Refik Huri/Yazar
Tunus’ta İhvan çizgisindeki Nahda Partisi’nin içinde protesto dalgası büyüyor. Partiden istifa edenlerin sayısı -ki bunlar birinci ve ikinci safların önderleri- az değil. Bu istifaların sebeplerine gelirsek, üç şeye dayanıyor:
İlki Raşid Gannuşi’nin partinin liderliğini yapma, liderlik konseylerinde etrafını kendisine sadık kişilerle çevirme ve genç nesillerin karar merkezine ulaşmasını engelleme konusundaki ısrarı.
İkincisi Gannuşi’nin parlamento başkanlığındaki performansı. Nitekim bu performans, parlamento ve hükümet başkanları ile Cumhurbaşkanı Kays Said’i karşı karşıya getiren kapalı bir yönetim krizine yol açtı. Said bu krizin çözülmesine kapı aralamak için anayasanın 80’nci maddesini kullanmak zorunda kaldı.
Üçüncüsü ise Nahda hükümetlerinin yolsuzluk konusundaki rolü ve işsizlik sorununu ve ekonomik, mali ve toplumsal krizleri çözmekte yetersiz kalması. Nitekim Tunus’un devrik lideri Zeynel Abidin bin Ali rejimine karşı yapılan Yasemin Devrimi’nin en büyük talebi diktatörlük rejimine ve Zeynel Abidin bin Ali’nin etrafındaki kişilerin yolsuzluğunun bitirilmesiydi. İşin ironik yanı Zeynel Abidin bin Ali döneminde yolsuzluk kendisi ve eşi Leyla et-Trabulsi ile sadece tek bir tarafla sınırlıyken şimdi Nahda bakanları da dahil olmak üzere pek çok taraf yolsuzluğa bulaşmış durumda. En sonki itiraz eskiden başbakanlık yapmış olan Nahda Hareketi Genel Başkan Yardımcısı Ali el-Ureyd tarafından geldi. Ureyd “Tunus'taki başarısızlığın sorumluluğunun büyük bir kısmı Nahda Partisi’ne ait. İktidara yapışması ve bedeli ne olursa olsun siyasi ittifaklar kurması Nahda Partisi ve Tunus'taki siyasi durumu olumsuz etkiledi. Parti, iktidar tarafları karşısında muhalif rolünü oynayabilirdi ve böylece bu pozisyondan oynadığı rol ile hem kendisine hem de Tunus'a daha yararlı olabilirdi” dedi.
Ancak bu mantık, kabul edilebilirliği açısından siyasal İslam hareketlerinin dayandığı temelle çelişiyor. Zira bu hareketlerin en önemli hedefi iktidara gelip hilafet kuruluncaya kadar bunu tamamen elinde tutmak. Bu, Ebu Bekir Naci'nin "vahşet yönetimi" adını verdiği bir aşamadan geçtikten sonra "yapana kadar peşini bırakma" taktiğinin bir parçası olarak geliyor.
Nahda ve İhvan’ın tüm kolları gibi bu hareketlerden bazıları katılım ve demokrasiden bahsediyor, ancak sadece İslami yönetime giden geçici bir dönem için.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Demokrasi bizim için bir tramvaydır. İstediğimiz durağa gelince ineriz” derken şaka yapmıyordu. El Kaide, DEAŞ ve bu gibi örgütler de açık açık “Demokrasi küfürdür. Seçim küfürdür. Allah'ın hükmünden başka kanun yoktur” diyor. Tunus’ta devrimden sonra kurulan ilk Nahda hükümetinin başbakanlığını yapan Hamadi el-Cibali sözlerini geri almadan önce hedefin “6. Hulefâ-yi Râşidîn”in kurulması olduğunu ilan etmemiş miydi? Demokrasi ve özgürlük talep edenler için en doğal yer siyasal İslam partilerinin dışı değil mi? Siyasal İslam için imkansız olan şey, baskı ve katliamlarla bile olsa iktidarı elde ettikten sonra iktidardan vazgeçmek değil mi?
Doğru, Gannuşi Cumhurbaşkanı'nın yaptığı şeyi “anayasaya ve devrime karşı bir darbe” olarak nitelendirdiği açıklamasını geri alıp "kapalı bir şekilde siyasi krizi çözme fırsatından" bahsetmeye ve partisindeki liderlerin "özeleştiri ve inceleme" yapma talebini kabul etmeye başladı. Ancak şu da bir gerçek ki bu, isteyerek değil de öz davranışına dönmeden önceki aşamayı geçiştirmek için zorunlu olarak yaptığı bir şey. Cumhurbaşkanı “şer’iyye (hükümetin ya da otoritenin varlığı ve çalışması için yasal bir çerçeve kazanması) ve meşruiyet (otoritenin veya hükümetin karar ve eylemlerinin anayasa hükümleri ve adaleti sağlamanın gereklilikleri ile uyuşması)” kavramları arasında ayrım yaptığında ona gelecek cevap “İlahi Şer’iyye” adıyla olacaktır. Said parlamento, Hişam el-Meşişi hükümeti ve diğer kurumların sahip olduğu “kanuni ve anayasal şer’iyye”yi yetersiz olarak görüyor. Said’in nazarında en önemli şey “halk meşruiyeti” ve sokaktan yana olmak. Gerçek Tunus ve başka yerlerde apaçık. Örneğin Cezayir'de, iki yıldır sokaklara dökülen milyonlarca insandan oluşan bir “halk meşruiyeti”, ordu tarafından korunan zayıf bir “anayasal şer’iyye” ile karşı karşıya. Cezayir’de seçimlerde Ulusal Kurtuluş Cephesi, Barış Toplumu Hareketi, Demokratik Ulusal Birlik Partisi (RND), Gelecek Partisi ve Ulusal Bina Hareketi olmak üzere "kazanan" beş parti toplamda 955 bin oy aldı. Bu da geçersiz sayılan 1,4 milyon oydan daha azına tekabül ediyor. Oylamaya katılanların oranı yüzde 23’e denk geliyor. Bu da 24 milyon seçmenden 5,6 milyon kişinin oy kullandığını gösteriyor.
Ebu'l-Alâ el-Maarrî bin yıl önce bir kasidesinde “Toprağın kirlerden arınmak için tufana ihtiyacı var” ifadelerini kullanmıştı. Bugün Tunus Cumhurbaşkanı ülkeyi yolsuzluk ve yozlaşmışlardan temizleyecek bir tufandan” bahsediyor. Herkes Kays Said’in Yasemin Devrimi hedeflerine yeniden önem verecek “aşağı tabakadan bir devrim” ile buluşmak üzere yaptığı “yukarıdan bir devrim” için inşa edilecek “yol haritasının” gelmesini bekliyor.
Tunus: ‘Halkın meşruiyeti’, ‘yasallaşma’ ve ‘Siyasal İslam’ ile karşı karşıya
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Demokrasi bizim için bir tramvaydır. İstediğimiz durağa gelince ineriz” derken şaka yapmıyordu
13 Ekim 2019'da Tunus cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarının açıklanmasının ardından Kays Said ülkesinin bayrağını öpüyor (Reuters)
Tunus: ‘Halkın meşruiyeti’, ‘yasallaşma’ ve ‘Siyasal İslam’ ile karşı karşıya
13 Ekim 2019'da Tunus cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarının açıklanmasının ardından Kays Said ülkesinin bayrağını öpüyor (Reuters)
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة
10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)