Afganistan ordusu nasıl buharlaştı?

Taliban’ın hızla ilerlemesi ve Kabil’i ele geçirmesi, bir direnişle karşılaşmadı. Afgan ordusunun dağılması, Musul’daki Irak güçlerini hatırlattı

Washington DC’deki bir gösteride, Afganları kendi kaderlerine terk etmeme çağrıları yapılıyor (Getty Images)
Washington DC’deki bir gösteride, Afganları kendi kaderlerine terk etmeme çağrıları yapılıyor (Getty Images)
TT

Afganistan ordusu nasıl buharlaştı?

Washington DC’deki bir gösteride, Afganları kendi kaderlerine terk etmeme çağrıları yapılıyor (Getty Images)
Washington DC’deki bir gösteride, Afganları kendi kaderlerine terk etmeme çağrıları yapılıyor (Getty Images)

Manal Nahas/Gazeteci
Afgan ordusunun bir gecede zayıflaması ve dağılması, Irak askeri güçlerinin Haziran 2014’te Musul’un düşmesi ve DEAŞ’ın halifeliğinin ilan edilmesiyle dağılmasını hatırlatıyor. O dönemde Iraklılar, ‘kaybolan’ ve Musul’u savunmada hiçbir rolü olmayan Irak güçlerini ‘uzaylı güçler’ olarak adlandırıyordu. Bu güçler, maaşlarını alıyordu, ama göz önünde olmayan bir etkiye sahiptiler.
Bugünün Afgan ordusu ve dünün Musul’daki Irak ordusu, eski ABD Başkanı George W. Bush tarafından başlatılan ‘teröre karşı ABD savaşının’ meyveleri.
DEAŞ, daha önce Musul’da Irak - ABD ordusunun cephaneliğini ele geçirmişti.
Peki Afganlar da buna benzer bir şey mi yaşadılar ve kâğıt üzerinde var olmasına ve 350 bin askere ulaşan ordusuna rağmen “devletleri” gaflet içinde heba mı edildi?
Fransa merkezli ‘Le Monde’ gazetesinin üst düzey ABD’li askeri bir kaynaktan alıntıladığına göre öyle görünüyor ki Afgan yetkililer, ABD’nin omuzlarındaki faturayı yükseltmek için ‘güçlerinin sayısını artırmak’ üzere ‘hayalet taburlar oluşturmaya’ başvurdu. Aynı gazeteye konuşan Batılı bir diplomata göre, bu hayalet taburların sayısı her biri 800 askerden oluşan 46 tabur.
The Wall Street Journal Dış İlişkiler Baş Muhabiri Yaroslav Trofimov, bu meseleyi araştırmaya yöneldi. Vardığı en belirgin sonuç, Afgan kuvvetlerinin ABD kuvvetlerine bağımlı olduğu ve ABD hareket mekanizmasını taklit ettiğiydi. Dünyanın en gelişmiş ordusu olan ABD ordusu, kara operasyonları ve hava kuvvetlerinin bir kombinasyonuna güveniyor. Hava kuvvetleri, savaş alanına destek ve kaynak sağlıyor, hedefleri bombalıyor, yaralıları naklediyor ve istihbarat topluyor.
ABD Başkanı Joe Biden’in Afganistan’dan çekilme kararının ardından ABD, Afgan uçaklarının ve helikopterlerinin hava ve istihbarat desteğini ve bakımını durdurdu. Emekli ABD’li generallere göre Afgan kuvvetleri, 1970’lerde Güney Vietnam ordusunda olduğu gibi felç geçirdi. Bir ordu bu şekilde inşa edildiğinde, günlük ABD hava desteğinden ayrı bir listeye sahip olamaz.
Afganistan Hava Kuvvetleri, yeterli pilot ve bakımdan yoksun. ‘Akıllı bomba’ stoku Temmuz ortasında tükendi. Hükümetin askeri şirketlerle yaptığı anlaşmalar, asker nakletmek için helikopter tedarik etmeye zaman sağlayamadı.
Askeri hava desteğinin olmamasının yanı sıra Afgan kuvvetlerinin dağılması ve ekipler arasındaki koordinasyon, entegrasyon ve yer desteğinin bozulmasından sonra Afganistan ordusu, kendisini Kunduz’ın kuzeyinde yiyecek, su ve silah olmadan savaşırken buldu. Taliban’ın yaz saldırıları sırasında, merkezi hükümetin desteği olmadan eyaletler birbiri ardına düşerken, askerler ne için savaşacaklarını anlayamadılar. Bu yüzden de hayatta kalmak için silahlarını bıraktılar. Bazı bölgelerde kabile liderleri, onlar ve Taliban savaşçıları arasında arabuluculuk rolü oynadı. ‘The Wall Street Journal’ tarafından yayınlanan bir habere göre hareket, birçok askerin aylardır maaşlarını alamadığı bir dönemde, silahlarını bırakanları affetti ve karşılığında maaşlarının birazını ödedi.
ABD hatalarının yanı sıra Afgan yetkililer de felaketin yükünü taşıyor. Kişisel çıkarlarını ve müşteri ağları kurmayı, ulusal bir ordu kurmanın önüne koyuyorlar. Çünkü ordunun, çok güçlenmesi halinde kendilerine karşı dönmesinden korkuyorlar. Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani, geçen aylarda bir ordu şefini görevden aldı. Diğer Afgan yetkililer gibi onlar da ABD’nin ayrılacağına inanmıyordu ve Biden döneminde Washington’un, Trump yönetiminde kararlaştırılana geri döneceği kanaatindeydiler.
Uluslararası Kriz Grubu’nda Afganistan işlerinde araştırmacı olan üst düzey analist Andrew Watkins, “Doha Anlaşması, Taliban hareketine, ABD bombardımanlarının hedefi olmaktan korkmadan ‘saflarını birleştirme, bir araya gelme, planlama, tedarik hatlarını güçlendirme ve hareket özgürlüğü’ için bir yıl boyunca bir fırsat sağladı” dedi.
Belki de Irak ordusunun Musul’da ‘buharlaşması’ emsalinin yanı sıra Afgan ordusunun dağılması emsali, kısmen ABD’nin savaştan önce ve savaş sırasında, özellikle de çekilmeden önce göreve hazırlıkta zayıf hazırlık ve planlamasından kaynaklanıyor. Zira neden büyük bir gelişmiş ekipman cephaneliğini ve askeri üsleri Taliban’ın eline bıraksın ki? Irak ordusu cephaneliğini Haziran 2014’te DEAŞ’a teslim ettiğinde de geçerli olan doğru bir soru bu.
Ancak ABD ordusunun hataları ile Nuri el-Maliki döneminde Irak ordusunun ve Eşref Gani döneminde Afgan ordusunun hataları arasında benzerlikler var mı? Muhtemelen, hayır. Ancak insanı durduran şey, ortak kayıtsızlıktır ki ABD, evrensel ve genel düzeyde, yani insanlığın iyiliği düzeyinde kayıtsız. Diğerleri ise gözlerini her birinin müşteri ağına dikti. Belki bugün, haklı bir savaş olarak adlandırılan adil veya iyi bir geri çekilmenin şekillerini ve dar ABD seçim çıkarları ile önde gelen ABD gücünün çıkarları arasında nasıl denge kurulacağını sormak faydalı olabilir. Ülkeyi Taliban’a teslim etmenin kaçınılmaz olup olmadığı, Taliban’ın DEAŞ-Horasan’a göre daha az mı kötü olduğu sorulabilir. Diğer bir soru ise 2016 yılında İngiliz Chilcot raporunun yayınlanmasının ardından ABD’nin Irak’tan sorumlu sivil yöneticisi Paul Bremer’in ‘Saddam’ın Ordusu’nda yaptığı açıklamaya göre, Afganistan’daki ABD kuvvetlerinin eski bir komutanının ‘Afgan ordusunun, kendini dağıttığını’ söylediği gün mü geliyor?

*Şarku’l Avsat okurları için Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir.



Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.


ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan bir pankart, ABD Adalet Bakanlığı binasına asıldı. Bu adım, Trump’ın Washington’daki bir kuruma kimliğini yansıtma yönündeki son girişimi olarak değerlendiriliyor.

Mavi renkli pankart, dün (perşembe) binanın bir köşesindeki iki sütun arasına yerleştirildi. Pankartta “Amerika’yı Yeniden Güvenli Hale Getirelim” sloganı yer aldı.

Trump, geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana federal kurumlar üzerindeki varlığını ve nüfuzunu pekiştirmek için güçlü adımlar atıyor.

Trump, kültürel ve siyasi kurumları yeniden şekillendirirken kendisine yakın isimleri görevlendiriyor, önde gelen kurumların adlarını değiştiriyor ve geçmiş soruşturmalarla bağlantılı yetkilileri geri plana itiyor. Eleştirmenler ise bu adımların, siyasi iktidar ile normal şartlarda bağımsız olması gereken kamu görevleri arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını savunuyor.

Geçen yıl Trump’ın fotoğrafını taşıyan pankartlar, ABD Çalışma Bakanlığı, ABD Tarım Bakanlığı ve Amerikan Barış Enstitüsü binalarına da asılmıştı.

Trump tarafından atanan bir yönetim kurulu, Aralık ayında John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’ne Trump adının eklenmesi yönünde oy kullandı. Ayrıca Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü binasına da Trump’ın adı verildi.

Son pankarta ilişkin soruları Beyaz Saray, Adalet Bakanlığı’na yönlendirdi. Bakanlık ise şu ana kadar yorum talebine yanıt vermedi.