Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen: S-400'lerin alınması hayati öneme sahip iki şarta bağlı

Türkiye, Rusya'dan satın aldığı S-400'lerin birici paketini teslim aldı ama şimdiye kadar aktifleştirmedi / Fotoğraf: AA
Türkiye, Rusya'dan satın aldığı S-400'lerin birici paketini teslim aldı ama şimdiye kadar aktifleştirmedi / Fotoğraf: AA
TT

Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen: S-400'lerin alınması hayati öneme sahip iki şarta bağlı

Türkiye, Rusya'dan satın aldığı S-400'lerin birici paketini teslim aldı ama şimdiye kadar aktifleştirmedi / Fotoğraf: AA
Türkiye, Rusya'dan satın aldığı S-400'lerin birici paketini teslim aldı ama şimdiye kadar aktifleştirmedi / Fotoğraf: AA

Türkiye, 2,5 milyar dolar vererek Rusya'dan hava savunma sistemi olan S-400 aldı.
Birinci paket bataryalar, Türkiye'ye getirildi. Test edildi fakat bir yere kurulamadı.
Aktifleştirilmemenin sebebi ise Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) tavrı.
ABD, açık şekilde S-400'lerin bir NATO üyesi Türkiye tarafından kullanılmaması gerektiğini savunuyor.
"Aksi olursa Türkiye'ye yönelik yaptırımlarda bulunacağız" tehdidini savuruyor ABD.
Türkiye ise S-400 konusunun bedelini ağır şekilde ödüyor.
Rusya'ya ödediği bedelin yanı sıra yıllardır içinde yer aldığı F-35 projesinden çıkartıldı.
Hatta ücretini ödediği F-35 uçaklarına da kavuşmayacağı, ABD tarafından resmi şekilde bildirildi.
Türkiye ile ABD arasında gerginliğe yol açan S-400 konusu yine gündemde.
Bu kez ikinci bataryalar üzerinden tartışma yürütülüyor.

Önce Rusya sonra Erdoğan mesaj verdi
Önce Rus askeri ihracat şirketi Rosoboronexport Genel Direktörü Aleksandr Miheyev, Türkiye ile ikinci S-400 anlaşmasının bu yıl içinde imzalanmasını beklediklerini açıkladı.
Ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bosna Hersek ve Karadağ ziyareti sonrası Türkiye'ye dönerken bu konuda gazetecilere açıklamada bulundu.
Erdoğan, S-400'lerle "Rusya'yla ilgili, ikinci paketin alımı vesaire, bu konularda bizim herhangi bir tereddüdümüz yok. Rusya'yla bizim gerek S-400 konusu olsun, gerek savunma sanayine yönelik olsun, birçok adımımız var" ifadelerini kullandı.
Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen ile Türkiye'nin S-400 meselesini konuştuk.
Eslen, Türkiye'nin dilediği ülkeden dilediği silahları satın alabileceğini belirtiyor ancak bunu çok önemli şartlara bağlı olduğunu söylüyor.
Eslen'e göre Türkiye, bağımsız dış politika yürütebilme gücüne kavuşursa istediği silahı istediği devletten alabilir. Ama tam bağımsız dış politika yürütebilme imkanını elde etmenin de bazı şartları var.
Eslen'e yönelttiğimiz soru ve cevaplar şöyle:

Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen / Fotoğraf: Biyografya
"Dünya jeopolitiği hızla değişiyor"
S-400 hava savunma sistemi yine tartışılıyor. Birincisinde yaşanan sorunlar çözülmeden ikinci partisi konuşuluyor. Gerçekten Türkiye'nin buna ihtiyacı var mı?

Evvela şunu ifade edeyim: Türkiye'nin yüksek irtifa hava savunma sistemi yoktu. Bu eksikliği gidermek istedik. Bunun için girişimlerde bulunduk. En sonunda Rusya'dan S-400'leri aldık. Ama aldığımız bu sistem yeterli değil. Bunun çoğaltılması gerekiyor.
Havadan gelecek balistik füzelere ve saldırıda bulunacak uçaklara karşı S-400'lerden daha fazla batarya edinmemiz gerekiyor.
Dünya jeopolitiğinde çok hızlı gelişmeler yaşanıyor. Türkiye coğrafi konumu itibarıyla çok kritik bir yerde. NATO'nun bir üyesidir Türkiye. NATO'daki ilişkilerimizi sürdürürken komşularımızla da iyi diyaloglar geliştirmek zorundayız. Rusya da Türkiye'nin bir komşusu. Rusya ile ilişkilerimizi o kadar iyileştirdik ki hava savunma sistemini onlardan aldık. Ama olay sadece NATO ve Rusya'dan ibaret değil. Diğer taraftan da sürekli olarak güçlenen bir Çin gerçeği var.

Çin'in Türkiye'ye etkisi ne olur?
Çin'in yükselişi büyük oradan "Bir Kuşak, Bir Yol" projesine bağlı. Bir Kuşak Bir Yol projesinin Avrupa'ya ulaşacağı en önemli güzergâh "Orta Kuşak"tır. Orta Kuşak'ta Türkiye yer alıyor. Dolayısıyla Çin'in Türkiye'ye, Türkiye'nin Çin'e sağlayacağı avantajlar var. Ama Türkiye'nin bazı sorunları bulunuyor. Özellikle dış politikada.
Türkiye'nin dış politikada bağımsız bir yol izlemesi güç gözüküyor. Özellikle de bu dönemde bağımsız bir dış politika uygulaması çok zor. Türkiye borçlu bir ülke. Borçlarının faizlerini bile ödemek için Batı'nın mali kaynaklarına ihtiyacı var.  Ticareti de büyük oranda Avrupa Birliği üyesi ülkelerle yapıyor. Diğer taraftansa Sedat Peker'in videolarda anlattığı olaylar var. Türkiye'yi yönetenlere kadar uzuyor Peker'in suçlamaları. Bu da uluslararası arenada suç teşkil ediyor.  Bu açıdan bakıldığında ABD'ye karşı bazı açıkları var.

Türkiye'nin 2,5 milyar dolar vererek aldığı hava savunma sistemini nereye konuşlandıracağı merak konusu / Fotoğraf: AA
ABD'nin elindeki Türkiye kozları
Türkiye Halk Bankası, kara para aklama suçlaması, uyuşturucu satışı gibi ciddi konular var ülkenin önünde. ABD için bunların hepsi birer koz.
Amerika Birleşik Devletleri, Joe Biden döneminde küresel güç mücadelesi kapsamında iki hedef ülke belirledi. Aslı hedef Çin, ikinci hedef ise Rusya. ABD, bu kapsamda son zamanlarda Rusya'ya karşı NATO ile birlikte Doğu Avrupa'da ciddi girişimlerde bulunuyor. Karadeniz'e NATO üyesi ülkelerin savaş gemilerini soktu. Yunanistan'a çok ciddi yığınak yaptı. ABD'nin, Rusya karşıtı girişimlerine Türkiye de iştirak etti. Ayrıca Türkiye, Kırım meselesinde Ukrayna'nın yanında yer aldı. Rusya'ya karşı Ukrayna'ya tam destek veriyor. Dolayısıyla Türkiye, Rusya'ya karşı daha fazla Atlantik bloğunun içinde yer alıyor. Belirttiği nedenlerden ötürü bir anlamda bunu mecburiyetten ötürü yapıyor.

"İkinci paketin alımı pek inandırıcı gelmiyor"
Daha aldığı birinci parti silah sistemini kullanamayan Türkiye, ABD'ye rağmen ikinci bataryaları alabilir mi?
Gelelim konun özüne… S-400'lerin depodan çıkartılıp aktifleştirilmediğini biliyoruz. ABD'nin bunca baskısı varken bu şartlarda birinci paketi alınan S-400'lerin yeni paketini almanın güç olduğunu düşünüyorum. Yani Rusya'dan parasını verip satın aldığımız hava savunma sistemini kendi irademizle kurup, kullanamıyoruz. Bu şartlarda S-400'ün ikinci paketinin alınmasını pek makul ve inandırıcı gelmiyor.
Meseleye bir de Rusya açısından bakmak gerekiyor. Soğuk Savaş'ın bitmesinden bu yana NATO, sınırlarını Rusya'ya yakınlaştırmaya çalıştı. Bugün Baltık ülkelerinden Romanya, Polonya ve Bulgaristan, Karadeniz hattında bir nevi NATO'nun yeni cephesi gibidirler. ABD, Ukrayna ve Beyaz Rusya'yı karıştırarak NATO üyesi yapmaya çalışıyor.

"ABD, Türkiye'nin Rusya ile ilişkilerinden hoşnut değil"
Türkiye, Rusya için ne ifade ediyor?

Türkiye, NATO üyesi olmasına rağmen Rusya için çok önemli. Türkiye coğrafyası, Karadeniz'den Türk boğazları üzerinden Rusya'nın Akdeniz'e açılma olağanı veriyor. Tabii ki NATO üyesi olan Türkiye'nin Rusya'ya yakınlaşması, her iki ülkenin işine geliyor. Fakat ABD bu durumdan hiç de hoşnut olmuyor.
Türkiye-Rusya yakınlaşmasında savunma sanayi alanında iş birliktelikleri getiriyor. Bu anlamda Rusya, Türkiye ile daha fazla işbirliği yapmak ve daha fazla S-400 satmak ister. Bütün bunlar, Rusya'nın Karadeniz güvenliği için güney komşusu Türkiye'nin kendisi için önemli olduğunu ortaya koyuyor.

S-400 bataryaları Rusya tarafından Türkiye'ye teslim edilmişti / Fotoğraf: AA 
"Amerika, Türkiye'yi mutlaka Atlantik bloğunun içinde tutmak ister"
Bu durum da diğer müttefiklerin öfkesine mi neden oluyor?

Artık küresel jeopolitik, Soğuk Savaş dönemindeki gibi statik değil. Jeopolitik artık çok dinamik. Çok hızlı gelişmeler yaşanıyor. Amerika'nın Rusya ve Çin ile yaptığı küresel güç mücadelesi, 11 Eylül saldırılarından sonra yaptığı değişimler, renkli müdahaleler, Büyük Ortadoğu Projesi, Çin'in yükselişi, Kuşak Yol Projesiyle Asya'ya, Avrupa'ya ve Afrika'ya açılması gibi birçok gelişme hızlı yaşandı.
Bu gelişmeler baz alınıp bir değerlendirme yapıldığında Türkiye'nin stratejik konumunun önemi bir kez daha dikkati çekiyor. Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle dünya haritasının tam merkezindedir. Afro-Avrasya'nın tam merkezinde yer alıyor. Bu nedenle bütün büyük güçler gibi Türkiye'yi yanına çekmek ister. Biz zaten şu an Batı'ya angaje olmuş durumdayız. NATO'nun önemli bir üyesiyiz ama Türkiye, uzun vadeli düşünmek zorunda.
Amerika, yeni bir silah üretirken veya başka bir ülkeden alırken kimseye soruyor mu? Burada mesele şu: Türkiye pek çok açıdan önemli bir ülke. Onun için Amerika, Türkiye'yi mutlaka Atlantik bloğunun içinde tutmak ister. Bunun içinde kendi yörüngesinin bir uydusu olarak muhafaza etmeyi arzuluyor. Kaybetmek istemiyor. Ama rahat çalışabileceği bir yönetim arzuluyor.

Peki bu küresel güç mücadelesi nasıl gelişecek?
Çinliler, resmen açıkladı. "2050 yılına geldiğinde küresel lider biz olacağız" dediler. Burada Türkiye'nin nasıl bir tavır ortaya koyacağı önem kazanıyor. Orta kuşak, Türkiye'ye ne gibi avantajlar sağlar? Ortaya çıkan bilgilere göre Çin'in üçüncü köprü yani Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nün hisselerine alma konusundaki müzakereleri son ermiş.
Bu noktada ABD'nin tavrı etkili. Amerika Birleşik Devletleri'nin, Türkiye'nin Rusya ve Çin ile geliştirmek istediği ilişkileri üzerine çok büyük baskısı var. Türkiye'nin de bazı ihtiyaçları ve açıkları var. Mesele şu: Türkiye'nin Atlantik bloğundaki yeri ve konumu Amerika tarafından boyunduruk altına alınmıştır. Dolayısıyla Türkiye'nin mutlak bağımsız politikaları imkanı yoktur, elinden alınmıştır. Türkiye'nin en ciddi meselesi budur.

"Türkiye'nin güçlü orduya, yönetime, mali ve ekonomik yapıya ihtiyacı var" 
Bunun dışındaki meseleleri nelerdir?

Belirttiğim durum kritik öneme sahiptir. Bunun dışında çok önemli iki meselesi var. Birincisi Atatürk'ün söylediği gibi 'aslolan iç cephe'dir. İç cephe, bugün, çok yönlü tehditler altındadır. İç cephenin çökmesinin telafisi yoktur. Türkiye iç cephesini mutlaka güçlü tutmalıdır.
İkincisi ise Türkiye'nin bağımsız politikalar yürütebilmesi için Atlantik boyunduruğundan kurtulması lazımdır. Bu da kolay bir şey değildir. Bunun içinde güçlü bir yönetime, güçlü bir orduya, güçlü mali ve ekonomik yapıya ihtiyacı var.

Şu anda Türkiye bir taraftan Atlantik bloğu diğer taraftansa Avrasya bloğu tarafından sıkıştırılıyor mu?
Tam öyle bir sıkışmışlık yok. Türkiye artık içinde bulunduğu şartlardan Ukrayna üzerinden Rusya'yı karşısına almaktadır. Tabii bundan Amerika'nın rolü var. Yine Amerika'nın empoze etmesinden dolayı Çin ile ilişkilerini asgariye düşürmeye çalışmaktadır. Türkiye Atlantik yapısına daha fazla bağlanmıştır.

"İç cepheyi güçlendirmemiz lazım" 
Neden NATO'ya daha fazla bağlanmaya başladı?

Türkiye'yi buna zorlayan bazı mecburiyetleri vardır. Onun için ısrarla söylüyorum: Aslolan iç cepheyi güçlü tutmaktır. Bağımsız dış politika yürütme imkanının elde etmektir.

İç cephedeki ayrışma, kutuplaşma nasıl giderilecek?
İç cephede ne yazık ki belirttiğiniz gibi ayrışma, kutuplaşma var. Tarikatların ön plana çıktığı bir süreç işletildi. Cumhuriyet değerleri aşındırılıyor. İç cephenin güçlü olması için ayrıştırıcı dile son vererek kutuplaşmayı ortadan kaldırmak gerekiyor. Devamının sağlanması için de ekonomik yapının sağlanması ve mali tarafın güçlü hale getirilmesi şarttır. Öbür tarafta ise sürekli olarak gelen sığınmacılar var. Bu sığınmacılar zaman içerisinde Türkiye'nin iç cephesini daha da sarsacaktır. Bütün bunlara karşı tedbirler almamız ve iç cepheyi güçlendirmemiz lazım. İç cephe ne kadar güçlenirse, dış politikada bağımsız hareket etmek o kadar kolaylaşır.

Konumuza tekrar geri dönersek ikinci parti S-400 bataryalarını almak mümkün olur mu?
Ben bu şartlarda bunun mümkün olabileceğini düşünemiyorum.

"Keşke bağımsız irademizle alabilsek ve kullanabilsek" 
O zaman Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Batı'ya özellikle de ABD'ye mesajı mı veriyor?

Cumhurbaşkanının mesajları ortada. Dış politikada bazen bu tür mesajlar verilir. O, sadece mesaj olarak kalır. Eğer bu kadar borcunuz varsa, Sedat Peker bile bu kadar açığı ortaya koymuşsa, Halk Bankası davası varsa, mevcut S-400'ler hala aktifleştirilmişse, söylenenler mesaj olmaktan öteye gitmez.
Keşke alabilsek. Keşke devamı olacak bataryaları satın alabilsek. Keşke o bağımsız irademizi kullanabilsek ve ihtiyacımız olan hava savunma sanayisine kavuşabilsek.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, bir Girit modelinden bahsetti. Yani bir yere konuşlandırılmayacak mı?
Alınan S-400'ler Ege bölgesine yerleştirilirse, Yunanistan ile aramızdaki stratejik dengeler bütünüyle bizim lehimize değişir. Bu S-400'leri Akdeniz bölgesine taşır, burada aktive edersek, Doğu Akdeniz'deki dengeler büyük çapta etkilenir.

"S-400'ler, sadece bir güvenlik aracı değildir"
O zaman devamının gelmesi şart olmaz mı?

Elbette devamının gelmesi gerekiyor. Mevcutları artırmak şart olur. Türkiye'de bunu siyasetçiler de askerler de biliyor. Ama mevcut olanın da faydalı olduğunu belirtmek de isterim. Bu konuda Türkiye'nin ciddi anlamda ihtiyacı var. Sadece bazı bölgelerin değil İstanbul gibi büyük kentlerin hava güvenliğini de sağlamak lazım.

Türkiye'nin her batarya için 2,5 milyar dolar verecek ekonomik gücü var mı?
Rusya bu konuda bazı kolaylıklar sağlayabilir. Rusya bu silahları satmak ister. S-400'ler, sadece bir güvenlik aracı değildir. Çok kutuplu yeni dünya düzeninde, Türkiye'nin Atlantik yapısı dışında kendi iradesini kullanarak kararlar vere bilme gücün sahip olduğunu göstermesi lazım. Türkiye bunları aldığında dünyaya kuzey komşumla iyi ilişkiler geliştiriyor mesajı da vermiş oluyor. S-400 almak aynı zamanda bir siyasi mesajdır. Uluslararası sisteme adaptasyon meselesinin bir mesajıdır. Çünkü bu küresel güç mücadelesinde Türkiye, stratejik konumunu gözden geçirmek zorunda kalacaktır. Türkiye'nin yaşanan gelişme ve değişimlere ayak uydurması gerekecektir. S-400 ilişkisi de biraz bununla ilgilidir.
Independent Türkçe



Almanya Silahlı Kuvvetleri, Irak ve Ürdün'deki üslere düzenlenen saldırıların ardından askerlerinin güvende olduğunu teyit etti

Dün Erbil Havaalanı yakınlarında ABD güçlerini hedef alan bir İHA saldırısının ardından yükselen duman (EPA)
Dün Erbil Havaalanı yakınlarında ABD güçlerini hedef alan bir İHA saldırısının ardından yükselen duman (EPA)
TT

Almanya Silahlı Kuvvetleri, Irak ve Ürdün'deki üslere düzenlenen saldırıların ardından askerlerinin güvende olduğunu teyit etti

Dün Erbil Havaalanı yakınlarında ABD güçlerini hedef alan bir İHA saldırısının ardından yükselen duman (EPA)
Dün Erbil Havaalanı yakınlarında ABD güçlerini hedef alan bir İHA saldırısının ardından yükselen duman (EPA)

Almanya Silahlı Kuvvetleri, ABD, İsrail ve İran arasında gerginliğin tırmanmasının ardından Irak ve Ürdün'de Alman askerlerinin konuşlu olduğu askeri üslerin saldırıya uğradığını açıkladı. Berlin'deki Harekat Komutanlığı, Irak'ın kuzeyindeki Erbil ve Ürdün'deki çok uluslu tesislerin cumartesi ve pazar günü hedef alındığını belirtti. Komutanlık, bu bölgelerde konuşlu Alman askerlerinin sığınaklarda olduklarını ve zarar görmediklerini, her iki bölgede de hava savunma önlemlerinin alındığını ekledi. Harekat Komutanlığı Sözcüsü, Alman askerlerinin saldırının doğrudan hedefi olmadığını söyledi. Ordu, olayların sorumlularının kimler olduğu konusunda ayrıntılı bilgi vermedi.

Saldırılar, cumartesi günü ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği hava saldırılarının ardından gerçekleşti.

Saldırıya uğrayan İran, bölgedeki İsrail ve ABD üslerine misilleme saldırıları düzenledi. Irak'taki İran yanlısı milis gruplar da Irak ve bölgenin diğer yerlerindeki ‘düşman’ üslerine düzenledikleri saldırıların sorumluluğunu üstlendi.

Almanya ordusu, DEAŞ’ın yeniden ortaya çıkmasını önlemeyi amaçlayan Uluslararası Koalisyon’un bir parçası olarak Irak ve Ürdün'deki operasyonlara katılıyor.


Tahran ateş altında: Trump diyaloga açık olduğunu açıkladı

İsrail ordusu tarafından dün yayınlanan bir video klip, Hamaney'in karargahının hedef alındığı anı gösteriyor (AFP) Karede İran liderinin bir fotoğrafı yer alıyor (DPA)
İsrail ordusu tarafından dün yayınlanan bir video klip, Hamaney'in karargahının hedef alındığı anı gösteriyor (AFP) Karede İran liderinin bir fotoğrafı yer alıyor (DPA)
TT

Tahran ateş altında: Trump diyaloga açık olduğunu açıkladı

İsrail ordusu tarafından dün yayınlanan bir video klip, Hamaney'in karargahının hedef alındığı anı gösteriyor (AFP) Karede İran liderinin bir fotoğrafı yer alıyor (DPA)
İsrail ordusu tarafından dün yayınlanan bir video klip, Hamaney'in karargahının hedef alındığı anı gösteriyor (AFP) Karede İran liderinin bir fotoğrafı yer alıyor (DPA)

İran ile ABD ve İsrail arasındaki çatışma dün, Tahran'ın merkezinde ve diğer şehirlerde yoğunlaşan ağır saldırıların yanı sıra Tahran'ın Dini Lider Ali Hamaney ve bazı üst düzey askeri yetkililerin öldürüldüğünü ve bir ‘liderlik konseyinin’ kurulduğunu doğrulamasıyla tırmandı.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, geçici bir liderlik konseyinin Dini Lider'in görevlerini üstleneceğini açıklarken, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bir veya iki gün içinde yeni bir Dini Lider'in seçileceğini söyledi. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ise Ali Hamaney'in öldürülmesinin intikamını alma sözü vererek, ‘kararlı ve sert’ bir misilleme olacağını duyurdu.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'ı herhangi bir misillemede bulunmaması konusunda uyardı ve İranlılarla ‘diyaloga’ açık olduğunu belirterek, “Onlar (İranlılar) konuşmak istiyorlar, ben de bunu kabul ettim” dedi. Ancak Trump, bombardımanların ‘gerekli olduğu sürece’ sürdüreceklerini de ekledi.

İran’a yönelik saldırılarda 48 komutan ve liderin öldürüldüğünü açıklayan Trump, ABD ordusunun bir İran gemisini batırdığını, dokuz İran gemisinin imha edildiğini ve deniz komuta merkezinin büyük ölçüde tahrip edildiğini söyledi.

Öte yandan ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), USS Abraham Lincoln uçak gemisinin İran füzeleri tarafından vurulduğu iddialarını yalanladı. Fakat çatışmalarda üç askerin öldüğünü doğruladı. Böylece ABD, ilk kez kayıp açıklamasında bulundu.

Diğer taraftan Tahran, saldırıların başlamasından bu yana en şiddetli saldırılara tanık oldu. Saldırılar, Genelkurmay Başkanlığı, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi karargahı ve Polis Komutanlığı dahil olmak üzere askeri ve komuta karargahlarını hedef aldı. Polis Komutanlığı İstihbarat Teşkilatı Başkanı Rızaiyan’ın öldüğü doğrulandı.

İran İstihbarat Bakanlığı karargahı ve Tahran çarşısı çevresindeki hükümet binalarına da saldırılar olduğu bildirildi.

İsrail ordusu, operasyonlarının ‘Tahran'a giden yolu açmak’ amacıyla yapıldığını açıkladı. Açıklamada İran'ın batı ve orta kesimlerindeki hava savunma sistemlerinin çoğunun imha edildiği doğrulandı.

İran, saldırıların başlamasından bu yana 200'den fazla kişinin öldüğünü açıklarken İsrail'e çok sayıda füzeli saldırı düzenledi. İsrail acil yardım servisi Kızıl Davut Yıldızı, Beyt Şemeş beldesine düzenlenen füze saldırısında dokuz kişinin öldüğünü açıkladı.


Hizbullah'ın İsrail'in kuzeyine yönelik roketli saldırısının ardından Lübnan'a şiddetli hava saldırıları düzenlendi

2024 yılında Beyrut'un güney banliyölerinde gerçekleşen bir önceki bombardımandan bir kare (Arşiv - AFP)
2024 yılında Beyrut'un güney banliyölerinde gerçekleşen bir önceki bombardımandan bir kare (Arşiv - AFP)
TT

Hizbullah'ın İsrail'in kuzeyine yönelik roketli saldırısının ardından Lübnan'a şiddetli hava saldırıları düzenlendi

2024 yılında Beyrut'un güney banliyölerinde gerçekleşen bir önceki bombardımandan bir kare (Arşiv - AFP)
2024 yılında Beyrut'un güney banliyölerinde gerçekleşen bir önceki bombardımandan bir kare (Arşiv - AFP)

Resmi haber ajansları, Hizbullah'ın İran Dini Lideri Ali Hamaney'e yönelik suikasta misilleme olarak İsrail'e roketler ve insansız hava araçları (İHA) ile saldırı düzenlediğini açıklamasının ardından, İsrail pazar gecesi Lübnan'ın çeşitli bölgelerine hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

İsrail ordusu, Hizbullah’ın üst düzey yetkililerinin başkent Beyrut ve Lübnan'ın güneyinde bulundukları noktaları hedef aldığını açıkladı. Açıklamada “İsrail güçleri Hizbullah'ın İsrail Devleti'ne roketli saldırısına misilleme olarak Lübnan genelinde Hizbullah terör örgütüne ait hedefleri vurmaya başladı” denildi.

İran destekli Hizbullah tarafından yapılan açıklamada, Lübnan ve halkını savunmak ve İsrail'in tekrarlanan saldırılarına yanıt vermek amacıyla İslami direnişin, işgal altındaki Hayfa şehrinin güneyindeki İsrail ordusunun Carmel Füze Savunma Tesisi’ni hassas füzeler ve İHA’lar ile hedef aldığı belirtildi.

Öte yandan bu saldırı, Hizbullah ile İsrail arasında bir yılı aşkın bir süre süren çatışmaları sona erdiren 2024 yılının kasım ayında varılan ateşkesin ardından Hizbullah'ın İsrail'e yönelik ilk saldırısı olurken

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı NNA, İsrail'in Beyrut'un güney banliyölerinden başlayarak Lübnan'ın çeşitli bölgelerine saldırılar düzenlediğini bildirdi. NNA ayrıca, ‘İsrail'in bir dizi saldırısının ardından güney banliyölerinden ve güneyden büyük bir göç yaşandığını’ da aktardı.

Diğer taraftan Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, roketli saldırıyı kınadı. Selam, sosyal medya platformu X'te yaptığı açıklamada, “Bunun arkasında kim varsa, Lübnan'ın güneyinden roket saldırısı düzenlemek, Lübnan'ın güvenliğini ve emniyetini tehlikeye atan ve İsrail'e saldırılarına devam etmek için bahane veren sorumsuz ve şüpheli bir eylemdir” dedi. Lübnan Başbakanı, “Ülkenin yeni maceralara sürüklenmesine izin vermeyeceğiz ve failleri tutuklamak ve Lübnan halkını korumak için gerekli tüm önlemleri alacağız” diye ekledi. Lübnanlı yetkililer, ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırının İran’ın derhal karşı tepkisini tetiklemesiyle başlayan bölgedeki çatışmaya ülkelerini dahil etmek istemediklerini defalarca kez dile getirdiler.