Çin’i Rusya’dan ayırmanın mükemmel yolu

Washington, Moskova'nın Pekin ile yaptığı kötü evlilikten kurtulmasına yardım etmeli

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kasım 2019'da Brezilya'da bir araya gelmişlerdi (‏‎Marcelino Oxley - Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kasım 2019'da Brezilya'da bir araya gelmişlerdi (‏‎Marcelino Oxley - Reuters)
TT

Çin’i Rusya’dan ayırmanın mükemmel yolu

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kasım 2019'da Brezilya'da bir araya gelmişlerdi (‏‎Marcelino Oxley - Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kasım 2019'da Brezilya'da bir araya gelmişlerdi (‏‎Marcelino Oxley - Reuters)

Charles A. Kupchan
Washington, Çin’in yarattığı zorluklarla baş edebilmek için etkili bir strateji geliştirmeye çalışırken ABD Başkanı Joe Biden, ABD’nin en görünür avantajlarından birine, yani küresel ittifak ağına güvenme konusunda ne kadar haklı olduğunu kanıtladı. Fakat Biden’ın, bir yandan Pekin’i evcilleştirmek amacıyla bir ittifak kurarken diğer yandan Çin'in uluslararası ortaklıklarını zayıflatarak denklemin diğer tarafında da çalışması gerekiyor. Biden, her ne kadar Çin’in yükselişini durduramayacak olsa da baş ortağı Rusya'yı Çin’den uzaklaştırmaya çalışarak Pekin’in nüfuzunu sınırlayabilir.
Ne var ki Çin-Rusya ortaklığı, Çin’in ABD karşısında artan rolünün ve nüfuzunun yarattığı zorluğu daha da çetin hale getiriyor. Pekin ve Moskova arasındaki ortak eylem, küresel kurumların kontrolü için verilen savaşta ve demokrasi ile liberal olmayan alternatifler arasındaki küresel rekabette, Çin’in hırsını ve dünyanın farklı yerlerindeki nüfuzunu güçlendiriyor. Çin’in artan gücü, Rusya’nın dünya sahnesinde gerçek boyutunun ötesinde bir nüfuza sahip olmasına izin verirken Moskova'nın Avrupa ve ABD’deki demokratik yönetimi baltalama kampanyasını da destekliyor.
“Çin ve Rusya arasındaki ilişki, 1950'lerdeki Çin-Sovyetler Birliği yakınlaşmasına benzemeye başladı
Her ne kadar Çin ve Rusya arasındaki ilişki güçlü görünse de arka planda bir takım sıkıntılar söz konusu. Yükselen ve kendine güvenen ve çıkarlarıyla ilgilenen bir Çin ile gücü istikrarlı olmayan durgun ve güvensiz bir Rusya arasındaki kapsayıcı ilişki, eşitsiz bir ilişkidir. Bu durum, Biden'a bir fırsat sunuyor. Biden yönetimi iki ülkeyi birbirinden uzaklaştırmak için Rusya'nın Çin'in küçük ortağı statüsüyle ilgili endişelerini kullanmalı. Biden, Rusya'nın Çin ile ilişkilerinde belirgin olan zayıf noktalarını düzeltmesine, yani Moskova'nın kendisine gerçekten yardım etmesine yardım ederek Moskova’yı Pekin’den uzaklaşmaya cesaretlendirebilir. Çünkü Rusya’yı Çin’den ayırmak, her iki ülkenin da hırslarına pranga vuracak ve ABD’nin demokratik ortaklarıyla birlikte, liberal değerlerini savunmasını kolaylaştıracaktır. Ayrıca giderek çok kutuplu ve ideolojik çeşitliliğe sahip bir dünyada barışçıl bir uluslararası düzen şekillendirecektir.

Eşit olmayan ortaklık
Çin ile Rusya arasındaki ilişki bir çıkar evliliği olabilir, ama çok etkili bir evliliktir. Çin genel olarak, uluslararası sahnede tek başına hareket etmekte ve diğer ülkelerle serbest ticareti ve karşılıklı ilişkileri tercih etmektedir. Fakat Rusya ile ilişkisi bir istisnadır. Bugün Pekin ve Moskova’nın arasında, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından kullanılan bir terim olan ‘ittifak benzeri’ bir ilişki vardır. Bu ilişki, ABD dolarının küresel ekonomideki hakimiyetini azaltma çabaları da dahil olmak üzere ekonomik bağların derinleştirilmesini öngörüyor. Çin ve Rusya’nın vatandaşlarını kontrol etmek ve izlemek için ortak bir dijital teknoloji kullanmaları, dünya demokrasilerinde çatışma tohumları ekti. İki ülke arasında ortak askeri tatbikatların yapılmasının yanı sıra Rusya'dan Çin'e gelişmiş silah sistemlerinin yanı sıra teknoloji transferi gibi savunma alanında iş birliği de var.
Rusya'nın Çin'e yönelik eğilimine, NATO'nun doğu sınırlarının Rusya'nın batı sınırlarına kadar genişlemesiyle derinleşen Batı'ya yabancılaşması eşlik etti. Avrupa Birliği (AB) ve ABD’nin 2014 yılında Kırım’ı ilhak etmesi ve Ukrayna’nın doğusundaki askeri müdahalesi nedeniyle Rusya'ya yaptırımlar uygulamasının ardından Moskova, Pekin ile ilişkilerini geliştirme çabalarını hızlandırdı. Pekin de Moskova’ya aynı şekilde karşılık verdi ve ABD ile artan ekonomik ve stratejik rekabeti çerçevesinde nüfuzunu artırmak için Moskova’ya doğru bir eğilim gösterdi. Şi Cinping, 2013 yılında Çin’in devlet başkanı olmasından bu yana Putin ile yaklaşık 40 kez yüz yüze veya telefon aracılığıyla görüştü.
Çin ve Rusya arasındaki ilişki, gerçekçi bir dünya görüşüne dayanıyor. Her iki ülkenin de bu ilişkiden karşılıklı ve bireysel çıkarları var. Aralarındaki diplomatik ortak eylem, Batının jeopolitik ve ideolojik olarak sınır tanımayan bir hırsı olarak gördükleri tutumu karşısında direnme konusundaki ortak hedeflerini temsil ediyor. Bu ortaklık, Rusya'nın stratejik dikkatini batı sınırlarına, Çin'in stratejik dikkatini ise deniz kanadına vermesine olanak sağlıyor. Rusya ayrıca Çin'e enerji ve silah satışından önemli gelir elde ederken, Çin de Rus yapımı silahların yardımıyla ekonomisini geliştirmeye ve askeri kapasitesini artırmaya çalışıyor.
Ancak iki ülke ‘doğal ortaklar’ değil, yani aynı inanç, amaç ve çıkarlarla bağlı değiller. Tarihe bakıldığında iki ülke arasında her zaman rekabetçi bir ilişki olmuştur. Uzun süredir devam eden rekabetlerinin kaynakları neredeyse hiç değişmemiştir. Kremlin, güç gerçeğine karşı oldukça hassastır ve yaklaşık 150 milyon nüfuslu durgun bir Rusya'nın, yaklaşık 1,5 milyar nüfuslu canlı bir Çin ile boy ölçüşemeyeceğini çok iyi bilir. Çin ekonomisinin Rusya ekonomisinin neredeyse 10 katı büyüklüğünde olmasının yanı sıra Çin, inovasyon ve teknoloji söz konusu olduğunda Rusya’dan tamamen farklı bir seviyededir. Çin’in Kuşak-Yol Girişimi (BRI), Rusya’nın Orta Asya’daki geleneksel nüfuz alanında derin atılımlar gerçekleştirirken Kremlin, Çin'in Kuzey Kutbu için de planları olması nedeniyle haklı olarak endişe ediyor.
Bu farklılıklara rağmen Rusya'nın Çin'e bağlılığını sürdürmesi, Moskova’nın Batı’ya duyduğu kızgınlığın güçlü bir işaretidir. Bununla birlikte, dengesizlik zamanla artacak ve Kremlin için daha büyük bir rahatsızlık sebebi haline gelecektir. Washington’ın Rusya’nın duyduğu bu rahatsızlıktan faydalanması ve Rusya’yı eğer Çin’e karşı tavır alır ve Batı’ya yönelirse daha iyi bir jeopolitik ve ekonomik konumda olacağına ikna etmesi gerekiyor.
Ancak böyle bir manevrayı gerçekleştirmek kolay olmayacaktır. Putin, Rus milliyetçiliği üzerine bahis oynayarak ve Batı'ya karşı tavır alarak içerideki hâkimiyetini sağlamlaştırdı. Kendisi ve destekçileri, kendilerini değiştirmeyip olduğu gibi kalmaya kararlı olabilirler. Bunların dışında farklı bir dayanağa sahip bir dış politikayı benimsemek istemiyor da olabilirler. Bu yüzden Biden yönetimi, Moskova'ya uyanık bir şekilde yaklaşmalı. Rusya'yı batıya çekmeye çalışırken, Kremlin'in saldırgan davranışına boyun eğmemeli veya Putin'in Washington'ın uzattığı elden faydalanmasına izin vermemeli.
Biden, 1970’li yıllarda dönemin ABD Başkanı Richard Nixon'ın Çin'e yaklaşıp Çin-Sovyetler Birliği ilişkilerini bozmayı ve komünist bloğu zayıflatmayı başardığında karşılaştığı durumdan daha karmaşık bir durumla karşı karşıya kalacaktır. Nixon, 1972 yılında Çin’i ziyaret ettiğinde, Pekin ve Moskova’nın yolları ayrılmıştı ve Nixon, bu konuda hiç zorluk çekmemişti. Nixon’ın görevi Pekin-Moskova ilişkilerinde bir çatlak açmak değil, var olan çatlağı genişletmekti. Fakat Biden, sağlıklı bir ortaklığı bozmak gibi daha da büyük bir engelle karşı karşıya. Elindeki en büyük koz, Çin-Rusya ilişkilerinde altta yatan gerilimleri körüklemek olacaktır.

Tuhaf birliktelik
Çin ve Rusya uzun süredir toprak ve itibar için rekabet ediyorlar. 2 bin 600 mili aşan kara sınırını paylaşan iki ülke arasında sınır bölgelerindeki nüfuz ve ticaret konusunda yaşanan anlaşmazlıklar, yüzyıllar öncesine dayanıyor. Güç ve kontrol 17. ve 18. yüzyıllarda Çin’in elindeydi. Daha sonra, 19. ve 20. yüzyıllarda, Rusya ve diğer Avrupalı ​​güçler, Çin'den toprak almak ve sömürücü ticaret koşulları dayatmak için askeri saldırıdan ve zorlayıcı diplomasiden oluşan bir kombinasyona başvurdukça işler tersine döndü.
Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) 1949 yılında iktidara gelmesi, Çin ile Sovyetler Birliği arasında tarihi açıdan eşi-benzeri görülmemiş bir stratejik iş birliği döneminin önünü açtı. İki ülke 1950 yılında komünizme olan ortak bağlılıklarına dayanarak resmi bir ittifak imzaladılar. Böylece binlerce Sovyet bilim adamı ve mühendisi, endüstriyel ve askeri teknolojiyi paylaştıkları ve hatta bir nükleer silah programının geliştirilmesine yardımcı oldukları Çin'e taşındılar. Kore Savaşı sırasında Sovyetler Birliği Çin'e mühimmat, askeri danışmanlar ve hava koruması sağladı. İki ülke arasındaki ticaret de hızla büyüdü. On yıl sonra Sovyetler Birliği Çin'in dış ticaretinin yüzde 50'sini oluşturuyordu. Çin!in o dönemdeki lideri Mao Zedong iki ülke arasındaki ilişkiyi ‘yakın bir kardeşlik ilişkisi’ olarak tanımlarken, Sovyetler Birliği Başbakanı Nikita Kruşçev, Çin'deki komünist devrimi ‘dünya tarihindeki en dikkate değer olay’ olarak niteledi.
“Putin'in ‘Şi’nin yardımcısından başka bir şey olmadığı düşüncesi Rusya'da pek hoş karşılanmıyor
Ancak bu ittifak, doğduğu hızla bozuldu. Mao ve Kruşçev 1958 yılında ters düşmeye başladılar. Kısmen ideolojik farklılıklar nedeniyle aralarında görüş ayrılığı olduğu ortaya çıktı. Mao köylülüğü harekete geçirmeye, hem yurtiçinde hem de yurtdışında devrimci ateşini yakmaya ve toplumsal huzursuzluğu körüklemeye çalışırken Kruşçev, yurtiçinde ve yurtdışında ideolojik ılımlılığı, endüstriyel sosyalizmi ve siyasi istikrarı destekledi. iİki ülke arasındaki Komünist bloğa liderlik rekabeti, Mao'nun Kruşçev'in ‘dünyadaki komünist partilerin Sovyetler’e değil, Çin’e sadık olacaklarına inanmayacağından korktuğunu’ belirtmesiyle başladı.
Bu zıtlaşmalar, Çin’in Sovyetler Birliği'nin kuşkusuz çıkarına olan güç eşitsizliklerinden duyduğu rahatsızlığı daha da kötüleştirdi. Mao 1957 yılında yaptığı bir konuşmada Sovyetler Birliği'ni ‘büyük güç şovenizmi’ yapmakla suçladı. Ertesi yıl, Sovyetler Birliği’nin Pekin Büyükelçisi’ne “Bizi kontrol edebilecek bir konumda olduğunuzu düşünüyorsunuz” diyerek şikâyetini dile getirdi.
Mao'ya göre Ruslar Çin'i ‘geri kalmış bir ulus’ olarak görüyorlardı. Kruşçev ise iki ülke arasındaki bölünmeden Mao'yu sorumlu tuttu. Kruşçev, 1959 yılında Çin ve Hindistan güçleri arasında tartışmalı sınırlarda karşılıklı olarak ateş açılmasının ardından Pekin'in ‘bir horozun savaşmayı özlediği kadar savaşı arzuladığını’ söyledi. Hızını alamayan Kruşçev, Komünist bloğa bağlı parti liderlerinin bir toplantısında ‘aşırı solcu ve dogmatik’ diyerek Mao'yla alay etti.
İki lider arasındaki bu çekişme, Çin-Sovyet Birliği iş birliğinin yıkılma götürdü. Sovyetler Birliği, 1960 yılında askeri uzmanlarını Çin'den çekerek stratejik iş birliğini kesti ve takip eden iki yıl içinde iki ülke arasındaki ticaret hacmi yaklaşık yüzde 40 azaldı. Sınırlar yeniden silahlandırıldı ve 1969'da patlak veren çatışmalar neredeyse top yekûn bir savaşın fitili ateşleniyordu.
Dönemin ABD Başkanı Nixon 1970'lerin başlarında iki ülke arasındaki bu durumdan yararlandı ve Çin'e yaklaşarak bölünmeyi daha da derinleştirdi. Süreç, 1979 yılında ABD-Çin ilişkilerinin normalleşmesiyle sonuçlandı. Moskova ve Washington arasındaki ilişkiler, ancak Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonraya normale döndü.

İyi geçinme çabaları
Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra, Çin ve Rusya 1990'larda ilişkilerini düzeltmeye başladılar. Geriye kalan bir dizi sınır anlaşmazlığını çözdüler ve 2001 yılında İyi Komşuluk, İş birliği ve Dostluk Antlaşması imzaladılar. Ardından 2010 yılında Rusya'dan Çin'e ilk petrol boru hattının çekilmesiyle askeri iş birliğini ve ticari ilişkileri kademeli olarak güçlendirdiler. Sonrasında ise Pekin ve Moskova, BM’deki konumlarını uyumlu hale getirmeye başladılar ve 2001'de Şanghay İşbirliği Örgütü'nün (ŞİÖ), 2009 yılında BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) Ekonomi Grubu’nun kurulması gibi Batı ülkelerinin etkisine karşı koymayı amaçlayan girişimlerde iş birliği yaptılar.


Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, BMGK’nın deniz güvenliği konulu video konferansında konuşurken çekilen bir fotoğraf. Pekin ve Moskova, Batı etkisi karşısında BM’deki konumlarını uyumlu hale getiriyorlardı (AP)

İkili iş birliğine yönelik art arda atılan adımlar, Şi ve Putin döneminde arttı ve hızlandı. Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesinin ardından Moskova ile Batı arasındaki bağların kopması ve ABD ile Çin arasında artan rekabet de bunu daha da sağlamlaştırdı. Son yıllarda Çin ile Rusya arasındaki ilişki, 1950'lerdeki Çin-Sovyetler Birliği yakınlaşmasına benzemeye başladı. 1990'larda başlayan askeri iş birliğini güçlendiren Rusya, savaş uçakları, modern hava savunma sistemleri ve gemi ve denizaltı karşıtı füzeler sağlayarak Çin'in en önemli savunma önceliklerini ele almasına yardımcı oldu. Son yıllarda Çin'in silah ithalatının yaklaşık yüzde 70'ini Rusya karşıladı. Çin’e petrol ve gaz satmak, Rus ekonomisini canlandırırken Çin'in daha zayıf deniz tedarik yollarına bağımlılığını azalttı. Artık Rusya, Çin'in en büyük petrol tedarikçisi olarak Suudi Arabistan ile rekabet ederken, Çin, Rusya'nın en büyük ticaret ortağı olarak Almanya'nın yerini aldı.
Çin ve Rusya, Şi ve Putin döneminde, uluslararası kuruluşlarda liberal ilkelere karşı çıkmak ve dünyanın birçok yerinde bilgi platformları üzerinde otoriter yönetim ve devlet kontrolüne dayalı bir yönetim biçimini yaymak için iş birliği yaptı. Rusya’nın karalama kampanyaları ve istihbarat operasyonları, Çin’in yatırımlarla liberal olmayan rejimleri destekleyerek ‘karşı tarafı kendi çıkarlarına aykırı bir şeye mecbur bırakma’ konusundaki zorlayıcı nüfuzuyla birleşiyordu.
Birçok düzeydeki bu iş birliği etkileyici ve çok önemli olsa da Soğuk Savaş'ın başlangıcında Çin-Sovyetler Birliği ortaklığında olduğu gibi kırılgan bir temele dayanmaktadır ve karşılıklı güvenden yoksundur. 1950’li yıllarda, Çin ile Sovyetler Birliği arasındaki yakın ilişkiler daha ziyade Mao ve Kruşçev arasındaki ilişkiye bağlı olduğundan ikili arasındaki iniş çıkışlar karşısında savunmasızdı. Bugün de Çin-Rusya iş birliği, büyük ölçüde Şi ve Putin arasındaki beklenmedik ilişki temeline bağlıdır.
Soğuk Savaş sonrası ilk yıllarda Moskova, yurtiçinde ve yurtdışında istikrar arayışına girdi. Pekin ise o dönem devrimi sürdürmeyi tercih ederken, bugün yükselişinin hızını artırmak için iç ve dış istikrara güveniyor. Moskova ise bugün kaosu teşvik etmek için sınırlarının dışında kaslarını esnetiyor. 1950'lerde Moskova'nın ikili ilişkiler üzerindeki hegemonyası Pekin'de öfkeye neden olurken, bugün Çin, bu hegemonyanın kendisine geçmesinin tadını çıkarıyor. Ancak bu aşırı güç asimetrisi bu kez de Rusya'yı kızdırıyor.
Kremlin'in bu güç eşitsizliğini sindirmesi oldukça güç. Rusya'yı büyük güç konumuna geri getirmeye çalışan Putin için, sadece Şi'nin yardımcısı olarak görünmek içeride hiçte iyi karşılanmıyor. Ancak iki ülke arasındaki eşitsizlik gün geçtikçe daha da belirginleşiyor ve büyüyor. Çin ile ticaret, Rusya'nın toplam dış ticaretinin yüzde 15'inin üzerindeyken Rusya ile ticaret, Çin'in dış ticaretinin yaklaşık yüzde birini temsil ediyor. Bu dengesizlik uçurumu, Çin'in yüksek teknoloji sektöründe ilerlemesiyle daha fazla derinleşiyor.
Rusya’nın doğusunda, Çin ile olan sınır boyunca yaklaşık 6 milyon Rus yaşarken, Çin’e bağlı Mançurya bölgesinin üç eyaletinde yaklaşık 110 milyon Çinli yaşıyor. Sınır bölgesinin giderek Çin ürünlerine ve hizmetlerine bağımlı hale gelmesi, önde gelen Rus siyasi analist Dmitry Trenin’i bile bölgeyi ‘Çin'in ele geçirebileceği’ tahmininde bulunacak kadar ileriye gitmeye itti.
“Rusya, belki de kendi (çıkarları) pahasına Çin’in askeri modernizasyonuna yardım ve yataklık etti
İki ülke arasında toprak ve sınır bölgelerindeki nüfuz konusunda bir kamu tartışmasının patlak vermesinin üzerinden uzun yıllar geçse de milliyetçilik ve ırkçılık, her iki siyasi kültürde de derin bir yere sahip olduklarından uzun süredir uykuda olan bölgesel çatışmaları yeniden alevlendirebilir.
Bu konuyla ilgili olarak South China Morning Post (SCMP) gazetesi, geçtiğimiz günlerde “Şi'nin Moskova ile flört etmesi anlamsız” şeklinde bir yorum yayınladı. Gazete, Şi’nin 17. yüzyıldan bu yana Çin ve Rusya ilişkilerin bir özelliği olan düşmanlığı görmezden geldiğini ve Rusya'daki Çin karşıtı duyguların büyümeye devam ettiğini öne sürdü. Dünyanın diğer bölgelerinde olduğu gibi koronavirüs (Kovid-19) salgınının Çin kökenli olması da bu karşıtlığı körüklüyor. Ancak bu önyargılar, kısmen Mao'nun yaklaşık 60 yıl önce şikâyet ettiği aynı ırkçı önyargılarla körüklendiğinden bu karşıtlığın salgından çok önce başladığını söyleyebiliriz.
Rusya'nın Çin'e olan ekonomik bağımlılığı artarken, bu durum Moskova’yı, Pekin'in zorlayıcı nüfuzuna karşı giderek daha savunmasız bırakıyor. Rusya'nın, ihracat gelirinin üçte ikisinden fazlasını ve federal bütçenin üçte birini oluşturan fosil yakıtları ihraç etme bağımlılığı da artıyor. Dünya yenilenebilir enerji kaynaklarına dönerken bu durum, gelecekteki risklere hazır olmak adına hiç iyi bir tablo çizmiyor. Çin'in Kuşak-Yol Girişimi, tüm Avrasya’da yatırımlar ve altyapı projeleri başlatsa da her ne kadar çoğunlukla Rusya’nın etrafında dönse de ona çok az fayda sağlıyor. Son yıllarda birkaç yeni sınır kapısı açıldı, ancak Çin'in Rusya'daki yatırımları en düşük düzeyde kaldı.
Ruslar, Avrasya Ekonomik Birliği'ni (AEB) Kuşak-Yol Girişimi’ne bağlamayı planlıyor. Ama iki yönetim birbirini tamamlamaktan ziyade bir biriyle rekabet ediyorlar. AEB, 2017 yılında Çin'e 40 ayrı ulaşım ağı projesi önerdi ve bunların tümü Pekin tarafından reddedildi. Çin-Rusya ilişkilerinde uzmanlaşmış bir analist olan Ankur Shah, Moskova'nın ‘artık Pekin'in Kuşak-Yol Girişimi önünde boyun eğmek zorunda hissetmediğine’ (yani bu girişime direnmeyi ve rekabet etmeyi bıraktı) dikkati çekerek Rusya Dışişleri Bakanı’nın geçtiğimiz yıl Kuşak-Yol Girişimi konulu üst düzey bir toplantıya katılmadığını hatırlattı.
Rusya’nın Orta Asya'daki baskın ekonomik güç konumu Çin’e geçti. Pekin'in ekonomik kalkınmadan ve Uzak Kuzey'deki yeni nakliye yollarından yararlanma konusundaki ilgisi, Çin'in ‘Kutup İpek Yolu’ olarak adlandırdığı ve Rusya'nın bölgedeki stratejisine açık bir meydan okuma olan projeden ibaret. Çin'in Kuzey Kutbu planları Rusya'nın planlarını tamamlıyor gibi görünse de AEB ve Kuşak-Yol Girişimi'nde olduğu gibi rakip vizyonlar, Moskova'yı endişelendiriyor.
Bu arada, Çin ile Rusya arasındaki savunma ilişkileri ışıltısının bir kısmını kaybetti. Çin ordusu, özellikle Rus yapımı silahlardan ve teknoloji transferlerinden faydalanırken Moskova, elde ettiği gelir ve bunun sonucunda ortaya çıkan askeri iş birliğinden memnundu. Ancak Çinli şirketlerin Rus silah teknolojisini kısmen çalmasıyla Çin'in savunma sektöründeki ilerleme, Çin'i Rusya’dan yapılan silah ithalatına daha az bağımlı hale getirmeye başladı. Çin’in orta menzilli füzelere sahip olması (görünüşte ABD'nin gelişmiş silahlarına karşı koymayı amaçlıyordu), Rus toprakları için olası bir tehdit oluşturuyor. Moskova’nın Pekin’in kıtalararası balistik füzeleri ve Çin'in batısında yeni fırlatma rampaları kurulması dahil genişleyen cephaneliğini yakından takip ettiğine şüphe yok. Bu durumda Rusya, belki de kendi (çıkarları) pahasına Çin'in askeri olarak modernleşmesine yardım ve yataklık etmiş oldu.

Rusya’nın çıkarlarını iyi belirlemesine yardımcı olmak
Eğer Rusya yüzünü Batı’ya çevirirse, bu Washington’ın, girişimlerinin veya Moskova’nın çıkarlarını tercih etmesinden kaynaklanmayacaktır. Aksine, Kremlin’in uzun vadeli çıkarlarını en iyi nasıl ilerleteceğine dair soğuk (kasıtlı) değerlendirmesi nedeniyle olacaktır. Washington'ın Moskova’ya yaptığı Batı ile olan gerilimi azaltma teklifi tek başına başarılı (yeterli) olamayacaktır. Çünkü Putin, siyasi demir yumruğunu meşrulaştırmak için bu tür gerilimlere güveniyor. Washington'ın önündeki asıl zorluk, Batı ile daha fazla iş birliği yapmanın Çin ile yakın ortaklığından kaynaklanan artan güvenlik açıklarını ele almasına yardımcı olabileceğini göstererek Kremlin'in yaptığı kapsamlı stratejik hesabı değiştirmektir.
Washington'ın öncelikle, stratejisinin ‘otoriterliğe karşı demokrasi’ çerçevesini kırmalı. Elbette ABD ve ideolojik ortakları, vatandaşlarına hizmet sunabilmeli ve liberal olmayan alternatiflerden daha iyi performans göstermeliler. Lakin açık bir ideolojik perspektiften rekabet etmek, Rusya ve Çin'i birbirine yaklaştırmaktan başka bir şeye hizmet etmiyor.
Biden yönetimi, bunun yerine, Çin ile ilgili konular da dahil olmak üzere, ABD'nin uzun vadeli ulusal çıkarlarının Rusya'nınkilerle örtüştüğü alanlar hakkında Moskova ile samimi bir görüşme yapmalıdır. Rusya ve ABD’nin birçok konuda anlaşmazlığa düştüğüne şüphe yok. Ancak Washington, devam eden bölünmeden memnun olmak yerine, stratejik istikrar, siber güvenlik ve iklim değişikliği başta olmak üzere çeşitli konularda Moskova ile ortak bir zemin bulmaya çalışmalıdır. Bu tür bir diyalog, hızlı ilerleme sağlamasa bile, Moskova'yı Çin ile ittifak kurmaktan başka seçenekleri de olduğunu hatırlatır.
Biden yönetimi, demokratik müttefiklerine Rusya ile benzer görüşmelerde bulunmaları için baskı yapmalı. Ayrıca, Çin'in artan gücünün nasıl Rusya'nın nüfuzu ve güvenliği pahasına olduğunu vurgulayarak ortak ilgi alanlarını anlayabilirler. Bunun yanı sıra Hindistan’ın Rusya ile uzun süredir devam eden yakın ilişkileri ve Çin'in niyetlerine dair şüpheci bakış açısı göz önüne alındığında, Yeni Delhi’nin Moskova'nın dikkatini stratejik özerkliği korumanın önemine ve Pekin ile çok yakın bir ilişkinin olası tehlikelerine çekme konusunda ön safta yer alabilir. Washington, Hindistan'ı Rusya'yı Çin'den uzaklaştırmaya yardım etmeye teşvik etmek için Rus S-400 hava savunma sistemini satın alması nedeniyle Hindistan'a karşı şuan askıya alınan yaptırımları tamamen kaldırmalı.
ABD ve müttefikleri, Çin’in şu sıra Rusya'nın en büyük ticaret ortağı olmasına rağmen, Rusya'nın Çin'e artan ekonomik bağımlılığını azaltmaya da yardımcı olmalıdır. Rusya'nın AB ile ticaret hacmi, Çin ile olan ticaret hacminden çok daha büyük ve Rusya'nın dış ticaret hacminin yaklaşık yüzde 40'ını oluşturuyor.
Joe Biden'ın Rusya’nın doğalgazını Almanya'ya taşıyacak tartışmalı Kuzey Akım 2 boru hattı projesine yeşil ışık yakma kararı gerçekten de Rusya ile Avrupa arasında daha derin ticaret bağları kurulmasına cesaretlendiren akıllıca bir yatırımdı. Batı ülkelerinin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlar, Moskova’nın saldırgan davranışına gerekli bir yanıt olsa da, Rusya'yı Çin'in ekonomik kollarına daha fazla itme konusunda etkili oldu. Buradan bakıldığında ABD ve ortakları yeni yaptırımlar uygulamadan önce iki kez düşünmeli ve Rusya'nın ABD’yi mevcut yaptırımları hafifletmeye ikna etmek için Doğu Ukrayna'daki çatışmaya diplomatik bir çözüm bulma taahhüdü ve Rusya'dan ABD’deki internet ağlarına yönelik siber saldırıları dizginleme dahil atabileceği bir takım adımlar belirlemeli.

“Washington'ın öncelikle, stratejisinin ‘otoriterliğe karşı demokrasi’ çerçevesini kırmalı
ABD ve ortakları, Rusya'nın iklim değişikliğiyle mücadele etmesine ve ekonomisini fosil yakıtlara olan bağımlılıktan uzaklaştırmasına yardımcı olmak isteklerini de dile getirmeliler. Bu görev, kısa vadede metan yakalamak için en iyi yöntemleri paylaşmayı, petrol ve doğalgaz üretimine yeşil alternatifler geliştirmeye yardımcı olmayı ve Rusya'nın sera gazı emisyonlarını azaltmak için başka adımlar atmayı gerektiriyor. ABD, Rusya’nın bilgi ekonomisine geçişine yardımcı olmalıdır. Ancak bu Putin'in ülkesi pahasına ve açıkça çıkarlarına aykırı olarak asla atmadığı bir adımdır.
Buna karşın Çin, teknolojik bilgi birikimini nadiren paylaşıyor. Çin genel olarak bu konuda veren değil, alan taraf olmayı seçiyor. Bu nedenle ABD, Rusya’nın daha yeşil ve daha çeşitli bir ekonomiye geçişini kolaylaştırmak için teknolojik bilgi birikimini paylaşma fırsatını değerlendirmeli.
ABD aynı zamanda, Biden ve Putin’in Haziran ayında Cenevre'de yaptıkları görüşmede başlattıkları stratejik istikrar diyalogunu geliştirmeli. Rusya'nın Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması'nı (INF) ihlal etmesinin ABD'yi 2019 yılında anlaşmadan çekilmeye ittiği biliniyor. 
ABD ve Rusya’nın artık kaçınılmaz olduğu düşünülen füze yarışına bir çözüm bulması gerekiyor. Çin'in de dahil olduğu üçlü bir anlaşmanın yapılması uzak bir ihtimal olsa da, Çin geniş ve çeşitli orta menzilli füze cephaneliğini sınırlayan, tamamlayıcı bir takip anlaşmasını kabul etmeye zorlanabilir.  Böyle bir anlaşmayı müzakere etme girişimi, Çin'in silah kontrol anlaşmalarına girme konusundaki geleneksel isteksizliği nedeniyle muhtemelen Moskova ve Pekin arasındaki bölünmeleri ortaya çıkaracaktır. Ayrıca Rusya’nın Çin’i, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi konusunda ABD ile daha kapsamlı bir müzakereye dahil etmesi, özellikle ABD ve Rusya’nın çıkarlarının örtüştüğü İran ve Kuzey Kore'deki nükleer programlar konusunda çıkarına olacaktır.
Kuzey Kutbu ise Washington’ın Moskova’nın Pekin’in büyüyen hırslarını pohpohlamanın stratejik olumsuz taraflarını görmesine yardımcı olabileceği başka bir alandır. İklim değişikliğinin, Uzak Kuzey'e (Rusya'nın çoğunlukla Kuzey Kutup Dairesi'nin kuzeyini kapsayan bir bölge) erişimi büyük ölçüde artırması, Rusya’nın bölgenin ekonomik ve stratejik değeri ile ilgilenmeye başlamasını sağladı. Çin'in ‘Kuzey Kutbu'na yakın bir güç’ olduğu açıklaması da Rusya’yı rahatsız ediyor.
Washington ve Moskova arasında bölgeyle ilgili bir anlaşmazlık olsa da hem Kuzey Kutup Bölgesi (Arktik) Konseyi ile ikili diyaloga girilerek hem de Kuzey Kutbu'ndaki ekonomik ve askeri faaliyetleri yöneten daha tutarlı ilkeler geliştirilerek Çin’in niyetleriyle ilgili ortak endişeler ele alınmalı. Son olarak Washington, Moskova’yı Çin’in Orta Asya, Ortadoğu ve Afrika dahil olmak üzere gelişmekte olan bölgelerde artan nüfuzunu engellemeye yardım etmesi için teşvik etmeli. Bu bölgelerin çoğunda Rusya’nın politikaları ABD’nin çıkarlarıyla çakışıyor ve Moskova Washington'ı baş rakibi olarak görmeye devam ediyor. Ama Pekin ekonomik ve stratejik nüfuzunu artırmaya devam ettikçe Moskova, asıl baş rakibinin ABD değil, Çin olduğunu anlayacaktır. Çünkü Çin, söz konusu bölgelerin çoğunda Rusya’nın nüfuzunu baltalıyor. Washington bu durumu, Rusya’nın ve ABD’nin çıkarları arasında daha fazla uyum sağlamaya yardımcı olarak ve bölgesel strateji koordinasyonu için fırsatlar yaratarak göstermeli.
Şuan Rusya ile ABD arasındaki ilişkileri baltalayan düşmanlık ve güvensizlik göz önüne alındığında, Washington'ın stratejik hesabını değiştirmeyi amaçlayan diplomasiyi hedeflemek zaman alacağı anlaşılabilir. Rusya, belki de Putin görevi bırakana kadar mevcut rotasında kalabilir. Ancak Çin’in jeopolitik yükselişinin şaşırtıcı hızına ve kapsamına bakıldığında, özellikle Putin ayrıldıktan sonra görevi devralacak olan genç Rus yetkililer ve aydınlar arasında bir Çin-Rusya bölünmesinin tohumlarını ekmeye başlamanın zamanı geldi.
Çin, sadece deniz cephesinde değil birçok cephede stratejik baskıyla karşı karşıya kalırsa ve artık Rusya'nın sarsılmaz askeri ve diplomatik desteğine güvenini kaybederse ABD’nin Çin’in yükselişini başarılı ve barışçıl bir şekilde yönetme çabalarında büyük ölçüde ilerleme kaydedileceği kesin.
Çin, şimdilik, kıta sınırlarında nispeten serbest olduğu ve Moskova'nın desteğini aldığı için batı Pasifik'e ve ötesine ilerlemeye odaklanabiliyor. ABD'nin, Çin'in Rusya ile ilişkisini yeniden şekillendirmeye yardımcı olarak bu denklemi değiştirmek için uzun vadeli bir stratejiye yatırım yapması akıllıca olacaktır. Bunu yapmak, çok kutuplu bir düzen yaratma ve Pekin’in gerçekte uluslararası bir düzen inşa etme yönündeki olası çabalarını raydan çıkarma konusunda önemli bir adım olarak görülecektir.
*Makalenin yazı Charles A. Kupchan, Dış İlişkiler Konseyi'nde (Council On Foreign Relations -CFR) seçkin bir akademisyen ve Georgetown Üniversitesi Dış Hizmet ve Hükümet Okulu'nda uluslararası ilişkiler profesörüdür. Kupchan zamanda “Isolationism: A History of America’s Efforts to Shield Itself from the World” (İzolasyonizm: ABD'nin Kendini Dünyadan Koruma Çabalarının Tarihi ) adlı kitabın da yazarıdır.



Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.


Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.