Irak Cumhurbaşkanı Salih: Beşar Esad'la görüştüm, çerçevede mutabakata vardık

Muhammed Zahid Gül ve Nevzat Çiçek, Irak temaslarını kaleme aldı

Irak Cumhurbaşkanı Salih: Beşar Esad'la görüştüm, çerçevede mutabakata vardık
TT

Irak Cumhurbaşkanı Salih: Beşar Esad'la görüştüm, çerçevede mutabakata vardık

Irak Cumhurbaşkanı Salih: Beşar Esad'la görüştüm, çerçevede mutabakata vardık

Cumartesi günü yapılacak olan Irak'a Komşu Ülkeler Konferansı vesilesiyle Arap ve yabancı medya heyetleriyle birlikte Irak'ın başkenti Bağdat'tayız. 
Türkiye, Mısır, BAE, İran, Ürdün, Somali başta olmak üzere dünyanın farklı coğrafyalarından gelen gazetecilerle birlikte, Irak Cumhurbaşkanı Behram Salih ve Başbakan Mustafa Kazımi başta olmak üzere, gerek sivil gerekse de askeri uzmanları dinliyoruz.
Independent Türkçe'den Muhammed Zahid Gül ve Nevzat Çiçek'in haberine göre, Cumhurbaşkanı Behram Salih ve Başbakan Kazımi'nin konuşmalarından anladığımız, aslında yeni bir Bağdat Paktı'na ihtiyaç duydukları ve Beşar Esad'la olan görüşmeler sonrası Suriye için yeni bir yol haritasının yakında kamuoyuna açıklanacağı yönünde. 
Mısır'ın teklifiyle, Şam yönetimi ile yumuşamanın ön adımı olarak Suriye'nin tekrar Arap Ligi'ne davet edileceği belirtiliyor.
Iraklı yetkililer, komşu ülkeler toplantısının bölgesel ve uluslararası anlamda büyük öneme haiz olduğunu belirterek, gerek ABD'nin Afganistan'dan çekilme kararında, gerek IŞİD sonrası bölgenin geleceğinin şekillenmesinde bu toplantıya çok önem verdiklerini ifade ettiler. 
Toplantıda, sorunlarının nasıl fırsata dönüşeceği üzerinde kafa yoracaklarını ve sorunlarla yüzleşmeden bunun fırsata çevrilmesinin mümkün olmadığının altını çizen Iraklı yetkililer, bölgesel işbirliklerine her zamankinden daha çok ihtiyaç olduğunu vurguladılar.
Independent Türkçe (1).jpeg
Fotoğraf: Independent Türkçe
Bizim bütün temaslardan anladığımız Bağdat, yeni bir Bağdat Paktı istiyor ve bunun için çalışıyor.
Birinci görüşmemizi Başbakan Mustafa el-Kazımi ile gerçekleştiriyoruz. İstihbarat başkanlığı görevindeyken yaptığımız görüşme sonrasında bu Kazımi ile yaptığımız ikinci görüşme. 
Kazımi aslında Irak'ta ne yapmak istediğini bilen, yol haritasını kafasına koyan bir isim. Bir gazeteci olan Kazımi, yakın zamana kadar Irak'ta gazeteciler sendikası üyesiydi.
Gazeteciler, Irak Gazeteciler Sendikası Başkanı Mueyyet Ellami'nin ev sahipliğinde Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile görüştü.
Irak Gazeteciler Sendikası Başkanı Mueyyet Ellami.jpg
Irak Gazeteciler Sendikası Başkanı Mueyyet Ellami
Kazımi, gazetecilerle buluştuğunda, meslektaşlarıyla birlikte olmaktan duyduğu memnuniyetinden bahsetti. 
Gazeteciliğin bir sorumluluk ve doğruyu nakletmede bir emanet görevi taşıdığını ifade eden Kazımi, haber ve yazı yazma özleminin ağır bastığını, bu nedenle eski günlerdeki gibi makaleler yazmayı çok özlediğini ifade etti.
Bağdat'ın "medeniyetlerin anası" olduğunu söyleyen Kazımi, aynı zamanda zıt kutupları barındıran bu kentin, medeniyetlerin kesişme noktasına ev sahipliği yaptığını anlattı. Bunun tarihsel olarak böyle geliştiğini ifade eden Kazimi, son dönemlerde ise sıkıntılar yaşadıklarını belirtti. 
Irak'ta her yıl 1 milyon 250 bin çocuk doğduğunu ve bunlara iş bulmaları gerektiğini söyleyen Kazımi, bazı sorunlarla ülke olarak tek başına mücadele edemeyeceklerini belirterek, yardıma ihtiyaçları olduğunu kaydetti.

"Irak-Mısır ve Ürdün anlaşmaları çok önemli"
Irak-Mısır ve Ürdün arasında birçok alanı kapsayan anlaşmaya, üç ülke yetkilileri de çok büyük önem veriyor. Gerek geçen hafta görüştüğümüz Ürdün Başbakanı Bişr el-Hasavne gerekse de Irak'ta yaptığımız temaslar, bu anlaşmalardan çok şey beklendiği yönünde. 
Nitekim Irak Başbakanı Mustafa Kazımi, ülkesinin ekonomi, ticaret ve yatırım alanlarının yanı sıra enerji, elektrik ve ulaşım konularında Mısır ve Ürdün ile işbirliği yapma konusundaki isteğini dile getirerek, üç ülke arasında imzalanan anlaşmaların şu anda uygulanmaya başladığını söyledi.
Kazımi, Irak ekonomisinin uzun süre petrole dayalı gidemeyeceğinin farkında. Bu nedenle alternatiflere yönelmiş durumda. Özellikle Türkiye'nin turizm deneyiminden örnekler veren Kazımi, bu anlamda Türkiye'ye hayranlık duyduğunu ifade etti.
"Mısır ve Ürdün ile petrol sahasında elektrik bağlantı projeleri ve işbirlikleri büyük önem arz edecek ve üç ülkenin ekonomisine fayda sağlayacak" diyen Kazımi, Irak'ın, Arap ve Müslüman olan dost ülkelerle siyasi, ekonomik ve sosyal bir ortaklık kurmaya çok ihtiyacı olduğuna vurgu yaptı.
Geçmişte komşu ülkeler ve dostlarla sorunlar yaşandığını belirten Kazımi, ancak bugün ekonomik ve sosyal bütünleşmeyi sağlamak için bu ülkelerle ortaklık istediklerini dile getirdi.
Mustafa el-Kazımi.jpeg
Mustafa el-Kazımi / Fotoğraf: Independent Türkçe
Siyasi birlikten önce bölgede sosyal birliğin önemli olduğunu ve halkların birleşmesi için alt yapının bölgenin kültürü olduğunu ifade eden Kazımi, "Kültürü ihya etmeden siyasi birliğe ulaşamayız" şeklinde konuştu. 
Bağdat kültür hayatı için çok önemli olan Osmanlı döneminden kalma Mutenebbi çevresini restore etmeye başladıklarını, buranın Bağdat kültür hayatı için cazibe alanı olacağını ifade etti.
Başbakan Kazımi, "Yaşadığımız sorunları ortadan kaldırmak için komşu ülkeler ve bölge ile işbirliği yapmak ve bunları aştıktan sonra Irak kültür mirasını korurken başarılı ortaklıklara imza atmak istiyoruz. Kültürel boyuta odaklanıp, iyi ekonomik ilişkileri kurarak komşularımızla ilişkilerimizi de yeniden kurmak istiyoruz" dedi.
Sohbet esnasında, son 20 yılda Irak'ta bulunan kültür bakanlarının kültürden başka her işle uğraştığını ama kültüre çok zaman ayırmadıklarını söyleyen Kazımi, ilk defa iki yıldır gerçekten kültürün içerisinden gelen bir bakanları olduğunu ve onunla çalıştığı için mutlu olduğunu ifade etti.

"IŞİD Irak'ta tutunmaya çalışıyor ama ağır darbelere maruz kalıyor"
Bağdat'ın barış şehri olduğu için barışı, sevgiyi ve kardeşliği yaymadaki rolünü yeniden kazanması gerektiğini söyleyen Kazımi, "Savaşlar halkların yıkımıdır ve barışın inşası cesur ve güçlülerin politikasıdır" ifadelerini kullandı.
Irak'ta terör örgütü IŞİD'in geçmişin bir parçası haline geldiğini kaydeden Kazımi, "DEAŞ kalıntıları Irak'ta tutunmaya çalışıyor, ancak her gün Irak güvenlik güçlerinin ağır darbelerine maruz kalıyor" diye konuştu.
Irak'ın IŞİD için bir barınma merkezi olmadığının altını çizen Başbakan, "Ama ne yazık ki bazı haber siteleri bunu böyle yansıtıyor. Buna son vermeliler" dedi.
Irak güvenlik güçlerinin son zamanlarda kuzey vilayetlerinde çok sayıda IŞİD unsurunu öldürdüğünü belirten Kazımi, Irak ordusunun gücüne kavuştuğunu bildirerek şöyle devam etti;
"DEAŞ ve El Kaide ölüm kültürünü seviyor. Ancak ulusal kimliğini yeniden kazanan Irak halkı, inşa ve kalkınma politikasını seviyor. Bu nedenle Irak topraklarında onlar için bir barınma merkezi yok."
Irak seçimlerinin bir buçuk ay sonra yapılacağını söyleyen Başbakan, "Seçimlerin adil ve şeffaf olmasını ve Irak halkının bunları kabul etmesini bekliyorum. Seçimler, Irak tarihinde çok önemlidir" ifadelerini kullandı.
Başbakan Kazımi'den sonra bir sonraki durağımız Irak Cumhurbaşkanı Behram Salih. 
Bir önceki Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin liderliğini yaptığı Kürdistan Yurtseverler Birliği'nde siyaset yapan Salih, Talabani'nin vefatından sonra onun yerine geçti. 
Salih, özellikle Irak ve bölgenin sorunlarına aşina bir isim. Türkiye'yi de çok yakından tanıyan Salih, bölge ülkelerinin beraber büyük projelere imza atmadıkları takdirde işsizlik başta olmak üzere bir çok soruna çözüm bulamayacaklarını belirtiyor. 
Yakın zamanda Milli Eğitim Bakanı ile yaptığı görüşmeyi anlatan Salih, acil olarak 14 bin okula ihtiyaçları olduğunu ve bunu sağladıkları takdirde bunlara nasıl iş bulacakları sorusuna ülke olarak tek başına cevap veremeyeceklerinin altını çizdi.
Independent Türkçe (4).jpeg
"Bölge ve dünyada her yerde büyük dönüşümlere tanıklık ediyoruz"
Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ve Ürdün Kralı 2. Abdullah'ın, çeşitli ekonomik ve kalkınma yönlerini içeren üçlü işbirliği sistemi aracılığıyla Irak ile işbirliği yapmaya istekli olduğunu ifade eden Salih, "Irak'a Komşu Ülkeler Konferansı, Irak ile komşu olan ülkeler ile bölgedeki dost ülkeler arasında ekonomik entegrasyon ve işbirliğini tesis etmek için Irak'ın bölgesel meseleler ve ortaklık yolları konusundaki vizyonunu teyit etmesi için bir fırsat olacak" dedi.
Bölge ve dünyanın her düzeyde büyük dönüşümlere tanık olduğunu söyleyen Salih, başta terör ve radikalizm, ekonomik durumdaki dalgalanmalar, genç işsizliğindeki artış, ciddi iklim değişiklikleri ve çevreyi koruma ihtiyacı olmak üzere büyük ortak zorluklar olduğunun altını çizdi.
"Irak bölgede önemli bir ülke. Herkesle dengeli olan ilişkileri ve coğrafi konumu, onu diyalogda aktif bir unsur ve bölgesel çıkarların yakınlaşması için bir platform kılıyor" diyen Salih, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Irak'ın tam egemenliğe sahip bir devlet aracılığıyla eski rolüne geri dönmesi, bölgesel güvenlik ve istikrar için bir temel olacak. Irak, uzun süredir krizler, savaşlar, despotluk, terör ve başkasının hesaplaşma sahası olmaya maruz kaldı. Bunun sonucunda tüm bölge etkilendi. Bir önceki aşamanın ötesine geçmenin ve bölgeyi bir araya getiren birçok ortak noktaya ve birlikte karşılaştığı ortak zorluklara odaklanarak, bölgesel istikrarın temel direklerini pekiştirmek için çalışmanın zamanı geldi."
Independent Türkçe (2).jpeg
Independent Türkçe
"Irak'ta çözüm Iraklılardan gelecek. Yolsuzluk için uluslararası bir komisyona ihtiyacımız var"
Bölgede devam eden krizlerin, yaşanan savaşlar ve çatışmaların, Irak'ın doğal rolünden yoksun kalmasından kaynaklandığını dile getiren Salih, Irak'ın 70 yıllık savaşlar, çatışmalar, anlaşmazlıklar ve terörden sonra bir güvenlik ve istikrar ortamı yaratmayı dört gözle beklediğini dile getirdi.
Salih, "Bütün Irak halkı, devletin temel direkleri ve egemenliği güçlendirmek, kazanımlarını korumak ve Irak'ın binlerce yıldır olduğu gibi komşu ülkeler arasında bir buluşma noktası olması konusunda kararlıdır. Bölgenin ortak güvenliğe ve ekonomik karşılıklı bağımlılığa dayalı yeni bir çalışma sistemine ihtiyacı var. Irak'ın güvenliği ve istikrarı, bunun sağlanmasında vazgeçilmez bir unsurdur" dedi.
Irak'taki çözümün Iraklılardan geleceğinin altını çizen Cumhurbaşkanı, "Iraklılar yetenekli bir devlete, istenen reforma doğru ilerlemeye ve ülkenin karşı karşıya olduğu iç zorluklarla yüzleşmeye kararlılar" diyerek, yaklaşan seçimler için hazırlıkların sürdüğünü belirtti.
Şiddet, terör ve radikalizm ile yakından bağlantılı yolsuzluk belası ile mücadele ve teröre karşı savaşın sürdürülmesi gerektiğini dile getiren Salih, "Yolsuzluk ve terörizm bir madalyonun iki yüzüdür. Terörle mücadelede temel bir unsur olarak yolsuzlukla mücadele için uluslararası bir komisyonun kurulması çağrısında bulunuyoruz" dedi.
Independent Türkçe (3).jpeg
Irak Cumhurbaşkanı Salih,  Independent Türkçe'nin sorularını yanıtladı
"Beşar Esad'la yakın zamanda görüştüm ve çerçevede anlaştık"
Gazetecilerle soru cevap bölümünde Independent Türkçe'nin sorduğu, 'Suriye meselesi çözülmeden bölgede çözüm olmaz dediniz. Yakın zamanda Ürdün Kralı 2. Abdullah'ın da Washington temaslarında bunu dile getirdiğini biliyoruz. Mısır, Suriye'nin Arap Ligi'ne dönmesini istiyor. Irak'ın bu bağlamda bakışı nedir' sorusuna cevaben Salih, şunları söyledi:
"Dediğinize katılıyorum. Doğrudur. Irak'ın istikrarını Suriye'nin istikrarı olmadan sağlamamız çok zor. Örneğin El Hol Kampı, Suriye'nin bize taşıdığı bir mesele. Bir ahlaki, güvenlik ve insani durum söz konusu. Bu sıkıntıyı çözmeden Irak'ta problemleri çözmeniz çok zor. Bu kamp çözülmeden Suriye sorununu da çözümünüz çok zor.
Siyasi süreçle ilgili olarak yakın zamanda Beşar Esad'la görüştüm. Çok uzun bir görüşmemiz oldu. Siyasi çözüm üzerine genel mutabakata vardık. Şüphesiz bu görüşmenin içeriğini ben meslektaşlarıma yakın zamanda paylaşacağım. Bu müzakere sonucunda yeni öneriler ve hareketliliğin geleceğine inanıyorum. Suriye'ye istikrar gelmeden bölgede hiç birimizin istikrarı sağlaması mümkün gözükmüyor."

"Filistinlilerin hakları gerçekleşmeden barış olmaz"
Cumhurbaşkanı Salih, Irak'ın Filistin meselesindeki tutumunun, Filistin halkının haklarını savunma, özlemlerini gerçekleştirme ve onların tam ve meşru haklarını elde etme konusunda sabit olduğunun altını çizerek, "Filistinlilerin tam ve meşru hakları gerçekleşmeden Ortadoğu'da barış olmayacak" ifadelerini kullandı.

 


Akkaşat ve Kerkük’te Halk Seferberlik Güçleri’ne yönelik ölümcül hava saldırıları

Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)
Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)
TT

Akkaşat ve Kerkük’te Halk Seferberlik Güçleri’ne yönelik ölümcül hava saldırıları

Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)
Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)

Irak’ın batısında, Halk Seferberlik Güçleri’ne (Haşdi Şabi) bağlı noktalara bugün şafak vakti düzenlenen hava saldırılarında ölü, yaralı ve kayıp sayısının 260’ı aştığı bildirildi. Söz konusu saldırı, milis grupları hedef alan en şiddetli saldırılardan biri olarak değerlendirilirken, bölgede artan gerilim ve saldırının sorumluluğuna ilişkin karşılıklı suçlamalar da sürüyor.

Enbar vilayetindeki bir güvenlik kaynağı, hava saldırılarının Halk Seferberlik Güçleri bünyesindeki Ensarullah el-Evfiya hareketine bağlı 19. Tugay’a ait üç noktayı hedef aldığını söyledi. Saldırıların, Irak-Suriye sınırında yer alan el-Kaim ilçesine bağlı Akkaşat bölgesinde gerçekleştiği belirtildi.

Kaynak, güçlü bombardımanın askeri sağlık birimleri, ikinci tabur ve destek birliğine ait karargâhları hedef aldığını ifade etti. Saldırılarda 99 kişi hayatını kaybetti, 43 kişi kayboldu ve bazıları ağır olmak üzere yaklaşık 123 kişi yaralandı.

Ayrıca saldırıyı gerçekleştiren savaş uçaklarının bombardımanın ardından da bölge üzerinde uçuşlarını sürdürdüğü aktarıldı. Hedef alınan noktalara ulaşmaya çalışan ambulans ekiplerinin de hava saldırılarına maruz kaldığı, bu nedenle yaralıların tahliyesi ve hastanelere sevkinin geciktiği kaydedildi.

Kimliği açıklanmayan savaş uçaklarının bugün erken saatlerde Akkaşat bölgesinde Halk Seferberlik Güçleri’ne ait bir noktaya şiddetli bir hava saldırısı düzenlediği bildirilmişti. İlk belirlemelere göre saldırıda çok sayıda militanın öldüğü ve bazılarının yaralandığı açıklanmış, enkaz altında kayıp kişilerin aranması sürdükçe bilanço daha da yükselmişti.

dfgth
Halk Seferberlik Güçleri üyeleri, Musul’un güneyindeki karargahlarından birini hedef alan hava saldırısında yaralanan bir meslektaşlarına ilk yardım uyguluyor. (Reuters)

Diğer yandan Ensarullah el-Evfiya hareketi, saldırının arkasında İsrail ve ABD’nin olduğunu iddia ederek, bombardımanın ‘terör örgütleri için boşluk yaratmayı ve bölgeyi yeniden kaosa sürüklemeyi amaçladığını’ savundu.

Hareket, hedef alınan 19. Tugay mensuplarının ‘sınırları koruma ve silahlı örgütlerin sızmalarını önleme görevini yerine getirdiğini’ belirtti.

Ensarullah el-Evfiya, yaşanan olayla ilgili olarak Irak hükümetini ‘anayasal ve etik sorumluluk’ taşımakla suçladı ve olayın ciddiyetine uygun resmi bir tavır alınması çağrısında bulundu. Hareket ayrıca 19. Tugay’ın Irak Silahlı Kuvvetleri Genel Komutanlığı’na bağlı resmi bir birim olduğunu vurguladı.

Ensarullah el-Evfiya, İran destekli Irak İslami Direnişi çatısı altında yer alan gruplardan biri olarak biliniyor.

ABD, 2024 yılında bu hareketi ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırmıştı. Bu karar, hareketin Ürdün ve Suriye’deki Amerikan güçlerine yönelik saldırılara karışması ve Gazze savaşı sırasında İsrail’e roket ve insansız hava aracı (İHA) saldırıları düzenlemesi iddialarına dayanıyordu.

Kerkük’te saldırılar

Paralel bir gelişme olarak, Irak’ın kuzeyinde bulunan Kerkük kenti yakınlarındaki bir Halk Seferberlik Güçleri noktasına da bugün şafak vakti hava saldırısı düzenlendi. Olayın ardından güvenlik güçleri bölgeyi kuşatarak inceleme başlattı.

Irak Ortak Operasyonlar Komutanlığı, Halk Seferberlik Güçleri’ne ait hedeflere yapılan bu saldırıları ‘haksız saldırılar’ olarak nitelendirerek, ülke egemenliğinin açık bir ihlali olduğunu bildirdi.

frgt
Askeri tatbikatlar sırasında Halk Seferberlik Güçleri bayrağı taşıyan savaşçılar (Arşiv – Halk Seferberlik Güçleri)

Komutanlık tarafından yapılan açıklamada, “Tekrarlayan sistemli ihlaller ve saldırılar, toplumsal barışı tehdit ederek güvenlik ve istikrarın temellerini sarsabilir ve Irak halkı arasında rahatsızlık yaratabilir” ifadesi yer aldı.

Açıklamada, son saldırıların bugün Kerkük ve Enbar vilayetlerinde gerçekleştiği, geçtiğimiz günlerde ise Vasıt ile Babil vilayetinde Halk Seferberlik Güçleri’ne ait diğer noktalara hava saldırıları düzenlendiği belirtildi.

Yerel kaynaklara göre, önceki saldırılarda bir mühimmat deposunun hedef alınması sonucu depodaki mühimmat patlamış ve parçalar çevredeki yerleşim alanlarına saçılmıştı. Bu olayda bir kadın hayatını kaybetmiş, oğlu yaralanmış ve bazı Halk Seferberlik Güçleri mensupları da saldırıda zarar görmüştü.

Bu saldırılar, bölgede süregelen savaş ortamı ve güvenlik gerilimleri çerçevesinde gerçekleşiyor. İran destekli silahlı gruplara ait hedeflerin sık sık vurulmasıyla eş zamanlı olarak, bu grupların ABD ve İsrail çıkarlarına yönelik karşı saldırılar düzenlediği, bunu ‘direnişi destekleme’ çerçevesinde yaptıkları bildiriliyor.


İran savaşı, Gazze Anlaşması’nın ikinci aşamasının uygulanmasını nasıl etkileyecek?

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)
TT

İran savaşı, Gazze Anlaşması’nın ikinci aşamasının uygulanmasını nasıl etkileyecek?

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)

Salem el-Rayyes

Gazze Şeridi'ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, sadece müzakere süreci kapsamındaki prosedürel adım değil, savaş mantığı ile çözüm mantığı arasında önemli bir dönüm noktasıydı. Ancak, son dönemdeki bölgesel değişimler ve gelişmeler, özellikle bir tarafta İsrail ve ABD, diğer tarafta İran arasındaki savaş, karşılıklı saldırılar ve bombardımanlar, bu anlaşmayı farklı bir bağlama yerleştirdi. Uygulanmasını Gazze Şeridi'nin coğrafi sınırlarını aşan daha geniş bir jeopolitik denklemin parçası haline getirdi.

Ortadoğu'daki krizler genel olarak birbirinden izole şekilde hareket etmez. İran ile askeri süreçte yaşananlar, özellikle askeri, siyasi ve bölgesel hesapların kesiştiği verimli bir zemin olan Gazze başta olmak üzere bölgesel dosyalara da hızla yansıyor.

Geçen yıl ekim ayında Hamas ile İsrail arasında Gazze'de ateşkes anlaşmasına varılıp fiilen uygulamaya başlandığında belirtilen amaç, daha sürdürülebilir güvenlik, sivil ve insani düzenlemelere geçişin bir ön adımı olarak ateşkesi sağlamlaştırmaktı. Anlaşmanın ikinci aşaması, Gazze Şeridi'ni savaş halinden daha istikrarlı geçiş yönetimine taşımayı amaçlayan bir dizi birbirine bağlı icraatlar aracılığıyla, bu dönüşümler için bir çerçeve sağlamak üzere formüle edildi.

Bu aşama, Gazze Şeridi’ne insani yardım ve ticari malların akışının artırması için daha fazla geçiş noktasının açılması ile her iki yönde de geçiş için Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılması konusunda bir anlaşmayı içeriyordu. Refah, Gazze'nin tek kara sınır kapısı ve İsrail ordusunun sınır kapısının kontrolünü ele geçirmesi ve tesislerini tahrip etmesi nedeniyle bir buçuk yıldan fazla bir süredir kapalıydı. Ayrıca, Gazze Şeridi'ni yönetmek ve 2007'den beri iktidarda olan fiili Hamas hükümetinin yerini almak üzere teknokrat bir Filistin ulusal komitesi kurulması konusunda da anlaşmaya varılmış ve duyurulmuştu. Bu komite, ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlığını yaptığı “Barış Konseyi” tarafından denetlenen siyasi girişim tarafından yönetilen, daha geniş bir uluslararası çerçeve içinde faaliyet gösterecekti. Bu yönetimin fiili hükümetten yönetim sorumluluklarını kademeli olarak devralması düşünülüyordu.

İran ile askeri çatışmanın tırmanması ve savaşın patlak vermesiyle birlikte İsrail, stratejik önceliklerini gözden geçirdi

Buna paralel olarak, Gazze Şeridi'ndeki silahların geleceği, güvenlik düzenlemelerinin denetlenmesi, ateşkese uyulup uyulmadığını gözlemlemek üzere çok uluslu bir gücün konuşlandırılması için hazırlıklar yapmak da dahil olmak üzere, uygulanması planlanan ve tartışılan bir dizi hassas güvenlik düzenlemesi de gündeme getirilmişti. Çok uluslu güç, muhtemelen açıklanmayan bir zaman çizelgesine göre İsrail güçlerinin Gazze'den kademeli olarak çekilmesiyle eş zamanlı olarak konuşlandırılacaktı. Bu düzenlemelerin bazıları, enkazın temizlenmesi ve Gazze’nin yeniden inşası da dahil olmak üzere, ateşkesi tam olarak uygulamaya yönelik adımlar olarak hayata geçirilse de bölgesel gerçekler ilk adımları olumsuz etkiledi. İsrail kendi güvenlik çıkarlarını Filistin çıkarlarının önüne koydu.

tbtbt
İsrail askeri araçları, İsrail ile Gazze arasındaki sınırın İsrail tarafından görüldüğü üzere, Gazze'nin harap olmuş bölgelerinde devriye geziyor, 21 Ocak 2026 (Reuters)

İran ile askeri çatışmanın tırmanması ve şubat ayı sonunda savaşın patlak vermesiyle birlikte İsrail, stratejik önceliklerini gözden geçirdi. Tek bir cepheye odaklanmak yerine, İsrail askeri kurumu artık İran ve Lübnan gibi birden fazla cephede savaşın ve karşılıklı askeri saldırıların genişlemesi ve diğer tarafların açık çatışmaya girmesinden duyduğu korkuyla ilgilenmeye başladı. Bu bağlamda İsrail, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının gereklilikleriyle, özellikle de Gazze Şeridi’nden askeri olarak çekilme konusunda daha temkinli davranmaya başladı.

Sayıyı kontrol etmesinin yanı sıra, dışarıdan Gazze'ye dönenlerden bazılarının tutuklandıklarına, dövüldüklerine, tehdit edildiklerine ve geri dönmelerini engellemek için en iğrenç hakaretlere maruz kaldıklarına dair tanıklıklar bulunuyor

İsrail, özellikle devam eden savaş ve bunun birçok cepheye genişlemesi göz önüne alındığında, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasını engellemeye dönük adımlar atması gerektiğini düşünüyor. Hatta insani tavizler ve kolaylıklar olarak görülen adımlardan geri adım atmaya çalışıyor; zira şimdi güvenlik dosyası ve bu dönemde attığı her adımın nasıl yorumlanacağı İsrail için daha önemli. İsrail askeri ve hatta siyasi kurumu, bölgesel karışıklık döneminde anlaşmada ilerlemeye çalışmaya devam etmenin ve Gazze'deki askeri varlığını azaltmanın, özellikle Tel Aviv'in daha geniş bir bölgesel askeri manevra alanını korumaya çalıştığı dönemde, İsrail içinde güvenlik riski olarak algılanabileceğine inanılıyor.

Buna ilave olarak, İsrailli askeri yetkililer açık bir stratejik ikilemle karşı karşıya: Gazze Şeridi'nde askeri varlığı sürdürmek sürekli bir askeri ve siyasi kayıp anlamına gelirken, hızlı geri çekilme de Filistinli fraksiyonların askeri güçlerini yeniden inşa etmelerine olanak sağlayacak güvenlik boşluğuna yol açabilir. Bu, İsrail için kabul edilemez bir durum, zira kendisi, Gazze'yi özellikle Lübnan’da Hizbullah’ın güç ve kapasitesini ortadan kaldırmak için güney Lübnan'da neler yapabileceğine dair bir model olarak tanıtmaya çalışıyor.

rtbgtrb
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafından Gazze'ye giren insani yardım tırları, 4 Şubat 2026 (AFP)

Şubat ayı sonunda ikinci İran savaşının patlak vermesinden bir ay önce, İsrail ordusu, Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına onay vererek, insani yardımlar ile mahsur kalan hastaların ve refakatçilerinin her iki yönde de geçişine izin verdi. Bu adım, aylarca süren gecikme ve oyalama, ABD ve Mısır'ın İsrail siyasi liderliğine uyguladığı baskının ardından atıldı. Sınır kapısı, 2005’te kabul edilen işletme prosedürlerine göre ve Avrupalı güçlerin gözetimi altında açıldı. Ancak ordunun, günde sadece çoğunluğu hasta ve refakatçilerinden oluşan 50'den fazla yolcunun kapıdan geçişine izin vermemesi nedeniyle işler amaçlandığı gibi ilerlemedi.

Ordunun sayıyı kontrol etmesinin yanı sıra, dışarıdan Gazze'ye dönen bazı kişilerin tutuklandıklarına, dövüldüklerine, tehdit edildiklerine ve geri dönmelerini engellemek için en iğrenç hakaretlere maruz kaldıklarına dair tanıklıklar da bulunuyor. Çok geçmeden de savaş ve güvensiz emniyet koşulları bahanesiyle Refah Sınır Kapısı da dahil olmak üzere tüm geçiş noktalarının kapatıldığı duyuruldu. Gazze'deki hükümetin Medya Ofisi'nden alınan verilere göre, kapatılana kadar geçen ay sınır kapısının açık kaldığı dönemde Gazze’den ayrılan veya geri dönen Filistinlilerin sayısı bin 500'den azdı. Bunların tamamı hasta ve refakatçileriydi; yani istisnai insani nedenlerle seyahat ediyorlardı. Ordu, kapatma kararından iki gün sonra geri adım atarak mal ve yardım taşıyan tırların geçişi için ticari sınır kapılarını kademeli olarak yeniden açsa da ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının başında Gazze'deki Filistinliler için en önemli olumlu gelişmelerden biri olan kara sınır kapısı hakkında hiçbir bilgi vermedi.

İran savaşı, Gazze'yi sadece insani düzeyde değil, aynı zamanda anlaşmanın ikinci aşamasının en hassas konularından biri olan Gazze Şeridi’nin gelecekteki siyasi yönetimiyle ilgili olarak da gölgeledi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Gazze'yi yönetmek üzere ulusal bir teknokrat komitesi kurulması fikri (ki bu komitenin sahada hemen çalışmaya başlaması gerekiyor), sivil yönetimi Filistinli fraksiyonların askeri yapısından ayırma yönündeki uluslararası çabalar bağlamında gündeme gelmişti.

Gazze artık sadece yerel bir insani veya güvenlik meselesi değil, caydırıcılık ve nüfuz hesaplarının kesiştiği daha geniş bir bölgesel denklemin parçası olarak ele alınıyor

Bu formülün açıklanan amacı, Gazze'nin yeniden inşası sürecini başlatmaya, Filistin Ulusal Otoritesi ile Hamas arasında 19 yıl önce yaşanan bölünmenin ardından Gazze’yi kademeli olarak daha geniş Filistin siyasi sistemine yeniden entegre etmeye elverişli bir siyasi ortam oluşturmaktı. Yeniden inşa ve planların hayata geçirilmesine hazırlık olarak, 2026 Davos Konferansı'ndaki temaslar sırasında yeniden inşa planları ön planda yer aldı. Jared Kushner, Gazze'nin silahsızlandırılması veya silahların teslim edilmesi koşuluyla, Gazze Şeridi'ni iki ila üç yıl içinde yeniden inşa etmek için ABD destekli bir “Barış Konseyi” kurulduğunu açıkladı. Bu vizyon, büyük ölçekli altyapı projeleri, limanlar ve havaalanları ile Gazze'yi bol iş fırsatı sunan bir yatırım bölgesine dönüştürme taahhütlerini içeriyordu. Ancak tüm bunlar belki de İran ile savaş sona erene ve yeniden adımlar atılana kadar geçici olarak durdurulmuş bulunuyor.

Bölgesel gerilimlerin artmasıyla birlikte, Gazze'deki ateşkes anlaşmasının uygulanması, özellikle Ulusal Komite'nin ABD'nin onaylarına, kararlarına ve direktiflerine bağlı olması nedeniyle daha zor hale geldi. Daha da önemlisi, komite tüm üyeleriyle birlikte Mısır'da konuşlanarak dışarıdan faaliyet göstermeye devam ediyor. Henüz Gazze'ye geri dönerek sahadaki görevlerini yerine getirip Filistinlilerin yaşamlarında olumlu değişiklikler gerçekleştiremedi.

Görünüşe göre ABD şu anda İran'a karşı savaşıyla meşgul ve artık silahsızlanmayı müzakere etmiyor. Ayrıca, geçmişteki beklentilere göre önümüzdeki haftalarda Gazze'ye ulaşması beklenen çok uluslu gücün gelişine yönelik hazırlıklardan da bahsetmiyor. Çok uluslu gücün gelişini, İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesi ve geçiş noktalarının daha geniş bir şekilde açılması, Ulusal Komite'nin ise enkazı kaldırma ve savaşın tahrip ettiği yerlerin yeniden inşası aşamalarına başlama sorumluluklarını üstlenmesi izleyecekti. Bu, bölgesel çatışmanın tırmanması, İsrail liderliğinin Gazze ile ilgili önemli kararları bölgedeki stratejik durum netleşene kadar erteleme eğilimi nedeniyle, anlaşmanın ikinci aşamasının neredeyse beyin ölümünün gerçekleştiği anlamına geliyor.

Gazze artık sadece yerel bir insani veya güvenlik meselesi değil; caydırıcılık ve nüfuz hesaplarının kesiştiği daha geniş bir bölgesel denklemin parçası olarak ele alınıyor. Ortadoğu'daki çatışma çemberi ne kadar genişlerse, geçici ateşkesten kalıcı bir çözüme geçiş o kadar zorlaşır. Bu arada, Filistinliler bölgenin geleceğini belirleyecek siyasi bir atılımı beklemeye devam ediyor. Buna göre ikinci aşama ya yakında yeniden canlandırılacak ya da gömülecek. İsrail kontrolü altında güvenlik, siyasi ve insani durum değişmeden kalacak veya öngörülemeyen bir patlama Gazze'yi başlangıç ​​noktasına geri döndürecek.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail’in Lübnan’ın çeşitli bölgelerine düzenlediği hava saldırılarında 37 kişi hayatını kaybetti

Lübnan’ın güneyindeki kıyı kenti Sur’da İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir bina, 8 Mart 2026 (AFP)
Lübnan’ın güneyindeki kıyı kenti Sur’da İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir bina, 8 Mart 2026 (AFP)
TT

İsrail’in Lübnan’ın çeşitli bölgelerine düzenlediği hava saldırılarında 37 kişi hayatını kaybetti

Lübnan’ın güneyindeki kıyı kenti Sur’da İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir bina, 8 Mart 2026 (AFP)
Lübnan’ın güneyindeki kıyı kenti Sur’da İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir bina, 8 Mart 2026 (AFP)

Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasına göre, İsrail’in dün ülkenin doğusundaki Baalbek ilçesine bağlı Şaas kasabasına düzenlediği hava saldırısında 8 kişi hayatını kaybetti. Bakanlık ayrıca, İsrail’in Sur kentine bağlı Burc eş-Şimali kasabasına gerçekleştirdiği başka bir saldırıda 4, ülkenin güneyindeki Bint Cubeyl ilçesinde ise 8 kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

Sağlık Bakanlığı, Beyrut’un güney banliyölerine yönelik bir dizi İsrail hava saldırısında şimdiye kadar 17 kişinin yaralandığını da açıkladı.

Bakanlık daha önce yaptığı açıklamada, “İsrail düşmanının Bint Cubeyl ilçesine bağlı Tebnin kasabasına düzenlediği saldırı sonucunda ilk belirlemelere göre 8 vatandaş şehit oldu” ifadesini kullandı.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA) ise saldırının ‘yerinden edilmiş ailelerin’ yaşadığı bir binayı hedef aldığını, saldırıda aynı aileden 5 kişinin yanı sıra başka kişilerin de hayatını kaybettiğini aktardı.

Öte yandan İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee dün yaptığı açıklamada, ordunun Beyrut’un güney banliyölerinde Hizbullah’a ait altyapıları hedef alan ‘geniş çaplı bir hava saldırısı dalgası’ başlattığını duyurdu.

Adraee, saldırıların Hizbullah’a ait noktaları hedef alarak başladığını belirterek, hava savunma sistemlerinin önleme faaliyetlerinin sürdüğünü söyledi. Adraee, İsrail ordusunun ‘Hizbullah’a karşı güçlü şekilde hareket etmeyi sürdüreceğini’ ifade ederek, örgütün ‘İran rejiminin himayesinde çatışmaya katılma kararı aldığını’ öne sürdü.

Adraee ayrıca, İsrail ordusunun ‘İsrail vatandaşlarının hedef alınmasına izin vermeyeceğini’ vurguladı ve herhangi bir tehdide ‘çok güçlü bir şekilde’ karşılık verileceğini söyledi.

İsrail’in, Lübnan sınırında konuşlandırdığı askeri birlikleri Golani Tugayı’na bağlı savaşçı güçlerle takviye etmeye hazırlandığı bildirildi. Bu adımın, Hizbullah unsurlarıyla sınır köylerinin çevresinde yaşanan çatışmalara rağmen Lübnan topraklarına yönelik olası kara operasyonlarına hazırlık kapsamında atıldığı ifade edildi. Bu arada Beyrut’un güney banliyöleri dördüncü gününde de aralıksız bombardımana maruz kalırken, saldırılar bölgede geniş çaplı maddi hasara yol açtı.

İsrail güçlerinin Lübnan topraklarına birkaç farklı eksenden ilerlemeye çalıştığı belirtiliyor. Şarku’l Avsat’ın sahadaki kaynaklardan edindiği bilgilere göre, İsrail ordusu dün şafak vakti, el-Hıyam’ın güney ve doğu eksenlerine yönelik dördüncü saldırısını düzenleyerek şehir merkezine ulaşmaya çalıştı. Aynı zamanda İsrail birlikleri, 3 Mart’ta başlayan ilerlemenin devamı olarak Marun er-Ras kasabasının çevresinde de ilerleme kaydetti.