İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığına nükleer deneyimi olmayan İslami getirildi

Ali Ekber Salihi’den boşalan koltuğa Muhammed İslami geçecek

Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, eski Yol ve Şehircilik Bakanı Muhammed İslami ile görüştü (İran Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, eski Yol ve Şehircilik Bakanı Muhammed İslami ile görüştü (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığına nükleer deneyimi olmayan İslami getirildi

Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, eski Yol ve Şehircilik Bakanı Muhammed İslami ile görüştü (İran Cumhurbaşkanlığı)
Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, eski Yol ve Şehircilik Bakanı Muhammed İslami ile görüştü (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, eski Yol ve Şehircilik Bakanı Muhammed İslami'yi cumhurbaşkanı yardımcısı ve Atom Enerjisi Kurumu Başkanı olarak atadı. İslami, ülkenin önde gelen nükleer bilimcisi ve ‘2015 Nükleer Anlaşması’nın mimarlarından biri olan Ali Ekber Salihi'nin yerini alacak.
Söz konusu atama, Tahran'ın nükleer silah yapabilme seviyesine yaklaşmasının ardından, batılı ülkelerin Viyana sürecini yeniden canlandırmaya yönelik çabalarının hızlandığı bir döneme denk geldi.
Reisi’nin nükleer tesislerin yönetimi için 65 yaşındaki İslami’yi atamaya yönelik kararı, yeni kabinenin parlamentoda güvenoyu almasından dört gün sonra gerçekleşti.
İran dini lideri Ali Hamaney ve Reisi hükümeti üyelerinin birkaç gün önce bir araya geldiği bir toplantıda, İslami’nin de bulunması, onun geleceği ile ilgili soru işaretleri oluşturmuştu.
İran'daki en kritik koltuklardan birini alacak olan İslami, ülkenin önde gelen nükleer bilim adamı Ali Ekber Salihi’nin yerini alacak. Ahmedinejad hükümetinde dış işleri bakanı olarak görev yapan Salihi, eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani tarafından 2013 yılında Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığına atanmıştı. Salihi, Reisi'nin kazandığı cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmayı düşünmüş, ancak aniden bu fikrinden vazgeçmişti.
İslami, Ruhani'nin cumhurbaşkanlığının son yılında, Ukrayna uçağının Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düşürülmesi ile ilgili olarak İran müzakere heyetine başkanlık etmesiyle birlikte dikkatleri üzerine çekmişti. İslami, uçak kazasıyla ile ilgili olarak Tahran’ın vermeyi reddettiği ayrıntıları elde etmeye yönelik uluslararası talepler çerçevesinde ilgili ülkelerle çok taraflı müzakereler yürütmüştü.
İsfahan şehrinde dünyaya gelen İslami, 1987'den bu yana, Savunma Bakanlığı ve Havacılık Kurumu da dâhil olmak üzere birçok kurumda görev aldı. Bir dönem Mazenderan eyaleti valiliği görevinde bulunan İslami, İran Uçak Üretim Endüstrisi Kurumunun (HESA) Genel Müdürü olarak da görev yapmıştı.
Muhammed İslami, Ali Ekber Salihi’nin aksine, nükleer çalışmalar alanında fazla bir tecrübeye sahip değil. ‘Hemşehri Gazetesi’nin İslami’nin ‘Yol ve Şehircilik Bakanı’ olduğu dönemde yayınladığı biyografiye göre, 1979 yılında Detroit Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun olmuş, 1981 yılında ise Ohio Üniversitesi'nde yüksek lisansını tamamlamıştır.
8 yıl boyunca Atom Enerjisi Kurumu başkanlığını yürüten Salihi’nin hangi göreve getirileceği henüz belli değil. Salihi, Temmuz 2015'te nükleer anlaşmaya alt yapı oluşturan müzakerelerin temellerinin atılmasında kilit rol oynadı. Söz konusu müzakereler, Tahran ve Washington arasında, Ahmedinejad'ın cumhurbaşkanlığının son yılında, Umman’ın başkenti Maskat’ta gizli olarak gerçekleştirilmişti.
Teknik konularda sınırlı yetkilere sahip olan Salihi, geçtiğimiz sekiz yılda kariyerinin en zor dönemlerini yaşadı. Çünkü eski ABD Başkanı Donald Trump'ın İran Devrim Muhafızlarının bölgesel faaliyetlerini dizginleyecek daha geniş bir anlaşmaya varmak amacıyla nükleer anlaşmadan geri çekilmesinden önce, müzakerelerdeki teknik konuları ve anlaşmanın işleyişini denetlemişti.
Batılı ülkeler, İran'ın Nisan ayında başlayan ve 20 Haziran'da sona eren nükleer anlaşmayı canlandırmaya yönelik müzakerelere geri döneceği tarihi bekliyor.
Salihi'nin görevinin son iki yılında Tahran, ABD yaptırımlarına yanıt olarak, Natanz tesisinden Fordo tesisine uranyum gazı tüpleri göndermek dâhil nükleer anlaşmanın taahhütlerinin çoğundan vazgeçti.
Biden'in ABD başkanlığına seçilmesi sonrasında, Aralık ayı başlarında, İran parlamentosu hükümeti bağlayıcı bir yasa taslağı onayladı.
Biden'ın başkan olması ile Reisi'nin Haziran seçimlerini kazanması arasında geçen aylarda, uranyum zenginleştirme çalışmaları eşi görülmemiş seviyelere ulaştı.
Tahran, ayrıca, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'na ek protokolü de askıya aldı.
Nükleer anlaşmanın uygulanmamasına paralel olarak, İran nükleer tesislerindeki güvenlik koşulları da kötüye gitti. Bir yıldan kısa bir süre içinde, Natanz tesisi, uranyum zenginleştirme çalışmalarına zarar veren iki saldırıya maruz kaldı. Geçen Nisan ayında gerçekleşen ikinci saldırının ardından, İran'ın başkenti Tahran'ın batısındaki Karaj'daki nükleer tesise insansız hava aracıyla bir saldırı düzenlenmişti. Uydu görüntüleri tesiste çıkan yangının yol açtığı hasarı gösterirken, yetkililer kayıpların boyutunu gizlemişti.
Ayrıca, Tahran, geçen Kasım ayının sonunda, İran'ın nükleer programının mimarlarından Savunma Bakan Yardımcısı Muhsin Fahrizade’ye yapılan suikast sebebiyle acı bir darbe almıştı. Tahran, tüm bu olaylardan İsrail’i sorumlu tutarak intikam sözü vermişti.
İran’a yönelik en önemli operasyon ise Trump'ın nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından, sayıları yirmiyi bulmayan Mossad ajanının,  İran nükleer programı hakkında 183 CD'de dosyalanmış 55 bin sayfalık gizli bilgileri ele geçirmesi olarak görülüyor. Bu operasyon neticesinde İsrail, Amad Projesi'nin İran'ın gizli nükleer silah üretme projesi olduğunu ve İran'ın 2015 yılında yapılan anlaşma müzakerelerinde rapor etmediği nükleer faaliyetlere tanık olan bir kaç bölgeyi ifşa etti. Belgeler, Fahrizade'nin Tahran'ın nükleer anlaşmayı imzalanmadan önce nükleer silah geliştirme konusunda oynadığı rolü gösteriyordu.
Yeni İstihbarat Bakanı İsmail Hatib, İki hafta önce İran Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komitesi’ne stratejisini açıklayarak, İran nükleer bilim adamları ve tesislerini koruma sözü verdi.
Bazı İranlı yetkililer ülkede bir güvenlik kirliliği olduğunu söylemiş, halkın seçimlere yönelik tepkileri katılım çok düşük olduğu seçimlere gölge düşürmüştü. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani görevinden ayrılmadan önce yaptığı son konuşmasında “İsrailliler nükleer sırları ülke dışına aktardı ve nükleer anlaşmadan çekilen Trump'a götürdü” demişti.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Genel Müdürü Rafael Grossi'nin, uranyum zenginleştirmesinin yüzde 60, uranyum metali üretiminin yüzde 20 hızlandırılmasıyla ilgili son raporu sonrasında, bu ayın başlarında, üç Avrupa ülkesi İran'dan nükleer anlaşmanın ihlallerini durdurmasını ve Viyana müzakerelerine acilen geri dönmesini talep etti.
Biden, İsrail Başbakanı Naftali Bennett ile Cuma günü Beyaz Saray'da yaptığı görüşmede, İran nükleer programını frenlemek için önce diplomasiye başvuracağını, ancak bunun faydasız olması halinde, başka seçeneklere başvurabileceğini ifade etti.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, bir kaç gün önce, yeni İranlı mevkidaşını aramış ve Viyana müzakerelerine mümkün olan en kısa sürede yeniden başlama gereğini vurgulamıştı. Rusya'dan yapılan açıklamada, İran tarafının verilen mesajı dikkate aldığı belirtildi.
AB Dış Politika Şefi Josep Borrell, yeni dışişleri bakanı ile temas kurarak Tahran'ın Viyana müzakerelerinin yeniden başlama tarihini ilan etmesini umduğunu dile getirdi.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani, Tweeter üzerinden yaptığı açıklamada, “İran'a karşı 'diğer seçenekler' vurgusu, başka bir ülkeye yönelik yasa dışı bir tehdit anlamına gelirken İran'ın 'mevcut seçeneklere' yanıt verme hakkını teyit etmektedir” ifadelerini kullandı.
İran Dini Lideri Ali Hamaney ise Biden yönetimine yönelik önceki eleştirilerini yineledi. Devlet televizyonun haberine göre, Hamaney, Reisi hükümetiyle yaptığı ilk görüşmede “Mevcut ABD yönetimi, öncekinden farklı değil. Nükleer meseleyle ilgili İran'dan talepleri sözde farklı, ancak aslında Trump'ın isteklerinin aynısını talep ediyorlar” dedi.
Daha önce Savunma Bakanlığı'nda Fahrizade ile işbirliği yapmış olan İslami’nin Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığına atanması, İran'ın nükleer programının gidişatını değiştirme endişelerini güçlendirecektir.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.