Afganistan’da kaos yayılırken, CIA’in görevi, yıllarca devam edecek

CIA görevlisi Johnny (Mike) Spann’ın dul eşi Shannon, 10 Aralık 2001’de Virginia’daki Arlington Mezarlığı’ndaki cenaze töreninde. Afganistan’daki bir görevde öldürülen Spann, son 20 yılda ülkeye yapılan ABD müdahalesi sırasında öldürülen 2 bin 248 kişi arasında ölen ilk ABD’liydi (AP)
CIA görevlisi Johnny (Mike) Spann’ın dul eşi Shannon, 10 Aralık 2001’de Virginia’daki Arlington Mezarlığı’ndaki cenaze töreninde. Afganistan’daki bir görevde öldürülen Spann, son 20 yılda ülkeye yapılan ABD müdahalesi sırasında öldürülen 2 bin 248 kişi arasında ölen ilk ABD’liydi (AP)
TT

Afganistan’da kaos yayılırken, CIA’in görevi, yıllarca devam edecek

CIA görevlisi Johnny (Mike) Spann’ın dul eşi Shannon, 10 Aralık 2001’de Virginia’daki Arlington Mezarlığı’ndaki cenaze töreninde. Afganistan’daki bir görevde öldürülen Spann, son 20 yılda ülkeye yapılan ABD müdahalesi sırasında öldürülen 2 bin 248 kişi arasında ölen ilk ABD’liydi (AP)
CIA görevlisi Johnny (Mike) Spann’ın dul eşi Shannon, 10 Aralık 2001’de Virginia’daki Arlington Mezarlığı’ndaki cenaze töreninde. Afganistan’daki bir görevde öldürülen Spann, son 20 yılda ülkeye yapılan ABD müdahalesi sırasında öldürülen 2 bin 248 kişi arasında ölen ilk ABD’liydi (AP)

Afganistan’daki savaşın sona ermesiyle birlikte CIA’in birincil odağını, kademeli olarak terörle mücadeleden Çin ve Rusya gibi uluslararası güçlere karşı geleneksel casusluk misyonlarına kaydırması bekleniyordu. Terörle mücadele CIA’yi, 20 yıl boyunca adam avlamaya ve öldürmeye odaklı bir paramiliter örgüte dönüştürmüştü.
Ancak Perşembe günü Afganistan hükümetinin çöküşünden ve Taliban’ın ülkeyi ele geçirmesinden bu yana hızlanan olaylar zincirinin sonuncusu olan iki kanlı patlama, bu planı tersine çevirdi. Afganistan, bir kara delik gibi, CIA’yi gelecek yıllarda karmaşık terörle mücadele misyonuna geri döndürebilir.
ABD’li yetkililer, Afganistan’daki kaos tehditlerine karşı koymak için planları yeniden formüle ediyorlar. Mevcut ve eski yetkililere göre bu planlar şunları kapsıyor; ‘Orta Asya ülkelerinde yeni üslerin kurulmasını müzakere etmek, 20 yıldır casuslar için koruma sağlayan askeri ve diplomatik birimler olmadan, gizli görevli memurların ülkedeki kaynakları nasıl yönetebileceklerini belirlemek, CIA’in Afganistan’da drone saldırıları ve diğer operasyonları nerede gerçekleştirebileceğini tespit etmek.’
Perşembe günü 13 ABD askerinin ve onlarca Afgan sivilin ölmesine neden olan Kabil Havalimanı’na yönelik saldırılar, terör gruplarının ülkede daha fazla kaos yaratmaya çalıştığının ve burayı Afganistan dışında saldırılar başlatmak için bir üs olarak kullanmayı amaçladıklarının kanıtıydı.
ABD ve müttefikleri, ülkenin, on yıl önce Suriye’ye ve 11 Eylül’den önce Afganistan’a benzer bir terör cennetine dönüşmesini engellemek istiyor. ABD’li yetkililer, Afganistan’daki en acil tehdidin DEAŞ olduğunu söylerken, onlara göre El-Kaide liderlerinin de ülkeye dönmeye çalışması muhtemel. Mevcut ve eski ABD’li yetkililer, Taliban’ın her iki grubu da Afganistan’da istemeyebileceğini, ancak onları engelleme yeteneğini de kaybedebileceğini söyledi.

“İşler zorlaşacak”
Afganistan’da görev yapmış eski bir üst düzey CIA görevlisi olan Don Hepburn, “İşler daha da zorlaşacak. CIA, birçok yöne hareket ediyor” dedi.
Başkan Joe Biden’in Afganistan’a askeri müdahaleyi sona erdirme konusundaki ısrarı, gelecek aydan itibaren ülkedeki herhangi bir ABD varlığının, muhtemelen aleni şekilde kabul edilmeyen gizli bir operasyonun parçası olacağı anlamına geliyor. Üst düzey bir istihbarat yetkilisi, yeni CIA görevinin daha dar olacağını ve artık binlerce askerin ve diplomatın korunmasına yardımcı olmak zorunda kalmayacağını belirtti. Yetkili, daha ziyade CIA’in Afganistan sınırlarının ötesine saldırabilecek terör gruplarını avlamaya odaklanacağını vurguladı. Ancak ABD’nin hızla çekilmesi, CIA ağlarını yok etti. Mevcut ve eski yetkililere göre casuslar, muhtemelen bu ağları yeniden inşa etmek ve yurtdışından kaynakları yönetmek zorunda kalacaklar.
ABD ayrıca, Pakistan gibi ‘zahmetli’ ortaklarla uğraşmak zorunda kalacak.
ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü William Burns, istihbarat toplamaya ve operasyonları uzaktan gerçekleştirmeye hazır olduklarını belirtti. Ancak kendisi, geçen baharda milletvekillerine, ajanların istihbarat toplama ve tehditlere karşı harekete geçme yeteneğinin azalacağını söylemişti. Taliban ile gizli görüşmeler için bu hafta Kabil’e giden Burns, “Bu soyut bir gerçektir” dedi. Üst düzey ABD istihbarat yetkilisi, CIA’in Afganistan’da karşı karşıya olduğu zorluklar olduğunu kabul ederken, CIA’in ‘Afgan hükümetinin çöküşünü ve Taliban’ın zaferini’ uzun bir süredir öngördüğü için sıfırdan başlamadığını, en azından Temmuz ayından bu yana Taliban’ın, kontrolü beklenenden daha erken ele geçirebilecekleri konusunda uyarıda bulunduğunu kaydetti.
11 Eylül saldırılarından sonraki günlerde Afgan milisleriyle ilk görüşenler CIA görevlileriydi. CIA, 11 Eylül’den sonra ülkedeki birincil görevi El-Kaide ajanlarını amansızca avlayıp öldürmek olan Afganistan’da başarılar elde etmeye devam etti.
Afganistan’da CIA eğitmenleriyle tanışan ve daha sonra bu bilgileri şüpheli teröristlere karşı insansız hava aracı saldırıları gerçekleştirmek için kullanan geniş bir muhbir ağı kurdu. Teşkilat, 11 Eylül’de yaptığı gibi El-Kaide’nin Afganistan’ı ABD’ye karşı geniş çaplı saldırılarda fırlatma rampası olarak kullanmasını engelledi.
Ancak bu ayrılık, hem hayatlar hem de itibar açısından ağır bir bedelle geldi. Afganistan’da en az 19 kişi yaşamını yitirdi. Bu sayı, CIA’in Vietnam Savaşı sırasındaki kayıplarına denk. Öte yandan CIA’in paramiliter unsurlarının çoğu, asli görevin ne kadar dağınık olduğunun bir işareti olarak, DEAŞ’a karşı mücadeleye girecek. Afganistan’da ölen son CIA ajanı, Mayıs 2019’da çatışmanın kasvetli bir sonucu olarak çapraz ateşe yakalanan eski bir denizciydi.
CIA’in gizli görevlerinden biri, 2002 yılında ‘Salt Pit’ adlı CIA’e bağlı gizli bir hapishanede tutulan bir unsurun maruz kaldığı işkence nedeniyle soruşturuldu. İstihbarat teşkilatı tarafından eğitilen Afgan birimlerin düzenlediği saldırılarda, çok sayıda Afgan sivil hayatını kaybetti. Bu durum da ülkenin bazı bölgelerinde ‘Taliban’a olan desteği artırdı.

Çatışmaların uzaması
Afganistan’daki çatışma uzadıkça üst düzey CIA yetkilileri, savaşı kaybettiklerini görmeye başladı. Teşkilatta eski bir kıdemli memur olan Greg Fogel, 2001 yılında Devlet Başkanı Hamid Karzai’ye ülkeye kadar eşlik etti ve sonraki yıllarda Kabil’de genişleyen CIA görevini iki kez yönetti. Fogel, meslektaşlarına Afganistan’a ilk kez gittiğinde ABD’nin savaşı kazandığını, ikincisinde berabere kaldıklarını ve üçüncüsünde savaşı kaybettiklerini söyledi.
Sarf edilen çabaları ifşa etmeyi reddeden üst düzey ABD’li bir yetkiliye göre geri çekilmenin son günlerinde CIA, gizli kurtarma görevlerinde yer aldı.
Üst düzey bir ABD istihbarat yetkilisi, CIA’in Afganistan’daki görevinin ‘ABD’ye saldırmaya meyilli terör gruplarının gelişimini izlemeye’ daha fazla odaklanmasını bekliyor.
Özel Harekât Kuvvetleri’nin Pakistan’da Usame bin Ladin’i CIA tarafından yürütülen bir görevde öldürdüğünde yaşananlar gibi, Afganistan’daki gizli ABD operasyonu, CIA görevlileri ya da ‘Bölüm 50’ yetkisi altında faaliyet gösteren özel operasyon güçleri tarafından gerçekleştirilebilir. Ordunun CIA yetkisi altına alınmasına ilişkin bu olaylar, 11 Eylül sonrasında askerler ve casuslar arasındaki çizginin bulanıklaşmasıyla daha yaygın hale geldi.
Yine de küçük ölçekli görev, Afganistan’dan ani çıkışın ardından CIA’in kaynak ağlarına verilen zararın giderilmesi de dahil olmak üzere kendi başına bir test görevi görüyor.
Eski hükümet yetkilileri, ‘ABD istihbarat toplama çabalarının yeniden inşasının’ kısmen elektronik dinlemeye ve uzaktan yeni insan kaynakları ağları oluşturmaya odaklanacağını söyledi. ABD’li yetkililer, ABD’ye yardım etmek ve ona bilgi sağlamak isteyen Taliban hareketine karşı bir muhalefetin ortaya çıkmasını da bekliyor.
Afganistan’da büyük bir ABD askeri varlığı olmadan, ülkedeki DEAŞ veya El-Kaide hedeflerine yönelik herhangi bir insansız hava aracı saldırısı, şimdilik Basra Körfezi’nden gerçekleştirilmek zorunda. Bu uzun uçuşlar, uçakların hedefleri avlaması için gereken süreyi azaltıyor, hataları ve hedeflerin vurulmama riskini artırıyor. Veya devasa ve pahalı bir drone filosunu hareket ettirmek gerekebilir.
Dışişleri Bakanlığı, bir zamanlar Sovyetler Birliği’nin bir parçası olan Orta Asya ülkelerindeki üslere henüz erişim sağlamadı ve bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli değil.
Afganistan, Burns’un Şubat ayındaki toplantılarında çok az bir ilgi gördü. Hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi partilerden gelen soruların çoğu, Biden yönetiminin ‘istihbarat kaynaklarını Çin ile mücadeleye kaydırma’ planlarına odaklandı. Burns, bunu birinci öncelik olarak nitelendirdi.
Ancak tarih, bu tür çoklu görevlerin zor ve maliyetli olabileceğini gösteriyor. Ordu ve CIA, Irak’taki savaşa odaklandığında Afganistan, radardan ayrılmıştı. ABD, Rus saldırganlığının Avrupa’ya geri dönüşü ve DEAŞ’ın tırmanışıyla ilgilenirken Çin’de ise yeni ve daha düşmanca bir hükümet ortaya çıktı.
CIA eski direktörü John E. McLaughlin, yaptığı açıklamada “Sobanın önü son derece kalabalık. Kaçınılmaz olarak şu anda Çin, Rusya ve diğer ülkelerin bu büyüklüğe ve etkiye sahip olacağı bir dünyadayız. Ama bildiğiniz üzere teröristleri perde arkasında yeniden gruplandırma ihtimali var” dedi.
Afganistan’ın terör ağları için bir merkez haline gelme olasılığı, ABD Başkanı açısından siyasi riskler taşıyor.
Afganistan kaynaklı herhangi bir terör saldırısı, ‘ABD güçlerini ülkeden çekme kararının bir sonucu olarak’ Biden’ı, siyasi muhaliflerinin sert eleştirilerine maruz bırakacak. Bu durum, Beyaz Saray’ın ‘Afganistan’a odaklanmaları için’ casus ajanslar üzerinde yoğun bir baskı kurması muhtemel olan bir başka faktör.
New York Times

 


Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.