ABD’nin geri çekilmesi… İki uçak ve iki manzara

1975 Vietnamı’ndan 2021 Afganistanı’na kadar şu soru pekişti: Çıkarlar nerede başlayıp nerede biter?

ABD’nin geri çekilmesi… İki uçak ve iki manzara
TT

ABD’nin geri çekilmesi… İki uçak ve iki manzara

ABD’nin geri çekilmesi… İki uçak ve iki manzara

Fidel Spiti
Taliban Hareketi’nin son ABD askerinin ülkeyi terk etmesini beklemeden Afganistan’ı ve başkent Kabil’i kontrol altına almayı başarması sebebiyle dünyayı kasıp kavuran şokun boyutu bir yana, Afganların kendilerini deneyimli, eli kanlı ve köktenci Taliban yönetiminden uzak herhangi bir yere götüreceği umuduyla havaalanından kalkan uçaklar ile ülkelerinden kaçma girişimleri ve yaşananlar, ABD ordusunun 1975'te Güney Vietnam'ın başkenti Saygon'dan çıkışına benzetildi. İki fotoğraf dünya çapında büyük ses getirdi. Bunlardan ilki Saygon'daki ABD istihbarat merkezi üzerinde helikoptere tutunmaya çalışan Vietnam vatandaşlarına ait eski bir fotoğraf. İkincisi de Kabil Havaalanı’nda Batı ülkelerinin vatandaşlarını Afganistan’ın başkentinden tahliye eden uçaklara tutunmaya ve asılmaya çalışan Afganlara ait yeni bir fotoğraf. Tabiki bu, bir yandan ABD’nin geri çekilmesinin bir hezimeti andırdığını ve diğer yandan da ABD’lilerin demokrasiyi sağlama ve ilerleme kaydeden ve insan haklarına saygı gösteren rejimler ve hükümetler kurma bahanesiyle işgal ettikleri halkların çıkarlarının önüne kendi çıkarlarını koyduklarını göstermeyi amaçlayan siyasi ve askeri hedefleri olan bir kıyaslama.

Tarih komedi olarak tekerrür ediyor
29 Nisan 1975'te çekilen ilk fotoğrafta görülen olaylar, Saygon'daki ABD Kuvvetleri Radyosu'nun “Saygon'da hava sıcaklığı 105 dereceye ulaştı ve yükseliyor” haberini yayınlamasının ardından başladı. Bu haber, Vietnam'da askeri durumun tamamen kontrolden çıktığını ve ülkede kalan tüm ABD'lileri hızlı bir şekilde tahliye etme sürecinin başladığı anlamına gelen şifreli bir mesajdı. Nitekim bunun öncesinde ABD 1973 yılında Paris Barış Anlaşması’nı imzaladıktan sonra diplomatlar, denizciler, paralı askerler ve ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) çalışanları da dahil olmak üzere yaklaşık 5 bin ABD’liyi ülkede bırakarak muharebe güçlerini geri çekmişti. Ancak ani ve hızlı bir şekilde gelen bu uyarının nedeni, ABD Başkanı Richard Nixon'ın “Watergate” skandalı nedeniyle istifa etmesiydi. Zira Nixon’ın Güney Vietnamlılara onları Kuzey'den gelecek saldırılara karşı koruma sözü vermesine rağmen istifa etmesi, Kuzey Vietnam ordusunu Mart 1975'te büyük bir saldırı başlatmaya itti.

“Last Men Out: The True Story of America's Heroic Final Hours in Vietnam” kitabının yazarlarından Tom Clavin “Kuzey Vietnam hiçbir şekilde 1973 yılında imzalanan anlaşmaya uyma niyetinde değildi. Nihai hedefi ülkeyi birleştirmekti” ifadelerini kullanıyor. Bu, Taliban Hareketi’nin de uzun bir süredir dile getirdiği niyetin aynısı. Ancak sosyoekonomi filozofu Karl Marx'ın dediği gibi “Tarihte olaylar ilkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak tekerrür eder.”
Kuzey Vietnam ordusu güneyi işgal ettiği sırada, çok az bir direnişle karşılaştı ve kalan ABD askerlerinden kendisine bir karşılık verilmedi. Güney Vietnam'ın en büyük ikinci şehri olan Da Nang'ın düşüşünden sonra, komünist ordunun egemenliği karşısında korkan, çaresiz kalan ve intikam eylemlerinde bulunma olasılığından tedirgin olan Vietnamlıların kitlesel göç dalgası başladı. Amerikan Havayolları’na ait bir uçağının arka merdivenlerine tutunan Vietnamlılardan bazıları uçağın havalanmasının ardından yere düştü. Güney Vietnam Devlet Başkanı Nguyen Van Thieu ise istifa ederek, 150 bin komünist askerin Saygon kıyılarında durduğu ülkesinden kaçtı.

Çıkarlar nerede başlayıp nerede bitiyor?
Aynı sahne Afganistan'da tekerrür etti. Ancak Vietnam yıllarındaki durumun aksine 21. yüzyıldaki fotoğraf anında dünyanın dört bir yanına aktarıldı ve milyarlarca insan tarafından görüldü. Buna rağmen Vietnam fotoğrafı, “özgür dünya” ve ABD üzerinde büyük bir etki bıraktı. Özgür dünya meseleyi ABD’lilerle müttefik olan Vietnamlılara yapılmış bir ihanet olarak gördü ve ABD’nin Vietnamlıları vahşi düşmanlarının lehine terk ettiğini savundu. Bununla birlikte Afganistan fotoğrafı da aynı etkiyi bıraktı ancak bu sefer daha büyük bir şekilde. Bu durum İngiltere Başbakanı Boris Johnson’u olayı “felaket” olarak tanımlamaya itti. Almanya Başbakanı Angela Merkel ise bunu Batı'nın alnına sürülmüş kara bir leke olarak nitelendirdi. Hatta Senato ve Temsilciler Meclisi’ndeki demokratlar, tek taraflı geri çekilme hareketini ve bu kadar ani bir senaryoyu beklemeyen istihbarat raporlarını eleştirmek zorunda kaldılar. Dünyanın dört bir yanındaki analistler ve politikacılar, sonuçta Taliban Hareketi iktidara döndüyse yani başlangıç noktasına dönüldüyse, büyük savaşın ve ardından ABD’li ve Avrupalı ​​vergi mükelleflerinin paralarından 1 trilyon dolar harcanan 20 yıllık işgalin ne faydası olduğunu sorguladılar.

Kabil Havaalanı’nda uçağa binmeye çalışan Afganlar (AFP)

Dünya, Afganistan ve bölge için bir dönüm noktası olan bu anı, Brown Üniversitesi'ne bağlı olarak yürütülen Savaş Maliyetleri Projesi'ne göre ABD'nin Taliban döneminin sonsuza dek kapandığını sanan Afgan halkının çoğunun kurulmasını beklediği bir Afganistan devleti için en ufak bir temel dahi atmadan Afganistan’da geçirdiği ve en az 2,261 trilyon dolar harcadığı 20 yıla karşı bir öfke ve hüzün karışımıyla hatırlayacak.

Kıyaslama konusuna dönüş
Vietnam'daki ve Güney Vietnam başkentinin içindeki kriz sırasında, o dönem ABD’nin Vietnam Büyükelçisi olan Graham Martin tekrar tekrar yapılan tahliye çağrılarını reddetti. Zira Martin şehirde panik yaratmaktan korkuyordu ve Nixon tarafından kendisine Güney Vietnam’ın varlığını koruması için verilen görevi yerine getirmek istiyordu. Afganistan durumunda ise ABD Büyükelçisi önünde tahliyenin gerekliliğini ilan etmekten başka seçeneği olmadığından ötürü açıklama yapamadı. Problem, beklentilerin içinde gizli. Nitekim ABD ordusunun geri çekilmesinin Taliban’ın ülkeyi ele geçirilmesine yol açacağını kimse beklemiyordu. Çünkü ABD hükümeti Afgan ordusunun ülkeyi savunmak için gerekli finansmanı ve eğitimi aldığına inanıyordu. Ancak tabi ki bu isabetli bir tahmin değildi.


Nisan 1975'te ABD’ye ait bir helikoptere tırmanmaya çalışan sıra olmuş Vietnamlılar (AP)

Vietnam’ın Saygon şehrindeki Tan Son Nhut Hava Üssü'nün Kuzey Vietnam kuvvetleri tarafından bombalanması, Savunma Ataşesi Ofisi (DAO) kompleksini koruyan iki ABD deniz piyadesinin ölümüyle sonuçlanmıştı. Deniz Piyade Onbaşı Charles McMahon ve Kıdemli Onbaşı Darwin Judge, Vietnam Savaşı'nda hayatını kaybeden 58 bin ABD askerinin sonuncularıydı. Tan Son Nhut Hava Üssü’nün aldığı hasarı araştırdıktan sonra Graham Martin, Saygon'dan ayrılma zamanının geldiğini anladı. Ancak deniz yolları kapalı olduğu ve ticari ve askeri uçaklar ülkeye iniş yapamadığı için helikopterler ile hava ikmalinin gerçekleştirilmesi gerekiyordu. ABD’liler ve Vietnamlı müttefikleri, otobüslere ve ardından helikoptere bindirilmek üzere önceden belirlenen mevkilerde toplandılar. Yolcular Güney Çin Denizi'ndeki 40 mil uzaklıkta bulunan ABD Donanması’na ait gemilere götürülecekti. Başlangıçta plan yalnızca ABD'lileri tahliye etmek üzerine yapılmıştı. Ancak Büyükelçi Vietnam hükümet ve askeri yetkililerin yanı sıra destek personelini de tahliye etmekte ısrar etti. Çünkü çoğu kişi gibi o da Kuzey Vietnamlıların şehre girer girmez ortalığı kana bulayacağına inanıyordu.
Helikopterler ile hava ikmali başlatılan DAO’nun dışında kıyamet koparken yaklaşık on bin kişi toplandı. ABD Deniz Piyadeleri’nin önünde, kimi kurtarıp kimi arkalarında bırakacaklarına dair tatsız bir görev vardı.
Bu sırada Güney Vietnam Hava Kuvvetleri pilotları çok sayıda helikopteri ele geçirdi. Ailelerini ve alabildikleri herkesi helikopterlere bindirdiler ve onları okyanusun ortasında bekleyen ABD uçak gemilerinin güvertesine indirdiler. Uçakların sayısının fazla olmasından ötürü, bu gemilerin güvertesinde çalışan askerler, inmesi gereken diğer uçaklara yer açmak için helikopterleri denize itmek zorunda kaldılar.
Saygon'daki büyükelçiliği tahliye eden son ABD Deniz Piyadeleri, kaçmayı başaramayan binlerce Vietnamlıyı arkalarında bırakarak 30 Nisan şafak vaktinden sonra ülkeden ayrıldı. En nihayetinde tahliye sürecinin sonucunda rekor rakamlar ortaya çıktı. Nitekim 5 bin 500'ü Vietnamlı olmak üzere 7 bin kişi 24 saatten kısa bir süre içerisinde tahliye edilmişti.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.