Fransa, Irak’ı ‘Ortadoğu’da merkezi ülke’ görüyor

Irak’ta Komşu Ülkeler Konferansı’nın düzenlenmesine katkı sunan Macron, konferansın katılımcıları arasında yer alacak.

Fransa ve Irak Cumhurbaşkanları Bağdat’ta ortak basın toplantısı düzenledi (Arşiv-EPA)
Fransa ve Irak Cumhurbaşkanları Bağdat’ta ortak basın toplantısı düzenledi (Arşiv-EPA)
TT

Fransa, Irak’ı ‘Ortadoğu’da merkezi ülke’ görüyor

Fransa ve Irak Cumhurbaşkanları Bağdat’ta ortak basın toplantısı düzenledi (Arşiv-EPA)
Fransa ve Irak Cumhurbaşkanları Bağdat’ta ortak basın toplantısı düzenledi (Arşiv-EPA)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Irak’a düzenlediği ilk ziyaretinin üzerinden bir yıl geçmesinin ardından tekrar Bağdat’a gidiyor.
Macron’un bu seferki ziyaretinin amacı, cumartesi günü Irak’ın başkenti Bağdat’ta yapılacak “Irak’a Komşu Ülkeler Konferansı”na katılmak. Bu konferansı düzenleme fikri ve başarılı olması için yapılan çalışmalar ve davetlerde Macron büyük rol oynadı. Fransa Cumhurbaşkanlığı’nda konferans işleriyle ilgilenen kaynakların aktardığına göre, Macron Irak’ı “Ortadoğu bölgesinin istikrarında temel bir role sahip merkezi bir ülke” olarak görüyor. Macron’un bu bakış açısı, Paris’in konferans çalışmalarına güçlü bir şekilde katılma arzusunu anlamaya yardımcı oluyor. Nitekim Paris’e göre bu konferansın iki boyutu bulunuyor: Birincisi, Irak’ın içerdeki durumu. Zira konferansa katılan tarafların Irak’ın terörle mücadeledeki merkezi rolüne, istikrarına ve tüm alanlarda kalkınması ve gelişmesine yönelik yardımı vurgulaması bekleniyor. İkinci boyut ise bölgesel. Nitekim bu konferansın, bölgesel diyaloğa teşvik etmesi, bölgedeki gerilimi düşürmesi ve bölgeyi çatışma yerine işbirliği alanı haline getirmesi bekleniyor.
Fransa Cumhurbaşkanlığı Elysee Sarayı kaynaklarına göre Macron, konferansta “Irak’ın istikrara kavuşması, gelişmesi; bölgede barış ve uyum unsuruna dönüşmesi ve aktörler arasında bağ kurma rolünü yerine getirmesinin herkesin menfaatine olacağı” mesajını verecek. Saray kaynakları, Cumhurbaşkanı Macron’un “bu dönüşümde rolü olmasını istediğini fakat bunun aynı zamanda İran’ın nükleer programına, Tahran’ın bölgenin içişlerine karışmasına ve balistik füze programını geliştirmesine karşı sert durduğu gibi bazı konularda net ve katı tavrının olmadığı anlamına gelmeyeceğine” dikkat çekti. Fransız kaynaklar ayrıca “konferansın düzenlenmesinin bizatihi gerginliği düşürme ve bölgesel aktörler arasında diyalog kapısını açma sürecinin bir parçası olduğunu” ifade etti. Kaynaklar, “Macron’un geçtiğimiz aylarda bu konferansı bölgedeki birçok yetkiliyle görüştüğünü” ve Paris’in konferansın yapılacak olmasını “Fransa’nın Irak’la koordineli bir şekilde yaptığı temasların bir meyvesi” olarak gördüğünü belirtti. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un konferansa katılacak olması, konferansın başarılı olmasına katkı sağlayacak.
Davet edilen ülkelerin konferansa katılım düzeyleri henüz kesin değil. Macron ise konferansa katılacağını doğrulayan ilk lider oldu. Zira Fransız kaynaklara göre bu karar, “Macron’un konferansın düzenlenmesi için oynadığı rol dikkate alındığında oldukça doğal bir karar”.
Kaynaklar, Macron’un konferans sırasında katılımcılarla bir dizi görüşmeler gerçekleştireceğini aktarırken, Türkiye, İran ve Suudi Arabistan’ın katılıp katılmayacağı veya hangi düzeyde katılım sağlayacakları hususu halen belirsizliğini koruyor.
Elysee’nin dünkü açıklaması bu noktada dikkat çekiciydi. Zira açıklamada, “Macron’un bu ayın başında İranlı mevkidaşı İbrahim Reisi’yi arayarak, nükleer dosya, bölgedeki durum ve Lübnan’daki çok yönlü kriz başta olmak üzere tüm ihtilaflı meseleleri açtığı” bildirildi. Bu da Reisi’nin konferansa katılması halinde iki lider arasında görüşme fırsatı olacağı anlamına geliyor.

Türkiye-Fransa ilişkileri
Türkiye’ye gelince, Paris ve Ankara arasındaki ilişkiler bu yılın başından beri olumlu bir dönemece girmiş durumda. Zira geçen yıl Haziran ayında Birleşmiş Milletler (BM) kararlarına aykırı bir biçimde Libya’ya silah sevkiyatı yaptığından şüphelenilen bir Türk gemisinin Akdeniz’de aranması üzerine iki ülke Akdeniz’de neredeyse çatışma noktasına gelmişti. Ancak bu konferans hamlesi, konferansa katılması muhtemel iki taraf arasındaki diyaloğu kolaylaştırıcı bir unsur olabilir.
Fransız kaynaklar aynı şekilde Bağdat’ın, Suudi Arabistan-İran diyaloğunun başlamasını kolaylaştırmadaki rolüne işaret ederek, böylece Irak’ın, ABD ve İran arasında bir çatışma sahası olarak değil, bir yakınlaşma faktörü olarak rolünü kanıtladığını vurguladı. Bölge ülkeleri arasında bilinen sorunlara ve zorluklara rağmen Paris, yine de bu konferansla birlikte bölgesel güvenliğin konuşulması ve enerji, su, çevre ve kalkınma gibi temel meselelerde işbirliğinin kurulmasının herkesin menfaatine olacağı görüşünde.
Macron pazartesi akşamı Bağdat’a ulaşacak ve pazar akşamı Erbil’den ayrılacak. Macron’un Irak ziyaretinin iki boyutu bulunuyor. Birincisi, konferansla ilgili meseleler, ikincisi Irak-Fransa ikili ilişkileri. Macron Irak ziyareti kapsamında cumhurbaşkanı, başbakan ve meclis başkanı başta olmak üzere Erbil’de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani ve elbette Barzani’nin amcası ve Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani’nin de yer aldığı geniş kapsamlı görüşmeler gerçekleştirecek.
Macron, Kuzey Operasyonu kapsamında Irak’ta bulunan Fransız askeri güçlerin yanı sıra Bağdat, Musul ve Erbil’de din adamları, sivil toplum yöneticileri, öğrenciler ve gençlerle bir araya gelme fırsatı bulacak. Fransa ve Irak arasında çözüm bekleyen meselelerden biri de DEAŞ mensubu Fransız cihatçıların yargılanmasıdır. Zira Paris, bir tarafta Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) elindeki bu cihatçıları teslim almayı reddederken, diğer tarafta bu kişileri teslim alarak topraklarında yargılaması için Bağdat’ı ikna etmeye çalışıyor. Ancak bu mesele Bağdat’ta henüz gündeme gelmiş değil. Macron ziyaret kapsamında yapacağı görüşmelerde terörizmle mücadelenin sürdürülmesi ve Irak’ın başlıca siyasi kazanımları noktasında (ki bunların başında Ekim ayında yapılması beklenen parlamento seçimleri geliyor) güvenlik ve istikrarı sağlamak için çalışma mesajları verecek.
Paris’teki kaynaklara göre, şüphesiz bu ziyaret, bölgesel ve uluslararası temaslar ve ilişkiler ağı kurmaya çalışan Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi’ye “yardım dozu” olacak. Bu “yardım dozu” Kazimi’ye, İran ve ABD arasında sıkışıp kalmak yerine diplomatik, siyasi ve ekonomik çalışma alanı açmasına imkan sağlayacak. Söz konusu kaynaklar, Kazimi’ye karşı ülke içerisinde pek çok tuzak ve pusu olduğuna işaret ediyor. Buradan hareketle, Irak-Ürdün-Mısır üçlü zirvenin ardından Komşu Ülkeler Konferansı’nın başarılı olması, Kazimi’nin içerdeki konumunu güçlendirecek ve ona dışarda alan açarak Suudi Arabistan’dan başlayarak ülkesinin Arap ülkeleriyle ilişkisini sağlamlaştırma imkanı verecek.
Macron’un ziyareti sadece siyasi-diplomatik amaç taşımıyor bilakis aynı zamanda enerji, ulaşım, altyapı ve iletişim alanlarında çalışan Fransız şirketler için Irak’ın ifade ettiği fırsatlar göz önüne alındığında bu ziyaretin ekonomik yönleri de bulunuyor. Fakat dışişleri ve savunma bakanları ile milletvekillerinden oluşan heyetin katılacağı ziyarette ekonomik anlaşmalara imza atılması beklenmiyor zira Fransız kaynaklara göre “ziyaretin amacı bu değil”.



İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
TT

İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)

Emel Şehade

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Almanya’da diğer ülkelerdeki mevkidaşlarıyla katıldığı gizli toplantının ifşa olmasının ardından yaptığı konuşmada, ordusunun çeşitli cephelerdeki başarılarına değindi. Zamir, Gazze savaşının üçüncü yılını doldurmak üzere olduğu bu süreçte İsrail’in savunma ve saldırı kapasitesini Arap ülkelerinin ordu komutanlarına aktardıklarını belirterek, bunu savaşın ürettiği büyük bir başarı olarak niteledi.

İsrailli kaynaklara göre bölgesel iş birliğinin merkezinde yer alan Zamir’in, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliğine ikna ettiği ve Ortadoğu’da güvenlik iş birliğini derinleştirme fırsatlarını sunduğu kaydedildi.

Cooper ise toplantıya katılanlara ABD ordusunun bölgeden çekilme niyetinin olmadığını ve İran ile mücadelenin süreceğini bildirdi. Toplantıda Husi dosyası, İsrail ile katılımcı ülkeler arasındaki ilişkiler açısından en önemli başlığı oluşturdu. Bu kapsamda Askeri İstihbarat Dairesi’nin (AMAN) üç yıl süren savaş boyunca savunma ve saldırı kapasitelerinin yanı sıra Yemen’e özel ayrı bir birim kurduğu açıklandı. Zamir’in bu durumu, söz konusu ülkeler için stratejik önem taşıyan müteakip bir tecrübe olarak sunduğu aktarıldı.

Stratejik hazine

AMAN’ın özel bir bütçe ve çeşitli kaynaklar ayırarak, İsrail’e göç eden Yemenli Yahudi toplumundan çok sayıda kişiyi aktif istihbarat elemanı olarak yetiştirdiği ortaya çıktı. Bu kişilerin, Yemen dosyası ve Husi tehdidiyle mücadelede merkezi bir rol üstlendiği belirtildi.

Söz konusu adımların, Husilerin savaşın başından bu yana İran ve Hizbullah lehine hareket ederek İsrail’in güney bölgesini günlük hedef haline getirmesinin ardından atıldığı ifade edildi. Zamir’in askeri ve istihbari kurumların elde ettiği başarılar olarak sunduğu bu verilerin, güvenlik kaynaklarınca ‘stratejik bir hazine’ şeklinde nitelendirildiği ifade edildi.

İsrail sisteminin Yemenli Yahudilerle yürüttüğü çalışmaların üç ana halkaya dayandığı kaydedildi. İlk halkanın Yemen’e istihbarat sızma kapasitesini sağlamaya odaklandığı; görevlerin İsrail güvenlik kurumlarının Husilere karşı planlar geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi toplama faaliyetleri ile Batılı ve Arap istihbarat servisleriyle iş birliğini artırmayı kapsadığı belirtildi.

İkinci halkanın ise füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından Husilerin olası baskın kapasitelerine ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer hatlarını kapatma yeteneklerine kadar olan tehditlere karşı bir savunma mekanizması oluşturduğu ifade edildi.

Üçüncü halkanın ise gelişmiş mühimmat, teçhizat ve siber alan imkanlarıyla taarruz operasyonlarına odaklandığı kaydedildi.

Husilere karşı yürütülen görevlerin başarısı için AMAN’ın, seçilen Yemenli Yahudiler adına Yemen sahasına özel bir istihbarat okulu kurduğu bildirildi. Bütün mesaileri Husileri izlemek ve bilgi toplamak olan ilk istihbarat grubunun eğitimlerini tamamladığı, elde edilen verilerin Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafından Yemen’in derinliklerindeki kritik Husi hedeflerine düzenlenen saldırılara dönüştürüldüğü kaydedildi.

İsrail, Yemen karşısında yeteneklerini nasıl öne çıkarıyor?

İsrail merkezli çeşitli raporlara göre bu dosyaya odaklanılmasının, ABD’nin Husileri havadan yenilgiye uğratma yönündeki üç girişiminin de başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gerçekleştiği belirtildi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin değerlendirmelerine dayandırılan haberlerde, Husi tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması için Yemen’de karadan harekete geçebilecek etkili bir askeri güce ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Söz konusu raporlarda, ABD’nin başarısızlığı ile İsrail’in 2024 ve 2025 yıllarındaki hamleleri karşılaştırıldı. ABD’nin Husilere yönelik üç ayrı hava harekâtı düzenlediği, Nisan 2025’te kapsamlı bombardıman harekatının da sonuçsuz kalmasıyla Amerikalıların bu yapıyı havadan yenmenin imkansızlığını anladığı iddia edildi. Buna karşın İsrail Hava Kuvvetleri’nin daha etkili sonuçlar aldığı öne sürüldü. İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısıyla Husilerin siyasi ve askeri lider kadrosunun büyük bölümünü etkisiz hale getirdiği, ayrıca örgütün Kızıldeniz kıyısındaki ana ikmal hattı olan Hudeyde Limanı’nı vurduğu kaydedildi. Üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi, Husilerin güney bölgelerine ve Tel Aviv yönüne füze fırlatmasını tamamen engelleyemeseler de Tel Aviv’in caydırıcılık sağladığını savundu.

Eilat’a giden deniz ulaşımını tehdit eden unsurlar

İsrail basınına yansıyan değerlendirmelerde, Husilerin yalnızca Eilat’a yönelik seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmekle kalmadığı, ABD’nin son bombardıman harekatının başarısız olmasından sonra geçen bir yıllık ateşkes sürecini değerlendirerek balistik füze ve İHA kapasitelerini yeniden İsrail’i tehdit edecek seviyeye çıkardıkları kaydedildi. Raporlarda, Husilerin Irak’taki Şii milislerin desteğiyle İsrail’i doğu sınırından da daha etkin şekilde tehdit edebilecek yeteneğe ulaştığı vurgulandı.

Yemen ve Husilere yönelik adımları bölgesel bir stratejik başarı olarak değerlendiren İsrail tarafı; Yemenli Yahudiler kanalıyla toplanan istihbarat ve yapay zekâ dahil gelişmiş teknolojiler sayesinde diğer ülkelere de Husi tehdidiyle mücadelede destek verebileceğini öne sürdü. İsrailli yetkililer, bu kapasitenin Tel Aviv’i Husilere karşı yürütülen savaşta kritik bir istihbarat aktörü haline getirdiğini savundu.

Öte yandan İsrailli güvenlik birimlerinin tespit, engelleme ve taarruz sistemlerini kapsayan gelişmiş teçhizatları daha etkin yollarla tedarik etme seçeneklerini değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Husi tehdidine karşı kapasitesini örneklendiren İsrail makamları, Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir tepesini stratejik ve güvenlik açısından elde edilen başarılara örnek gösterdi.

Bir askeri yetkili, İran’dan kaçak yollarla getirilen parçalarla balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve İHA’ların üretildiği yer altı tesislerinin imha edilmesine yönelik dış unsurlara eğitim verilebileceğini ifade etti.

Bununla birlikte, söz konusu askeri kapasitelerin müzakere edildiği raporlarda bazı askeri yetkililerin uyarılarda bulunduğu aktarıldı. Yetkililer, Husi tehdidiyle mücadelede yalnızca bu yöntemlere dayanmanın yetersiz kalacağını, örgütün kaçmaya zorlanması, dağıtılması ve Sana ile diğer bölgeleri ele geçirmeden önce bulundukları Yemen’in kuzeyindeki Saada vilayetine geri çekilmeye mecbur bırakılması için karadan bir askeri gücün müdahalesinin şart olduğunu vurguladı.

Uluslararası bir ittifakın kurulması

Bu sırada İsrail’in, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kontrol etmesinden zarar gören Avrupa ülkelerini de kapsayan uluslararası bir koalisyon kurmak için çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Askeri Uzman Itamar Eichner konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Mesele sadece İsraillilerle sınırlı değil; Amerikalılar da İsrail’in ortaya koyduğu yaklaşımın önemini kavradı ve buna paralel olarak yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturmak için çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. Washington’ın Arap ülkelerinin de katılımıyla İran’a karşı bir ittifak kurmayı hedeflediğini belirten Eichner, “Bölge ülkelerinin en önemli görevlerinden biri, bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp küresel soruna dönüşen Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu nedenle dünya genelinin, Amerikalılara bu boğazlardaki seyrüsefer güvenliğini sağlama konusunda destek olmak için çabalarını seferber etmesi gerektiğine inanılıyor” yorumunda bulundu.

Eichner ayrıca, ABD’nin Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen uzun vadeli çözümleri değerlendirdiğine dikkati çekti. Bu planlar arasında boğazı bypass edecek bir petrol boru hattı döşenmesi ihtimalinin yanı sıra, ABD topraklarındaki rafine kapasitesinin genişletilmesi de yer alıyor. Böylelikle Amerikan ekonomisine sağlanan yakıt tedarikinin artırılması ve bölgedeki çalkantılardan etkilenme oranının en aza indirilmesi hedefleniyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
TT

Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)

İsrail güçlerinin Gazze kentinin batısında bir motosiklete düzenlediği saldırıda DPA’nın haberine göre Filistinli bir kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) Şifa Hastanesi’ndeki sağlık kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, “İşgal güçlerinin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki Takva Kampı’nda bir motosikleti hedef alması sonucu bir şehit ve aralarında durumu ağır bir çocuğun da bulunduğu çok sayıda yaralı hastaneye ulaştı.”

Filistin makamları, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 73 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Söz konusu savaş, Hamas’ın Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği ve bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından başlamıştı.


Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
TT

Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)

Lübnan, UNIFIL’in görev süresinin yıl sonunda sona erecek olması nedeniyle güneydeki BM şemsiyesini korumak amacıyla siyasi ve diplomatik girişimlerini yoğunlaştırıyor. Lübnan ve Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni kararını yeniden değerlendirmeye ikna etmek için çabalarını sürdürüyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan konuya yakın bir kaynak, Beyrut’un Avrupa’nın Lübnan ordusuna destek verilmesine ilişkin önerileri ile uluslararası varlığın geleceğini birbirinden ayrı değerlendirdiğini ve daha küçük çaplı olsa dahi BM gücünün görevine devam etmesinde ısrarcı olduğunu belirtti. Dışişleri Komisyonu Başkanı Milletvekili Fadi Allame de etkin bir BM varlığına duyulan ihtiyacın “hiç olmadığı kadar büyük” olduğunu belirterek, 1701 sayılı kararın uygulanmasının BM güçlerinin bölgede kalmasını gerektirdiğini vurguladı.

Lübnan, güneydeki gelişmeler ve müzakere süreciyle ilgili temaslar devam ederken New York’ta da diplomatik girişimlerini sürdürüyor.