Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen: S-400'lerin alınması hayati öneme sahip iki şarta bağlı

Türkiye, Rusya'dan satın aldığı S-400'lerin birici paketini teslim aldı ama şimdiye kadar aktifleştirmedi / Fotoğraf: AA
Türkiye, Rusya'dan satın aldığı S-400'lerin birici paketini teslim aldı ama şimdiye kadar aktifleştirmedi / Fotoğraf: AA
TT

Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen: S-400'lerin alınması hayati öneme sahip iki şarta bağlı

Türkiye, Rusya'dan satın aldığı S-400'lerin birici paketini teslim aldı ama şimdiye kadar aktifleştirmedi / Fotoğraf: AA
Türkiye, Rusya'dan satın aldığı S-400'lerin birici paketini teslim aldı ama şimdiye kadar aktifleştirmedi / Fotoğraf: AA

Türkiye, 2,5 milyar dolar vererek Rusya'dan hava savunma sistemi olan S-400 aldı.
Birinci paket bataryalar, Türkiye'ye getirildi. Test edildi fakat bir yere kurulamadı.
Aktifleştirilmemenin sebebi ise Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) tavrı.
ABD, açık şekilde S-400'lerin bir NATO üyesi Türkiye tarafından kullanılmaması gerektiğini savunuyor.
"Aksi olursa Türkiye'ye yönelik yaptırımlarda bulunacağız" tehdidini savuruyor ABD.
Türkiye ise S-400 konusunun bedelini ağır şekilde ödüyor.
Rusya'ya ödediği bedelin yanı sıra yıllardır içinde yer aldığı F-35 projesinden çıkartıldı.
Hatta ücretini ödediği F-35 uçaklarına da kavuşmayacağı, ABD tarafından resmi şekilde bildirildi.
Türkiye ile ABD arasında gerginliğe yol açan S-400 konusu yine gündemde.
Bu kez ikinci bataryalar üzerinden tartışma yürütülüyor.

Önce Rusya sonra Erdoğan mesaj verdi
Önce Rus askeri ihracat şirketi Rosoboronexport Genel Direktörü Aleksandr Miheyev, Türkiye ile ikinci S-400 anlaşmasının bu yıl içinde imzalanmasını beklediklerini açıkladı.
Ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bosna Hersek ve Karadağ ziyareti sonrası Türkiye'ye dönerken bu konuda gazetecilere açıklamada bulundu.
Erdoğan, S-400'lerle "Rusya'yla ilgili, ikinci paketin alımı vesaire, bu konularda bizim herhangi bir tereddüdümüz yok. Rusya'yla bizim gerek S-400 konusu olsun, gerek savunma sanayine yönelik olsun, birçok adımımız var" ifadelerini kullandı.
Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen ile Türkiye'nin S-400 meselesini konuştuk.
Eslen, Türkiye'nin dilediği ülkeden dilediği silahları satın alabileceğini belirtiyor ancak bunu çok önemli şartlara bağlı olduğunu söylüyor.
Eslen'e göre Türkiye, bağımsız dış politika yürütebilme gücüne kavuşursa istediği silahı istediği devletten alabilir. Ama tam bağımsız dış politika yürütebilme imkanını elde etmenin de bazı şartları var.
Eslen'e yönelttiğimiz soru ve cevaplar şöyle:

Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen / Fotoğraf: Biyografya
"Dünya jeopolitiği hızla değişiyor"
S-400 hava savunma sistemi yine tartışılıyor. Birincisinde yaşanan sorunlar çözülmeden ikinci partisi konuşuluyor. Gerçekten Türkiye'nin buna ihtiyacı var mı?

Evvela şunu ifade edeyim: Türkiye'nin yüksek irtifa hava savunma sistemi yoktu. Bu eksikliği gidermek istedik. Bunun için girişimlerde bulunduk. En sonunda Rusya'dan S-400'leri aldık. Ama aldığımız bu sistem yeterli değil. Bunun çoğaltılması gerekiyor.
Havadan gelecek balistik füzelere ve saldırıda bulunacak uçaklara karşı S-400'lerden daha fazla batarya edinmemiz gerekiyor.
Dünya jeopolitiğinde çok hızlı gelişmeler yaşanıyor. Türkiye coğrafi konumu itibarıyla çok kritik bir yerde. NATO'nun bir üyesidir Türkiye. NATO'daki ilişkilerimizi sürdürürken komşularımızla da iyi diyaloglar geliştirmek zorundayız. Rusya da Türkiye'nin bir komşusu. Rusya ile ilişkilerimizi o kadar iyileştirdik ki hava savunma sistemini onlardan aldık. Ama olay sadece NATO ve Rusya'dan ibaret değil. Diğer taraftan da sürekli olarak güçlenen bir Çin gerçeği var.

Çin'in Türkiye'ye etkisi ne olur?
Çin'in yükselişi büyük oradan "Bir Kuşak, Bir Yol" projesine bağlı. Bir Kuşak Bir Yol projesinin Avrupa'ya ulaşacağı en önemli güzergâh "Orta Kuşak"tır. Orta Kuşak'ta Türkiye yer alıyor. Dolayısıyla Çin'in Türkiye'ye, Türkiye'nin Çin'e sağlayacağı avantajlar var. Ama Türkiye'nin bazı sorunları bulunuyor. Özellikle dış politikada.
Türkiye'nin dış politikada bağımsız bir yol izlemesi güç gözüküyor. Özellikle de bu dönemde bağımsız bir dış politika uygulaması çok zor. Türkiye borçlu bir ülke. Borçlarının faizlerini bile ödemek için Batı'nın mali kaynaklarına ihtiyacı var.  Ticareti de büyük oranda Avrupa Birliği üyesi ülkelerle yapıyor. Diğer taraftansa Sedat Peker'in videolarda anlattığı olaylar var. Türkiye'yi yönetenlere kadar uzuyor Peker'in suçlamaları. Bu da uluslararası arenada suç teşkil ediyor.  Bu açıdan bakıldığında ABD'ye karşı bazı açıkları var.

Türkiye'nin 2,5 milyar dolar vererek aldığı hava savunma sistemini nereye konuşlandıracağı merak konusu / Fotoğraf: AA
ABD'nin elindeki Türkiye kozları
Türkiye Halk Bankası, kara para aklama suçlaması, uyuşturucu satışı gibi ciddi konular var ülkenin önünde. ABD için bunların hepsi birer koz.
Amerika Birleşik Devletleri, Joe Biden döneminde küresel güç mücadelesi kapsamında iki hedef ülke belirledi. Aslı hedef Çin, ikinci hedef ise Rusya. ABD, bu kapsamda son zamanlarda Rusya'ya karşı NATO ile birlikte Doğu Avrupa'da ciddi girişimlerde bulunuyor. Karadeniz'e NATO üyesi ülkelerin savaş gemilerini soktu. Yunanistan'a çok ciddi yığınak yaptı. ABD'nin, Rusya karşıtı girişimlerine Türkiye de iştirak etti. Ayrıca Türkiye, Kırım meselesinde Ukrayna'nın yanında yer aldı. Rusya'ya karşı Ukrayna'ya tam destek veriyor. Dolayısıyla Türkiye, Rusya'ya karşı daha fazla Atlantik bloğunun içinde yer alıyor. Belirttiği nedenlerden ötürü bir anlamda bunu mecburiyetten ötürü yapıyor.

"İkinci paketin alımı pek inandırıcı gelmiyor"
Daha aldığı birinci parti silah sistemini kullanamayan Türkiye, ABD'ye rağmen ikinci bataryaları alabilir mi?
Gelelim konun özüne… S-400'lerin depodan çıkartılıp aktifleştirilmediğini biliyoruz. ABD'nin bunca baskısı varken bu şartlarda birinci paketi alınan S-400'lerin yeni paketini almanın güç olduğunu düşünüyorum. Yani Rusya'dan parasını verip satın aldığımız hava savunma sistemini kendi irademizle kurup, kullanamıyoruz. Bu şartlarda S-400'ün ikinci paketinin alınmasını pek makul ve inandırıcı gelmiyor.
Meseleye bir de Rusya açısından bakmak gerekiyor. Soğuk Savaş'ın bitmesinden bu yana NATO, sınırlarını Rusya'ya yakınlaştırmaya çalıştı. Bugün Baltık ülkelerinden Romanya, Polonya ve Bulgaristan, Karadeniz hattında bir nevi NATO'nun yeni cephesi gibidirler. ABD, Ukrayna ve Beyaz Rusya'yı karıştırarak NATO üyesi yapmaya çalışıyor.

"ABD, Türkiye'nin Rusya ile ilişkilerinden hoşnut değil"
Türkiye, Rusya için ne ifade ediyor?

Türkiye, NATO üyesi olmasına rağmen Rusya için çok önemli. Türkiye coğrafyası, Karadeniz'den Türk boğazları üzerinden Rusya'nın Akdeniz'e açılma olağanı veriyor. Tabii ki NATO üyesi olan Türkiye'nin Rusya'ya yakınlaşması, her iki ülkenin işine geliyor. Fakat ABD bu durumdan hiç de hoşnut olmuyor.
Türkiye-Rusya yakınlaşmasında savunma sanayi alanında iş birliktelikleri getiriyor. Bu anlamda Rusya, Türkiye ile daha fazla işbirliği yapmak ve daha fazla S-400 satmak ister. Bütün bunlar, Rusya'nın Karadeniz güvenliği için güney komşusu Türkiye'nin kendisi için önemli olduğunu ortaya koyuyor.

S-400 bataryaları Rusya tarafından Türkiye'ye teslim edilmişti / Fotoğraf: AA 
"Amerika, Türkiye'yi mutlaka Atlantik bloğunun içinde tutmak ister"
Bu durum da diğer müttefiklerin öfkesine mi neden oluyor?

Artık küresel jeopolitik, Soğuk Savaş dönemindeki gibi statik değil. Jeopolitik artık çok dinamik. Çok hızlı gelişmeler yaşanıyor. Amerika'nın Rusya ve Çin ile yaptığı küresel güç mücadelesi, 11 Eylül saldırılarından sonra yaptığı değişimler, renkli müdahaleler, Büyük Ortadoğu Projesi, Çin'in yükselişi, Kuşak Yol Projesiyle Asya'ya, Avrupa'ya ve Afrika'ya açılması gibi birçok gelişme hızlı yaşandı.
Bu gelişmeler baz alınıp bir değerlendirme yapıldığında Türkiye'nin stratejik konumunun önemi bir kez daha dikkati çekiyor. Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle dünya haritasının tam merkezindedir. Afro-Avrasya'nın tam merkezinde yer alıyor. Bu nedenle bütün büyük güçler gibi Türkiye'yi yanına çekmek ister. Biz zaten şu an Batı'ya angaje olmuş durumdayız. NATO'nun önemli bir üyesiyiz ama Türkiye, uzun vadeli düşünmek zorunda.
Amerika, yeni bir silah üretirken veya başka bir ülkeden alırken kimseye soruyor mu? Burada mesele şu: Türkiye pek çok açıdan önemli bir ülke. Onun için Amerika, Türkiye'yi mutlaka Atlantik bloğunun içinde tutmak ister. Bunun içinde kendi yörüngesinin bir uydusu olarak muhafaza etmeyi arzuluyor. Kaybetmek istemiyor. Ama rahat çalışabileceği bir yönetim arzuluyor.

Peki bu küresel güç mücadelesi nasıl gelişecek?
Çinliler, resmen açıkladı. "2050 yılına geldiğinde küresel lider biz olacağız" dediler. Burada Türkiye'nin nasıl bir tavır ortaya koyacağı önem kazanıyor. Orta kuşak, Türkiye'ye ne gibi avantajlar sağlar? Ortaya çıkan bilgilere göre Çin'in üçüncü köprü yani Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nün hisselerine alma konusundaki müzakereleri son ermiş.
Bu noktada ABD'nin tavrı etkili. Amerika Birleşik Devletleri'nin, Türkiye'nin Rusya ve Çin ile geliştirmek istediği ilişkileri üzerine çok büyük baskısı var. Türkiye'nin de bazı ihtiyaçları ve açıkları var. Mesele şu: Türkiye'nin Atlantik bloğundaki yeri ve konumu Amerika tarafından boyunduruk altına alınmıştır. Dolayısıyla Türkiye'nin mutlak bağımsız politikaları imkanı yoktur, elinden alınmıştır. Türkiye'nin en ciddi meselesi budur.

"Türkiye'nin güçlü orduya, yönetime, mali ve ekonomik yapıya ihtiyacı var" 
Bunun dışındaki meseleleri nelerdir?

Belirttiğim durum kritik öneme sahiptir. Bunun dışında çok önemli iki meselesi var. Birincisi Atatürk'ün söylediği gibi 'aslolan iç cephe'dir. İç cephe, bugün, çok yönlü tehditler altındadır. İç cephenin çökmesinin telafisi yoktur. Türkiye iç cephesini mutlaka güçlü tutmalıdır.
İkincisi ise Türkiye'nin bağımsız politikalar yürütebilmesi için Atlantik boyunduruğundan kurtulması lazımdır. Bu da kolay bir şey değildir. Bunun içinde güçlü bir yönetime, güçlü bir orduya, güçlü mali ve ekonomik yapıya ihtiyacı var.

Şu anda Türkiye bir taraftan Atlantik bloğu diğer taraftansa Avrasya bloğu tarafından sıkıştırılıyor mu?
Tam öyle bir sıkışmışlık yok. Türkiye artık içinde bulunduğu şartlardan Ukrayna üzerinden Rusya'yı karşısına almaktadır. Tabii bundan Amerika'nın rolü var. Yine Amerika'nın empoze etmesinden dolayı Çin ile ilişkilerini asgariye düşürmeye çalışmaktadır. Türkiye Atlantik yapısına daha fazla bağlanmıştır.

"İç cepheyi güçlendirmemiz lazım" 
Neden NATO'ya daha fazla bağlanmaya başladı?

Türkiye'yi buna zorlayan bazı mecburiyetleri vardır. Onun için ısrarla söylüyorum: Aslolan iç cepheyi güçlü tutmaktır. Bağımsız dış politika yürütme imkanının elde etmektir.

İç cephedeki ayrışma, kutuplaşma nasıl giderilecek?
İç cephede ne yazık ki belirttiğiniz gibi ayrışma, kutuplaşma var. Tarikatların ön plana çıktığı bir süreç işletildi. Cumhuriyet değerleri aşındırılıyor. İç cephenin güçlü olması için ayrıştırıcı dile son vererek kutuplaşmayı ortadan kaldırmak gerekiyor. Devamının sağlanması için de ekonomik yapının sağlanması ve mali tarafın güçlü hale getirilmesi şarttır. Öbür tarafta ise sürekli olarak gelen sığınmacılar var. Bu sığınmacılar zaman içerisinde Türkiye'nin iç cephesini daha da sarsacaktır. Bütün bunlara karşı tedbirler almamız ve iç cepheyi güçlendirmemiz lazım. İç cephe ne kadar güçlenirse, dış politikada bağımsız hareket etmek o kadar kolaylaşır.

Konumuza tekrar geri dönersek ikinci parti S-400 bataryalarını almak mümkün olur mu?
Ben bu şartlarda bunun mümkün olabileceğini düşünemiyorum.

"Keşke bağımsız irademizle alabilsek ve kullanabilsek" 
O zaman Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Batı'ya özellikle de ABD'ye mesajı mı veriyor?

Cumhurbaşkanının mesajları ortada. Dış politikada bazen bu tür mesajlar verilir. O, sadece mesaj olarak kalır. Eğer bu kadar borcunuz varsa, Sedat Peker bile bu kadar açığı ortaya koymuşsa, Halk Bankası davası varsa, mevcut S-400'ler hala aktifleştirilmişse, söylenenler mesaj olmaktan öteye gitmez.
Keşke alabilsek. Keşke devamı olacak bataryaları satın alabilsek. Keşke o bağımsız irademizi kullanabilsek ve ihtiyacımız olan hava savunma sanayisine kavuşabilsek.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, bir Girit modelinden bahsetti. Yani bir yere konuşlandırılmayacak mı?
Alınan S-400'ler Ege bölgesine yerleştirilirse, Yunanistan ile aramızdaki stratejik dengeler bütünüyle bizim lehimize değişir. Bu S-400'leri Akdeniz bölgesine taşır, burada aktive edersek, Doğu Akdeniz'deki dengeler büyük çapta etkilenir.

"S-400'ler, sadece bir güvenlik aracı değildir"
O zaman devamının gelmesi şart olmaz mı?

Elbette devamının gelmesi gerekiyor. Mevcutları artırmak şart olur. Türkiye'de bunu siyasetçiler de askerler de biliyor. Ama mevcut olanın da faydalı olduğunu belirtmek de isterim. Bu konuda Türkiye'nin ciddi anlamda ihtiyacı var. Sadece bazı bölgelerin değil İstanbul gibi büyük kentlerin hava güvenliğini de sağlamak lazım.

Türkiye'nin her batarya için 2,5 milyar dolar verecek ekonomik gücü var mı?
Rusya bu konuda bazı kolaylıklar sağlayabilir. Rusya bu silahları satmak ister. S-400'ler, sadece bir güvenlik aracı değildir. Çok kutuplu yeni dünya düzeninde, Türkiye'nin Atlantik yapısı dışında kendi iradesini kullanarak kararlar vere bilme gücün sahip olduğunu göstermesi lazım. Türkiye bunları aldığında dünyaya kuzey komşumla iyi ilişkiler geliştiriyor mesajı da vermiş oluyor. S-400 almak aynı zamanda bir siyasi mesajdır. Uluslararası sisteme adaptasyon meselesinin bir mesajıdır. Çünkü bu küresel güç mücadelesinde Türkiye, stratejik konumunu gözden geçirmek zorunda kalacaktır. Türkiye'nin yaşanan gelişme ve değişimlere ayak uydurması gerekecektir. S-400 ilişkisi de biraz bununla ilgilidir.
Independent Türkçe



İttifakların hüküm sürdüğü dünyada ABD ile Çin arasında büyük bir çatışma yaşanacak mı?

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping (Reuters)
TT

İttifakların hüküm sürdüğü dünyada ABD ile Çin arasında büyük bir çatışma yaşanacak mı?

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping (Reuters)

Antoine el-Hac

Dünya, Ortadoğu’da devam eden savaşın sonuçlarından ve çatışmanın genişleyerek başka tarafların da dahil olmasıyla Üçüncü Dünya Savaşı’na dönüşme ihtimalinden endişe duyuyor. Ancak bazı çevreler, bu savaşın aslında yıllar önce başladığını, fakat henüz klasik askeri ve coğrafi biçimde doğrudan bir çatışma niteliği kazanmadığını savunuyor.

Bu çerçevede Washington’da birçok kişi, İran’a yönelik saldırının Çin açısından ne anlama geldiğini tartışıyor. Bu değerlendirmeleri yapanlar arasında, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve İran’ı ABD’nin gücünü zayıflatmayı ve uluslararası sistemi yeniden şekillendirmeyi amaçlayan tek bir eksen içinde gören sertlik yanlısı siyaset çevreleri bulunuyor.

Dolayısıyla Washington’daki bazı sertlik yanlısı çevreler, mevcut savaşın daha derin düzeyde Çin’e karşı stratejik bir adım olduğunu düşünüyor. ABD dış politika çevrelerinde ise Çin’in, ülkenin küresel konumunu; ekonomi, siyaset ve askeri güç alanlarındaki liderliğini, kısacası dünya çapındaki nüfuzunu tehdit eden birinci rakip olduğu konusunda geniş bir mutabakat bulunduğu ifade ediliyor.

ABD ile Çin arasında olası bir çatışmanın nedenleri neler ve böyle bir çatışmanın gerçekleşme olasılığı ne?

ABD’ye ait iki F/A-18 Hornet savaş uçağı, Ortadoğu’daki USS Abraham Lincoln uçak gemisinden kalkış yapıyor. (Reuters)ABD’ye ait iki F/A-18 Hornet savaş uçağı, Ortadoğu’daki USS Abraham Lincoln uçak gemisinden kalkış yapıyor. (Reuters)

Ekonomik rekabet

ABD ile Çin arasındaki ekonomik rekabet, 2025 yılı ve 2026’nın başlarında belirleyici bir aşamaya girdi. Taraflar arasında yüksek gümrük tarifelerinin uygulanmasıyla tırmanan gerilim, Cenevre’de yapılan görüşmelerin ardından geçici olarak yumuşadı. 2018’de başlayan ticaret savaşının şiddeti ise Donald Trump’ın 2025 başında yeniden başkanlığa dönmesiyle birlikte daha da arttı.

Rakamlarla ifade edildiğinde Çin’in gayrisafi yurt içi hasılası (GSYİH) 20,6 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor ve 2026 için yüzde 5 büyüme öngörülüyor. ABD ekonomisinin büyüklüğü ise 31,4 trilyon dolar olarak hesaplanırken, 2026 için yüzde 2,2 büyüme bekleniyor. Citi Group analistleri, iki ülkenin büyüme hızları dikkate alındığında Çin ekonomisinin 2030’lu yılların ortalarında ABD ekonomisini geride bırakabileceğini öngörüyor. Ancak bazı analistler, ABD’nin sahip olduğu büyük ekonomik güç ve jeopolitik avantajlar nedeniyle Çin ekonomisinin en azından öngörülebilir gelecekte ABD’yi geçemeyebileceğini savunuyor.

New York merkezli Dış İlişkiler Konseyi’nin (CFR) yayımladığı bir raporda araştırmacı Yanzhong Huang, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in yıllar önce ‘Doğu’nun yükselişi ve Batı’nın gerilemesi’ ifadesini kullandığını hatırlatarak, bu söylemin Çin’in yükselişinin Batı uygarlığının ve özellikle ABD’nin yerini alacağı yönündeki bir beklentiyi yansıttığını belirtti. Ancak özellikle Kovid-19 salgını sonrasında dengelerin kısmen değiştiği ifade ediliyor. ABD ekonomisi güçlü bir toparlanma gösterirken Çin ekonomisinin büyüme hızı yavaşladı ve yıllarca yüzde 7’nin üzerinde seyreden büyüme oranlarının gerisinde kaldı.

Buna rağmen iki ülke arasındaki ekonomik rekabetin devam etmesi bekleniyor. Her iki taraf da kendi araçlarına dayanıyor: Çin yenilikçilik kapasitesini güçlendirirken, ABD küresel ölçekteki nüfuzunu ve gücünü kullanıyor. Washington ve Pekin’in birbirlerine temkin ve kuşkuyla yaklaştığı, bu nedenle ABD’nin Çin üzerindeki baskıyı artırma politikasını sürdürdüğü; Çin’in ise ekonomik ilerlemesini güvence altına almak için askeri kapasitesini güçlendirmeye devam ettiği belirtiliyor.

Etkileşim noktaları

Ekonomik ve ticari rekabetin (gümrük tarifeleri, nadir metaller, Kuşak ve Yol Girişimi vb.) yanı sıra, daha büyük bir çatışmayı tetikleyebilecek bazı hassas gerilim noktaları da bulunuyor. Bunlar kısaca şöyle sıralanabilir:

1- Doğu Çin Denizi: Çin ile Japonya arasında Doğu Çin Denizi’nde uzun süredir ciddi bir gerilim yaşanıyor. ABD’nin, Japonya’nın yönettiği Senkaku Adaları’nın (Çin’in Diaoyu adını verdiği adalar) Japon yönetiminde kalması gerektiğini ve ABD-Japonya güvenlik ittifakının koruması altında olduğunu vurgulaması, Pekin ile Washington arasında olası bir çatışma ihtimalini canlı tutuyor. Hatta Çin ile Japonya arasında çıkabilecek bir askeri çatışma, ABD’yi Tokyo’ya destek vermeye ve doğrudan Pekin’le karşı karşıya gelmeye zorlayabilir.

2- Güney Çin Denizi: Amerikalı siyasi yazar Robert Kaplan, Güney Çin Denizi’ni ‘Asya’nın kaynayan kazanı’ olarak nitelendiriyor. Bölge, Çin ile kıyıdaş ülkeler arasında sürekli bir gerilim alanı olmaya devam ediyor. Özellikle Tayvan, Filipinler, Malezya, Brunei, Endonezya ve Vietnam ile çeşitli anlaşmazlıklar bulunuyor. Pekin’in ‘dokuz çizgili hat’ olarak bilinen iddiasını ilan etmesi, fiilen bu denizin büyük bölümünü Çin’e ait geniş bir ‘Çin gölü’ gibi gördüğü anlamına geliyor. Bu nedenle küçük bir sürtüşmenin bile daha büyük bir krize dönüşme ihtimali bulunuyor. ABD de böyle bir durumda müdahale etmek zorunda kalabileceğini düşünüyor. Çünkü bu denizden trilyonlarca dolar değerinde ticari mal geçişi yapılıyor ve deniz tabanında petrol, doğal gaz ve değerli madenler gibi yine trilyonlarca dolar değerinde kaynak bulunduğu tahmin ediliyor.

Çin’in inşa ettiği ilk uçak gemisi ‘Liaoning’… Çin’in şu anda 3 uçak gemisi bulunuyor. (Arşiv – Reuters)Çin’in inşa ettiği ilk uçak gemisi ‘Liaoning’… Çin’in şu anda 3 uçak gemisi bulunuyor. (Arşiv – Reuters)

3- Tayvan: Çin, Tayvan’ın kendi topraklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan ‘Tek Çin’ politikasından vazgeçmiş değil. Pekin yönetimi, Tayvan’ı er ya da geç ‘barışçıl yeniden birleşme’ yoluyla yeniden kendi yönetimine katmayı hedeflediğini söylüyor. Ancak Tayvan’ın bağımsızlık ilan etmesi ya da dış güçlerin anlaşmazlığa müdahale etmesi durumunda askeri güç kullanma ihtimalini de dışlamıyor.

Öte yandan ABD de ‘Tek Çin’ politikasını benimsediğini ifade ederek Çin Halk Cumhuriyeti’ni resmen tanıyor. Bununla birlikte Washington, Tayvan ile güçlü fakat resmî olmayan ilişkiler sürdürüyor. Amaç, mevcut statükoyu korumak ve taraflardan herhangi birinin tek taraflı adımlar atmasına karşı çıkmak. ABD ayrıca Tayvan’a savunma amaçlı askeri destek sağlıyor ve onu bir devlet olarak tanımadan uluslararası kuruluşlara katılımını destekliyor.

4- Kazara yaşanabilecek bir olay: ABD ile Çin arasında denizlerde veya hava sahasında meydana gelebilecek herhangi bir kazara olay, askeri bir sürtüşmeye ve çatışmaya, hatta daha geniş bir krize dönüşebilir. Bu bağlamda en hassas bölge dünyanın en büyük okyanusu olan Pasifik’tir. Pasifik, Çin ekonomisi için hayati bir geçiş yolu, adeta bir yaşam damarıdır. Çünkü bu bölgede seyrüsefer özgürlüğünün kısıtlanması, Çin’in ihracatını ve dolayısıyla genel ekonomik faaliyetlerini ciddi şekilde sekteye uğratabilir. Ayrıca 15 Eylül 2021’de kurulan Avustralya, Birleşik Krallık ve ABD arasındaki üçlü güvenlik ittifakı AUKUS’un da bu bağlamda önemli olduğu belirtiliyor. Bu ittifakın açık hedefi Hint-Pasifik bölgesini ‘açık ve serbest’ bir alan olarak korumak olsa da, bazı değerlendirmelere göre örtük hedeflerinden biri de Çin’in deniz yollarındaki hareket alanını mümkün olduğunca sınırlamak ve Pekin’in bölgesel nüfuzunu dengelemek.

Dünya izliyor

Açık olan şu ki Çin, geleneksel, nükleer ve elbette siber askerî kapasitesini güçlendirmek için yoğun çaba sarf etmesine rağmen, süren çatışmalar karşısında genellikle keskin ve doğrudan çatışmacı tutumlar almaktan kaçınmaya çalışıyor. Buna karşın Çin ile ABD arasındaki sert ekonomik rekabet devam ediyor ve giderek daha da yoğunlaşıyor. Bu durum doğal olarak şu soruyu gündeme getiriyor: Dünyanın birinci ve ikinci büyük ekonomileri gerçekten hiç karşı karşıya gelmeden yoluna devam edebilir mi?

 ABD destroyeri USS Delbert D. Black, Epic Fury Operasyonu kapsamında bir Tomahawk füzesi fırlatıyor. (Reuters)ABD destroyeri USS Delbert D. Black, Epic Fury Operasyonu kapsamında bir Tomahawk füzesi fırlatıyor. (Reuters)

Her ne kadar böyle bir çatışma ihtimali şu an için uzak görünse de iki ülke arasında gerilimi tetikleyebilecek noktaların sayısı oldukça fazla. Bu nedenle böyle bir senaryoyu tamamen dışlamak da mümkün görünmüyor. Özellikle Çin’in ABD’ye benzer bir jeopolitik strateji izlemeye karar vermesi durumunda risk daha da artabilir.

Bu noktada asıl soru şu: Nükleer güce sahip bu iki devlet, doğrudan askerî bir çatışmaya yol açabilecek gerilimleri azaltacak yollar bulabilecek mi? Çünkü böyle bir çatışma, yalnızca iki ülkeyi değil, açık veya örtülü biçimde taraf tutmuş başka ülkeleri de içine çekebilir. Üstelik dünya hâlâ bloklaşma ve kutuplaşma siyasetinden çıkabilmiş değil.

İşte asıl mesele de tam olarak bu…


Yeni Epstein belgeleri: Trump fuhuş ağında mıydı?

Trump, Epstein'in fuhuş ağıyla herhangi bir bağlantısı olmadığını savunmuştu (Reuters)
Trump, Epstein'in fuhuş ağıyla herhangi bir bağlantısı olmadığını savunmuştu (Reuters)
TT

Yeni Epstein belgeleri: Trump fuhuş ağında mıydı?

Trump, Epstein'in fuhuş ağıyla herhangi bir bağlantısı olmadığını savunmuştu (Reuters)
Trump, Epstein'in fuhuş ağıyla herhangi bir bağlantısı olmadığını savunmuştu (Reuters)

ABD Adalet Bakanlığı, Başkan Donald Trump'a yönelik cinsel istismar iddialarını içeren yeni Jeffrey Epstein belgelerini yayımladı.

Dokümanlar, FBI'ın adı gizli tutulan bir kadınla yaptığı ve daha önce yayımlanmamış üç görüşmenin kaydını içeriyor.

FBI ajanları kadınla Temmuz–Ekim 2019'da 4 görüşme yapmıştı. Ancak daha önce yayımlanan belgelerde sadece Temmuz 2019'daki ilk görüşmenin kayıtları paylaşılmıştı.

O görüşmede kadın, Güney Carolina'da yaşarken reşit olmadığı dönemde Epstein tarafından defalarca istismara uğradığını öne sürmüş fakat Trump hakkında herhangi bir iddiada bulunmamıştı.

Trump'a yönelik hangi iddialar var?

Yeni belgelerde FBI'ın yaptığı diğer üç görüşmenin kaydı da yayımlandı.

Ağustos-Ekim 2019'daki görüşmelerin ikincisinde kadın, 13 ila 15 yaşlarındayken Epstein'in kendisini "New York veya New Jersey'e arabayla ya da uçakla götürdüğünü" söylüyor.

1980'lerde yaşanan olayda kadın, "çok yüksek bir binaya" girdiklerini ve Epstein'in kendisini Trump'la tanıştırdığını belirtiyor.

Trump, herkesin odayı terk etmesini isteyip şunları söylemiş:

Sana küçük kızların nasıl davranması gerektiğini öğreteyim.

Bunun ardından Trump'ın kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu iddia ediliyor. O sırada çocuğun Trump'ı ısırdığı, bunun üzerine Trump'ın ona vurarak "Bu küçük sürtüğü alın defolup gitsin" diye bağırdığı aktarılıyor.

Kadın, buna ek olarak Trump'la Epstein'in birilerine şantaj yapma planlarına kulak misafiri olduğunu, Trump'ın "kumarhaneler aracılığıyla para aklamaktan bahsettiğini" duyduğunu ileri sürüyor.

FBI'yla yaptığı üçüncü görüşmedeyse kadın, Epstein veya Trump'la bağlantılı olduğunu savunduğu tehdit telefonları aldığını iddia ediyor.

Dördüncü görüşmede konuşmaların kayda alınmasından rahatsız olduğunu belirten kadın, söyledikleriyle ilgili bir şey yapılmayacağını düşündüğü için FBI'la daha fazla iletişime geçmek istemediğini belirtiyor.

FBI'ın iddialarla ilgili yürüttüğü soruşturmada ne sonuca varıldığı henüz bilinmiyor. CNN, New York Times ve Guardian'ın haberlerinde iddiaların doğrulanamadığına ve FBI'ın bugüne dek herhangi bir hukuki işlem başlatmadığına dikkat çekiliyor.

Beyaz Saray iddialara nasıl yanıt verdi?

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, Guardian'a gönderdiği açıklamada iddiaları yalanladı:

Bu suçlamalar tamamen asılsızdır. Joe Biden yönetimindeki Adalet Bakanlığı'nın suçlamalardan haberdar olmasına rağmen 4 yıl boyunca hiçbir şey yapmaması da bunu kanıtlıyor. Çünkü onlar, Başkan Trump'ın kesinlikle hiçbir yanlış yapmadığını biliyordu. Defalarca söylediğimiz gibi, Epstein dosyalarının yayımlanmasıyla Başkan Trump tamamen aklanmıştır.

Trump, Epstein'in fuhuş ağıyla hiçbir ilgisi olmadığını, iş insanıyla irtibatını 2000'lerin ortasında sonlandırdığını öne sürmüştü.

Daha önce yayımlanan Epstein belgelerinde Trump'ın, 1990'larda Epstein'in özel jetiyle birkaç kez uçtuğu ortaya konmuş ancak Cumhuriyetçi lider iddiaları yalanlamıştı.

Dosyalar neden geç yayımlandı?

ABD Adalet Bakanlığı'ndan Trump dosyalarının neden geç yayımlandığına ilişkin bilgi paylaşılmadı.

Diğer yandan bakanlıktan perşembe günü yapılan açıklamada, bazı belgelerin eksik olduğu yönünde "kamuoyundaki iddiaların incelendiği" belirtilmiş, bunun üzerine "15 belgenin yanlışlıkla mükerrer olarak kodlandığının" tespit edildiği bildirilmişti.

Temsilciler Meclisi Denetim Komitesi'ndeki Demokratlar, Adalet Bakanlığı'nın Trump'a yönelik iddialara yer verilen belgeleri kasten yayımlayıp yayımlamadığının belirlenmesi için geçen hafta inceleme başlatmıştı.

Komite, ABD Adalet Bakanı Pam Bondi'yi Kongre'de ifade vermeye çağırmıştı. Bakanlık, Trump'la ilgili iddiaların bulunduğu belgeleri bu gelişmelerin ardından yayımladı.

Epstein olayı nedir?

18 yaş altındaki onlarca kız çocuğuna yönelik cinsel istismar ve fuhuş ağı kurma suçlamasıyla yargılanan Jeffrey Epstein, tutuklandıktan sonra nakledildiği New York Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi'ndeki hücresinde 10 Ağustos 2019'da ölü bulunmuştu.

Epstein'in iş ortağı ve eski sevgilisi Ghislaine Maxwell de kız çocuklarının fuhuş ağına katılmasını sağladığı gerekçesiyle Aralık 2021'de suçlu bulunmuş, Haziran 2022'de de 20 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Şimdiye dek açıklanan dava dosyalarında Trump, eski ABD Başkanı Bill Clinton, dünyanın en zengin kişisi Elon Musk, Birleşik Krallık'ta prenslikten azledilen Andrew, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, aktör Kevin Spacey, şarkıcı Michael Jackson, illüzyonist David Copperfield, avukat Alan Dershowitz, sinemacı Woody Allen ve filozof Noam Chomsky gibi ünlü isimler de yer almıştı.

Independent Türkçe, New York Times, CNN, Guardian, USA Today, Reuters


İsrail ve Kürt örgütlerinin Tahran’a karşı planları neler?

PAK militanları, Erbil yakınındaki üste şubatta tatbikat düzenlemişti (Reuters)
PAK militanları, Erbil yakınındaki üste şubatta tatbikat düzenlemişti (Reuters)
TT

İsrail ve Kürt örgütlerinin Tahran’a karşı planları neler?

PAK militanları, Erbil yakınındaki üste şubatta tatbikat düzenlemişti (Reuters)
PAK militanları, Erbil yakınındaki üste şubatta tatbikat düzenlemişti (Reuters)

İsrail, Tahran yönetimine karşı saldırıya geçmeleri için Irak'taki İranlı Kürtlerle önceden görüşmüş.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan yetkililer, İsrail hükümetinin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'ndeki (IKBY) Tahran yönetimine muhalif Kürt örgütleriyle yaklaşık bir yıldır görüştüğünü söylüyor.

İsrail hükümetinin İran'a karşı olası bir askeri harekatta bu örgütlerden destek istediği belirtiliyor.  

Planlar kapsamında örgütlerin ilk hedefinin İran'ın Batı Azerbaycan Eyaleti'ndeki Uşnu ve Piranşehr kentlerini ele geçirmek olduğu aktarılıyor. Sözkonusu şehirler İran, Irak ve Türkiye sınırlarının kesiştiği noktaya yakın.

Kaynaklar, binlerce savaşçının Irak-İran sınırında toplandığını ve bir hafta içinde saldırıya geçmeyi planladığını savunuyor. Tahminlere göre bölgede 5 bin ila 8 bin arasında İranlı Kürt milis var. Reuters, bu bilgilerin bağımsız olarak doğrulanamadığını yazıyor.

Kürt yetkililer, milislerin sadece hafif silahlarla donatıldığını, ABD ve İsrail'in yardımıyla sınırdan ilerlemeyi hedeflediğini söylüyor.

İsrailli bir kaynaksa örgütlerin Tahran rejimini devirmesini beklemediklerini ancak İran Devrim Muhafızları'nın dikkatini dağıtmayı amaçladıklarını belirtiyor.

Aralarında Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), İran Kürdistanı Demokratik Partisi (İDP-K) ve Kürdistan Özgürlük Partisi'nin (PAK) de yer aldığı 5 muhalif örgüt, 22 Şubat'ta düzenlenen toplantıda "İran Kürdistanı Siyasi Güçleri İttifakı" adı altında bir koalisyon oluşturmuştu.

Türkiye Savunma Bakanlığı'ndan 5 Mart'ta yapılan açıklamada, PKK'nın İran koluna dikkat çekilerek şu ifade kullanılmıştı:

Terör örgütü PJAK’ın İran’da yürütttüğü faaliyetleri ve bölgedeki gelişmeleri devletimizin ilgili kurumlarıyla koordineli olarak yakından takip etmekteyiz.

Öte yandan Reuters'ın irtibata geçtiği İsrailli yetkili, Iraklı Kürtlerin Tahran'a yönelik saldırılara katılmak istemediğine işaret ederek, onların desteği alınmadan İranlı Kürtlerin harekete geçmesinin zor olacağını belirtiyor.

Haberde, İran'daki Kürt örgütlerin sınır bölgelerindeki durumla ilgili İsrail ve ABD'yle istihbarat paylaştığı da ifade ediliyor. Örgütlerin saldırıya başlaması halinde Washington ve Tel Aviv'den hava savunma sistemleri, drone ve topçu desteği isteyeceği de aktarılıyor.

Analize göre örgütlerin amacı, Irak'taki modele benzer şekilde federal bir İran'da yarı özerk bir bölge kurmak.

New York Times'ın 4 Mart'taki haberinde, CIA'in İran savaşı başlamadan önce yürüttüğü gizli programla Irak'taki İranlı Kürt güçlerini silahlandırdığı yazılmıştı. Beyaz Saray ise iddiaları yalanlamıştı.

Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani, IKBY'nin "savaş ve felaketlerden uzak kalması için elimizden geleni yapacağız" demişti.

IKBY Başkanı Neçirvan Barzani de İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi'yle 5 Mart'ta yaptığı telefon görüşmesinde, bölgedeki rekabetin bir parçası olmayacaklarını dile getirmişti.

Diğer yandan ABD Başkanı Donald Trump, aynı gün yaptığı açıklamada Irak'taki İranlı Kürt grupların sınırı geçip savaşa katılmasının "harika" olacağını söylemişti.

Independent Türkçe, Reuters, Times of Israel