Olağanüstü halin sürdüğü Tunus'un ülke dışındaki imajı

Tunus Cumhurbaşkanı Said, yol haritası sunması yönündeki talepleri reddetti.

Cumhurbaşkanı Kays Said, kendisinden gelecek vizyonu netleştirmesini isteyen taraflara “Kim harita istiyorsa gitsin bunu coğrafya kitaplarında arasın” cevabını verdi. (AFP)
Cumhurbaşkanı Kays Said, kendisinden gelecek vizyonu netleştirmesini isteyen taraflara “Kim harita istiyorsa gitsin bunu coğrafya kitaplarında arasın” cevabını verdi. (AFP)
TT

Olağanüstü halin sürdüğü Tunus'un ülke dışındaki imajı

Cumhurbaşkanı Kays Said, kendisinden gelecek vizyonu netleştirmesini isteyen taraflara “Kim harita istiyorsa gitsin bunu coğrafya kitaplarında arasın” cevabını verdi. (AFP)
Cumhurbaşkanı Kays Said, kendisinden gelecek vizyonu netleştirmesini isteyen taraflara “Kim harita istiyorsa gitsin bunu coğrafya kitaplarında arasın” cevabını verdi. (AFP)

Hamadi Muammeri/Tunuslu gazeteci
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said 23 Ağustos 2021 Pazartesi akşamı bir kararname yayınladı. Kararname, parlamento yetkilerinin askıya alınmasına ve tüm milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin 2021 tarihli 80 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi uyarınca alınan olağanüstü tedbirlerin bir sonraki duyuruya kadar uzatılmasını öngörüyor.
Ülkede, gelecek aşamanın zaman çizelgesi ve Cumhurbaşkanı Kays Said’in atacağı önemli adımları netleştirmeye yönelik kararlar almadan bu olağanüstü tedbirlerin uzatılması konusunda görüş ayrılıkları yaşanıyor.

Baskıdan kurtulma
Anayasa Hukuku Araştırmacısı Rabeh el-Harafi, olağanüstü hali uzatmanın amacının Cumhurbaşkanı’nın kendisini bir dönem veya belli bir süre ile sınırlamak olmadığını söyledi. Amacın olası medya ve siyasi baskıdan kurtulmak olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin süresinin uzatılabilmesinin yasal bir durum olduğunu ve olağanüstü durumlarda cumhurbaşkanlığı görevlerinin temelini oluşturduğunu ifaden eden Harafi, bu sebeple Said’in kararının halen Tunus Anayasası'nın 80’inci maddesi kapsamında olduğunun altını çizdi. Kendisinin söz konusu maddenin ve anayasal esasların dışına çıkmadığını kaydetti.

Sapma korkusu
Buna karşılık Anayasa Hukuku Profesörü Abdurrezzak Muhtar, olağanüstü halin kalıcı bir duruma dönüşmesini önleyecek , hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesini engelleyecek denetim araçları olmadan durumun sürdürülmesinden endişe duyduğunu dile getirdi. Muhtar ayrıca anayasal yargı biriminin (Anayasa Mahkemesi) ve siyasi denetim biriminin (parlamento) yokluğunun, olağanüstü durumu Cumhurbaşkanı’nın ellerinde mutlak bir duruma dönüştürdüğüne dikkat çekti. Olası bütün sapmalardan duyduğu korkuyu ifade eden Muhtar, hem sivil toplumu hem de siyasi kesimleri teyakkuzda olmaya çağırdı.

Gelecek vizyonun netleştirilmesi
Olağanüstü halin süresinin uzatılması hakkında farklı görüşler mevcut. Bazıları bunun normal olduğunu savunuyor. Ülke içindeki Tunuslular ile ülke dışındaki ortakları bunu anlayışla karşılıyor. Bazı kesimler ise bunun ülkenin imajına zarar verdiğini ve bu aşamada net bir yol haritasına ihtiyaç duyan ekonomik ve mali durumu tehlikeye attığını savunuyor.
Olağanüstü tedbirlerin uzatılmasının anayasaya uygun olup olmadığı bir yana, Tunus siyasi, ekonomik ve toplumsal olarak hassas bir dönemden geçiyor. Bu yüzden Cumhurbaşkanı Said’in daha fazla teminat vermesi, ülkenin siyasi ve kurumsal geleceğini açıklığa kavuşturması, gelecek dönemin özellikleri hakkında yurt dışına ve Tunus’un uluslararası ortaklarına olumlu işaretler göndermesi ve demokrasi yolundan şaşılmayacağına dair garantiler vermesi gerekiyor.
Cumhurbaşkanı Said’in aldığı olağanüstü tedbirlerin süresinin uzatılması Tunus’un yurt dışındaki imajını etkiliyor mu? Peki,  Tunus'un yeni yolu hakkında nasıl olumlu bir imaj verilebilir?

Olağanüstü durum Tunus’un imajını etkilemiyor
Emekli diplomat ve siyasi analist Abdullah el-Ubeydi olağanüstü durumun uzatılmasının, Tunus’un yurt dışındaki imajını etkilemeyeceğini, zira yabancı ülkelerin Tunus’un ne kadar kötü bir durumda olduğunun ve yolsuzluğun ne kadar yayıldığının oldukça farkında olduklarını vurguladı. Ubeydi dünyadaki tüm anayasaların, devletin çarkının tekrar normal bir şekilde dönmesi için tehlikelerle mücadele etmeyi hedefleyen olağanüstü durumlardan söz eden bölümler içerdiğine dikkat çekti.
Son 10 yılda (2011 yılından sonra) Tunus'tan yurt dışına 120 milyar dinar (40 milyar dolar) kaçırıldığına ilişkin uluslararası raporlara işaret eden Ubeydi “Tunus'un ortakları, ülkenin siyasi, mali ve ekonomik sahnesinin tüm ayrıntılarından haberdarlar. Bu yüzden, Cumhurbaşkanı tarafından bu olağanüstü tedbirlerin alınmasının nedenlerini anlıyorlar” ifadelerini kullandı. Ubeydi Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin, stratejik konumu nedeniyle Tunus'un istikrarına özen gösterdiklerini vurguladı.
Ubeydi, Tunus halkının büyük bir kısmının Cumhurbaşkanı etrafında toplandığını ve arkasında herhangi bir parti veya örgüt bulunmadığını vurgulayarak yalnızca Tunus’un dostu olan bazı ülkelerden destek aldığını belirtti. Tunus boğucu bir sağlık krizi ile karşı karşıyayken çok sayıda aşının tedarik edilmesinin de bu desteğin bir göstergesi olduğunu söyledi.

Başbakanın ilan edilmesinin hızlandırılması
Diğer yandan bazı gözlemciler olağanüstü halin gelecek döneme ilişkin net programlar ortaya konulmadan süresiz olarak devam etmesi halinde Tunus'un imajının tehlikede olacağını savundular.  Siyasi işler konusunda uzman gazeteci Muhammed Salih el-Ubeydi konuya dair şu değerlendirmelerde bulundu:
“Cumhurbaşkanı’nın kararları, net adımlar atılmadan gidişatı düzeltmeye yardımcı olamaz. Bu adımlar da parlamentonun 30 günlük askıya alınma süresinin bitiminden sonra ülkenin siyasi geleceğinin aydınlığa kavuşturulmasıdır. Ayrıca bu yolun başarılı olmasının garantisi de dokunulmazlıkları kaldırılan milletvekillerinden başlayarak ülkedeki yolsuzluk dosyalarının açılmasıdır. Kays Said anayasa değişikliği ve seçim kanunu değişikliği için referanduma gitmeli. Ayrıca partilere ve derneklere verilen yabancı fon dosyalarını açması ve siyasi suikastlar davasında durdurulan yargı dosyalarını envantere kaydettirmesi gerekiyor.”
Ubeydi ayrıca kırılgan bir toplumsal durum ve her geçen gün kötüye giden ekonomi ışığında Tunusluların geçimlerinin tehlikede olduğunu vurgulayarak ülkenin istikrarının sağlanması için en kısa sürede bir hükümet kurulması ve ulusal örgütlerin katılımıyla Tunus’taki yeni yolun başarıya ulaştırılması çağrısında bulundu. Ubeydi, Tunus’un içinden geçtiği durumun Cumhurbaşkanı Said siyasi muhaliflerinin devletteki boşluktan faydalanmasını engelleyecek net siyasi kararlar almazsa ülkeyi bir bilinmezliğe doğru sürükleyecebileceğini söyledi.

Karşı duruş
Cumhurbaşkanı Kays Said, kendisinden gelecek vizyonu netleştirmesini isteyen taraflara cevap olarak yol haritası sunmaya kesin bir dille karşı çıktı. “Kim harita istiyorsa gitsin bunu coğrafya kitaplarında arasın” dedi.
Tunuslular ise durumun çeşitli düzeylerde kötüleşmesinden dolayı  ülkenin acil bir ekonomik ve finansal kurtarma planına ihtiyacı varken başbakanın halen ilan edilmemesi ve siyasi ufkun belirsiz olması nedeniyle gidişatı düzeltmeye yönelik umutlarının buharlaşıp uçmasından korkuyorlar.



Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Guterres: Lübnan’ın UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki Mansuri kasabasında UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, dün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesinde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde bir uluslararası gücün varlığını sürdürmesinin gerekli olduğunu söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, “UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası bir varlığın devam etmesinin önemini” vurguladı. Selam’ın ofisinden yapılan açıklamaya göre bu varlık, “gözlem, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına almalı, istikrarın korunmasına katkı sağlamalı ve Lübnan devletinin bütün toprakları üzerindeki otoritesini tesis etme sürecini desteklemeli.”

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde konuşlu bulunan UNIFIL, 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personelden oluşuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin baskısıyla geçen yıl ağustos ayında UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar verdi.

UNIFIL misyonunun sona ermesine yaklaşılması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir dönemde gerçekleşiyor.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn  geçen hafta ajansa verdiği röportajda, güney Lübnan’da görev yapan BM Geçici Gücü’nün yerini alacak herhangi bir güce açık olduklarını belirtti ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir “boşluk” oluşmaması gerektiğini vurguladı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmamasıdır. Hangi ad altında gelirse gelsin, herhangi bir güç için hukuki çerçeve oluşturulmalıdır. Bu hukuki çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” ifadelerini kullandı. Avn ayrıca güney Lübnan’da bulunacak bir gücün amacının “orduyu desteklemek ve devleti güçlendirmek, devletin yerini almak olmaması gerektiğini” kaydetti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı II. Abdullah ile gerçekleştirdiği görüşmede de ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce, Lübnan’daki BM barış gücünün yerini alacak çok uluslu bir güç oluşturmak istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesi ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın bir barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti.

Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin hâlâ yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirdi. Selam, insani yardım çalışmalarına yönelik finansmanın seferber edilmeye devam etmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilmiş kişilere yardım sağlamasının önemini vurguladı.


Irak Kürdistanı, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
TT

Irak Kürdistanı, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)
Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreninde konuşurken (Bölge Başkanlığı)

Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) arasındaki “Kardeşler Savaşı” sırasında bölünmelerinin üzerinden 30 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra, Irak’ın kuzeyindeki Kürdistan Bölgesi yönetimi dün, Peşmerge güçlerinin birleştirildiğini açıkladı. Bu adımın, güvenlik ve siyasi açıdan bölünmüş Kürt cephesinin birliğine katkı sağlaması bekleniyor.

Peşmerge güçlerinin birleştirilmesi töreni, bölge başkanı ve aynı zamanda Peşmerge güçlerinin başkomutanı olan Neçirvan Barzani’nin gözetiminde Erbil’de düzenlendi. Törene Başbakan Mesrur Barzani de katıldı. Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ofisi Direktörü Abdülemir eş-Şemri de törende hazır bulundu.

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, güçlerin Peşmerge Bakanlığı çatısı altında birleştirilmesinin tamamlanmasını memnuniyetle karşıladığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Peşmerge saflarındaki bölünmenin kökeni, güçlerin iki ayrı yapıya ayrıldığı 1990’ların ortalarına dayanıyor. Bu yapılardan biri Kürdistan Demokratik Partisi’ne, diğeri ise Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne bağlıydı.


Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde bir Libyalının yargılanması, Dibeybe’ye karşı öfkeyi körüklüyor

Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
TT

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde bir Libyalının yargılanması, Dibeybe’ye karşı öfkeyi körüklüyor

Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)
Libya’nın başkentindeki Cuma Pazarı’nın şeyhleri ve sakinlerinden oluşan el-Hişri destekçileri, 20 Eylül 2026 (Cuma Pazarı Sosyal Konseyi tarafından yayınlanan videodan alınan ekran görüntüsü)

Libya'nın başkenti Trablus’taki cezaevlerinden birinin eski müdürü olan ve halen Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) yargılanan Halid el-Hişri’nin destekçileri, Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe’ye yönelik protestolarını artırdı. Destekçiler, başsavcıdan derhal harekete geçerek Hişri’nin Libya’ya geri getirilmesini ve ülkede yargılanmasını talep etti.

‘Ölüm meleği’ lakabıyla anılan 48 yaşındaki Hişri, 2015 yılının Şubat ayı ile 2020’nin başları arasında Trablus’ta yönettiği Mitiga Cezaevi’nde işlendiği öne sürülen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla ilgili 17 suçlamayla karşı karşıya bulunuyor.

fgthy
Savaş suçları işlemekle suçlanan Libyalı Halid el-Hişri (Uluslararası Ceza Mahkemesi)

Hişri’nin yakalanmasından bu yana açılan dava, Dibeybe’yi ‘sanık sandalyesine’ oturttu. Siyasi çekişmelerin yaşandığı süreçte muhalifleri öfkelerini Dibeybe’ye yöneltirken, Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu, Hişri’nin Temmuz 2025’te Almanya’da yakalanmasını ve Lahey’deki UCM’nin gözaltı merkezine nakledilmesini memnuniyetle karşılamıştı.

UCM, 14 Eylül’de aldığı kararla Hişri’nin yargılanmasına gelecek yıl 4 Mayıs’ta başlanmasını kararlaştırdı. Böylece Hişri, Birleşmiş Milletler’in (BM) 2011’de verdiği yetki doğrultusunda Libya’da başlatılan soruşturma kapsamında UCM’de yargılanan ilk Libyalı şüpheli olacak.

Hişri’nin destekçileri pazar akşamı Trablus’un Cuma Pazarı bölgesi ile başkentin çevresindeki bölgelerin sosyal konseyi önünde toplandı. Hişri’nin yargılanmasını protesto eden göstericiler, “Sessiz kalmayacak ve geri adım atmayacağız. Onu Libya’ya geri getirmek ve ülkenin yargısı önünde yargılanmasını sağlamak için tüm hukuki yollara başvuracak ve barışçıl yöntemleri kullanacağız. Ardından onun tutuklanmasına neden olan herkesin hesap vermesini sağlamak için çalışacağız” ifadelerini kullandı.

Gösteriye Cuma Pazarı ve çevre bölgeler ile Büyük Trablus bölgesindeki çeşitli kesimlerden şeyhler ve gençler katıldı. Göstericilerden biri tarafından okunan bildiride, Hişri’nin UCM’de yargılanmasına tepki gösterilerek, “O bir suçlu değil. Devletin ortadan kaybolduğu ve düzensizliğin yayıldığı dönemde öne çıkan, onurlu insanların çağrısına kulak veren adamlardan biriydi” denildi.

UCM savcıları daha önce mahkeme hakimlerine Hişri’nin ‘merhamet göstermeden işkence yapmasıyla’ tanındığını söylemiş, bu nedenle tutukluların kendisine ‘Azrail’ lakabını taktığını belirtmişti.

UCM’nin 4 Mayıs’ta düzenlediği önceki duruşmada savcılar, Hişri’nin Libya’da Terörizm ve Organize Suçlarla Mücadele Birimi tarafından yönetilen Mitiga Cezaevi’nin kadınlar bölümünden sorumlu olduğunu belirtmişti. Savcılar, “Binlerce mağdur yasal dayanak olmaksızın, insanlık dışı koşullarda gözaltına alındı ve tutuldu; sistematik biçimde kötü muamele ve işkenceye maruz bırakıldı” ifadelerini kullanmıştı.

u
Uluslararası Ceza Mahkemesi (AP)

Terörizm ve Organize Suçlarla Mücadele Birimi’nin kalesi olarak görülen Cuma Pazarı sakinleri, mesajlarını ‘Libya ve dünya kamuoyuna; tüm özgür ve onurlu insanlara’ ileterek, “Uzun süren sessizliğin ve sabrın taşmasının ardından sesimizi yükseltiyor, Trabluslu Halid el-Hişri’nin maruz kaldığı haksız tutuklamayı en güçlü şekilde kınıyor ve reddediyoruz” ifadelerini kullandı.

Toplanan kalabalık, Dibeybe hükümetini, “Bu utanç verici eylemde suç ortaklığı yapmak ve Libya’nın Roma Statüsü’nü imzalamamış veya onaylamamış olmasına rağmen UCM’ye Hişri’yi yakalaması için yeşil ışık yakmakla” suçlayarak ‘tam sorumluluk’ taşıdığını savundu. Göstericiler ayrıca Alman hükümetini, ‘dosyanın tamamen siyasi nitelikte olduğunu bildiği halde’ Hişri’nin teslim edilmesini kolaylaştırmakla suçladı.

Yargıç Althea Windsor 14 Eylül’de yaptığı açıklamada, davanın ‘adil ve hızlı, herhangi bir gerekçesiz gecikme olmaksızın’ yürütülmesini istediğini belirtmişti. Windsor, iddia edilen suçların işlenmesinin üzerinden en az altı yıl geçtiğine dikkat çekmişti. Hişri’nin mağdurları ise yargılamanın mümkün olan en kısa sürede başlamasını talep ediyor.

Bununla birlikte Hişri’nin destekçileri, onun ‘organize suç, DEAŞ ve adam kaçırma ile silahlı soygunlarla mücadelede ön saflarda yer aldığını’ savunuyor. Destekçileri açıklamalarında, “Hişri'nin yaptığı ve gurur duyduğumuz, geri adım atmayacağımız şey bir suç değil, şereftir; suçlama değil, bir onurlandırmadır. Ayrıca tutuklanmasının, Mayıs 2025’te Trablus’ta yaşanan olaylar ve gösterilerin ardından gerçekleşmesi, dosyanın siyasi olduğuna dair hiçbir şüpheye yer bırakmıyor” ifadelerini kullandı.

yujmk
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Kasım 2024’te Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı Kerim Han’ı kabul ederken (Dibeybe’nin ofisi)

Hişri’ye yöneltilen suçlamalar arasında işkence ve öldürme, öldürmeye teşebbüs, kişisel onur ve haysiyete yönelik ağır saldırı, zalimane ve insanlık dışı muamele ile tutuklulara yönelik tecavüz ve diğer cinsel şiddet türleri yer alıyor.

4 Mayıs’ta düzenlenen duruşmada Hişri’nin avukatı, müvekkilinin kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddettiğini belirtti. Avukat ayrıca Hişri’nin, davasının mahkemenin yargı yetkisi kapsamında olmadığı gerekçesiyle yargılanmasına itiraz ettiğini ancak mahkemenin bu itirazı reddettiğini aktardı.

vrgthyju
Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Adalet Bakanı Halime İbrahim (Bakanlık Medya Ofisi)

UBH’nin 20 Haziran 2024’te, Adalet Bakanlığı aracılığıyla UCM Savcılığı’na gönderdiği resmi yazıyla, Roma Statüsü’nün 12. maddesinin 3. fıkrası kapsamında mahkemenin yargı yetkisini kabul ettiği belirtiliyor. Söz konusu fıkra, üye olmayan devletlerin kendi topraklarında işlenen suçlarla ilgili olarak mahkemenin yargı yetkisini kabul etmesine veya bu suçları mahkemeye sevk etmesine olanak tanıyor.