AB’den Filistin Yönetimine tutuklamaları sonlandır çağırısı

Filistin Polisi, Ramallah’ta eylemci Nizar Banat’ın katillerinden hesap sorulmasını talep eden yaklaşık 40 kişiyi tutukladı.

Filistinli aktivist Nizar Banat’ın katilleri için hesap sorulmasını talep eden protestolar sürüyor. (AFP)
Filistinli aktivist Nizar Banat’ın katilleri için hesap sorulmasını talep eden protestolar sürüyor. (AFP)
TT

AB’den Filistin Yönetimine tutuklamaları sonlandır çağırısı

Filistinli aktivist Nizar Banat’ın katilleri için hesap sorulmasını talep eden protestolar sürüyor. (AFP)
Filistinli aktivist Nizar Banat’ın katilleri için hesap sorulmasını talep eden protestolar sürüyor. (AFP)

Halil Musa/Muhabir
Son iki gün içinde Filistin toprakları “benzeri görülmemiş” bir gözaltı dalgasına tanık oldu. Çok sayıda akademisyen, aydın ve siyasi aktivistin gözaltına alınmasına AB ve BM tepki gösterdi. Cumartesi ve pazar günleri birçok Filistinli; siyasi eylemci Nizar Banat’ın katillerinden hesap sorulmasını talep etmek için Ramallah kentinde gösteri yapmak istedi.  Toplanan Filistinlilerden yaklaşık 40’ı gözaltına alındı.
Polis, Filistin güvenliğinin kalabalığı daha önce “resmi bir toplanma izni olmadığı için” engellediğini beyan etti. Adli tıp raporuna göre Banat, geçen Haziran ayında Filistin güvenliği tarafından tutuklanması sırasında “şiddetli darp” sonucu ölmüştü.
Yaşanan olaydan sonra, Filistin askeri yargısı, kızları tutuklama sürecine katılan 14 güvenlik görevlisini herhangi bir suçlama yöneltmeden gözaltına aldı.

Mahkemeye sevk süreci
Toplantıya katılan kişiler, 1998 tarihli 12 Sayılı Halk Toplantıları Yasası hükümlerine göre haklarında yasal işlem yapılması için yargıya sevk edildi diyen Filistin Polis Sözcüsü Louay Erzeigat, “Toplantıyı düzenleyenlerin toplantı koşullarını imzalamayı reddettiklerini” söyleyen Bakan, “resmi makamların toplantıyı düzenlemek için herhangi bir izni veya izni olmadığını” kaydetti.
Filistin Cumhuriyet Başsavcılığı, bir kısmı mali kefaletle olmak üzere gözaltına alınların çoğunu serbest bıraktı.  Ancak mezhep çatışması ve yasa dışı toplantılarla kışkırtmayla suçlananların yargılanması sürerken, daha önce açlık grevi yaptığını açıklayan dört kişinin tutukluluğu ise devam etti.
Bağımsız İnsan Hakları Komisyonu, gösteriyi düzenleyenlerin 1998 tarihli Halk Toplantıları Yasası uyarınca Ramallah ve el-Bireh valiliğine yazılı bildirimde bulunarak gerekli yasal prosedürleri tamamladıklarını belirterek, bu toplantıların barışçıl bir amacı olduğunu sözlerine ekledi.
Bağımsız komisyon, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve başbakanı Muhammed İştiyye’yi insan haklarındaki bozulmayı durdurmak için anayasal ve yasal sorumluluklarını üstlenmeye ve güvenlik servislerinin yöneticilerine buna saygı duymaları için katı talimatlar vermeye, Cumhuriyet Savcılığı’nın tutuklulara karşı getirdiği tüm suçlamaları düşürmeye, onları derhal serbest bırakmaya ve bazılarının maruz kaldığı tüm insan hakları ihlalleri iddiaları hakkında ceza soruşturması açmaya çağırdı.
Buna karşılık Abbas’ın yardımcılarından öne çıkan bir isim olan Shtayyeh, Temel Kanun, uluslararası anlaşmalar ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi doğrultusunda düşünce ve ifade özgürlüğünün korunması vurgusunu yineledi.
Irkçı veya mezhepsel çekişmeyi kışkırtma suçlaması olarak sunmanın sadece keyfi tutuklamalar için yasal bir örtü sağlamayı amaçlayan siyasi bir suçlama” olduğunu açıklayan Bağımsız Komisyon, güvenlik güçlerinin bazı aktivistleri tutuklamaları sırasında şiddetli şekilde darbedildiklerini izlediğini kaydetti.
Filistinli akademisyen Haldun Bishara, kefaletle serbest bırakıldıktan üç ay sonra “mezhep ve mezhep çatışmasını kışkırtmak” suçlamasıyla ifade verdi.
Bishara, “sivil kıyafetli güvenlik görevlilerinin karakolda Şeyh Kader Adnan’ı dövüp hakaret ettiklerine tanık olduğunu ve gözaltı koşullarının “ürpertici ve aşağılayıcı” olduğunu sözlerine ekledi.

Uluslararası endişe
Filistin’de ifade ve toplanma özgürlüğü haklarını kullanmaya çalışanlar üzerinde devam eden baskı konusunda derin endişelerin dile getiren BM, gözaltına alınların derhal serbest bırakılmaları çağrısında bulundu.
Aynı şekilde, Filistin Yönetimini “ifade özgürlüğü, örgütlenme ve toplanma özgürlüğü de dahil olmak üzere katıldığı uluslararası insan hakları anlaşmalarının standartlarına uymaya” çağıran bir bildiri yayınlayan AB, son birkaç aydır tutuklama kampanyalarının ve kötü muamele raporlarının tırmanmasından duyduğu endişeyi dile getirerek, insan hakları savunucularına, aktivistlere ve barışçıl göstericilere karşı şiddetin kabul edilemez olduğunu belirterek, Filistin Yönetimi’ni Nizar Banat’ın öldürülmesine ilişkin soruşturmayı tamamen şeffaf bir şekilde hızla tamamlamaya ve sorumlulardan hesap sorulmasını sağlamaya çağırdı.

150 milyon dolar tutarındaki mali destek askıya alındı
Independent Arabia konuşan Avrupa Birliği’nden bir yetkili, “Birlik, teknik nedenlerle, bu yıl Filistin Yönetimi’ne yıllık 150 milyon dolar tutarındaki mali desteği devretmedi” diyerek, bunun aynı zamanda “Filistin Otoritesinin uygulamaları ve kabul edilemez iç durumu” nedeniyle olduğuna dikkat çekti.
Benzeri görülmemiş gözaltı kampanyasının, hükümet değişikliğinin arifesinde merkezler arasında rekabet, büyükelçiler ve valilerdeki değişiklikler kapsamında olduğunu düşünen Filistin Politika Araştırmaları ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Genel direktörü Hani el-Mısri, bunun Başkan Abbas’ın halefi konusundaki ihtilafla yakından bağlantılı olduğunu ve ihtilafın bir sonraki aşama için bir güç dengesi haritası çizmek için ısıtıldığını ve bunun hesapların uzlaştırılması, taraflar arasındaki pozisyonların değiştirilmesi ve güçlendirilmesini kapsadığını sözlerine ekledi.
Tutuklama furyasının, Filistin siyasi tavanını İsrail ile bir güven inşa planı düzeyine indirmekten” bağımsız olarak görülemeyeceğini de sözlerine ekleyen el-Mısri, bunun, “siyasi bir süreç olmaksızın Oslo’yu daha kötü bir biçimde yeniden üretme girişimi olduğunu, bunun yerine, bölünme devam ederken Batı Şeria ve Gazze’deki iki otoritenin çöküşünü önlemek için ekonomik, güvenlik ve insani bir barış planı olduğuna dikkat çekti.
Filistin Yönetimi’nin siyasi projesinin başarısız olmasıyla iç meşruiyet kaynaklarını kaybederek kendisini çıplak bulduğunu ifade eden el-Mısri, Filistin Yönetimi’nin kurumlardaki ve Filistin Kurtuluş Örgütü’ndeki yetkilerin bir kişi ve birkaç yardımcının elinde bir araya getirilmesiyle statükoyu sürdürmeye çalıştığını ve güvenlik hizmetlerinin tüm yetkilileri özellikle yargıyı gasp ettiğini sözlerine ekledi.



Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.


Irak Kürdistanı, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
TT

Irak Kürdistanı, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)

Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) arasındaki “Kardeşler Savaşı” sırasında bölünmelerinin üzerinden 30 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra, Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesi yönetimi dün, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı. Bu adımın, güvenlik ve siyasi açıdan bölünmüş Kürt cephesinin birliğine katkı sağlaması bekleniyor.

Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreni, bölge başkanı ve aynı zamanda Peşmerge güçlerinin başkomutanı olan Neçirvan Barzani’nin gözetiminde Erbil’de düzenlendi. Törene Başbakan Mesrur Barzani de katıldı. Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ofisi Direktörü Abdülemir eş-Şemri de törende hazır bulundu.

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, güçlerin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında birleştirilmesinin tamamlanmasını memnuniyetle karşıladığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Peşmerge saflarındaki bölünmenin kökeni, güçlerin iki ayrı yapıya ayrıldığı 1990’ların ortalarına dayanıyor. Bu yapılardan biri Kürdistan Demokratik Partisi’ne, diğeri ise Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne bağlıydı.


Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde bir Libyalının yargılanması, Dibeybe’ye karşı öfkeyi körüklüyor

Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
TT

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde bir Libyalının yargılanması, Dibeybe’ye karşı öfkeyi körüklüyor

Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)

Libya'nın başkenti Trablus’taki cezaevlerinden birinin eski müdürü olan ve halen Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) yargılanan Halid el-Hişri’nin destekçileri, Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe’ye yönelik protestolarını artırdı. Destekçiler, başsavcıdan derhal harekete geçerek Hişri’nin Libya’ya geri getirilmesini ve ülkede yargılanmasını talep etti.

‘Ölüm meleği’ lakabıyla anılan 48 yaşındaki Hişri, 2015 yılının Şubat ayı ile 2020’nin başları arasında Trablus’ta yönettiği Mitiga Cezaevi’nde işlendiği öne sürülen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla ilgili 17 suçlamayla karşı karşıya bulunuyor.

fgthy
Savaş suçları işlemekle suçlanan Libyalı Halid el-Hişri (Uluslararası Ceza Mahkemesi)

Hişri’nin yakalanmasından bu yana açılan dava, Dibeybe’yi ‘sanık sandalyesine’ oturttu. Siyasi çekişmelerin yaşandığı süreçte muhalifleri öfkelerini Dibeybe’ye yöneltirken, Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu, Hişri’nin Temmuz 2025’te Almanya’da yakalanmasını ve Lahey’deki UCM’nin gözaltı merkezine nakledilmesini memnuniyetle karşılamıştı.

UCM, 14 Eylül’de aldığı kararla Hişri’nin yargılanmasına gelecek yıl 4 Mayıs’ta başlanmasını kararlaştırdı. Böylece Hişri, Birleşmiş Milletler’in (BM) 2011’de verdiği yetki doğrultusunda Libya’da başlatılan soruşturma kapsamında UCM’de yargılanan ilk Libyalı şüpheli olacak.

Hişri’nin destekçileri pazar akşamı Trablus’un Cuma Pazarı bölgesi ile başkentin çevresindeki bölgelerin sosyal konseyi önünde toplandı. Hişri’nin yargılanmasını protesto eden göstericiler, “Sessiz kalmayacak ve geri adım atmayacağız. Onu Libya’ya geri getirmek ve ülkenin yargısı önünde yargılanmasını sağlamak için tüm hukuki yollara başvuracak ve barışçıl yöntemleri kullanacağız. Ardından onun tutuklanmasına neden olan herkesin hesap vermesini sağlamak için çalışacağız” ifadelerini kullandı.

Gösteriye Cuma Pazarı ve çevre bölgeler ile Büyük Trablus bölgesindeki çeşitli kesimlerden şeyhler ve gençler katıldı. Göstericilerden biri tarafından okunan bildiride, Hişri’nin UCM’de yargılanmasına tepki gösterilerek, “O bir suçlu değil. Devletin ortadan kaybolduğu ve düzensizliğin yayıldığı dönemde öne çıkan, onurlu insanların çağrısına kulak veren adamlardan biriydi” denildi.

UCM savcıları daha önce mahkeme hakimlerine Hişri’nin ‘merhamet göstermeden işkence yapmasıyla’ tanındığını söylemiş, bu nedenle tutukluların kendisine ‘Azrail’ lakabını taktığını belirtmişti.

UCM’nin 4 Mayıs’ta düzenlediği önceki duruşmada savcılar, Hişri’nin Libya’da Terörizm ve Organize Suçlarla Mücadele Birimi tarafından yönetilen Mitiga Cezaevi’nin kadınlar bölümünden sorumlu olduğunu belirtmişti. Savcılar, “Binlerce mağdur yasal dayanak olmaksızın, insanlık dışı koşullarda gözaltına alındı ve tutuldu; sistematik biçimde kötü muamele ve işkenceye maruz bırakıldı” ifadelerini kullanmıştı.

u
Uluslararası Ceza Mahkemesi (AP)

Terörizm ve Organize Suçlarla Mücadele Birimi’nin kalesi olarak görülen Cuma Pazarı sakinleri, mesajlarını ‘Libya ve dünya kamuoyuna; tüm özgür ve onurlu insanlara’ ileterek, “Uzun süren sessizliğin ve sabrın taşmasının ardından sesimizi yükseltiyor, Trabluslu Halid el-Hişri’nin maruz kaldığı haksız tutuklamayı en güçlü şekilde kınıyor ve reddediyoruz” ifadelerini kullandı.

Toplanan kalabalık, Dibeybe hükümetini, “Bu utanç verici eylemde suç ortaklığı yapmak ve Libya’nın Roma Statüsü’nü imzalamamış veya onaylamamış olmasına rağmen UCM’ye Hişri’yi yakalaması için yeşil ışık yakmakla” suçlayarak ‘tam sorumluluk’ taşıdığını savundu. Göstericiler ayrıca Alman hükümetini, ‘dosyanın tamamen siyasi nitelikte olduğunu bildiği halde’ Hişri’nin teslim edilmesini kolaylaştırmakla suçladı.

Yargıç Althea Windsor 14 Eylül’de yaptığı açıklamada, davanın ‘adil ve hızlı, herhangi bir gerekçesiz gecikme olmaksızın’ yürütülmesini istediğini belirtmişti. Windsor, iddia edilen suçların işlenmesinin üzerinden en az altı yıl geçtiğine dikkat çekmişti. Hişri’nin mağdurları ise yargılamanın mümkün olan en kısa sürede başlamasını talep ediyor.

Bununla birlikte Hişri’nin destekçileri, onun ‘organize suç, DEAŞ ve adam kaçırma ile silahlı soygunlarla mücadelede ön saflarda yer aldığını’ savunuyor. Destekçileri açıklamalarında, “Hişri'nin yaptığı ve gurur duyduğumuz, geri adım atmayacağımız şey bir suç değil, şereftir; suçlama değil, bir onurlandırmadır. Ayrıca tutuklanmasının, Mayıs 2025’te Trablus’ta yaşanan olaylar ve gösterilerin ardından gerçekleşmesi, dosyanın siyasi olduğuna dair hiçbir şüpheye yer bırakmıyor” ifadelerini kullandı.

yujmk
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Kasım 2024’te Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han’ı kabul ederken (Dibeybe’nin ofisi)

Hişri’ye yöneltilen suçlamalar arasında işkence ve öldürme, öldürmeye teşebbüs, kişisel onur ve haysiyete yönelik ağır saldırı, zalimane ve insanlık dışı muamele ile tutuklulara yönelik tecavüz ve diğer cinsel şiddet türleri yer alıyor.

4 Mayıs’ta düzenlenen duruşmada Hişri’nin avukatı, müvekkilinin kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddettiğini belirtti. Avukat ayrıca Hişri’nin, davasının mahkemenin yargı yetkisi kapsamında olmadığı gerekçesiyle yargılanmasına itiraz ettiğini ancak mahkemenin bu itirazı reddettiğini aktardı.

vrgthyju
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Adalet Bakanı Halime İbrahim (Bakanlık Medya Ofisi)

UBH’nin 20 Haziran 2024’te, Adalet Bakanlığı aracılığıyla UCM Savcılığı’na gönderdiği resmi yazıyla, Roma Statüsü’nün 12. maddesinin 3. fıkrası kapsamında mahkemenin yargı yetkisini kabul ettiği belirtiliyor. Söz konusu fıkra, üye olmayan devletlerin kendi topraklarında işlenen suçlarla ilgili olarak mahkemenin yargı yetkisini kabul etmesine veya bu suçları mahkemeye sevk etmesine olanak tanıyor.