Suriye’nin doğusunda SDG’nin hapishanelerinde tutulan 3 DEAŞ mensubu, örgütün yayıldığı ve kuşatıldığı günleri Şarku’l Avsat’a anlattı

Şarku’l Avsat muhabiri Suriye’nin doğusunda Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) hapishanelerinde tutulan 3 savaşçıyla görüştü.

Tunus’un Sfax kentinde doğan genç, Suriye Demokratik Güçleri’nin hapishanelerinde birinde tutuluyor (Şarku’l Avsat)
Tunus’un Sfax kentinde doğan genç, Suriye Demokratik Güçleri’nin hapishanelerinde birinde tutuluyor (Şarku’l Avsat)
TT

Suriye’nin doğusunda SDG’nin hapishanelerinde tutulan 3 DEAŞ mensubu, örgütün yayıldığı ve kuşatıldığı günleri Şarku’l Avsat’a anlattı

Tunus’un Sfax kentinde doğan genç, Suriye Demokratik Güçleri’nin hapishanelerinde birinde tutuluyor (Şarku’l Avsat)
Tunus’un Sfax kentinde doğan genç, Suriye Demokratik Güçleri’nin hapishanelerinde birinde tutuluyor (Şarku’l Avsat)

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi yetkilileri, Şarku’l Avsat muhabirinin, Haseke kentinde Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) ait Terörle Mücadele Merkezi’nde daha önce DEAŞ saflarına katılmış 3 kişiyle röportaj yapmasına izin verdi.
Suriye’de örgüte katılma kararı aldıklarında 3’ü de gençti. Evlendiler ve savaşın ortasında çocukları oldu. Bugün ise teslim olup hapishanelere konulduktan sonra eşlerinin ve çocuklarının akıbetlerini bilmiyorlar. 3’ünün de hikayesi birbirine benziyor. Suriye’deki savaşa ait korkunç görüntüler onları etkilemeyi nasıl başardı? Daha sonraları ‘muhacirin (göçmenler)’ ismiyle tanınacak açık ve gizli şebekelere nasıl dahil oldular?

Afganistan tecrübesi
1987 doğumlu A.N isimli Alman genç, uzun boylu ve bir Avrupalı simasına sahip. Küçük bir ailede dünyaya geldiğini söyleyen A.N, ailenin en büyük çocuğu. Kendisinden küçük bir kız ve iki erkek kardeşi var. Hepsi de üniversite eğitimlerini tamamlamış. Ebeveynleri hayatta. Yıllarca ABD ordusu ve Uluslararası Koalisyon’la savaşan Taliban Hareketi ile Afganistan tecrübesi hakkında sürekli konuşması sebebiyle daha üniversite yıllarındayken anne babasının kendisindeki durumu fark ettiğini söyleyen A.N, “Sovyetler Birliği’nin yenilgisi hoşuma gidiyordu. Fakat onların (Taliban) programı, bölgeleri ele geçiren DEAŞ örgütü gibi net değildi.
Alman genç, 2012 yazında bir televizyon kanalında haber bültenini izlediği sırada Suriye Radyo ve Televizyon binasında meydana gelen patlamayla ilgili haberde Nusra Cephesi ismini duyduğunu ve daha sonra grubun El-Kaide’nin Suriye kolu olduğunu öğrendiğini ve örgütün ‘Şam Halkının Zaferi’ şeklindeki sloganın onu kendisine çektiğini söyledi.
Alman genç, 2012’nin sonlarında hava yoluyla Mısır’a, oradan da Türkiye’ye geçerek yolculuğunu tamamladı. Savaş eğitimi almak için paravan isimlere sahip şebekeler aracılığıyla Suriye’nin batısındaki İdlib kentine girdi. Orada yaklaşık bir yıl kaldı. Bugün Heyetu Tahriru’ş Şam (HTŞ) olarak bilinen o dönemki Nusra’nın DEAŞ’tan ayrılmasının ardından DEAŞ safların katıldı ve o dönem örgütün idari başkenti kabul edilen Rakka’ya doğru yola çıktı.
A.N, ebeveynlerine Suriye’ye yerleştiğini 6 aydan daha fazla bir süre sonra haber verdiğini itiraf etti. Örgüt içerisindeki görevini açıklamayı reddeden ve bu hususta aşırı ketum davranan Alman genç, örgütün kendisine verdiği görevin üniversite eğitimi ve uzmanlık alanıyla ilgili olduğunu söylemekle yetindi. Terörle Mücadele Bürosu Alman gencin biksi makineli tüfeğin kullanımında uzman olduğunu belirtti.
Alman genç, DEAŞ’ın 2014-2015 arasında diğer örgütlere karşı başlattığı yayılmacı savaşlarla ilgili bir soruya, “En büyük düşman Beşşar Esed’di. O, savaş suçlusu. Fakat savaş koşulları o dönem taktiklerin ve hedeflerin değişmesini gerektirdi” diye yanıt verdi.
Suriye’ye geldikten 3 yıl sonra 2015’te A.N’nin hayatına bir Alman kadın girdi. İkisi örgütün Evlendirme Bürosu aracılığıyla evlendi. A.N, bürodan birilerinin kendisini kadına gösterdiğini ve kadının da evlenmeyi kabul ettiğini belirterek, “Suriye’ye gelmeden önce boşanmıştı ve bir kızı vardı. Rakka’da yaşadık. Orada bir erkek çocuğumuz oldu. Bir yıl sonra Iraklı bir kadınla evlendim. Onunla bir erkek çocuğumuz daha oldu” ifadesini kullandı.
A.N, 2017 yazında DEAŞ’ın kontrolündeki Rakka kentinde çatışmaların şiddetlenmesi ve kentin kuşatılması üzerine Deyrizor’un doğu kırsalındaki Meyadin kentine doğru yola çıktı. Meyadin’in rejim güçleri tarafından bombalanmasının ardından Deyrizor’un doğu kırsalındaki El-Cezire çölünde bulunan köylere çekildiler. Akabinde Susa, Muraşide, Şufa ve en son Bağuz’a geçti. 2019 baharında Bağuz kasabasında Uluslararası Koalisyon güçlerine teslim oldu.

Komşusuyla birlikte Suriye’ye giden Tunuslu genç
Mustafa H.A 1989’da Tunus’un Sfax kentinde doğdu ancak deniz kenarında bulunan Susa kentinde yaşadı. Ailenin en küçük çocuğu olan Mustafa, babasının kendilerini terk etmesinin ardından kendisinden 5 yaş büyük bir abisi, 6 yaş büyük ablası ve annesiyle birlikte yaşıyordu. Bir bilgisayar oyunu olan Counter-Strike, Mustafa’nın hayatının akışını değiştirdi. Oyunda iki grup bulunuyor: Terörist grubu ve terörle mücadele grubu. Oyuncular bu gruplardan birini seçerek oyuna giriyor.
Bir gün bilgisayarın başında oturmuşken Suriye rejiminin barışçıl protestocuları bastırdığı görüntülere denk geldiğini söyleyen Mustafa, “Görüntüleri izlerken komşum yanımda oturuyordu. Ona ‘orada neler oluyor?’ diye sordum. O da bu soruya fısıldayarak “Suriyelileri tağuttan kurtarmak için yola çıkma niyetindeyim” diye yanıt verdi.
Tunuslu genç ailesinin haberi olmadan komşusuyla birlikte kara yoluyla komşu Libya’ya geçtiler oradan da hava yoluyla Türkiye’ye ulaştılar. Daha sonra 2012’nin sonlarına doğru Suriye’nin batısındaki Lazkiye kentinde Nusra Cephesi unsurlarının konuşlandığı bir kırsala girdiler. Mustafa orada El-Muhacirin Taburu’na katıldı ve aylarca o bölgede kaldı. Daha sonra Halep’e gitti ve orada DEAŞ’ı tanıdı. Daha sonraki dönemlerde DEAŞ medyasının yönetiminden sorumlu olacak Ebu Ömer et-Tunusi ile tanıştı. O günden sonra da Muhammed el-Iraki’nin emri altında medya bürosunda çalışmaya başladı.
DEAŞ’ın infaz görüntüleri hakkında yorum yapmayı reddeden Mustafa, eşi hakkında şunları söyledi:
“Eşimi seviyorum. Çocuklarımız var. Bu benim hayatımdaki olumlu bir şey. Ama geri kalan durumlardan memnun değildim.”
Bağuz yenilgisine kadar örgüt saflarında kalmaya devam eden Mustafa, eşi ve çocuklarıyla kaçmaya çalışırken 15 Şubat 2019’da yakalandı.

İş için örgüte giren Suriyeli
Halep’in El Bab kentinde doğan 37 yaşındaki Malik için 2014 yılı sadece bir tarihten ibaret değildi. Nitekim o yıl DEAŞ, Malik’in memleketinde 100’den fazla intihar saldırısı gerçekleştirdi.
Genç yaşına rağmen saçları ağaran Malik, o günlerden bahsederken sözcükler boğazında düğümleniyor. Örgüt militanlarının bölgede kontrolü ele geçirmesinin ardından iş olanaklarının militanlarının eline geçtiğini ve çalışmak zorunda olmasının kendisini rejim saflarına katılmaya zorladığını söyledi. Malik başlangıçta örgütün Yargı Divanı’nda daha sonra yerel polis olarak ve savaşta görev almış. Malik, “Evlendirme Bürosu, Halepli bir kadınla evlenmemi teklif etti. Ben de onunla evlenmeye karar verdim ve başka bir kadınla evlenmedim. Örgütün savaşları genişlediğinde işlerin rayından çıktığını anlamıştık. Ama örgütün belini kıran Ayn el-Arab (Kobani) savaşı ve örgütü yenilgiye uğratan Koalisyon uçaklarının savaşa girmesi oldu” diye konuştu.
Halep, Rakka ve Deyrizor’da birçok çatışmaya katıldığını, örgütün aldığı yenilgileri ve şehirlerden çıkarılışına şahit olduğunu söyleyen Malik, “Örgüt Menbiç’ten çıkarıldığında kaçmaya çalıştım. Daha sonraları Tabka ve Rakka’da da kaçmaya çalıştım ama başaramadım. Bağuz savaşına kadar bekledim ve Koalisyon’a teslim oldum” dedi.

 


Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.