Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen: S-400'lerin alınması hayati öneme sahip iki şarta bağlı

Türkiye, Rusya'dan satın aldığı S-400'lerin birici paketini teslim aldı ama şimdiye kadar aktifleştirmedi / Fotoğraf: AA
Türkiye, Rusya'dan satın aldığı S-400'lerin birici paketini teslim aldı ama şimdiye kadar aktifleştirmedi / Fotoğraf: AA
TT

Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen: S-400'lerin alınması hayati öneme sahip iki şarta bağlı

Türkiye, Rusya'dan satın aldığı S-400'lerin birici paketini teslim aldı ama şimdiye kadar aktifleştirmedi / Fotoğraf: AA
Türkiye, Rusya'dan satın aldığı S-400'lerin birici paketini teslim aldı ama şimdiye kadar aktifleştirmedi / Fotoğraf: AA

Türkiye, 2,5 milyar dolar vererek Rusya'dan hava savunma sistemi olan S-400 aldı.
Birinci paket bataryalar, Türkiye'ye getirildi. Test edildi fakat bir yere kurulamadı.
Aktifleştirilmemenin sebebi ise Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) tavrı.
ABD, açık şekilde S-400'lerin bir NATO üyesi Türkiye tarafından kullanılmaması gerektiğini savunuyor.
"Aksi olursa Türkiye'ye yönelik yaptırımlarda bulunacağız" tehdidini savuruyor ABD.
Türkiye ise S-400 konusunun bedelini ağır şekilde ödüyor.
Rusya'ya ödediği bedelin yanı sıra yıllardır içinde yer aldığı F-35 projesinden çıkartıldı.
Hatta ücretini ödediği F-35 uçaklarına da kavuşmayacağı, ABD tarafından resmi şekilde bildirildi.
Türkiye ile ABD arasında gerginliğe yol açan S-400 konusu yine gündemde.
Bu kez ikinci bataryalar üzerinden tartışma yürütülüyor.

Önce Rusya sonra Erdoğan mesaj verdi
Önce Rus askeri ihracat şirketi Rosoboronexport Genel Direktörü Aleksandr Miheyev, Türkiye ile ikinci S-400 anlaşmasının bu yıl içinde imzalanmasını beklediklerini açıkladı.
Ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bosna Hersek ve Karadağ ziyareti sonrası Türkiye'ye dönerken bu konuda gazetecilere açıklamada bulundu.
Erdoğan, S-400'lerle "Rusya'yla ilgili, ikinci paketin alımı vesaire, bu konularda bizim herhangi bir tereddüdümüz yok. Rusya'yla bizim gerek S-400 konusu olsun, gerek savunma sanayine yönelik olsun, birçok adımımız var" ifadelerini kullandı.
Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen ile Türkiye'nin S-400 meselesini konuştuk.
Eslen, Türkiye'nin dilediği ülkeden dilediği silahları satın alabileceğini belirtiyor ancak bunu çok önemli şartlara bağlı olduğunu söylüyor.
Eslen'e göre Türkiye, bağımsız dış politika yürütebilme gücüne kavuşursa istediği silahı istediği devletten alabilir. Ama tam bağımsız dış politika yürütebilme imkanını elde etmenin de bazı şartları var.
Eslen'e yönelttiğimiz soru ve cevaplar şöyle:

Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen / Fotoğraf: Biyografya
"Dünya jeopolitiği hızla değişiyor"
S-400 hava savunma sistemi yine tartışılıyor. Birincisinde yaşanan sorunlar çözülmeden ikinci partisi konuşuluyor. Gerçekten Türkiye'nin buna ihtiyacı var mı?

Evvela şunu ifade edeyim: Türkiye'nin yüksek irtifa hava savunma sistemi yoktu. Bu eksikliği gidermek istedik. Bunun için girişimlerde bulunduk. En sonunda Rusya'dan S-400'leri aldık. Ama aldığımız bu sistem yeterli değil. Bunun çoğaltılması gerekiyor.
Havadan gelecek balistik füzelere ve saldırıda bulunacak uçaklara karşı S-400'lerden daha fazla batarya edinmemiz gerekiyor.
Dünya jeopolitiğinde çok hızlı gelişmeler yaşanıyor. Türkiye coğrafi konumu itibarıyla çok kritik bir yerde. NATO'nun bir üyesidir Türkiye. NATO'daki ilişkilerimizi sürdürürken komşularımızla da iyi diyaloglar geliştirmek zorundayız. Rusya da Türkiye'nin bir komşusu. Rusya ile ilişkilerimizi o kadar iyileştirdik ki hava savunma sistemini onlardan aldık. Ama olay sadece NATO ve Rusya'dan ibaret değil. Diğer taraftan da sürekli olarak güçlenen bir Çin gerçeği var.

Çin'in Türkiye'ye etkisi ne olur?
Çin'in yükselişi büyük oradan "Bir Kuşak, Bir Yol" projesine bağlı. Bir Kuşak Bir Yol projesinin Avrupa'ya ulaşacağı en önemli güzergâh "Orta Kuşak"tır. Orta Kuşak'ta Türkiye yer alıyor. Dolayısıyla Çin'in Türkiye'ye, Türkiye'nin Çin'e sağlayacağı avantajlar var. Ama Türkiye'nin bazı sorunları bulunuyor. Özellikle dış politikada.
Türkiye'nin dış politikada bağımsız bir yol izlemesi güç gözüküyor. Özellikle de bu dönemde bağımsız bir dış politika uygulaması çok zor. Türkiye borçlu bir ülke. Borçlarının faizlerini bile ödemek için Batı'nın mali kaynaklarına ihtiyacı var.  Ticareti de büyük oranda Avrupa Birliği üyesi ülkelerle yapıyor. Diğer taraftansa Sedat Peker'in videolarda anlattığı olaylar var. Türkiye'yi yönetenlere kadar uzuyor Peker'in suçlamaları. Bu da uluslararası arenada suç teşkil ediyor.  Bu açıdan bakıldığında ABD'ye karşı bazı açıkları var.

Türkiye'nin 2,5 milyar dolar vererek aldığı hava savunma sistemini nereye konuşlandıracağı merak konusu / Fotoğraf: AA
ABD'nin elindeki Türkiye kozları
Türkiye Halk Bankası, kara para aklama suçlaması, uyuşturucu satışı gibi ciddi konular var ülkenin önünde. ABD için bunların hepsi birer koz.
Amerika Birleşik Devletleri, Joe Biden döneminde küresel güç mücadelesi kapsamında iki hedef ülke belirledi. Aslı hedef Çin, ikinci hedef ise Rusya. ABD, bu kapsamda son zamanlarda Rusya'ya karşı NATO ile birlikte Doğu Avrupa'da ciddi girişimlerde bulunuyor. Karadeniz'e NATO üyesi ülkelerin savaş gemilerini soktu. Yunanistan'a çok ciddi yığınak yaptı. ABD'nin, Rusya karşıtı girişimlerine Türkiye de iştirak etti. Ayrıca Türkiye, Kırım meselesinde Ukrayna'nın yanında yer aldı. Rusya'ya karşı Ukrayna'ya tam destek veriyor. Dolayısıyla Türkiye, Rusya'ya karşı daha fazla Atlantik bloğunun içinde yer alıyor. Belirttiği nedenlerden ötürü bir anlamda bunu mecburiyetten ötürü yapıyor.

"İkinci paketin alımı pek inandırıcı gelmiyor"
Daha aldığı birinci parti silah sistemini kullanamayan Türkiye, ABD'ye rağmen ikinci bataryaları alabilir mi?
Gelelim konun özüne… S-400'lerin depodan çıkartılıp aktifleştirilmediğini biliyoruz. ABD'nin bunca baskısı varken bu şartlarda birinci paketi alınan S-400'lerin yeni paketini almanın güç olduğunu düşünüyorum. Yani Rusya'dan parasını verip satın aldığımız hava savunma sistemini kendi irademizle kurup, kullanamıyoruz. Bu şartlarda S-400'ün ikinci paketinin alınmasını pek makul ve inandırıcı gelmiyor.
Meseleye bir de Rusya açısından bakmak gerekiyor. Soğuk Savaş'ın bitmesinden bu yana NATO, sınırlarını Rusya'ya yakınlaştırmaya çalıştı. Bugün Baltık ülkelerinden Romanya, Polonya ve Bulgaristan, Karadeniz hattında bir nevi NATO'nun yeni cephesi gibidirler. ABD, Ukrayna ve Beyaz Rusya'yı karıştırarak NATO üyesi yapmaya çalışıyor.

"ABD, Türkiye'nin Rusya ile ilişkilerinden hoşnut değil"
Türkiye, Rusya için ne ifade ediyor?

Türkiye, NATO üyesi olmasına rağmen Rusya için çok önemli. Türkiye coğrafyası, Karadeniz'den Türk boğazları üzerinden Rusya'nın Akdeniz'e açılma olağanı veriyor. Tabii ki NATO üyesi olan Türkiye'nin Rusya'ya yakınlaşması, her iki ülkenin işine geliyor. Fakat ABD bu durumdan hiç de hoşnut olmuyor.
Türkiye-Rusya yakınlaşmasında savunma sanayi alanında iş birliktelikleri getiriyor. Bu anlamda Rusya, Türkiye ile daha fazla işbirliği yapmak ve daha fazla S-400 satmak ister. Bütün bunlar, Rusya'nın Karadeniz güvenliği için güney komşusu Türkiye'nin kendisi için önemli olduğunu ortaya koyuyor.

S-400 bataryaları Rusya tarafından Türkiye'ye teslim edilmişti / Fotoğraf: AA 
"Amerika, Türkiye'yi mutlaka Atlantik bloğunun içinde tutmak ister"
Bu durum da diğer müttefiklerin öfkesine mi neden oluyor?

Artık küresel jeopolitik, Soğuk Savaş dönemindeki gibi statik değil. Jeopolitik artık çok dinamik. Çok hızlı gelişmeler yaşanıyor. Amerika'nın Rusya ve Çin ile yaptığı küresel güç mücadelesi, 11 Eylül saldırılarından sonra yaptığı değişimler, renkli müdahaleler, Büyük Ortadoğu Projesi, Çin'in yükselişi, Kuşak Yol Projesiyle Asya'ya, Avrupa'ya ve Afrika'ya açılması gibi birçok gelişme hızlı yaşandı.
Bu gelişmeler baz alınıp bir değerlendirme yapıldığında Türkiye'nin stratejik konumunun önemi bir kez daha dikkati çekiyor. Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle dünya haritasının tam merkezindedir. Afro-Avrasya'nın tam merkezinde yer alıyor. Bu nedenle bütün büyük güçler gibi Türkiye'yi yanına çekmek ister. Biz zaten şu an Batı'ya angaje olmuş durumdayız. NATO'nun önemli bir üyesiyiz ama Türkiye, uzun vadeli düşünmek zorunda.
Amerika, yeni bir silah üretirken veya başka bir ülkeden alırken kimseye soruyor mu? Burada mesele şu: Türkiye pek çok açıdan önemli bir ülke. Onun için Amerika, Türkiye'yi mutlaka Atlantik bloğunun içinde tutmak ister. Bunun içinde kendi yörüngesinin bir uydusu olarak muhafaza etmeyi arzuluyor. Kaybetmek istemiyor. Ama rahat çalışabileceği bir yönetim arzuluyor.

Peki bu küresel güç mücadelesi nasıl gelişecek?
Çinliler, resmen açıkladı. "2050 yılına geldiğinde küresel lider biz olacağız" dediler. Burada Türkiye'nin nasıl bir tavır ortaya koyacağı önem kazanıyor. Orta kuşak, Türkiye'ye ne gibi avantajlar sağlar? Ortaya çıkan bilgilere göre Çin'in üçüncü köprü yani Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nün hisselerine alma konusundaki müzakereleri son ermiş.
Bu noktada ABD'nin tavrı etkili. Amerika Birleşik Devletleri'nin, Türkiye'nin Rusya ve Çin ile geliştirmek istediği ilişkileri üzerine çok büyük baskısı var. Türkiye'nin de bazı ihtiyaçları ve açıkları var. Mesele şu: Türkiye'nin Atlantik bloğundaki yeri ve konumu Amerika tarafından boyunduruk altına alınmıştır. Dolayısıyla Türkiye'nin mutlak bağımsız politikaları imkanı yoktur, elinden alınmıştır. Türkiye'nin en ciddi meselesi budur.

"Türkiye'nin güçlü orduya, yönetime, mali ve ekonomik yapıya ihtiyacı var" 
Bunun dışındaki meseleleri nelerdir?

Belirttiğim durum kritik öneme sahiptir. Bunun dışında çok önemli iki meselesi var. Birincisi Atatürk'ün söylediği gibi 'aslolan iç cephe'dir. İç cephe, bugün, çok yönlü tehditler altındadır. İç cephenin çökmesinin telafisi yoktur. Türkiye iç cephesini mutlaka güçlü tutmalıdır.
İkincisi ise Türkiye'nin bağımsız politikalar yürütebilmesi için Atlantik boyunduruğundan kurtulması lazımdır. Bu da kolay bir şey değildir. Bunun içinde güçlü bir yönetime, güçlü bir orduya, güçlü mali ve ekonomik yapıya ihtiyacı var.

Şu anda Türkiye bir taraftan Atlantik bloğu diğer taraftansa Avrasya bloğu tarafından sıkıştırılıyor mu?
Tam öyle bir sıkışmışlık yok. Türkiye artık içinde bulunduğu şartlardan Ukrayna üzerinden Rusya'yı karşısına almaktadır. Tabii bundan Amerika'nın rolü var. Yine Amerika'nın empoze etmesinden dolayı Çin ile ilişkilerini asgariye düşürmeye çalışmaktadır. Türkiye Atlantik yapısına daha fazla bağlanmıştır.

"İç cepheyi güçlendirmemiz lazım" 
Neden NATO'ya daha fazla bağlanmaya başladı?

Türkiye'yi buna zorlayan bazı mecburiyetleri vardır. Onun için ısrarla söylüyorum: Aslolan iç cepheyi güçlü tutmaktır. Bağımsız dış politika yürütme imkanının elde etmektir.

İç cephedeki ayrışma, kutuplaşma nasıl giderilecek?
İç cephede ne yazık ki belirttiğiniz gibi ayrışma, kutuplaşma var. Tarikatların ön plana çıktığı bir süreç işletildi. Cumhuriyet değerleri aşındırılıyor. İç cephenin güçlü olması için ayrıştırıcı dile son vererek kutuplaşmayı ortadan kaldırmak gerekiyor. Devamının sağlanması için de ekonomik yapının sağlanması ve mali tarafın güçlü hale getirilmesi şarttır. Öbür tarafta ise sürekli olarak gelen sığınmacılar var. Bu sığınmacılar zaman içerisinde Türkiye'nin iç cephesini daha da sarsacaktır. Bütün bunlara karşı tedbirler almamız ve iç cepheyi güçlendirmemiz lazım. İç cephe ne kadar güçlenirse, dış politikada bağımsız hareket etmek o kadar kolaylaşır.

Konumuza tekrar geri dönersek ikinci parti S-400 bataryalarını almak mümkün olur mu?
Ben bu şartlarda bunun mümkün olabileceğini düşünemiyorum.

"Keşke bağımsız irademizle alabilsek ve kullanabilsek" 
O zaman Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Batı'ya özellikle de ABD'ye mesajı mı veriyor?

Cumhurbaşkanının mesajları ortada. Dış politikada bazen bu tür mesajlar verilir. O, sadece mesaj olarak kalır. Eğer bu kadar borcunuz varsa, Sedat Peker bile bu kadar açığı ortaya koymuşsa, Halk Bankası davası varsa, mevcut S-400'ler hala aktifleştirilmişse, söylenenler mesaj olmaktan öteye gitmez.
Keşke alabilsek. Keşke devamı olacak bataryaları satın alabilsek. Keşke o bağımsız irademizi kullanabilsek ve ihtiyacımız olan hava savunma sanayisine kavuşabilsek.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, bir Girit modelinden bahsetti. Yani bir yere konuşlandırılmayacak mı?
Alınan S-400'ler Ege bölgesine yerleştirilirse, Yunanistan ile aramızdaki stratejik dengeler bütünüyle bizim lehimize değişir. Bu S-400'leri Akdeniz bölgesine taşır, burada aktive edersek, Doğu Akdeniz'deki dengeler büyük çapta etkilenir.

"S-400'ler, sadece bir güvenlik aracı değildir"
O zaman devamının gelmesi şart olmaz mı?

Elbette devamının gelmesi gerekiyor. Mevcutları artırmak şart olur. Türkiye'de bunu siyasetçiler de askerler de biliyor. Ama mevcut olanın da faydalı olduğunu belirtmek de isterim. Bu konuda Türkiye'nin ciddi anlamda ihtiyacı var. Sadece bazı bölgelerin değil İstanbul gibi büyük kentlerin hava güvenliğini de sağlamak lazım.

Türkiye'nin her batarya için 2,5 milyar dolar verecek ekonomik gücü var mı?
Rusya bu konuda bazı kolaylıklar sağlayabilir. Rusya bu silahları satmak ister. S-400'ler, sadece bir güvenlik aracı değildir. Çok kutuplu yeni dünya düzeninde, Türkiye'nin Atlantik yapısı dışında kendi iradesini kullanarak kararlar vere bilme gücün sahip olduğunu göstermesi lazım. Türkiye bunları aldığında dünyaya kuzey komşumla iyi ilişkiler geliştiriyor mesajı da vermiş oluyor. S-400 almak aynı zamanda bir siyasi mesajdır. Uluslararası sisteme adaptasyon meselesinin bir mesajıdır. Çünkü bu küresel güç mücadelesinde Türkiye, stratejik konumunu gözden geçirmek zorunda kalacaktır. Türkiye'nin yaşanan gelişme ve değişimlere ayak uydurması gerekecektir. S-400 ilişkisi de biraz bununla ilgilidir.
Independent Türkçe



Afganistan’a yönelik hava saldırılarının ardından konuşan Pakistan Başbakanı Şerif: Ordu tehditlere karşı tam operasyonel kapasiteye sahip

27 Şubat 2026’da, Pakistan-Afganistan sınırındaki Çaman geçiş noktası yakınlarında devriye gezen Pakistan askerleri (AFP)
27 Şubat 2026’da, Pakistan-Afganistan sınırındaki Çaman geçiş noktası yakınlarında devriye gezen Pakistan askerleri (AFP)
TT

Afganistan’a yönelik hava saldırılarının ardından konuşan Pakistan Başbakanı Şerif: Ordu tehditlere karşı tam operasyonel kapasiteye sahip

27 Şubat 2026’da, Pakistan-Afganistan sınırındaki Çaman geçiş noktası yakınlarında devriye gezen Pakistan askerleri (AFP)
27 Şubat 2026’da, Pakistan-Afganistan sınırındaki Çaman geçiş noktası yakınlarında devriye gezen Pakistan askerleri (AFP)

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Afganistan’a yönelik hava harekâtı sonrasında yaptığı açıklamada, Pakistan ordusunun bölgesel tehditlere karşı “tam operasyonel kapasiteye” sahip olduğunu ve gerektiğinde sert karşılık vereceğini kaydetti.

Şahbaz Şerif, cuma günü yaptığı açıklamada, komşu Afganistan’a düzenlenen hava saldırılarının ardından Pakistan güçlerinin her türlü saldırganlığa karşı koyabilecek güçte olduğunu ifade etti.

Şerif, X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, “Silahlı kuvvetlerimiz herhangi bir saldırgan niyeti ezme konusunda tam kapasiteye sahiptir. Halkımız Pakistan silahlı kuvvetleriyle omuz omuzadır” ifadelerini kullandı.

Afgan hükümeti perşembe günü yaptığı açıklamada, Pakistan’ın birkaç gün önce kendi topraklarına düzenlediği hava saldırılarına karşılık olarak sınır noktalarına yönelik düzenlenen saldırıda çok sayıda Pakistan askerinin öldürüldüğünü ve esir alındığını duyurdu.

Buna karşılık Pakistan hükümeti, cuma günü Afgan tarafının sınırdaki askeri tesislere yönelik saldırısının ardından Kabil ve Kandahar şehirlerine yönelik operasyonlar düzenlediğini açıkladı.

Pakistan Savunma Bakanı Havace Muhammed  Asıf, Afgan hükümetine karşı “açık savaş” ilan ettiklerini belirtti. Asıf, “X” üzerinden yaptığı açıklamada, “Sabrımız tükendi. Artık bu, bizimle sizin aranızda açık bir savaşa dönüştü” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı’nın Afganistan Özel Temsilcisi ve Rusya Dışişleri Bakanı Danışmanı Zamir Kabulov, Afganistan ve Pakistan’a karşılıklı saldırılara en kısa sürede son verme ve anlaşmazlıkları diplomatik yollarla çözme çağrısında bulundu.

Kabulov, Rus haber ajansı Sputnik’e yaptığı açıklamada, “Karşılıklı saldırıların mümkün olan en kısa sürede durdurulmasını ve anlaşmazlıkların diplomatik çözümüne ulaşılmasını destekliyoruz” dedi. Kabulov ayrıca, tarafların talep etmesi halinde Rusya’nın arabuluculuk hizmeti sunma ihtimalini değerlendireceğini kaydetti.


İran'ın olası bir ABD saldırısına vereceği tepkinin sınırları

Adriyatik Denizi'nde ABD uçak gemisi USS Enterprise'ın güvertesinden kalkış yapan bir F-14 Tomcat, 26 Ocak 2026'da (AFP)
Adriyatik Denizi'nde ABD uçak gemisi USS Enterprise'ın güvertesinden kalkış yapan bir F-14 Tomcat, 26 Ocak 2026'da (AFP)
TT

İran'ın olası bir ABD saldırısına vereceği tepkinin sınırları

Adriyatik Denizi'nde ABD uçak gemisi USS Enterprise'ın güvertesinden kalkış yapan bir F-14 Tomcat, 26 Ocak 2026'da (AFP)
Adriyatik Denizi'nde ABD uçak gemisi USS Enterprise'ın güvertesinden kalkış yapan bir F-14 Tomcat, 26 Ocak 2026'da (AFP)

Hüda Rauf

İran ile ABD arasındaki nükleer anlaşma konulu müzakerelerin üçüncü turu Cenevre'de başladı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi, yaptırımların kaldırılması ve nükleer dosyaya ilişkin olası bir anlaşmanın unsurlarını Umman tarafına sunmak üzere bir araya geldi.

ABD Bakanı Donald Trump görüşme öncesinde, ABD Kongresi'nde yaptığı iki saatlik yıllık ‘Birliğin Durumu’ konuşmasında İran'a değinerek, füze ve nükleer programlar ile ülkedeki son dönemdeki karışıklıklardan bahsetti. Trump, “İran ile müzakere ediyoruz. Onlar bir anlaşma istiyorlar, ancak ‘Asla nükleer silaha sahip olmayacağız’ şeklindeki kutsal sözleri henüz duymadık” dedi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre İran Savunma Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani, müzakerelerin ana konusunun İran'ın nükleer silah üretememesi olması halinde, bunun İran Dini Lideri’nin fetvası ve İran'ın savunma doktrini ile uyumlu olacağını belirterek acil bir anlaşmanın yapılabileceğini söyledi.

İran, nükleer silah elde edilmesini yasaklayan Dini Lider'in eski bir fetvasını nükleer silah üretmediğine dair kanıt olarak sunuyor, ancak mesele nükleer silahlardan ziyade, İran'ın nükleer bomba elde etmenin eşiğindeki bir devlet haline gelmesi durumunda güç dengesini değiştirecek nükleer kapasiteler. Trump'ın açıklamaları çelişkili. Bir yandan, İranlıların da kabul ettiği nükleer silaha sahip olmamaktan bahsederken diğer yandan Tahran'ın karşı çıktığı balistik füzeler ve bölgedeki vekil ağlarıyla tehdit ediyor. Trump yine de müzakerelere girdi ve Cenevre'de üçüncü tur müzakereler yapıldı.

ABD’li yetkililer son günlerde İran'a yönelik açıklamaları daha çaresiz ve hayal kırıklığına uğramış bir tonda yaptı. Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Washington'ın Tahran'ın nükleer silah üretmeye çalıştığına dair kanıtları olduğunu söyledi. ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ise İran'ın nükleer silaha sahip olmaya bir hafta uzaklıkta olduğunu belirtti. Tüm bu açıklamalar, Trump'ın geçtiğimiz yıl İran'ın nükleer kapasitesini ortadan kaldırdığını duyurmasıyla çelişiyor. Ancak bu açıklamalar, savaşı desteklemeyen Amerikan halkına savaş fikrini kabul ettirmek için bir girişim olarak yorumlanabilir.

İran, ABD veya İsrail saldırılarına hazırlık yaparken müzakerelere giriyor. Bölgedeki gergin atmosferde, İran askeri çevrelerinde senaryolardan biri olarak büyük çaplı konvansiyonel bir savaştan ziyade, ABD gemilerinin Arap Körfezi'nde İran'ın füze, insansız hava aracı (İHA) ve istihbarat ağlarıyla karşı karşıya kalacağı, sınırlı ama son derece yoğun bir deniz çatışması tartışılıyor. Tahran, büyük savaş gemilerinin güvenliği konusundaki geleneksel kavramı sorgulamak istiyor.

İran, önümüzdeki haftalarda askeri harekat olasılığının yüzde 90 olduğunu ve ABD'nin askeri yığınak yapmasının birkaç hafta sürecek bir askeri harekata yol açacağını tahmin ediyor. Dolayısıyla İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney, ülkesinin saldırıya uğraması halinde karşılık vereceği tehdidinde bulunurken, amacı geleneksel olmayan askeri yeteneklere güvenmekti. İran'ın çok sayıda balistik ve hipersonik füze fırlatma kabiliyeti göz önüne alındığında, bölgedeki ABD üsleri ve hatta Arap Körfezi'nde saldırı menzilinde bulunan uçak gemileri hedef haline gelebilir. Bu yüzden İran, ABD üslerine saldırı ve daha da önemlisi, dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20'sinin geçişini engelleyecek ve küresel enerji piyasasını etkileyecek olan Hürmüz Boğazı'nın kapatılması gibi çeşitli alanları içeren bir karşılık verecektir. Bunun yanında Husilerin de katılarak Kızıldeniz ve Bab’ul-Mendeb'de deniz trafiğini durdurma olasılığı da bulunuyor.

Bu saldırılar ile diğerleri arasındaki fark, İran'ın eskiden saldırıları absorbe etme doktrinine dayanmasıydı. Ancak, dış tehditlerin, iç istikrarsızlığın ve rejimi tehdit eden unsurların bir araya geldiği bu aşamada, rejim değişikliği fikirleri ve rejim içinden bile aday arayışları ile İran, askeri yeteneklerini kullanarak stratejik caydırıcılık kaybını telafi etmeye çalışacaktır. Stratejik caydırıcılık kapasitesinin büyük bir kısmını kaybeden İran, hayatta kalmak için tüm gücünü kullanarak tüm gücüyle karşılık verecektir. Fakat İran'a karşı bir askerî harekât başlatılırsa, bunun Tahran, Washington veya bölge ülkelerinin çıkarlarına değil, bölgedeki saldırılardan yararlanmaya çalışabilecek İsrail'in çıkarlarına olacağı kesin.


Silahlanma yarışı: Hindistan, jeopolitik değişimlere ayak uydurmak için askeri kapasitesini artırıyor

Hindistan'ın Bağımsızlık Günü'nde düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare (Reuters)
Hindistan'ın Bağımsızlık Günü'nde düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare (Reuters)
TT

Silahlanma yarışı: Hindistan, jeopolitik değişimlere ayak uydurmak için askeri kapasitesini artırıyor

Hindistan'ın Bağımsızlık Günü'nde düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare (Reuters)
Hindistan'ın Bağımsızlık Günü'nde düzenlenen askeri geçit töreninden bir kare (Reuters)

Şakir Hüseyin

Hindistan'ın son dönemde askeri bütçesini artırması, uzun vadeli bir güvenlik vizyonu ve Çin ve Pakistan ile stratejik rekabeti yakından takip ederek silah satın alma konusundaki kararlılığını gösteriyor. 2026-2027 mali yılı için ulusal bütçede savunmaya 7,8 trilyon rupi (86,7 milyar dolar) ayrıldı. Bu rakam, 2025-2026 mali yılına göre yüzde 15, 2024-2025 mali yılında ayrılan bütçeye kıyasla yüzde 25'lik bir artış anlamına geliyor.

Hindistan'ın savunma alanında yaptığı harcamalardaki bu artış, sınırları ötesinde askeri operasyonlar yürütme kabiliyetini güçlendirme hedefi çerçevesinde personel sayısı 1,5 milyonu bulan silahlı kuvvetlerini muhafaza etmek ve silah sistemlerini, lojistiğini ve altyapısını modernize etmeyi amaçlıyor. Bu amaçla Hindistan, on iki yıl içinde savunma bütçesini üç katına çıkarmış ve ABD, Çin ve Rusya'dan sonra dünyanın dördüncü büyük savunma bütçesine sahip ülke haline geldi.

Hindistan'ın nükleer komşuları, ülkenin güvenlik hesaplamalarında merkezi bir yer tutmaktadır, ancak stratejik planlaması Pakistan ve Çin ile rekabetin ötesine geçiyor. Yeni Delhi, ekonomik ve demografik ağırlığı ve genişleyen stratejik hedefleri doğrultusunda, dünya meselelerinde hak ettiği yeri almaya çalışıyor.

Yeni Delhi, Rusya, Avrupa Birliği (AB), ABD ve İsrail'den gelişmiş silahlar için milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. Askeri modernizasyon uzun vadeli bir proje olduğundan, ‘Atmanirbhar Bharat’ yani ‘Kendi kendine yeten Hindistan’ sloganı altında yerli üretimi artırmak öncelikli hedef olmaya devam ediyor. Hindistan bunu başarmak için, en yeni silahlara ve teknolojilere olan ihtiyacını karşılamak üzere dış tedarik konusunda çeşitlendirilmiş bir yaklaşım benimsedi. Modi'nin İsrail ziyareti, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın derinliğini de yansıtıyor. Hindistan, İsrail silahlarının dünyanın en büyük ithalatçısıdır ve iş birliği, insansız hava araçları (İHA), füze savunma sistemleri ve istihbarat alanlarını kapsıyor.

frv
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eşi Sara Netanyahu, Tel Aviv yakınlarındaki Ben Gurion Havalimanı'nda düzenlenen resepsiyonda Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile birlikte, 25 Şubat 2026

Hindistan, Rusya ile iş birliği içinde AK-203 Kalaşnikof saldırı tüfeğini yerel olarak üretiyor. Fransız havacılık ve uzay ekipmanı üreticisi Safran, uçak motorlarının geliştirilmesinde yer almaktadır. Hindistan ayrıca elektrikli gemi motorları alanında Birleşik Krallık ile iş birliği yapıyor ve ABD ile ortak üretim girişimleri başlatıyor.

Hindistan şu anda askeri teçhizatının yaklaşık yüzde 65'ini yerel olarak üretmekte ve savunma üretim değerini 2023-2024'te yaklaşık 14 milyar dolardan 2029'da 33,1 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor.

Savunma bütçesindeki son artış, geçtiğimiz yılın mayıs ayında Hindistan ve Pakistan arasında yaşanan askeri çatışmanın ardından yapıldı. Dört gün süren çatışmada savaş uçakları, füzeler ve insansız hava araçları kullanıldı ve bu durum, Güney Asya'nın nükleer bir tırmanışa sürüklenebileceği yönündeki küresel endişeleri artırdı.

Hindistan şu anda askeri teçhizatının yaklaşık yüzde 65'ini yerel olarak üretiyor.

O dönemde, ilk gece 72 Hint ve 42 Pakistan uçağının çatışmaya katıldığı ve bunun İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana bu türden en şiddetli hava çatışması olduğu bildirildi. Bu kez, Keşmir bölgesini bölen Kontrol Hattı boyunca zaman zaman meydana gelen çatışmalardan farklı olarak, tanınmış uluslararası sınır ciddi şekilde ihlal edildi.

Hindistan, geçtiğimiz yıl ağustos ayında 2035 yılına kadar tamamlanması beklenen çok katmanlı bir hava savunma kalkanı olan Sudarshan Chakra Misyonu’nun başlatıldığını duyurdu. Proje, adını Hindu mitolojisinden alıyor ve Hindistan hava sahasını geçilmez hale getirmeyi amaçlıyor. 2020 Haziran ayında Çin ile Galwan Vadisi'nde yaşanan çatışma, Hint askeri planlamacılarının hafızalarında hala tazeliğini koruyor. Çatışma, sınır çatışmaları sırasında kararlaştırılan angajman kurallarına uygun olarak, bomba veya mermi kullanılmadan Gerçek Kontrol Hattı boyunca gerçekleşti. Ancak göğüs göğüse çarpışmalar her iki tarafta da çok sayıda zayiatla sonuçlandı.

Sınır bölgelerinde daha sonra Ladakh’ın doğu bölgesinde yoğun asker ve ağır silah konuşlandırılmasına tanık olundu. Karşılıklı olarak atılan bazı adımlar, Çin-Hindistan ilişkilerinde iyileşmeye yol açtı, ancak Hindistan'a göre 3 bin 488 kilometre uzunluğundaki Fiili Kontrol Hattı ile ilgili temel sorunlar çözülmedi. Çin ise bu hattın yaklaşık 2 bin kilometre daha kısa olduğunu düşünüyor.

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre  Hindistan'ın savunma harcamaları sistemi ve insan kaynakları, tehditlerin iç içe geçmesi ve güç dengelerinin değişmesini dikkate alan stratejik bir vizyon çerçevesinde, gelecekte birçok cephede karşılaşılabilecek zorlukların üstesinden gelinebilmesi için tasarlandı.

Aktif görevdeki personelin maliyeti 2026-2027 mali yılı için 40,3 milyar dolar olarak tahmin edilirken, emeklilik tahsisatı yaklaşık 19 milyar dolar olarak hesaplanmaktadır, bu da savunma yapısında insan kaynaklarının ağırlığını yansıtıyor.

Silah alımı ve altyapı geliştirme için ayrılan sermaye harcamaları, 2026-2027 bütçesinde 2,19 trilyon rupiye, yani 24,1 milyar dolara ulaşarak önceki mali yıla göre yüzde 21,8 artış gösterdi. Bu tutarın 20,4 milyar doları, savaş uçakları, füzeler, gemiler ve denizaltılar dahil olmak üzere askeri varlıkların satın alınması için ayrılacak. Bu tutar önceki mali yıla kıyasla yüzde 24 daha yüksek.

Hükümet, balistik füzeler, topçular ve radar sistemleri dahil olmak üzere çok çeşitli projeler yürüten Savunma Araştırma ve Geliştirme Örgütü'ne (DRDO) 3,2 milyar dolar ayırırken, tedarik için ayrılan fonların yüzde 75'i yerli sanayiye gidecek. Savunma sektöründe faaliyet gösteren devlet şirketleri, toplam yerli savunma üretiminin yüzde 77'sini oluştururken, geri kalan kısmı özel sektör oluşturuyor. Bu durum, özel şirketlerin rolünün kademeli olarak artmasına rağmen kamu sektörünün hakimiyetinin devam ettiğini gösteriyor.

2026-2027 bütçesinde silah alımı ve altyapı geliştirme için ayrılan sermaye harcamaları 2,19 trilyon rupi, yani 24,1 milyar dolar olarak belirlendi.

Geçtiğimiz yıl ortaya çıkan satın alma eğilimlerinin 2026 yılında da devam etmesi bekleniyor. Hükümet tarafından aralık ayında yayınlanan bir açıklamaya göre destroyerler, fırkateynler ve denizaltılar dahil olmak üzere 51 adet büyük deniz aracı, yaklaşık 10 milyar dolarlık bir maliyetle Hindistan Donanması için şu anda inşa ediliyor. Hint donanmasından bir komutan, geçtiğimiz kasım ayında, bu gemilerin iki ila üç yıl içinde teslim edileceğini açıkladı. Donanmanın 2026 ve 2027 yıllarında filosuna 32 gemi eklemesi bekleniyor. Ayrıca, 69 ek gemi ve altı denizaltının inşası için ‘zorunluluk kabulü’ olarak bilinen ön resmi onayı da verdi.

Hindistan, 2035 yılına kadar 175 savaş gemisine sahip olmayı hedefliyor. Çin ise şu anda yaklaşık 370 gemi ve denizaltı işletiyor.

Bu da Çin'in deniz gücünü hızla artırdığına ve Hindistan'ın karşı karşıya olduğu kısıtlamalara ilişkin farkındalığı yansıtıyor. Pakistan donanmasının genişlemesi ve Çin ve Türkiye ile iş birliği, Hindistan'ın planlarına daha fazla aciliyet katıyor.

Hindistan donanmasının güçlendirilmesine hız kazandırılması, 7 bin 500 kilometrelik kıyı şeridini (adalar dahil 11 bin kilometre) korumaktan öte, Hint ve Pasifik Okyanuslarında güç gösterme gibi daha geniş bir hedefe dayalı bir vizyona dayanıyor. Zira burası Güneydoğu Asya, Aden Körfezi ve Arap Körfezi'nin ticaret rotalarına yakın ve Afrika ve Avustralya'ya kadar uzanan bir bölge. Hindistan bu sayede sınırlarının ötesindeki olaylara katkıda bulunmayı ve bunları etkilemeyi amaçlıyor.

dfgt
Hindistan Hava Kuvvetleri akrobasi ekibinin, Bengaluru'daki Yellankayao Hava Üssü'nde düzenlediği bir gösteriden, 13 Şubat 2025 (Reuters)

Stratejik yetenekler alanında Hindistan, füzelerinin menzilini genişletmek için çalışıyor. Ocak ayında, Savunma Araştırma ve Geliştirme Örgütü uzun menzilli gemi savar hipersonik füzesini tanıttı. Savunma Bakanlığı, bu silahın Mach 10'dan başlayan ve ortalama Mach 5,0 hızını koruyan, çoklu sıçramalı hipersonik hızlarda yarı balistik bir yörünge izlediğini belirtti.

Agni-5 nükleer füzesinin menzili 5 bin kilometre. Bu menzil, Pakistan ve Çin'in yanı sıra Suudi Arabistan ve Avrupa, Afrika ve Rusya'nın bazı bölgelerine uzanıyor.

Hindistan, bu füzeyi çoklu savaş başlıklarıyla test ederek, Çin ve Pakistan da dahil olmak üzere, çoklu bağımsız hedefleme özelliğine sahip yeniden giriş aracı teknolojisine sahip seçkin ülkeler grubuna katıldı.

DRDO geçtiğimiz yıl, Stratejik Kuvvetler Komutanlığı ile iş birliği içinde, 2 bin kilometre menzilli Agni-Prime (Agni-P) füzesini raylar üzerine monte edilmiş mobil bir fırlatma rampasından fırlattı. Hindistan'a stratejik silahlarını fırlatmak ve operasyonel esnekliğini artırmak için son derece hareketli seçenekler sundu.

Bu gelişmeler, Hindistan'ın artan askeri hırslarını ve yeteneklerini ve bunun Arap Körfezi bölgesi ve Güneydoğu Asya dahil olmak üzere Asya ve Afrika'daki güç dengesi üzerinde somut etkilerini açıkça ortaya koyuyor.

Hindistan'ın başka ülkelerle olan ortaklıkları, niteliksel ve niceliksel etkileri nedeniyle özellikle önem taşıyor.

Hindistan'ın başka ülkelerle olan ortaklıkları, niteliksel ve niceliksel etkileri nedeniyle özellikle önem taşıyor. Onlarca yıldır Rusya'ya büyük ölçüde bağımlı olan Hindistan, savunma sanayisini yeniden yapılandırma sürecinde Batılı şirketlere kapılarını açmıştır. Yerel özel şirketlerle bir dizi ortak girişim kurmuş olan Hindistan, başka projeler de hazırlanıyor.

Bu konuda Avrupa Hava Savunma ve Uzay Şirketi (EADS), Hindistan'ın Tata Advanced Systems şirketi ile iş birliği yaparak, Hindistan Hava Kuvvetleri için C295 orta taktik nakliye uçağı üretmek ve monte etmek üzere 2024 yılının ekim ayında Gujarat'ta bir tesis açtı. Hindistan Hava Kuvvetleri, eskiyen Afro-748 uçak filosunu yenilemek için bu modelden 56 uçak satın almayı taahhüt etti.

Savunma ve havacılık endüstrilerinde uzmanlaşmış ve eski adıyla Finmeccanica olarak bilinen İtalyan şirketi Leonardo da şubat ayında Gujarat merkezli Adani Enterprises Group'un bir yan kuruluşu olan Adani Aerospace ile bir ortak girişim başlattı. Bu ortak girişim, Hindistan ordusunun önümüzdeki on yıl içinde binden fazla helikopter talebini karşılamak için entegre bir helikopter üretim sistemi kurmayı amaçlıyor.

Bu gelişme, on yıldan fazla bir süre önce Hindistan'da, VIP taşımacılığı için 12 helikopter tedarik etmek üzere imzalanan 560 milyon avroluk sözleşmeyle ilgili yolsuzluk iddiaları nedeniyle büyük bir krizle karşı karşıya kalan İtalyan şirketi için özellikle önem taşıyor. Yetkililer, 2010 yılında imzalanan sözleşmeyi dört yıl sonra iptal etti ve Finmeccanica ile iştiraki AgustaWestland'ın yeni anlaşmalar yapmasını yasakladı. Hindistan, bu yasağı 2021 yılında kaldırdı.

Hindistan ile Fransa'nın Dassault Aviation şirketi arasındaki savunma ilişkileri ivme kazanıyor ve Mirage 2000 uçakları ve Scorpene sınıfı denizaltılar da dahil olmak üzere Fransız sistemlerinin uzun yıllara dayanan kullanım tarihi devam ediyor.

Hindistan, geçtiğimiz yıl uçak gemisini donatmak için 26 adet Rafale model savaş uçağı satın almak üzere 7,4 milyar dolarlık bir anlaşma imzaladı. Hindistan Hava Kuvvetleri daha önce bu modelden 36 uçak hizmete sokmuştu ve bunların bir kısmı Mayıs 2025'te meydana gelen askeri çatışmaya katıldı. Bu çatışma, birçok ülkenin ilgisini çekmeye başlayan Pakistan'ın JF-17 Thunder uçağını da öne çıkardı.

Hindistan şu anda 114 adet Rafale uçağı daha satın almayı planlıyor. Bu uçakların çoğu Fransız desteği ile yerel olarak üretilecek. Hindistan Savunma Bakanlığı, 12 Şubat'ta kara saldırı füzeleri, gemi savar füzeleri ve P-8I deniz devriye uçaklarını da içeren 39,7 milyar dolarlık bir tedarik paketinin parçası olarak anlaşmaya ön onay verdi.

Bu askeri güçlenme, Hindistan ve nükleer silaha sahip olan komşularının, bölgesel hesaplarının küresel hırslarla örtüştüğü, tırmanan bir silahlanma yarışına dahil olduklarını açıkça yansıtıyor.