İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığına nükleer deneyimi olmayan İslami getirildi

Ali Ekber Salihi’den boşalan koltuğa Muhammed İslami geçecek

Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, eski Yol ve Şehircilik Bakanı Muhammed İslami ile görüştü (İran Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, eski Yol ve Şehircilik Bakanı Muhammed İslami ile görüştü (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığına nükleer deneyimi olmayan İslami getirildi

Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, eski Yol ve Şehircilik Bakanı Muhammed İslami ile görüştü (İran Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, eski Yol ve Şehircilik Bakanı Muhammed İslami ile görüştü (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, eski Yol ve Şehircilik Bakanı Muhammed İslami'yi cumhurbaşkanı yardımcısı ve Atom Enerjisi Kurumu Başkanı olarak atadı. İslami, ülkenin önde gelen nükleer bilimcisi ve ‘2015 Nükleer Anlaşması’nın mimarlarından biri olan Ali Ekber Salihi'nin yerini alacak.
Söz konusu atama, Tahran'ın nükleer silah yapabilme seviyesine yaklaşmasının ardından, batılı ülkelerin Viyana sürecini yeniden canlandırmaya yönelik çabalarının hızlandığı bir döneme denk geldi.
Reisi’nin nükleer tesislerin yönetimi için 65 yaşındaki İslami’yi atamaya yönelik kararı, yeni kabinenin parlamentoda güvenoyu almasından dört gün sonra gerçekleşti.
İran dini lideri Ali Hamaney ve Reisi hükümeti üyelerinin birkaç gün önce bir araya geldiği bir toplantıda, İslami’nin de bulunması, onun geleceği ile ilgili soru işaretleri oluşturmuştu.
İran'daki en kritik koltuklardan birini alacak olan İslami, ülkenin önde gelen nükleer bilim adamı Ali Ekber Salihi’nin yerini alacak. Ahmedinejad hükümetinde dış işleri bakanı olarak görev yapan Salihi, eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından 2013 yılında Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığına atanmıştı. Salihi, Reisi'nin kazandığı cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmayı düşünmüş, ancak aniden bu fikrinden vazgeçmişti.
İslami, Ruhani'nin cumhurbaşkanlığının son yılında, Ukrayna uçağının Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düşürülmesi ile ilgili olarak İran müzakere heyetine başkanlık etmesiyle birlikte dikkatleri üzerine çekmişti. İslami, uçak kazasıyla ile ilgili olarak Tahran’ın vermeyi reddettiği ayrıntıları elde etmeye yönelik uluslararası talepler çerçevesinde ilgili ülkelerle çok taraflı müzakereler yürütmüştü.
İsfahan şehrinde dünyaya gelen İslami, 1987'den bu yana, Savunma Bakanlığı ve Havacılık Kurumu da dâhil olmak üzere birçok kurumda görev aldı. Bir dönem Mazenderan eyaleti valiliği görevinde bulunan İslami, İran Uçak Üretim Endüstrisi Kurumunun (HESA) Genel Müdürü olarak da görev yapmıştı.
Muhammed İslami, Ali Ekber Salihi’nin aksine, nükleer çalışmalar alanında fazla bir tecrübeye sahip değil. ‘Hemşehri Gazetesi’nin İslami’nin ‘Yol ve Şehircilik Bakanı’ olduğu dönemde yayınladığı biyografiye göre, 1979 yılında Detroit Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun olmuş, 1981 yılında ise Ohio Üniversitesi'nde yüksek lisansını tamamlamıştır.
8 yıl boyunca Atom Enerjisi Kurumu başkanlığını yürüten Salihi’nin hangi göreve getirileceği henüz belli değil. Salihi, Temmuz 2015'te nükleer anlaşmaya alt yapı oluşturan müzakerelerin temellerinin atılmasında kilit rol oynadı. Söz konusu müzakereler, Tahran ve Washington arasında, Ahmedinejad'ın cumhurbaşkanlığının son yılında, Umman’ın başkenti Maskat’ta gizli olarak gerçekleştirilmişti.
Teknik konularda sınırlı yetkilere sahip olan Salihi, geçtiğimiz sekiz yılda kariyerinin en zor dönemlerini yaşadı. Çünkü eski ABD Başkanı Donald Trump'ın İran Devrim Muhafızlarının bölgesel faaliyetlerini dizginleyecek daha geniş bir anlaşmaya varmak amacıyla nükleer anlaşmadan geri çekilmesinden önce, müzakerelerdeki teknik konuları ve anlaşmanın işleyişini denetlemişti.
Batılı ülkeler, İran'ın Nisan ayında başlayan ve 20 Haziran'da sona eren nükleer anlaşmayı canlandırmaya yönelik müzakerelere geri döneceği tarihi bekliyor.
Salihi'nin görevinin son iki yılında Tahran, ABD yaptırımlarına yanıt olarak, Natanz tesisinden Fordo tesisine uranyum gazı tüpleri göndermek dâhil nükleer anlaşmanın taahhütlerinin çoğundan vazgeçti.
Biden'in ABD başkanlığına seçilmesi sonrasında, Aralık ayı başlarında, İran parlamentosu hükümeti bağlayıcı bir yasa taslağı onayladı.
Biden'ın başkan olması ile Reisi'nin Haziran seçimlerini kazanması arasında geçen aylarda, uranyum zenginleştirme çalışmaları eşi görülmemiş seviyelere ulaştı.
Tahran, ayrıca, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'na ek protokolü de askıya aldı.
Nükleer anlaşmanın uygulanmamasına paralel olarak, İran nükleer tesislerindeki güvenlik koşulları da kötüye gitti. Bir yıldan kısa bir süre içinde, Natanz tesisi, uranyum zenginleştirme çalışmalarına zarar veren iki saldırıya maruz kaldı. Geçen Nisan ayında gerçekleşen ikinci saldırının ardından, İran'ın başkenti Tahran'ın batısındaki Karaj'daki nükleer tesise insansız hava aracıyla bir saldırı düzenlenmişti. Uydu görüntüleri tesiste çıkan yangının yol açtığı hasarı gösterirken, yetkililer kayıpların boyutunu gizlemişti.
Ayrıca, Tahran, geçen Kasım ayının sonunda, İran'ın nükleer programının mimarlarından Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade’ye yapılan suikast sebebiyle acı bir darbe almıştı. Tahran, tüm bu olaylardan İsrail’i sorumlu tutarak intikam sözü vermişti.
İran’a yönelik en önemli operasyon ise Trump'ın nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından, sayıları yirmiyi bulmayan Mossad ajanının,  İran nükleer programı hakkında 183 CD'de dosyalanmış 55 bin sayfalık gizli bilgileri ele geçirmesi olarak görülüyor. Bu operasyon neticesinde İsrail, Amad Projesi'nin İran'ın gizli nükleer silah üretme projesi olduğunu ve İran'ın 2015 yılında yapılan anlaşma müzakerelerinde rapor etmediği nükleer faaliyetlere tanık olan bir kaç bölgeyi ifşa etti. Belgeler, Fahrizade'nin Tahran'ın nükleer anlaşmayı imzalanmadan önce nükleer silah geliştirme konusunda oynadığı rolü gösteriyordu.
Yeni İstihbarat Bakanı İsmail Hatib, İki hafta önce İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komitesi’ne stratejisini açıklayarak, İran nükleer bilim adamları ve tesislerini koruma sözü verdi.
Bazı İranlı yetkililer ülkede bir güvenlik kirliliği olduğunu söylemiş, halkın seçimlere yönelik tepkileri katılım çok düşük olduğu seçimlere gölge düşürmüştü. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani görevinden ayrılmadan önce yaptığı son konuşmasında “İsrailliler nükleer sırları ülke dışına aktardı ve nükleer anlaşmadan çekilen Trump'a götürdü” demişti.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Genel Müdürü Rafael Grossi'nin, uranyum zenginleştirmesinin yüzde 60, uranyum metali üretiminin yüzde 20 hızlandırılmasıyla ilgili son raporu sonrasında, bu ayın başlarında, üç Avrupa ülkesi İran'dan nükleer anlaşmanın ihlallerini durdurmasını ve Viyana müzakerelerine acilen geri dönmesini talep etti.
Biden, İsrail Başbakanı Naftali Bennett ile Cuma günü Beyaz Saray'da yaptığı görüşmede, İran nükleer programını frenlemek için önce diplomasiye başvuracağını, ancak bunun faydasız olması halinde, başka seçeneklere başvurabileceğini ifade etti.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, bir kaç gün önce, yeni İranlı mevkidaşını aramış ve Viyana müzakerelerine mümkün olan en kısa sürede yeniden başlama gereğini vurgulamıştı. Rusya'dan yapılan açıklamada, İran tarafının verilen mesajı dikkate aldığı belirtildi.
AB Dış Politika Şefi Josep Borrell, yeni dışişleri bakanı ile temas kurarak Tahran'ın Viyana müzakerelerinin yeniden başlama tarihini ilan etmesini umduğunu dile getirdi.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani, Tweeter üzerinden yaptığı açıklamada, “İran'a karşı 'diğer seçenekler' vurgusu, başka bir ülkeye yönelik yasa dışı bir tehdit anlamına gelirken İran'ın 'mevcut seçeneklere' yanıt verme hakkını teyit etmektedir” ifadelerini kullandı.
İran Dini Lideri Ali Hamaney ise Biden yönetimine yönelik önceki eleştirilerini yineledi. Devlet televizyonun haberine göre, Hamaney, Reisi hükümetiyle yaptığı ilk görüşmede “Mevcut ABD yönetimi, öncekinden farklı değil. Nükleer meseleyle ilgili İran'dan talepleri sözde farklı, ancak aslında Trump'ın isteklerinin aynısını talep ediyorlar” dedi.
Daha önce Savunma Bakanlığı'nda Fahrizade ile işbirliği yapmış olan İslami’nin Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığına atanması, İran'ın nükleer programının gidişatını değiştirme endişelerini güçlendirecektir.



Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
TT

Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)

Hattar Ebu Diyab

Avrupa güvenliği ile ilgili endişeler ve transatlantik ilişkilerdeki temkinlilik, “uluslararası düzenin sarsıldığı” bir dönemde 62. Münih Güvenlik Konferansı'na damgasını vurdu. Bu forumun önemli bir yönü, Fransa ve Almanya'nın Avrupa ile ilgili vizyonlarını sunmalarıydı; bu, Berlin ve Paris'in 1960'lardan beri ortak Avrupa eyleminin ve başarılarının başlıca itici güçleri olması nedeniyle önemli.

Ancak, Şansölye Angela Merkel'in görev süresinin sona ermesinden bu yana en büyük iki Avrupa gücü arasındaki birikmiş anlaşmazlıklar, Avrupa Birliği'nin (AB) performansına ve ortak politikaların geliştirilmesine gölge düşürdü. Şüphesiz ki Avrupa liderliği ve Avrupa karar alma süreçlerindeki örtük rekabet, Fransa-Almanya iş birliğini engelliyor. Dahası, Donald Trump ve Vladimir Putin döneminde iki taraf arasındaki çelişkiler daha da karmaşık hale geliyor. Öte yandan, yaşlı kıtanın karşı karşıya olduğu meydan okumalar, Fransa-Almanya ilişkilerinin yeniden düzenlenmesini, Avrupa'nın çağdaş tarihin bu kritik anında eksik kutup haline gelmesini önlemek için ortak bir Avrupa yaklaşımının geliştirilmesini gerektiriyor. Küresel düzen artık güç dengesini koruyamıyor ve ekonomik ve teknolojik savaş yoğunlaşarak küresel nüfuzun yeni bir dağılımına zemin hazırlıyor.

Fransa-Almanya ayrılığı

“Stratejik kaos” ve uluslararası düzenin yeniden şekillenmesi bağlamında, Avrupa'nın marjinalleşmesi yeni bir hipotez gibi görünüyor; özellikle de Avrupa'nın gelişimine ilişkin vizyon konusunda iki ana itici güç olan Fransa ve Almanya arasındaki anlaşmazlık nedeniyle henüz jeopolitik bir kutbun şekillenmediği göz önüne alındığında.

Son istatistikler, Avrupa Birliği'nin 2024 yılında uluslararası mal ve hizmet ticaretinin yaklaşık yüzde 16'sını oluşturarak, dünyanın önde gelen ticaret gücü olduğunu gösteriyor. Bu, 450 milyon insanı kapsayan Ortak Pazar'ın ağırlığı ve Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand ile Almanya Şansölyesi Helmut Kohl'ün o dönemdeki çabaları sayesinde tek para birimine geçiş olmasaydı mümkün olmazdı. Yani o dönemde Fransız-Alman ortaklığı Avrupa için itici bir güç olmuştu; bu ortaklık, Angela Merkel ve Emmanuel Macron'un çabaları sayesinde Kovid-19 pandemisinin ardından verilen büyük kredinin onaylanması sırasında da tekrarlandı.

Élysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını teşvik ediyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası'nın eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federal yaklaşımı savunuyor

Şu an ise tam aksi oluyor; Fransa ve Almanya arasındaki ilişkiler, özellikle ekonomi, AB reformu, savunma ve diğer ekonomik bloklarla yapılan anlaşmalar konusunda derin siyasi bölünmeler yaşıyor.

Fransa ve Almanya arasındaki uçurum, özellikle Güney Amerika (Mercosur) ülkeleriyle yapılan ticaret anlaşması ile en belirgin şekilde ekonomik cephede kendini gösterdi. Ekonomisi büyük ölçüde sanayi ihracatına dayanan Almanya için bu anlaşma, Moskova ve Washington ile yaşanan engeller ışığında yeni pazarlara açılmak için bir can simidi niteliğinde. Ancak Fransa, bunu tamamen farklı bir perspektiften değerlendiriyor; tarım sektörüne yönelik varoluşsal bir tehdit ve siyasi yansımalar olarak görüyor.

Almanya, AB'nin borç batağına saplanmış bir blok haline gelmesinden açıkça korkarken, Paris ise Berlin'in mali disiplin uygulamasının Fransa'da toplumsal huzursuzluğa yol açmasından endişe ediyor.

Avrupa borç havuzu oluşturulması konusunda anlaşmazlıklar

Avrupa ekonomisi dikkate değer bir direnç gösteriyor. 2025 yılında, euro bölgesindeki büyüme bir önceki yılki %0,9'a kıyasla %1,5'e ulaştı. Ancak, borç krizi hala önemli bir sorun olmaya devam ediyor (sadece Fransa'nın borcu yaklaşık 3,9 trilyon avro) ve Paris ile Berlin arasında bir uçurum yaratıyor. Bu nedenle, yeni bir borç havuzu (eurobond) oluşturulması konusu önemli bir anlaşmazlık noktası olmaya devam ediyor.

Elysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını savunuyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federalist yaklaşımı destekliyor. Emmanuel Macron, Avrupa'nın Çin ve ABD'ye yetişmek için güvenlik ve savunmaya, yeşil geçiş teknolojilerine ve yapay zekaya büyük yatırımlar yapması gerektiğini vurguladı.

tyhty
ABD Başkanı Donald Trump, sağında Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron ile birlikte, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'yi dinliyor. Beyaz Saray'da yapılan görüşmede fotoğrafın sağında Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb da görülüyor, 25 Ağustos (AFP)

Buna karşılık Berlin para politikasında geleneksel bir yaklaşım sergiliyor. Son olarak, Almanya Dışişleri Bakanı Johannes Wadephul, Fransa'nın sınırlı savunma harcamalarını eleştirerek, Paris'ten Avrupa'da güvenlik egemenliğini destekleme çağrılarını somut yeteneklere dönüştürmek için daha fazlasını yapma çağrısında bulundu. Bu yorumlar, iki Avrupa devi arasındaki ilişkilerde artan gerilimi yansıtıyor.

Yeni olan husus, Almanya'nın ilk kez AB'ye liderlik etme arayışında Fransa'ya alternatif bulmaya çalışmasıdır. Bu bağlamda, Berlin ve Roma, “tek bir Avrupa borsası, tek bir Avrupa ikincil piyasası oluşturulmasını ve finansal istikrarı tehlikeye atmadan krediler için sermaye gereksinimlerinin gözden geçirilmesini” desteklediler. Ancak bu, Paris ve Berlin'deki bazı kişilerin İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin, Donald Trump'ın Avrupa'nın gümrük tarifelerine karşı birleşik tutumunu bozmak için kullandığı bir “araç” olduğundan şüphelenmelerini engellemiyor. Zira bilindiği üzere Trump yönetiminin stratejisi Avrupa'daki sağ ve aşırı sağ kanattaki destekçilerine dayanıyor.

Avrupa'nın geleceği ve ABD ile ilişkisi

Birçok Fransız yetkilinin de belirttiği gibi, Avrupa'nın “yeni imparatorluklar” (Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya) tarafından baskı altında olduğu bir dönemde, Macron ve Alman Şansölyesi Friedrich Merz, yaşlı kıtanın geleceği konusunda farklı görüşlere sahipler.

Fransa, 2017'de Fransa Cumhurbaşkanı tarafından ortaya atılan “stratejik özerklik” terimine bağlı kalarak, egemen bir Avrupa'yı sürekli olarak savunuyor. Alman Şansölyesi ise AB'nin bağımsızlığını güçlendirmeyi ABD ile tarihi bağları korumakla birleştiren bir uzlaşma çağrısında bulunuyor.

Şubat 2025 seçimlerinde Avrupa'nın kademeli olarak “ABD'den gerçek bağımsızlığını” elde etmesi çağrısında bulunan Merz, fikrini değiştirmiş gibi görünüyor. Bu, birçok Avrupa başkentinin görüşüne göre Avrupa kendi güvenliğini birkaç yıl boyunca garanti edemeyeceği için bir zayıflık itirafı anlamına geliyor. Yine bunlara göre sert jeopolitik gerçekler ve “büyük birader” veya “Amerikan koruyucu” olmadan “bağımsız bir Avrupa” inşa etmenin zorlukları nedeniyle, transatlantik ortaklığa hâlâ ihtiyaç var.

Peki, nasıl bir ortak Avrupa savunması?

Son haftalarda, Amerikan güvenlik şemsiyesinin kalıcı olmayacağı ve Ukrayna'daki savaş ve Grönland çevresindeki gerilimlerin dayattığı yeni gerçekler göz önüne alındığında, Avrupa'nın yakın gelecekte kendi savunmasından sorumlu olmasının acil bir ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. Gerçekten de Ukrayna öngörülebilir gelecekte Avrupa güvenlik söyleminin merkezinde yer alan konu olmaya devam edecek.

Askeri sanayi konusunda, yeni nesil Avrupa savaş uçakları projesiyle ilgili olarak Fransa ve Almanya arasında bir dereceye kadar temkinlilik söz konusu. Nitekim Alman şirketleri ve konsorsiyumları, Fransız havacılık grubu Dassault'u kendi şartlarını dayatmaya çalışmakla suçluyor.

NATO'daki Amerikan rolünün gerilemesi ihtimali göz önüne alındığında, 1945 sonrası düzenin sona ermesiyle birlikte, Avrupalıların nükleer caydırıcılığa ilişkin karar konusunda ABD’yi yetkili kılamayacakları aşikar. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu nedenle, iki nükleer Avrupa gücü olan Fransa ve İngiltere'nin nükleer kapasitelerine dayalı “entegre bir Avrupa nükleer caydırıcılığına” değinilmeye başlandı. Macron'un konuyla ilgili bu ayın 27'sinde bir konuşma yapması bekleniyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar, Almanya'nın kendi sanayisini tercih ederek, tek taraflı hareket edeceğinden korkan Fransa'da endişe yaratıyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar Fransa'da endişe yaratıyor

Paris, iki ülke arasındaki tarihin ağırlığı nedeniyle aşırı temkinli davranırken, Merz “Avrupa'da büyük güç politikası Almanya için bir seçenek değil” diye vurguluyor. Ancak en önemli husus, Birlik içinde veya “istekli devletler grubu” arasında ortak bir savunma vizyonunun geliştirilmesidir. İşte Fransa, Almanya ve Belçika tarafından ortaya atılan, ancak bazı İskandinav ülkeleri ve Macaristan tarafından çekincelerle karşılanan “sağlam bir çekirdek” oluşturma önerisi burada öne çıkıyor.

dferft
Alman askerleri, 18 Ocak'ta Grönland'ın Nuuk kentinden kalkan bir uçağa biniyor (AFP)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın da Münih Güvenlik Konferansı sırasında “Avrupa NATO'su” fikrini ortaya attığını belirtmekte fayda var. Bu nedenle, İngiltere’nin AB'den ayrılmasına rağmen, ABD'den ayrışma daha belirgin hale gelirse, bazı Avrupa ülkeleri ile İngiltere arasında bir savunma ittifakı uzak ihtimal değil. Zira ABD’den ayrışma Avrupalıların bölünme lüksünden kaçınmasını gerektiriyor. Avrupa'nın ancak üye devletlerinin geçmişe göre daha yakın olarak bir arada durmasıyla hayatta kalabileceği açık ve net.

Yukarıda zikredilenlere ilave olarak, Amerikan nükleer caydırıcılığını Fransız gücüne dayalı bağımsız bir Avrupa nükleer caydırıcılığıyla değiştirmekte tereddüt eden Almanya, örtük olarak bu gücün ve Fransa'nın BM Güvenlik Konseyi'ndeki daimi koltuğunun paylaşımını talep ediyor gibi görünüyor. Dolayısıyla, Charles de Gaulle ve Konrad Adenauer arasındaki büyük uzlaşmadan bu yana ortak modern tarihlerine rağmen, bu iki Avrupa gücü arasında zorlu bir geçmişin hayaleti hâlâ varlığını koruyor.

Sonuç olarak, birikmiş anlaşmazlıklar, Fransız-Alman motorunu engelliyor ve AB içindeki karar alma süreçlerini tehdit ediyor. AB içinde karşıt blokların oluşması veya federalizmin aceleyle gündeme getirilmesi sihirli çözümler değildir. En iyi yol, tarihsel uygulamada olduğu gibi, kademeli ilerleme, aşamalı kazanımlar ve siyasi irade yoluyla uzlaşma arayışında olmaktır. Şüphesiz, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bir yıl önce Fransa'nın içinde bulunduğu “geçiş” durumu ve Almanya'nın Avrupa bağımsızlığı konusundaki tereddüdü, kısa vadede Avrupa'nın yeniden canlanması için elverişli faktörler değildir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
TT

İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)

İran bugün yaptığı açıklamada, ABD’den gelecek herhangi bir saldırının -sınırlı hava harekâtı dahil- ‘saldırganlık’ olarak değerlendirileceğini ve buna karşılık verileceğini duyurdu. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın böyle bir ihtimali değerlendirdiğini söylemesinin ardından geldi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Sınırlı bir saldırı ile ilgili soruya gelince; sınırlı saldırı diye bir şey yoktur. Her türlü saldırı, saldırganlık olarak kabul edilecektir” dedi.

Bekayi, “Her ülke, meşru müdafaa hakkına dayanarak saldırıya güçlü bir şekilde karşılık verir; biz de bunu yapacağız” ifadesini kullandı.

Bekayi’ye yöneltilen soru, Trump’ın cuma günü yaptığı ve Umman arabuluculuğunda süren müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde Tahran’a sınırlı bir saldırı düzenlemeyi ‘değerlendirdiğini’ belirttiği açıklamasına atıfta bulunuyordu.

Taraflar, şubat ayı başında Umman arabuluculuğunda dolaylı görüşmelere yeniden başlamış; şimdiye kadar Maskat ve Cenevre’de iki tur müzakere gerçekleştirmişti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, üçüncü turun perşembe günü Cenevre’de yapılacağını doğruladı.

İran heyetine başkanlık eden Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise dün yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında diplomatik bir uzlaşıya varılması için ‘iyi bir fırsat’ bulunduğunu söyledi.

Arakçi, ABD merkezli CBS televizyonuna verdiği röportajda, “Hâlâ herkes için fayda sağlayacak diplomatik bir çözüme ulaşma konusunda iyi bir fırsatımız olduğunu düşünüyorum” dedi. Müzakerecilerin bu ay gerçekleştirilen iki tur görüşmenin ardından ‘anlaşmanın unsurları ve taslak metni üzerinde çalıştıklarını’ belirten Arakçi, buna karşın ülkesinin uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Washington ile temel anlaşmazlık noktalarından biri olan bu konuda Arakçi, “Egemen bir ülke olarak bu alanda kendi kararımızı verme hakkına sahibiz” diye konuştu.

Tahran ile Washington arasındaki görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri seçenekleri gündeme getirdiği bir ortamda yeniden başlamıştı. Trump önce İran’daki protestolara yönelik kanlı müdahaleleri gerekçe göstermiş, daha sonra ise özellikle nükleer program konusunda anlaşmaya varılamaması halinde askeri adım atılabileceği uyarısında bulunmuştu.

Diplomatik sürece paralel olarak ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını da artırdı. Washington yönetimi bölgeye iki uçak gemisi gönderirken, savaş uçakları, askeri nakliye uçakları ve havada yakıt ikmali yapabilen tanker uçaklardan oluşan filoları da konuşlandırdı.

ffvbf
Arap Denizi’ndeki ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln (AFP)

ABD’nin müzakere heyetine başkanlık eden Özel Temsilci Steve Witkoff cumartesi günü yaptığı basın açıklamasında, Başkan Donald Trump’ın İran’ın ABD’nin askeri yığınağı karşısında neden ‘teslim olmadığını’ sorguladığını söyledi.

Bu açıklamaya yanıt veren Bekayi ise teslimiyetin İranlıların karakterinde olmadığını belirterek, ülkelerinin tarihi boyunca böyle bir tutum sergilemediğini ifade etti.


Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas bugün, İran ile ABD arasında beklenen görüşmeler öncesinde, Tahran dosyası için ‘diplomatik bir çözüm’ çağrısında bulundu. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ı askeri müdahalelerle tehdit ettiği bir döneme denk geldi.

Kallas, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu bölgede bir başka savaşa ihtiyacımız yok; zaten çok sayıda savaş var” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Kallas, “İran şimdiye kadarki en zayıf dönemini yaşıyor. Bu zamanı diplomatik bir çözüm bulmak için değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi dün, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de yapılacağını duyurdu. Busaidi, müzakereler için ‘ekstra çaba göstermeye yönelik olumlu bir ivme’ olduğunu da belirtti.

ABD, İran’dan uranyum zenginleştirme stokundan vazgeçmesini, Washington’a göre nükleer bomba yapımında kullanılabilecek bu stokların imhasını, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor, ancak yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı sınırlamaları kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor. Tahran, nükleer konuyu füze programı veya silahlı gruplara destek gibi diğer meselelerle ilişkilendirmeyi ise reddediyor.