DEAŞ üyelerinin eşleri Roj kampında sıkı denetim altında... Ülkelerine dönmeyi bekliyorlar

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin kuzeydoğusundaki el-Hol kampının “renkli versiyonuna” yönelik araştırması

Suriye’nin kuzeydoğusunda bulunan Roj kampındaki iki kadın (Şarku’l Avsat)
Suriye’nin kuzeydoğusunda bulunan Roj kampındaki iki kadın (Şarku’l Avsat)
TT

DEAŞ üyelerinin eşleri Roj kampında sıkı denetim altında... Ülkelerine dönmeyi bekliyorlar

Suriye’nin kuzeydoğusunda bulunan Roj kampındaki iki kadın (Şarku’l Avsat)
Suriye’nin kuzeydoğusunda bulunan Roj kampındaki iki kadın (Şarku’l Avsat)

Roj kampına girmeden önce, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne bağlı güvenlik ekipleri ziyaretçilerin kimliğini doğrulamak istiyor. Roj kampı en tehlikeli kamplar arasında yer alıyor, zira kampta DEAŞ üyelerinin eşleri olan yüzlerce aşırılık yanlısı kadın bulunuyor. Bu kadınlar daha önce birkaç kez kaçma girişimde de bulundular.
Kampın etrafındaki çitleri boyunca koruma kuleleri, güvenlik kameraları ve ağır silahlı personeller bulunuyor.
Roj kampı, Suriye’nin doğusundaki el-Hol kampının ikinci kısmı ve bir benzerini oluşturuyor. Söz konusu kampta önceki yıllarda çekilen fotoğraflarda siyah çarşaflı ve peçeli kadınlar gözükürken, bugün sahne değişti ve kamptaki kadınların büyük bir kısmı peçesiz, başörtülü ve renkli kıyafetlere görülüyor. Suriye’nin kuzeydoğusunda, Haseke Valiliği’ndeki el-Malikiye kırsalında yer alan kampta yaklaşık 800 aile (2500 kişi) yaşıyor. Kamp nüfusunun tamamı kadınlar ve çocuklardan oluşuyor. Aralarında Iraklı mülteciler ve yerinden edilmiş Suriyeliler ile Batı ve Arap uyruklu DEAŞ militanlarının ailelerinin yanı sıra Rusya Federasyonu ülkelerinden gelenler de bulunuyor.
Aslen Kosovalı olan 40 yaşındaki Alman bir kadın, siyah çarşaf giyip ve peçe takmayı reddetmesinin ardından el-Hol kampında nasıl birçok tehdide maruz kaldığını, iki yıl önce kendisinin ve 4 çocuğunun Roj kampına sürüldüğünü anlattı. Ülkesi Almanya’ya dönmeyi uman kadın şunları söyledi:
“Çocuklarımı buradan uzakta büyütmek istiyorum. 2015 yazında Suriye’ye geldiğimden bu yana her gün bu trajediyi yaşıyorum.”
Fotoğrafının çekilmesini istemeyen 50’li yaşlarındaki Tacikistanlı bir kadın ise yüksek sesle şunları söyledi:
“Burada ne zamana kadar kalacağız? Dünya ve Tacikistan halimizi görüyor mu? Bize acıyıp ülkemize ve normal hayatımıza dönmemizi sağlamayacaklar mı?”
Kampta sebze ve meyvelerin yanı sıra giyim, parfüm ve elektronik dükkanları da dahil olmak üzere bir grup dükkandan oluşan bir çarşı da bulunuyor. Kamp yönetimi alışveriş zamanlarını ikiye ayırdı. İlki eskiden kampta olan kadınlar için, ikincisi ise DEAŞ üyelerinin eşleri için ayarlandı. Bu karar ile siyah çarşaflarını ve peçelerini çıkardıktan sonra kadınların aralarında bir tartışma çıkmasının önlenmesi amaçlandı.
Söz konusu çarşı da para transferleri için özel bir ofiste bulunuyor. Burada yapılan işlemler güvenlik hizmetleri ve Uluslararası Koalisyon Operasyon Odası ile koordineli olarak, kamp yönetiminin sıkı kontrolüne tabi tutuluyor. Para transferlerinde karmaşık prosedürler uygulanıyor ve 3 kişiden oluşan bir ailenin ayda en fazla 300 ABD doları teslim almasına izin veriliyor. 3 kişinin fazla olan ailelerin ise ayda 500 dolar almalarına izin veriliyor. Bu kısıtlamalar ile para toplanarak kaçış denemelerinde kullanılmasını önlemek amaçlanıyor.

Gül ekimi
DEAŞ gelini İngiliz Şamima Begüm’ün çadırına yaklaşılıp basının varlığından bahsedildiğinde, Begüm aceleyle çadırına girdi, peçesizdi. Bununla birlikte, zamanını dolduracak bir şey aradığının bir işareti olarak, çadırının girişinde bazı yeşil bitkiler ve çiçekler ekilmişti.
Birleşmiş Milletler’in dünyanın en tehlikeli savaşçılarını içeren kara listesinde yer alan Fransız Emilie König ise, kamerayı gördükten sonra konuşmaktan kaçındı. Fransız makamlarının, kendisinin katıldığı raporları ve basın materyallerini yakından takip ettiğini ve bu durumun ülkeye geri dönüşünde dosyasını olumsuz etkileyeceğinden korktuğunu belirtti.
Çadırların arasında yabancı dillerde Batı şarkıları ve müzikleri duyulabiliyordu. Aynı zamanda bazı aşırılık yanlısı kadınlar, çocuklara aşırılıkçı düşünmeyi öğretmek, aşırılıkçı şarkılar dinlemek ve İslami dersler vermek için çadırlarda etkinlikler düzenliyorlardı. Bir güvenlik yetkilisi, onlarca kadının bu tür dersler verdiklerini bu yılın başında nasıl fark ettiklerini anlatarak:
“Baskından sonra çocuk sayısının azaltma ve ziyaretleri organize etme gibi yeni çözümler buldular. Yeni saklanma yöntemleri bularak, aşırılıkçı yeni bir nesil yetiştirmek amacıyla ülkelerine ve kültürlerine özgü şarkılar dinliyorlar.”
Kampın yöneticisi Nura Abdu, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalarda, kampın iki bölüme ayrıldığını, ilkinin 2015 yılında kurulan eski kamp olduğunu burada Fırat’ın doğusunda rejime karşı verdikleri mücadele sırasında Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) teslim olan Iraklı ve Suriyeli aileler ile bazı yabancı ailelerin bulunduğunu belirtti.
Genişleme alanı olan ikinci kısım ise, son derece kalabalık olan el-Hol kampından gelen 300’den fazla aileyi barındıran yaklaşık 400 çadırdan oluşuyor.
Kürt yetkili, bu bölümde yaşayan tüm kadınların kaçmaya çalışanlar ve diğer kadınlara saldıran, ayaklanma olaylarına katılanlar veya kışkırtanlar olmaları sebebiyle, yönetimin bu kadınların siyah çarşaf giymelerini ve peçe takmalarını önleyen katı kurallar koymasına neden olduğunu belirtti.

Yardım çağrıları
Kampta yaşanan sıkıntılar sadece ilaç ve gıda yardımların eksikliği ile sınırlı kalmıyor aynı zamanda temel hizmet altyapısının olmamasından da kaynaklanıyor. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, uluslararası topluma ve insani yardım kuruluşlarına, masrafları karşılamalarına ve kampların ihtiyaçlarını karşılamalarına yardımcı olunmasına yönelik çağrılarını yineliyorlar.
Türkistanlı bir kadın, çadırını şeker, narenciye, bazı temel malzemeler, çeşitli parfüm ve makyaj malzemeleri satan küçük bir dükkana dönüştürdü. Türkistanlı kadın “Aşırılıkçı kadınların makyaj yapan ve pantolon veya kot pantolon giyenlere saldırmasına rağmen, buradaki birçok kadın parfüm ve makyaj malzemesi satın alıyor” dedi.
Akdeniz kıyısındaki sahil kenti Tetuan’dan gelen ve şu anda sıcaklığın 45 dereceyi bulduğu bölgedeki kampta çocuklarıyla birlikte yaşayan 35 yaşındaki Faslı kadın, ülkesine dönmeyi hayal ettiğini, el-Hol ve Roj kampları arasında gidip gelerek yaşadığı 5 yıl da dahil olmak üzere Suriye’de geçirdiği 6 yılın ardından o anın gelmesini sabırsızlıkla beklediğini belirtti. Diğer yandan Mısırlı bir kadın ise güvenlik korkusu sebebiyle ülkesine dönmeyi reddediyor. Eşinin, 2015 yılının başında örgüte katılmış ve onlar için mücadele etmiş olmasının çocuklarının geleceğini, öğrenimlerini ve hayatlarını normal bir şekilde yaşamalarına engel olacağını bu nedenle üçüncü bir ülkeye iltica talebinde bulunacağını belirtti.
30 yaşındaki İspanyol bir kadın ise, bu genç yaşında yaşadığı acı deneyimler nedeniyle yaşından büyük göründüğünü söyledi. Kırmızı bir başörtüsü ve açık renkli bir hırka giyen kadın “İspanyol kocam 2014 yılı sonlarında DEAŞ’a katılmaya karar verdi. Suriye’ye gelişimizden 5 ay sonra öldürüldü. Ondan iki çocuğum var. Biri kız biri erkek” dedi. Kadın, daha sonra Suriyeli bir savaşçı ile evlendiğini, ondan iki oğlu olduğunu, ikinci kocasının el-Bağuz çatışmalarında öldüğünü anlattı. Kamptan çıkıp Suriye’de yaşamak veya memleketine dönmek istediğini söyleyen kadın şu ifadeleri de sözlerine ekledi:
“Ben ve çocuklarım bu sıcak çadırda yaşamanın acısının yanı sıra akrabalarımızdan ve ülkemizden ayrı kalmanın acısını da yaşıyoruz.”
Özerk Yönetim, ilgili ülkelere ve uluslararası koalisyon ülkelerinin hükümetlerine birçok kez, cezaevlerinde ve kamplarda tutuklu bulunan vatandaşları ülkelerine geri gönderme veya Suriye’de aşırılık yanlılarını yargılamak için uluslararası bir mahkeme kurma çağrısında bulundu. Yönetim aynı zamanda Birleşmiş Milletler’e ayrıca herhangi bir gecikme olmadan söz konusu insanları vatandaşları oldukları ülkelere geri gönderme çağrısında bulundu. Ancak Avrupa ve Arap ülkelerinden birkaçı sadece sınırlı sayıda yetim çocuğu geri almakla yetindi. 



Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.


ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.