekonomik faaliyetlerin temel itici güçlerinden biri haline geldiğini vurguladı.

Bin Cuma Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu dönüşümün Suudi ekonomisinin doğrudan devlet teşvikleri aşamasından, büyüme üretme kapasitesine sahip ve daha çeşitli bir üretim tabanı inşasına doğru kademeli geçişini simgelediğini ifade etti.

Özel sektörde yaşanan ivmenin; ekonomik ortamın hazırlanmasına, yerli ve uluslararası yatırımcılara yeni sektörlerin açılmasına katkı sağlayan büyük ölçekli kamu yatırımlarıyla bağlantılı olduğunu ekledi.

Turizm, sanayi, lojistik ve teknoloji sektörlerindeki stratejik projelerin artık projelerin kendi sınırlarını aşan bir ekonomik faaliyeti tetiklediğini açıklayan Bin Cuma, yatırım harcamalarının etkilerinin tedarik zincirlerine, küçük ve orta ölçekli işletmelere (KOBİ) yayılarak iş fırsatlarını genişlettiğini ve ekonominin daha geniş kesimlerinin büyümeye olan katkısını güçlendirdiğini belirtti.

Bin Cuma’ya göre, bu performansın gerçek değeri büyük ekonomiler arasındaki büyüme sıralamasının zirvesinde yer almaktan ziyade, önümüzdeki yıllarda bu ivmeyi sürdürebilme kapasitesinde yatıyor. Bin Cuma, temel zorluğun, ulusal işletmelerin verimliliğini artırarak, petrol dışı ihracatı güçlendirerek, becerileri geliştirerek ve kamu harcamalarından bağımsız özel yatırımların katkısını yükselterek ekonomik genişlemeyi uzun vadeli kazanımlara dönüştürmek olduğunu vurguladı.

Söz konusu kulvarlardaki çalışmaların sürdürülmesinin Suudi ekonomisini çeşitlilikte daha ileri bir aşamaya taşıyacağını belirten Bin Cuma, bu süreçte ilerlemenin yalnızca yüksek büyüme oranları elde etmekle sınırlı kalmayıp, katma değer ve sürdürülebilir istihdam fırsatları yaratma yeteneğine sahip, daha esnek ve rekabetçi bir ekonomik tabanın inşasına kadar uzanacağını kaydetti.

Reformlar ekonominin esnekliğini artırıyor

Suudi Yönetişim Merkezi Başkanı Nasır es-Sehli de Suudi Arabistan’ın G20 ülkeleri arasındaki büyüme tahminlerinde yükselmesinin, tek bir sektörün performansındaki geçici bir iyileşmeden ziyade, Krallık’ın son yıllarda hayata geçirdiği ekonomik reformların kümülatif etkisini yansıttığını ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan es-Sehli, mevzuatın geliştirilmesi, iş yapma kolaylığının sağlanması, yatırımcı katılımının genişletilmesi ve birçok sektörün yeniden yapılandırılmasının yatırımları çekme ve bunları üretim faaliyetlerine dönüştürme konusunda daha yetkin bir ekonomik ortamın inşasına katkıda bulunduğunu vurguladı. Özel sektörün artan rolünün, bu reformların etkisinin reel ekonomiye intikal ettiğinin bir göstergesi olduğunu belirtti.

dcfghyju

Es-Sehli, jeopolitik zorluklar, küresel ticaret ve enerji kulvarındaki aksaklıklar ile bölgedeki stratejik deniz hatlarıyla bağlantılı riskler göz önüne alındığında bu dönüşümlerin öneminin daha da arttığına dikkat çekti.

Es-Sehli, petrol dışı faaliyetler tabanının genişlemesinin, ekonominin gelir kaynaklarını çeşitlendirme ve dış dalgalanmalardan etkilenme düzeyini azaltma kapasitesini güçlendirdiğini ekledi.

Es-Sehli, “Ekonomik çeşitleme, küresel dinamiklerden tamamen kopmak anlamına gelmez; aksine bu dinamiklere uyum sağlayabilen ve farklı koşullarda iş sürekliliğini koruyabilen bir üretim ve yatırım ekosistemi inşa etmek demektir” dedi. Önümüzdeki dönemin, Suudi özel sektörünün kamu projelerinin sunduğu fırsatlardan yararlanma aşamasından, bağımsız ve sürdürülebilir bir yatırım genişlemesine liderlik etme aşamasına geçiş kapasitesini test edeceğini ifade etti.

Es-Sehli’ye göre bu durum; verimliliğin artırılmasını, rekabetin güçlendirilmesini, finansmana erişim imkanlarının genişletilmesini, inovasyonun teşvik edilmesini ve ulusal şirketlerin dış pazarlardaki varlığının artırılmasını gerektiriyor. Krallık’ın büyüme tahminlerindeki ilerleyişinin stratejik öneminin yalnızca G20 ekonomileri arasındaki konumuyla sınırlı olmadığını vurgulayan es-Sehli, bunun aynı zamanda söz konusu ivmeyi, nitelikli istihdam ve sürdürülebilir katma değer yeteneğine sahip bir özel sektörün öncülük ettiği, daha çeşitli ve verimli bir ekonomiye dönüştürme kapasitesiyle bağlantılı olduğunu belirtti.

Ülkelerin ekonomilerinin sıralaması

IMF’nin son raporu ve bakanlığın aktardığı verilere göre, G20 ülkeleri arasında yüzde 7’lik tahmini büyüme oranıyla Hindistan ikinci sırada yer alırken, bunu yüzde 5,1 ile Endonezya, yüzde 4 ile Çin ve yüzde 3,6 ile Türkiye takip etti. Sıralamada Arjantin yüzde 3,5’lik büyüme beklentisiyle altıncı sırada yer alırken, Arjantin’i yüzde 2,8 ile Güney Kore ve yüzde 2,3 ile ABD izledi. Büyüme tahminleri Brezilya için yüzde 1,9, Meksika için yüzde 1,8, Kanada için yüzde 1,7, Avustralya için yüzde 1,6, Güney Afrika için yüzde 1,3 ve Birleşik Krallık için yüzde 1,2 seviyesinde gerçekleşti. Almanya için yüzde 1,1, Rusya için yüzde 0,9 büyüme öngörülürken; Fransa ve Japonya için tahminler yüzde 0,7 olarak kaydedildi. İtalya ise yüzde 0,6’lık oranla son sırada yer aldı.