Taliban’ın zaferi sonrası Afganistan’ı bekleyen senaryolar

İç ve dış aktörlerin verileri, taktikleri ve hesapları değişiyor.

Taliban’ın zaferi sonrası Afganistan’ı bekleyen senaryolar
TT

Taliban’ın zaferi sonrası Afganistan’ı bekleyen senaryolar

Taliban’ın zaferi sonrası Afganistan’ı bekleyen senaryolar

Afganistan Devlet Başkanı Eşref Gani Ahmedzai'nin Kabil Uluslararası Havalimanı'ndan Tacikistan Cumhuriyeti'ne giden uçağa bindiği an, ABD'nin Afganistan'da bir ulus inşa etmeye yönelik 20 yıllık çabası son buldu. Afgan devlet kurumlarını inşa etmek için harcanan trilyonlarca dolar, Afgan silahlı kuvvetlerinin “kaybolması” ve tüm hükümet yapısının çökmesiyle boşa gitmiş oldu. Ve tüm bunlar, Taliban milislerinin Pazar sabahı Afganistan'ın başkenti Kabil'e girmesinden sadece birkaç saat sonra meydana geldi.
Bu olay, 11 Eylül 2001'de ABD'ye yapılan saldırıların ardından “Taliban” hareketini dağıtma amacıyla başlatılan 20 yıllık uluslararası çabaların sonu oldu. Modern tarihte örneğini daha önce görmediğimiz bir şekilde bir büyük gücün böylesine savurgan bir maliyetle giriştiği askeri macera utanç verici bir şekilde sona erdi.
Taliban'ın Afganistan'ın başkenti Kabil'i ele geçirmesi ve hareketin şehrin etrafına güvenlik birimleri yerleştirmesinden sonra şehir merkezine sızarak her köşeye güvenlik noktası kurması ve şehri tam olarak kontrolü altına alması şu ana kadar barışçıl bir şekilde gerçekleşti. Öte yandan Taliban'ın, resmi adıyla Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı’nın her köşesinde güvenlik noktaları oluşturmasına rağmen herhangi bir binaya girmekten kaçınmasıyla havaalanı, Kabil'de ABD ordusunun kontrolü altındaki tek tesis olmaya devam ediyor. Bu nedenle, Taliban ile havaalanını kontrol eden ABD askeri güçleri arasında adeta ilan edilmemiş bir ateşkes var. Taliban, bu güçlerin ABD diplomatik personelini Kabil’den tahliye ettiğini ve şehirdeki büyükelçilik yerleşkesinden Amerikan bayrağını indirdiğini biliyor.
Taliban'ın Kabil'in çeşitli ilçe ve bölgelerine girmesinden birkaç saat önce, Başkan Eşref Gani hükümetinin neredeyse tüm üyelerinin kaçtığı, ancak hareketin, hâlâ hükümet binaları ve cumhurbaşkanlığı yerleşkesi içinde bulunan yetkilileri zorla tahliye etmekten kaçındığını belirtmekte de fayda var. Taliban bu yetkilileri zorla çıkarmak yerine barışçıl bir iktidar geçişi sağlamak için eski Afgan hükümetinin üst düzey yetkilileri ile müzakerelere başladı. Eski Cumhurbaşkanı Hamid Karzai ve önde gelen hükümet politikacısı Dr. Abdullah Abdullah, müzakerelerde Afgan hükümeti ekibine liderlik ediyor.
Öte yandan, Taliban militanlarının şehre girmesinin ardından Kabil'de ciddi bir şiddet olayı bildirilmezken, şehir dışına büyük çaplı bir göç dalgası olduğu bildiriliyor. Eşref Gani hükümetiyle veya Amerikan kuvvetleriyle yakın iş birliği içinde olan bölge sakinleri, “Taliban” militanlarının misilleme saldırılarından korkuyorlar. Bu korku, çok sayıda vatandaşın uluslararası havaalanının kapılarına hücum ederek Afganistan’dan ayrılan Amerikan askeri ve ticari uçaklarına binmeye çalışmasında açıkça görüldü. Durum böyle olunca ABD ticari uçuşlarını askıya aldı, askeri uçuşlarda ise diplomatik personelin tahliyesine öncelik verdi.
“Uluslararası Ortak Açıklama”
60'tan fazla ülke yaptıkları ortak açıklamada, sivil düzenin ve güvenliğin derhal yeniden tesis edilmesi ve Taliban'a, ülkeyi terk etmek isteyen herkese izin vermesi çağrısında bulundu. Öte yandan aktivistler, Taliban’ın, kadınları giyim tarzında ve çalışma özgürlüğünde değişiklik yapmaya zorladığına dair haberler çerçevesinde Afganistan’daki kadınların kaderiyle ilgili endişelerini dile getiriyorlar. Bu arada Afganistan’daki özel yerel televizyon kanalları, kadın aktrislerin ve sunucuların görev yaptığı mevcut programları yayınlamaya devam ediyorlar.
Aktivistler ve siyasi yorumcular, Taliban’ın Afganistan’daki azınlıklara yönelik muameleleri konusundaki endişelerini de dile getiriyorlar. Peştuca konuşan (Taliban militanlarının çoğunluğunun dili) ve Taliban’ın Kabil’i ele geçirdiği ilk andan itibaren hareketin durumunu yakından takip eden Pakistanlı gazeteci Tahir Han, "Hareketin bu sefer farklı olacağına dair açık işaretler var. Zaten azınlıklar meselesi hususunda uluslararası toplum tarafından çok fazla baskı var” değerlendirmesinde bulundu.
Tahir Han, 3 Taliban liderinin Pazar günü Kabil'de düzenlenen bir Şii cenazesine katıldığını ve bunun Afgan hükümetinin kurulmasından sonra hareketin azınlıklarla ilişkilerinde yumuşak davranacağının açık bir göstergesi olduğunu belirtti. Han, “Bundan sonra ne olacağını tahmin etmenin zor olacağı doğru, ancak şu anda uluslararası baskılara yanıt veriyorlar” ifadelerini kullandı.
“İran'ın Artan Rolü”
Taliban'ın azınlıklara ve kadınlara yönelik tutumundaki bu açık değişiklik, hareketin İran, Çin ve Rusya dahil olmak üzere bölgesel devletlerle ilişkilerinin önemli ölçüde iyileşmesinden sonra sevk edildiği önemli bir stratejik arka plana dayanıyor. Tahir Han'a göre, "Taliban'ın ilişkilerini büyük ölçüde geliştirdiği ülkelerden biri İran. Taliban üyeleri ABD yönetimiyle yaptığı görüşmeler hususunda İranlı liderlerle istişarelerde bulundular ve istişareler için düzenli olarak Tahran'ı ziyaret ediyorlar."
Öte yandan, Pakistan dış politika çevrelerinde, ABD'nin Afganistan'dan tek taraflı çekilme kararının Washington'un artık terörle ilgili konulara odaklanmadığını gösterdiği ve bunun pratikte hem Pakistan'ın hem de Afganistan’ın stratejik öneminin azalması anlamına geldiğine dair net bir farkındalık var. Ancak bölgesel başkentlerden, Pakistan güvenlik teşkilatına bağlı "stratejik varlıklar"ın Rusya, İran ve Çin gibi bölge ülkeleri arasında bir miktar desteğe sahip olduğuna dair zayıf sinyaller var. “Stratejik varlıklar” terimi, uluslararası medya kuruluşları tarafından çoğu zaman Afgan Talibanı’na atıfta bulunmak için kullanılan bir tabir.
Burada bahsedilen destek şu; ABD'nin Afganistan'daki varlığının en parlak döneminde, ABD istihbaratının Washington'a, hem İran hem de Rusya'nın Kabil’deki ABD kuvvetlerine saldırı başlatması için “Taliban”a silah, istihbarat ve finansman sağladığını bildirdiğine dair haberler vardı.  Ayrıca Taliban, Rus ve İranlıların emriyle, 2014-2016 yılları arasında Afganistan'ın kuzeyinde ve doğusundaki DEAŞ'a bağlı gruplara karşı operasyonlar düzenlemişti. Bu dönemde Afganistan’da ani bir DEAŞ yükselişi kaydedilmişti. Ayrıca Pakistan istihbarat teşkilatı, Temmuz 2018'de Pakistan'ın başkenti İslamabad'da düzenlenen bir konferansta Moskova, Tahran ve Pekin istihbarat şeflerini ağırlamış ve bu konferansta Afganistan'da yükselen DEAŞ’a karşı dört istihbarat teşkilatının koordinasyon içinde çalışması kararlaştırılmıştı.
Ancak bu, Rusya ve İran'ın Afgan Taliban'ı ile aktif bir ilişkisi olduğu anlamına mı geliyor? Yahut bu, bölgesel aktörlerin, muhafazakâr Taliban'a, raporlara göre Afganistan'da kurulduğu söylenen aşırılık yanlısı DEAŞ'tan daha açık olduğu anlamına mı geliyor?
“Madalyonun Rusya Tarafı”
Bu tür soruların henüz net bir cevabı yok. Ancak İran'ın "yabancı güçlerin geri çekilmesini" memnuniyetle karşıladığı son derece açık. Rusya ise Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan gibi bölgesel müttefiklerini korumak için askeri güç kullanmaya hazır olduğunu ifade ederken, Taliban’ın bu devletlerden herhangi biri için tehlike arz ettiğinden bahsetmiyor. Moskova’nın, bu ülkelerde artan şiddeti ve huzursuzluğu kesinlikle kabul etmemesine rağmen hiçbir Rus açıklamasında Taliban’dan bir tehdit unsuru olarak söz edilmiyor.
Bu bağlamda Pakistanlı yetkililere ve uzmanlara göre Ruslar, DEAŞ'ın Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan da dahil olmak üzere tüm Orta Asya ülkelerinde ve sınırları yakınındaki kuzey Afganistan'da yükselişinden özellikle endişe duyuyor. Zira Moskova hala kendini Orta Asya ülkelerinin güvenliğinin ana sorumlusu görüyor. Ruslar bu sorunu Taliban liderleriyle tartışıyorlar ve Taliban’ı, sınır bölgesinde ortaya çıkan DEAŞ ve diğer aşırılık yanlısı gruplara karşı potansiyel bir müttefik olarak görüyorlar.
Nitekim DEAŞ’ın Afganistan'daki hikayesi örgütün orada devam eden düşüşü etrafında dönüyor. 2014-2016 yılları arasında Kabil'deki çarpıcı yükselişin ve üye sayısının binlere ulaşmasının ardından DEAŞ sürekli bir düşüş halinde. Ayrıca, son iki yılda örgüt, ABD ve Afgan askeri operasyonları karşısında doğudaki Kunar ve Nangarhar vilayetlerinde peş peşe kayıplar verdi. Bu kayıplar, Taliban militanlarının örgüte karşı başlattığı bağımsız askeri harekatla daha da arttı.
DEAŞ’ın yaklaşık 2.200 savaşçıyı çağırdığını belirten haberlerle birlikte, Batılı uzmanların okumaları içeren bir rapora göre, bir bütün olarak Taliban'ın yolu, liderler ve savaşçılar arasında ayrılıklar, toprak kayıpları ve savaş alanında dağılan müttefiklerle dolu. Batılı uzmanların bazıları, "Taliban"ın Afganistan'da çeşitli şekillerde ortaya çıkabilecek ve bölge ülkelerini etkileyebilecek olan bozguncuların şiddeti sorunuyla başa çıkacak yetkinliğe ve yeterliliğe sahip olmadığına inanıyor.
“Gelecekteki Olasılıklar”
Öte yandan gözlemciler, "Taliban"ın şimdi İran'ı rahatsız etmemek veya tahrik etmemek için Afgan azınlıklarla, özellikle Şii Hazara azınlığı (orta Afganistan'daki) ile bir tür iyi ilişkiler kurmaya çalışmasını bekliyorlar. Bilinmelidir ki, çok sayıda Tacik, Özbek, Türkmen ve hatta bazı Hazaralar dahi Taliban'a katıldı. Hareketin kuzey Afganistan'da taarruza başlamasının nedeni buydu; Çoğunluk Peştun olmayan kabilelerden olduğu için, bu yeni durum "Taliban"ı etnik ve mezhepsel azınlıklara karşı nazik ve işbirlikçi olmaya teşvik etti.
Öte yandan, bozgunun şiddeti Pakistan toprakları içinde terörist saldırılar şeklini alabilir. Batılı istihbarat uzmanlarının söylediklerine bakılırsa, Hindistan istihbaratı, terörist grupların kalıntılarını Pakistan'a karşı kullanacağı bir uzantı haline getirebilir. Pakistan’ın, Hindistan istihbaratının Tehrik-i Taliban Pakistan (TTP) hareketine sızdığı ve bu silahlı grubu Pakistan'a terörist saldırılar düzenlemek için kullandığı iddiaları göz önünde bulundurulduğunda bu pek de imkânsız görünmüyor. Pakistan Talibanı'nı, El Kaide ve DEAŞ gibi uluslararası terörist gruplara bağlayan şebekelere atıfta bulunan sayısız haber ve iddia var.
Aynı şekilde, bu şiddet Pakistan'ın Afganistan'daki Hindistan çıkarlarına karşı terörist saldırılar düzenlemek için terörist grupları kullanması şeklinde de olabilir. Yakın geçmişe bakarsak, bu da imkânsız görünmüyor, çünkü Hintlilerin Afganistan'daki askeri istihbarat varlıklarını Pakistan'a karşı nasıl kullandıkları çok iyi biliniyor. ABD yönetiminin Kabil'deki Hindistan büyükelçiliğine yapılan terör saldırısından Pakistan istihbaratını sorumlu tutmasının acı hatıraları, ulusal ve uluslararası hafızada hala taze.
Bu, iyileşmeyen bir yara olarak Afgan çatışmasının başka bir yönünü temsil ediyor. Pakistan ve Hindistan güvenlik servisleri, Afganistan'daki kendi çıkarlarını korumak için net olarak belirlenmiş “oyun kurallarına” sahip değiller. Pakistanlılar, Washington'un çekilmesinden sonra Hindistan'a Afganistan'da orantısız bir rol verme arzusundan endişe duyarken, Hintliler Afganistan'daki ekonomik çıkarlarının "Taliban" kılığına girmiş baş düşmanları olan Pakistan’ın eylemlerinden olumsuz etkilenebileceğinden endişe ve korku duyuyorlar. Dolayısıyla bu “senaryo”da bozguncuların şiddeti çok da uzak görünmüyor. Aksine Afgan topraklarında bunun emsalleri var; ABD yönetimi, Rusya ve İran'ı, Afganistan'daki “Taliban”ı oradaki Amerikan güçlerine karşı şiddet eylemleri gerçekleştirmek için desteklemekle suçladı. Rusya, dolaylı olarak Amerikalıları, DEAŞ savaşçılarını kuzey Afganistan'a, Rusya'nın güvenlik sınırlarının bir parçası olarak gördüğü Orta Asya cumhuriyetlerinin sınırları yakınına getirmekle suçladı. Nitekim Afganistan'daki "El Kaide" ve "DEAŞ" kalıntıları, Orta Asya toplumlarında ortaya çıkan ve Orta Asya hükümetleriyle askeri çatışmalara giren terörist grupları barındırıyordu.
Çinliler de Afganistan'daki gelişmelerden son derece endişe duyuyorlar. Çünkü Çinli ayrılıkçı unsurların, özellikle Müslüman Uygurların DEAŞ, Taliban ve El Kaide ile ittifaklarının gayet farkındalar. Bu unsurlardan bazıları, yakın zamana kadar onlara sığınak sağlayan "Pakistan Talibanı" ile de müttefik durumdalar. İslamabad'da ikamet eden bir uzman, "Çin, topraklarına ulaşan yağmacıların şiddetinden gerçekten endişe duyuyor” dedi. Çin de dün yeni "Taliban" hükümetiyle çalışma ve iş birliği yapma niyetini dile getirdi.
“Pakistan-Hindistan hesaplarının çatışma noktası Afganistan”
Taliban hareketi şu ana kadar Afganistan'daki askeri zaferine karşı henüz herhangi bir direnişle karşılaşmadı, ancak haberler, eski ordu komutanı Ahmed Şah Mesud'a sadık militanların, Tacik liderin eski kalesi olan Pençşir Vadisi'nde toplanmaya başladığını gösteriyor.
Bilgiler, eski Afgan cumhurbaşkanı yardımcısı Emrullah Salih'in adamlarıyla birlikte Pençşir Vadisi'nde olduğunu ve Kabil'in kuzeyinden bir direniş hareketi başlatabileceğini aktarıyor. Geçmişte Hindistan'ın Mesud'un güçlerine uzun bir süre askeri yardım sağladığı biliniyor. Hindistan’ın, “Kuzey ittfakı” gruplarına havadan askeri yardım sağlamaya başladığı 1996 yılında bunun uluslararası bir terör tehdidi olduğu tam anlaşılamamış ve bölgesel ve uluslararası medya henüz bu tehdidi ciddiye almaya başlamamıştı. Bu nedenle Hintli askeri yetkililer, Afganistan'da Pakistan yanlısı güçlerin yükselişinden endişe duydular ve "Taliban"ı, Hindistan'ın stratejik ve siyasi düşüncesinin şekillenmesinde hayati bir role sahip olan Afganistan içinde kendileri için bir tehdit olarak gördüler. Bu çabalar ve girişimler çerçevesinde, İran, Rusya ve Tacikistan gibi başka ülkeler de Hindistan'a katıldı. Hindistan'dan gelen çeşitli destekler, Tacik gümrüklerinin yardımıyla Tacik lider Ahmed Şah Mesud'a sürekli aktı.
Hindistan'ın, çekilme sonrası aşamada Pakistan'ın Afganistan'ı kontrol edeceğine dair stratejik korkusu, Hintli yetkililerin, Pakistan güvenlik servisinin, Sünni militanlar ve "Afganistan'dan gelen terörizm" üzerinde etkili olduğunu düşünmelerinden kaynaklanıyor. Bu bağlamda Hindistan, Afganistan'a İran limanlarından nüfuz edebilmek için Afganistan içindeki ilişkilerle çok ilgileniyor. Bununla birlikte, büyüyen ve petrole susayan Hindistan ekonomisinin talebini karşılamak için Orta Asya'nın petrol ve gaz zengini cumhuriyetlerine aynı zamanda pazar ve enerji tedarikçileri olarak ulaşma planları var. Hintli stratejistler bu şekilde Pakistan'ın stratejik önemini azaltmayı hedefliyor. Afganistan şu anda Taliban'ın tam askeri kontrolüne doğru ilerlerken, Hindistan'ın Afganistan'daki yol ve iletişim alanındaki önemli yatırımlarının kaybedilmesi de muhtemel. Bu durum da Hintli yetkilileri korkutuyor.
Her halükârda Hint medyası ve stratejik düşünürler, Hindistan'ın Afgan vatandaşları arasında iyi bir konumda olduğuna ikna olmuş durumdalar. Yeni Delhi'nin, doğru ülkede doğru yatırımı yaptığını ama belki zamanı doğru ayarlayamadığını düşünüyorlar. ABD’li ve Batılı istihbarat ve diplomatik yetkililerin Taliban ile gizli görüşmelere girmeye başladığı 2014 yılından itibaren Taliban'ın yükselişi açık ve beklenen bir şeydi. Bu konuyla ilgili haberler tüm dünya gazetelerinde ve medyasında manşet oldu; ancak Hintliler bunları görmezden geldiler. Görünüşe göre Amerikan kuvvetlerinin ayrılmasından sonra Afganistan “senaryosunu” planlamadılar ve kendilerini siyasi İslam ve “terörizm” karşıtı hareketlerin destekçisi olarak sunmaya devam ettiler.
Bu sefer durum farklı.  Eğer Hindistan, Taliban karşısında Pençşir militanlarına destek vermeye karar verirse, kesinlikle İran veya Rusya Federasyonu'nun desteğini alamayacaktır. Buna ek olarak, bir zamanlar Ahmed Şah Mesud'un savaşçılarının ana destek üssü olan Afganistan'daki Tacikler, Özbekler ve Türkmenler gibi etnik azınlıkların birçok üyesinin son zamanlarda "Taliban" saflarına geçtiğini görüyoruz. Bu da Taliban’ın kuzey şehirlerini ve kasabalarını ele geçirmesini kolaylaştırdı.



İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
TT

İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, dün Akdeniz'e girerken görüntülendi. Bu durum, Başkan Donald Trump'ın emriyle yoğunlaştırılmış askeri konuşlandırma kapsamında İran'a karşı askeri müdahale olasılığını gündeme getirdi.

Atlantik Okyanusu'nu Akdeniz'den ayıran Cebelitarık Boğazı'nı geçen geminin fotoğrafı, AFP tarafından Cebelitarık'tan yayınlandı.

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (AP)Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (Arşiv-AP)

Trump dün, Tahran ve Washington arasında İran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varılamaması durumunda İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi "değerlendirdiğini" söyledi.

Bir önceki gün ise karar verme süresinin 10 ila 15 gün olduğunu belirtmişti.

ABD'ye ait bir diğer uçak gemisi olan USS Abraham Lincoln, ocak ayının sonundan beri Ortadoğu'da bulunuyor.

USS Gerald R. Ford'un Akdeniz'e gelmesiyle birlikte, İran'a karşı olası saldırılara hazırlık amacıyla önemli bir askeri yığılmanın yaşandığı bölgede ABD'nin ateş gücü önemli ölçüde arttı.

Aşağıda, Orta Doğu'da veya yakınlarında konuşlandırılmış en önemli Amerikan askeri varlıklarının listesi yer almaktadır:

Gemiler

ABD'li bir yetkilinin açıklamasına göre Washington'un şu anda Ortadoğu'da 13 savaş gemisi bulunuyor: bir uçak gemisi (USS Abraham Lincoln), dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisi.

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Ford, dün çekilen fotoğrafta Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e geçerken görüntülendi. Üç muhrip eşliğinde konuşlanan geminin varlığıyla, Ortadoğu'daki ABD savaş gemisi sayısı toplam 17'ye ulaşacak.

Her bir uçak gemisi binlerce denizci ve onlarca savaş uçağından oluşan hava filoları taşıyor. İki ABD uçak gemisinin aynı anda Ortadoğu'da bulunması nadir görülen bir durumdur.

Uçaklar

İki uçak gemisinde bulunan uçaklara ilave olarak, X platformundaki açık kaynaklı istihbarat bilgilerine, Flightradar24 uçuş takip sitesine ve medya haberlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'ya onlarca başka savaş uçağı konuşlandırdı.

Bu uçaklar arasında F-22 Raptor ve F-35 Lightning hayalet savaş uçakları, F-15 ve F-16 savaş uçakları ve operasyonlarını desteklemek için gerekli olan KC-135 havadan yakıt ikmal tankerleri de bulunmaktadır.

New York'taki Soufan Araştırma Merkezi, "50 ilave Amerikan savaş uçağı, F-35, F-22 ve F-16, bu hafta Körfez Arap devletlerindeki üslerde konuşlandırılmış yüzlerce uçağa katılmak üzere bölgeye gönderildi" diye yazdı ve bu adımların "Trump'ın (neredeyse her gün tekrarladığı) görüşmelerin başarısız olması durumunda geniş çaplı bir hava ve füze harekatına girişme tehdidini güçlendirdiğini" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Financial Times'ten aktardığına göre bu hafta onlarca askeri yakıt ikmal ve nakliye uçağı Atlantik Okyanusu'nu geçti. Flightradar24'ten alınan verilere göre son üç günde 39 tanker uçağı potansiyel operasyon bölgelerine daha yakın yerlere yeniden konumlandırıldı. Aynı dönemde C-17 Globemaster III'ler de dahil olmak üzere 29 ağır nakliye uçağı ise Avrupa'ya uçtu.

Bir C-17 uçağı üsten Ürdün'e doğru yola çıktı. Gerçek zamanlı komuta ve kontrol operasyonlarının önemli bir bileşeni olan altı adet E-3 Sentry AWACS erken uyarı ve kontrol uçağı da konuşlandırıldı.

Trump, Tahran'dan yaklaşık 5 bin 200 kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'daki ortak ABD-İngiltere üssünü saldırılar başlatmak için kullanma olasılığını öne sürdü; Londra ise bu öneriye ilişkin çekincelerini dile getirdi.

 "Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Hava savunma sistemleri

Raporlar ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki karasal hava savunmasını güçlendirdiğini, bölgedeki güdümlü füze destroyerlerinin ise denizde hava savunma yetenekleri sağladığını gösteriyor.

Bu ay, Patriot ve THAAD füze ve uçak savunma sistemlerini işleten 69. Hava Savunma Tugayı'nın merkezi olan Fort Hood'dan altı uçuş gerçekleştirildi.

Üslerdeki ABD güçleri

Kara birliklerinin İran'a karşı herhangi bir saldırı eylemine katılmaları beklenmese de Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'da misillemeye karşı savunmasız kalabilecek on binlerce askeri personeli bulunmaktadır.

Tahran, Haziran 2015 yılında Washington'un üç İran nükleer tesisini bombalamasının ardından Katar'daki Amerikan üssüne füze fırlatmıştı, ancak bu füzeler hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü.


Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.