Lübnan’dan ekonomik çöküşün insan hikayeleri

Lübnanlılar, havaalanında çocuklarıyla vedalaştı ve geri dönmemeleri için onlara yalvardı

Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı’ndan ayrılan kalabalık (Twitter)
Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı’ndan ayrılan kalabalık (Twitter)
TT

Lübnan’dan ekonomik çöküşün insan hikayeleri

Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı’ndan ayrılan kalabalık (Twitter)
Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı’ndan ayrılan kalabalık (Twitter)

52 yaşındaki Marun Taya, Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı’ndaki yolcu salonuna girmeden önce kızını kucaklıyor ve ona tavsiyede bulunuyor: “Bu ülkeye geri dönme, geleceğini yurtdışında ara”. Ardından diğer çocuklarına dönüp, yine aynı tavsiyede bulunuyor: “Burada geleceğe yer yok”. Taya ayrıca, “Bankalar ve devlet hayatımızı elimizden aldıktan sonra, ilaç ve arabalarımıza yakıt ararken aşağılanıyoruz” şeklinde konuştu.
Şarku’l Avsat’ın tanık olduğu Taya’nın yaşamı, çalışan ve çocuklarını eğitmek, onlara iş, güvenlik ve istikrar sağlamak isteyen yüz binlerce Lübnanlı gibi normal bir hızla ilerliyordu. Son aylarda ise kendilerini çaresizlik içinde buldular. Temel ihtiyaçlarını sağlarken aşağılanmaya maruz kaldılar. Ekonomik koşulları kötüleşti, bir gaz tüpü arayışı günlük bir acı haline geldi. Ev elektriği sağlamak için mazot arayışı, karaborsa ve ‘vicdansız’ bayilerle temaslar gerektirdi. İlaç arayışı ise günlerce devam etti ve evde iniltileri duyulan hastaların ağrılarını dindirmek için vatandaşların işten izin alınmaları gerekmeye başladı.

Orduda olağanüstü önlemler
Kriz, tüm gruplara, hatta çalışanlarına geçim kaynağı sağlayabilmesi gereken devlet kurumlarına bile yayıldı. Ordunun konuşlandığı, güvenlik gerginlikleriyle ve soruşturmalarla meşgul olan Lübnan’ın doğusundaki Bekaa’da halk, kendilerine yeterli gıdayı sağlayan askeri noktaların yakınlarında bir bölgede görev yapan askerlerden söz etti. Askerlerin, işlerinden döndükten sonra ekinlerle ilgilendiklerini söyleyen bölge sakinleri ayrıca, askerlerin askeri merkezlerin yakınında kümes hayvanları yetiştirdiğini, (Deyr el-Ahmed ve Baalbek arasındaki) Iaat kasabasında, (Baalbek’in batısındaki) Majdaloun’da ve kuzeydeki Bekaa’da hizmet merkezlerine yakın tarım arazilerinde çalıştıklarını söyledi.
Askeri düzen inlerken, General Joseph Avn da baskıyı hafifletmek için çıkış arayışı içinde yurtdışı turları yapıyor. Nitekim ziyaretler, tıbbi ve gıda yardımı ile geri döndü. Ama maaş krizine gelince lira kurundaki değer düşüşle birlikte kurum, mağduriyeti hafifletmek için istisnai tedbirlerle uğraşıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan askeri kaynaklar, ordu komutanlığının ‘hizmet koşulları ve döngüleriyle ilgili yakın çözümler aradığını’ söyledi. Kaynaklar, sarf edilen çabanın ise ‘devlet bir çözüm bulana kadar koşullara uyum sağlama girişimi’ olduğunu dile getirdi.

Zenginlerin ve fakirlerin acıları
Zenginler de fakirler de elektrik ışığı, ilaç ve yakıta ihtiyaç duyarken, hepsi yaşanılan koşullardan eşit şekilde acı çekiyor. Öyle ki kriz, Lübnanlılar arasında sınıf farklılaşmasına yer bırakmadı. Yakıt kıtlığı, tüm bir ekonomik döngüyü bozdu. Akaryakıt krizi, 21 yaşındaki Ali’yi evlere sipariş taşıdığı motosikletini 5 gün boyunca kullanmaya mecbur etti. Balıkçı Muhammed Yunus, 4 gün boyunca aracını durdurmak zorunda kaldı. Sebze satıcılarının durumu da aynıydı. Fırınlardan köylerdeki küçük dükkânlara ekmek götüren arabanın benzini olmayınca süpermarketler ekmekler tükendi.
Yakıt krizi ilk yardım araçlarını, Kızıl Haç’ı ve cenaze araçlarını da etkiledi. Mazot kıtlığı nedeniyle çiftçiler mahsullerini toplayamadı. Diğer vatandaşlar da dalları kurumaya başlayan meyve bahçelerini sulamak için malzeme satın alamadı.
Benzin istasyonunun önünde iki kilometrelik kuyruklar oluştu. Benzin fiyatlarında artış yaşandı. 5 saat boyunca kuyrukta bekleyen bir hemşire, işinden izin aldığı için şikâyet ediyor. Başka bir kadın da iki çocuğunu evde yalnız bırakmak zorunda kaldığından şikayetçi. Bir taksi şoförü, ertesi gün çalışabilmek amacıyla deposunu doldurmak için tüm gün arabasıyla istasyonun önünde beklediğini söylüyor. Buradaki herkes, öfkesini dile getirirken, bir araç veya motosiklet sırasının dışına çıktığında ise çığlıklar yükseliyor. 60 yaşlarındaki bir adam, “Devletin istediği bu. Bu ülkenin halkı, geçimlerinin sağlamak için mücadele etsin, onların yolsuzluklarına dikkat kesilmesin” dedi.

Çıkış aranıyor
Lübnanlılar ‘devletin sağlayamadığı’ çıkışlar bulmaya çalışıyor. Rima İbrahim, elektrik kesintisi krizini aşmak için güneş enerjisinden elektrik üretim sistemi kurma kararı aldı. İbrahim, yaptığı açıklamada “Kocam yurt dışında çalıştığı ve parasını karşılayabildiği için bunu yapabilirim” dedi. Rima İbrahim, ekonomik sıkıntının, kız kardeşini geceleri aydınlatma sağlamak için mum stoklamak zorunda bıraktığını vurguladı. İlaç sıkıntısı çerçevesinde Lübnanlı gurbetçiler, akraba ve arkadaşlarına kronik ve tedavisi olmayan hastalıkların tedavisi için gerekli ilaçları yurt dışından sağlıyor.
Lübnanlılar maaşlarındaki devalüasyon krizini de atlatmaya çalışıyor. Öyle ki iç güvenlik güçlerinden emekli bir asker olan Mecdi, ticari bir kuruluşta ‘depo bekçisi’ olmaya çalışıyor. Bir meslektaşı, ailesinin ihtiyaçlarını sağlayabilmek için geceleri özel bir güvenlik şirketinde güvenlik görevlisi olarak görev yapıyor. Onlarca yeni mezun yurt dışında, özellikle de Körfez Arap ve Afrika ülkelerinde iş ararken, birçok aile de Kanada, Avustralya ve diğer ülkelere göç etmek için başvuru yapıyor.
Lübnanlılar, hayal kırıklığına mahkûm olmuş durumda. Ülkenin, eski ihtişamına geri döneceğine dair umutlar azaldı. Gurbetçilerin Beyrut’taki tatillerinden dönüş sezonunun ardından, yolcu salonları yoğun bir kalabalığa tanık olan havaalanında Marun Taya, tıp okumak için Fransa’ya giden kızına veda ediyor. Liseyi bitirdiğinde kız kardeşinin de ona katılmasını istiyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Taya, “Bu ülke, bizim değil” dedi. Taya ayrıca, “Otuz yıldır inşa ettiğim kurumu tasfiye etmem için birkaç yılım var. Ondan, çocuklarımmış gibi ayrılıyorum. Benim yaşadığım aşağılanma ve zulmü onların yaşamasını, devletin ve bankaların mallarımıza el koymasını, haydutların banka ya da devlet kredisi alarak yaşamlarımızdan istifade etmesini istemiyorum. Malların değerlerinin onda birinden daha azını ödüyorlar” dedi. Finansal çöküş yeni krizleri doğuruyor
Son 3 yıldır Lübnan’da yaşanan ekonomik kriz, 1975 ile 1990 yılları arasında yaşanan iç savaştan bu yana ülkenin tanık olduğu en kötü çöküş olarak kabul ediliyor.
Ülkedeki kriz kritik bir noktaya ulaşırken, hastaneler ve fırınlar gibi temel hizmetler kapılarını kapatmak veya kapasitelerini azaltmak zorunda kaldı.
Akaryakıt krizi, Merkez Bankası’nın artık yakıt ithalatını büyük ölçüde sübvanse edilen döviz kurlarıyla finanse edemeyeceğini açıklamasıyla bu ay daha da kötüleşti.
2019'dan bu yana Lübnan, benzeri görülmemiş bir ekonomik ve finansal krize tanık oluyor. Dolarda likidite eksikliği ve çoğu sektörün çöküşüne yol açan ulusal para biriminin değerinde rekor düşüş yaşandı. Beyrut Amerikan Üniversitesi'ndeki Kriz Gözlemevi, "Lübnan'ın başarısız devletler arasında düşme tehlikesi gerçek oldu. Beş yılda 36 sıra geriledikten sonra ülke, 2021'de 179 ülke arasında en başarısız 34 ülke arasında yer alıyor" dedi.
Lübnan'da yakıt krizinin devam etmesi ve dizel yakıt yetersizliği çok sayıda hayati sektör için tehdit oluşturuyor. Özellikle de hastane ve fırınlar stoklarının tükenmek üzere olduğu konusunda uyarılarda bulundu. Bu durum, devletin elektriği karne ile dağıtmasıyla birlikte yüzlerce hastanın hayatını riske atıyor.
Lübnan'daki ilaç sıkıntısının nedeni, döviz rezervlerindeki düşüş nedeniyle ithalat yapan firmaların ilaç üreticilerine karşı biriken 600 milyon doları aşkın borçları ve geçen Mayıs ayında alınan bir karar uyarınca Lübnan Merkez Bankası’nın bu firmalara yeniden ithalat için önceden onay vermemesi olarak biliniyor.
Merkez Bankası, bir süredir Lübnan hükümetine ithalat faturalarının yüzde 85'ini 1500 Lübnan lirası (lbp) resmi döviz kuru üzerinden sağlayan ilaçlara yönelik sübvansiyonları artışlara uyumlu hale getirme planını onaylaması için çağrıda bulunuyor. Karaborsada ise bugün dolar 25 bin lbp üzerinden işlem görüyor.



Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.


Irak Kürdistanı, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
TT

Irak Kürdistanı, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)

Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) arasındaki “Kardeşler Savaşı” sırasında bölünmelerinin üzerinden 30 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra, Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesi yönetimi dün, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı. Bu adımın, güvenlik ve siyasi açıdan bölünmüş Kürt cephesinin birliğine katkı sağlaması bekleniyor.

Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreni, bölge başkanı ve aynı zamanda Peşmerge güçlerinin başkomutanı olan Neçirvan Barzani’nin gözetiminde Erbil’de düzenlendi. Törene Başbakan Mesrur Barzani de katıldı. Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ofisi Direktörü Abdülemir eş-Şemri de törende hazır bulundu.

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, güçlerin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında birleştirilmesinin tamamlanmasını memnuniyetle karşıladığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Peşmerge saflarındaki bölünmenin kökeni, güçlerin iki ayrı yapıya ayrıldığı 1990’ların ortalarına dayanıyor. Bu yapılardan biri Kürdistan Demokratik Partisi’ne, diğeri ise Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne bağlıydı.


Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde bir Libyalının yargılanması, Dibeybe’ye karşı öfkeyi körüklüyor

Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
TT

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde bir Libyalının yargılanması, Dibeybe’ye karşı öfkeyi körüklüyor

Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)

Libya'nın başkenti Trablus’taki cezaevlerinden birinin eski müdürü olan ve halen Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) yargılanan Halid el-Hişri’nin destekçileri, Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe’ye yönelik protestolarını artırdı. Destekçiler, başsavcıdan derhal harekete geçerek Hişri’nin Libya’ya geri getirilmesini ve ülkede yargılanmasını talep etti.

‘Ölüm meleği’ lakabıyla anılan 48 yaşındaki Hişri, 2015 yılının Şubat ayı ile 2020’nin başları arasında Trablus’ta yönettiği Mitiga Cezaevi’nde işlendiği öne sürülen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla ilgili 17 suçlamayla karşı karşıya bulunuyor.

fgthy
Savaş suçları işlemekle suçlanan Libyalı Halid el-Hişri (Uluslararası Ceza Mahkemesi)

Hişri’nin yakalanmasından bu yana açılan dava, Dibeybe’yi ‘sanık sandalyesine’ oturttu. Siyasi çekişmelerin yaşandığı süreçte muhalifleri öfkelerini Dibeybe’ye yöneltirken, Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu, Hişri’nin Temmuz 2025’te Almanya’da yakalanmasını ve Lahey’deki UCM’nin gözaltı merkezine nakledilmesini memnuniyetle karşılamıştı.

UCM, 14 Eylül’de aldığı kararla Hişri’nin yargılanmasına gelecek yıl 4 Mayıs’ta başlanmasını kararlaştırdı. Böylece Hişri, Birleşmiş Milletler’in (BM) 2011’de verdiği yetki doğrultusunda Libya’da başlatılan soruşturma kapsamında UCM’de yargılanan ilk Libyalı şüpheli olacak.

Hişri’nin destekçileri pazar akşamı Trablus’un Cuma Pazarı bölgesi ile başkentin çevresindeki bölgelerin sosyal konseyi önünde toplandı. Hişri’nin yargılanmasını protesto eden göstericiler, “Sessiz kalmayacak ve geri adım atmayacağız. Onu Libya’ya geri getirmek ve ülkenin yargısı önünde yargılanmasını sağlamak için tüm hukuki yollara başvuracak ve barışçıl yöntemleri kullanacağız. Ardından onun tutuklanmasına neden olan herkesin hesap vermesini sağlamak için çalışacağız” ifadelerini kullandı.

Gösteriye Cuma Pazarı ve çevre bölgeler ile Büyük Trablus bölgesindeki çeşitli kesimlerden şeyhler ve gençler katıldı. Göstericilerden biri tarafından okunan bildiride, Hişri’nin UCM’de yargılanmasına tepki gösterilerek, “O bir suçlu değil. Devletin ortadan kaybolduğu ve düzensizliğin yayıldığı dönemde öne çıkan, onurlu insanların çağrısına kulak veren adamlardan biriydi” denildi.

UCM savcıları daha önce mahkeme hakimlerine Hişri’nin ‘merhamet göstermeden işkence yapmasıyla’ tanındığını söylemiş, bu nedenle tutukluların kendisine ‘Azrail’ lakabını taktığını belirtmişti.

UCM’nin 4 Mayıs’ta düzenlediği önceki duruşmada savcılar, Hişri’nin Libya’da Terörizm ve Organize Suçlarla Mücadele Birimi tarafından yönetilen Mitiga Cezaevi’nin kadınlar bölümünden sorumlu olduğunu belirtmişti. Savcılar, “Binlerce mağdur yasal dayanak olmaksızın, insanlık dışı koşullarda gözaltına alındı ve tutuldu; sistematik biçimde kötü muamele ve işkenceye maruz bırakıldı” ifadelerini kullanmıştı.

u
Uluslararası Ceza Mahkemesi (AP)

Terörizm ve Organize Suçlarla Mücadele Birimi’nin kalesi olarak görülen Cuma Pazarı sakinleri, mesajlarını ‘Libya ve dünya kamuoyuna; tüm özgür ve onurlu insanlara’ ileterek, “Uzun süren sessizliğin ve sabrın taşmasının ardından sesimizi yükseltiyor, Trabluslu Halid el-Hişri’nin maruz kaldığı haksız tutuklamayı en güçlü şekilde kınıyor ve reddediyoruz” ifadelerini kullandı.

Toplanan kalabalık, Dibeybe hükümetini, “Bu utanç verici eylemde suç ortaklığı yapmak ve Libya’nın Roma Statüsü’nü imzalamamış veya onaylamamış olmasına rağmen UCM’ye Hişri’yi yakalaması için yeşil ışık yakmakla” suçlayarak ‘tam sorumluluk’ taşıdığını savundu. Göstericiler ayrıca Alman hükümetini, ‘dosyanın tamamen siyasi nitelikte olduğunu bildiği halde’ Hişri’nin teslim edilmesini kolaylaştırmakla suçladı.

Yargıç Althea Windsor 14 Eylül’de yaptığı açıklamada, davanın ‘adil ve hızlı, herhangi bir gerekçesiz gecikme olmaksızın’ yürütülmesini istediğini belirtmişti. Windsor, iddia edilen suçların işlenmesinin üzerinden en az altı yıl geçtiğine dikkat çekmişti. Hişri’nin mağdurları ise yargılamanın mümkün olan en kısa sürede başlamasını talep ediyor.

Bununla birlikte Hişri’nin destekçileri, onun ‘organize suç, DEAŞ ve adam kaçırma ile silahlı soygunlarla mücadelede ön saflarda yer aldığını’ savunuyor. Destekçileri açıklamalarında, “Hişri'nin yaptığı ve gurur duyduğumuz, geri adım atmayacağımız şey bir suç değil, şereftir; suçlama değil, bir onurlandırmadır. Ayrıca tutuklanmasının, Mayıs 2025’te Trablus’ta yaşanan olaylar ve gösterilerin ardından gerçekleşmesi, dosyanın siyasi olduğuna dair hiçbir şüpheye yer bırakmıyor” ifadelerini kullandı.

yujmk
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Kasım 2024’te Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han’ı kabul ederken (Dibeybe’nin ofisi)

Hişri’ye yöneltilen suçlamalar arasında işkence ve öldürme, öldürmeye teşebbüs, kişisel onur ve haysiyete yönelik ağır saldırı, zalimane ve insanlık dışı muamele ile tutuklulara yönelik tecavüz ve diğer cinsel şiddet türleri yer alıyor.

4 Mayıs’ta düzenlenen duruşmada Hişri’nin avukatı, müvekkilinin kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddettiğini belirtti. Avukat ayrıca Hişri’nin, davasının mahkemenin yargı yetkisi kapsamında olmadığı gerekçesiyle yargılanmasına itiraz ettiğini ancak mahkemenin bu itirazı reddettiğini aktardı.

vrgthyju
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Adalet Bakanı Halime İbrahim (Bakanlık Medya Ofisi)

UBH’nin 20 Haziran 2024’te, Adalet Bakanlığı aracılığıyla UCM Savcılığı’na gönderdiği resmi yazıyla, Roma Statüsü’nün 12. maddesinin 3. fıkrası kapsamında mahkemenin yargı yetkisini kabul ettiği belirtiliyor. Söz konusu fıkra, üye olmayan devletlerin kendi topraklarında işlenen suçlarla ilgili olarak mahkemenin yargı yetkisini kabul etmesine veya bu suçları mahkemeye sevk etmesine olanak tanıyor.