Cezayir, Taliban’ın başarısının Sahel bölgesinde tekrarlanmasından endişe ediyor

Afrika’daki terör örgütleri taktiksel öncelik olarak önce merkezi yönetimi zayıflatmak amacıyla sivilleri hedef alıyor. Tehlikeli ve giderek artan saldırılar düzenleniyor.

Cezayir Dışişleri Bakanı, Mali'de güvenlik kriziyle ilgili düzenlenen bir toplantıya katıldı (Cezayir Devlet Televizyonu)
Cezayir Dışişleri Bakanı, Mali'de güvenlik kriziyle ilgili düzenlenen bir toplantıya katıldı (Cezayir Devlet Televizyonu)
TT

Cezayir, Taliban’ın başarısının Sahel bölgesinde tekrarlanmasından endişe ediyor

Cezayir Dışişleri Bakanı, Mali'de güvenlik kriziyle ilgili düzenlenen bir toplantıya katıldı (Cezayir Devlet Televizyonu)
Cezayir Dışişleri Bakanı, Mali'de güvenlik kriziyle ilgili düzenlenen bir toplantıya katıldı (Cezayir Devlet Televizyonu)

Ali Yahi/Muhabir
Afrika’nın orta iklim kuşağında yer alan Sahel bölgesindeki (Burkina Faso, Çad, Mali ve Nijer) terör saldırılarının artması, kendi içinde ve bölgesel olarak birçok kaosla karşı karşıya olan Cezayir'in endişe kaynaklarından biri haline geldi. Cezayir Dışişleri Bakanı Ramtane Lamamra’nın Mali'ye gidişi ve Nijer ile Çad'dan bazı yetkililerin Cezayir'i ziyaret edişi, bölgedeki kötüleşen durumun neden olduğu endişeyi doğrular nitelikteydi.

Endişeyle birlikte toplu eylem çağrısı
Nijer, Mali, Burkina Faso ve Çad'ı sarsan son terör saldırılarının ardından Cezayir, son haftalarda ve günlerde bazı Sahel ve Sahra altı ülkelerinde meydana gelen tehlikeli terör saldırılarının yeniden başlaması ve giderek artmasının, kendileri için büyük bir endişe kaynağı olduğunu vurguladı. Cezayir Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Sivil halkı hedef alan terör eylemleri, insanlığa karşı suç niteliği taşımakta, Afrika kıtasının tamamının güvenliği ile uluslararası barış ve güvenlik açısından rahatsız edici bir tehdit oluşturmaktadır” ifadeleri yer aldı. Çok sayıda insanın hayatına mal olan terör saldırılarını şiddetle kınayan bakanlık, ‘bu belayı ortadan kaldırmak için toplu eylemin güçlendirilmesi amacıyla bölgesel ve uluslararası iş birliğine hazır olduklarını’ ifade etti.
Bakanlığın açıklamasına göre Afrika Terörizm Çalışma ve Araştırmaları Merkezi (ACSRT) ve Afrika Polis İşbirliği Teşkilatı (AFRIPOL) gibi kıta güvenliğinin güçlendirilmesine yönelik kuruluşlara ev sahipliği yapan ve Afrika Birliği (AfB) Terörle Mücadele Koordinatörü olan Cezayir, kıtanın terör belasına karşı mücadelesini daha etkin hale getirmek ve geliştirmek için toplu eylemin güçlendirilmesi çağrısında bulundu. Açıklamada ayrıca AfB’ye, Afrika genelinde insanların hayatlarını ve onurlarını korumak için iş birliğini ve karşılıklı desteği yoğunlaştırma çabalarının biran önce başlatılması çağrısı yapıldı.

Sivilleri hedef alan büyük terör saldırıları düzenlendi
Nijer, 37 sivilin katledildiği Tillaberi bölgesindeki ilk saldırının üzerinden henüz bir hafta geçmemişken iki kanlı saldırıya daha tanık oldu. İkinci saldırı, 19 sivilin ölümüne iki sivilin de yaralanmasına neden olurken teröristler 9 Ağustos’ta da Valanzandan köyünde bir tarlada çalışan köylüleri hedef almıştı. Saldırı sonucu 15 sivil ölmüş, iki sivil yaralanmıştı. 25 Temmuz'da Wei köyünde 14 sivilin öldüğü bir başka terör saldırısından sadece üç gün sonra 28 Temmuz'da -Banibango İlçesine bağlı Dai Koko köyünde düzenlenen terör saldırısında 19 sivil katledildi.
Mali’de ise ülkenin orta kesimlerinde, askeri bir konvoy teröristlerce hedef alındı. Pusu kurulan konvoya ateş açıldı. Saldırıda 11 asker öldü, 10 asker yaralandı. Saldırı, Mali ve Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nde görev yapan Avrupalı askerlerin, DEAŞ ve El Kaide militanlarına karşı mücadele ettikleri bir bölgede gerçekleşti. Yine Mali'nin orta kesimlerinde bu ayın başlarında üç köye silahlı kişilerce düzenlenen baskınlarda 50'den fazla sivil hayatını kaybetti.
Öte yandan Burkina Fasolu yetkililer, sivillere eşlik eden bir askeri konvoyun silahlı kişilerce saldırıya uğradığını, saldırıda 65’i sivil, 15’i asker olmak üzere 80 kişinin öldürüldüğünü açıkladılar.
Çad’da da Çad Gölü bölgesinde devriye gezdikten sonra istirahata çekilen askerleri hedef alan terör saldırısında 26 asker ölmüş, çok sayıda asker yaralanmıştı. Çad Ordu Sözcüsü Azem Bermandoa Agouna, olay sonrası yaptığı açıklamada, sekizi ağır olmak üzere 14 askerin yaralandığını aktardı.
Terör saldırılarının artması ve güvenlik durumunun kötüleşmesi, Cezayir Genelkurmay Başkanı Said Şangariha’yı alarma geçirdi. Şangariha, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Mali Özel Temsilcisi El-Ghassim Wane ile yaptığı görüşmede, “Sahel bölgesi, tüm bölge genelinde durumu daha da kötüleştiren, yerel nüfusun sosyal ve ekonomik koşullarını ciddi şekilde etkileyen ve daha güvenli bölgelere göç etmelerine neden olan terör eylemlerine tanık oluyor” ifadelerini kullandı. Kapsamlı bir güvenliğin olmayışından yararlanan ve bu durumun son derece endişe verici seviyelere ulaşmalarına izin veren ülkeler arası organize suç eylemlerine işaret eden Şangariha, krizin çözümünün, nüfusun gelişimi konularının fiilen ele alınmasından geçtiğini ve bu konuda BM ve AfB arasında ortak bir çaba olduğunu kaydetti.

Sahel ülkelerinin merkezi yönetimleri zayıflar mı?
Uluslararası ilişkiler ve Afrika uzmanı siyaset bilimci Prof. Dr. Mebruk Kahi, bu konuda The Independent Arabia'ya yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Cezayir’in endişesinin, terörü 1990’lı yıllarda yaşanan acı deneyimden bildiği ve Sahel ülkelerinin içinde bulunduğu kötü durumun gayet iyi farkında olduğu düşünüldüğünde, samimi bir niyetten kaynaklandığı anlaşılabilir. İlk etapta sivilleri hedef alan bu tehlikeli ve giderek artan saldırılar, Sahel ülkelerinin merkezi yönetimlerini zayıflatmayı ve bu ülkeleri Somali modeline sürüklemeyi amaçlıyor.”
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Kahi, saldırıların, arkalarındaki yabancı taraflarca iyi planlandıklarını ve bir bütün olarak bölgenin güvenliğini hedef aldığını söyledi.
Sahel ve Sahra altı bölgesinin Mali, Nijer, Çad, Libya ve hatta Cezayir'den başlayarak istisnai bir aşamadan geçtiğini belirten Kahi, bu ülkelerin sorunlarını çözmeye yaklaştıkça artan saldırıların artmasının, bu saldırıların arkasında yabancı güçlerin olduğu hipotezini güçlendirdiğinin altını çizdi.
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’un bölgede faaliyet gösteren şüpheli grupların eline çok sayıda silahın geçmesi karşısında kılını kıpırdatmayan büyük güçlerin gözü önünde bölgede faaliyet gösterdiklerine ilişkin açıklamalarına dikkati çeken Kahi, Cezayir’in Sahel ülkelerinde merkezi yönetimlerin çöküşünden ve bölgenin terörle birlikte organize suç eylemlerinin yuvası haline gelmesinden endişe duyduğunu vurguladı.
Kahi, Cezayir Dışişleri Bakanı Lamamra'nın bu bağlamdaki hamlelerinin, Cezayir'in söz konusu ülkelerin yanında olduğunu göstererek Sahel ülkelerinde güvenlik ve istikrar ivme kazandıracağını da sözlerine ekledi. Krizden çıkmanın tek yolunun Cezayir Barış ve Uzlaşı Anlaşması'na uyulması olduğunu söyleyen Kahi, “Başka bir alternatif yol yok. Terör eylemleri, özellikle uzak bölgelerdeki savunmasız sivillerin en zayıf halkasını hedef aldığından bir çaresizlik durumunu ifade ediyor” şeklinde konuştu.

Yeni terör taktikleri, teknikleri ve uygulamaları
Terör örgütleri Sahel bölgesinde faaliyet alanlarını genişlettikçe stratejik önceliklerinde değişikliklere gidiyor gibi görünüyorlar. Özellikle bazı ülkelerin askeri güçlerini azaltmalarından faydalanarak terör eylemlerini Sahel bölgesi dışına taşıyacak ülkelerin sınırlarındaki belirli alanlar başta olmak üzere yeni taktik, teknik ve uygulamalarla terör eylemlerine hız kazandırdılar.
Siyaset bilimci uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Abir Necva ise konuya ilişkin değerlendirmesinde, Afrika kıyılarının uçsuz bucaksız ve engebeli olmasının burayı, yasadışı göç, terör ve uyuşturucu kaçakçılığına uygun bir ölüm üçgenine dönüştürdüğünü söyledi. Buranın, uluslararası güçlerin uranyum, altın, petrol ve diğer doğal kaynaklar için rekabet edebilecekleri bir alan olduğuna dikkati çeken Necva, meşruiyet ile ilgili krizler ve dış müdahale nedeniyle sürekli darbe yapılan hükümetlerin kırılganlığı nedeniyle Sahel ülkelerinin yapısal engellerle karşı karşıya olduğunu vurguladı.
Bölgedeki terör tehditleri ve organize suç ağlarının yanı sıra özellikle Muammer Kaddafi rejiminin yıkılmasından sonra Libya'daki savaşçıların Sahel bölgesindeki ülkelerine dönmelerinin, 6 bin kilometreyi aşan kara sınırının güvenliğini sağlamaya çalışan Cezayir için bir yük getirdiğini belirten Necva, “Bu nedenle, istikrarsızlığın bölgeye dönüşü, kıyı ülkeleri Moritanya, Nijer ve Mali ile sınırları olan Cezayir'in kaygısını artıracaktır” yorumunda bulundu.

Taliban’a tebrik mesajları korkuları artırıyor
Cezayir'in korkularını artıran nedenin, Taliban Hareketi’nin Afganistan’ı ele geçirmesi ve bunun dünyanın dört bir yanındaki terör örgütlerini, aynı senaryoyu bulundukları ülkelerde, bu ülkelerin kırılgan durumlarından ve tükenmiş haldeki yerel ordularının zayıflığından yararlanarak uygulamaya cesaretlendirmesi olduğu kesin.
Mali ve Batı Afrika’da faaliyet gösteren El Kaide bağlantılı Cemaat Nusratu’l-İslam vel-Muslimin (JNIM) lideri İyad Ag Gali’nin Taliban’ı kutlaması ve bu kutlamayı Fransa’ya yönelik tehdit açıklamalarının takip etmesi, Afrika kıyılarının, Cezayir’in endişesini gerçeğe dönüştürecek daha fazla gerilime doğru sürüklendiğini gösterdi. Gali’nin Fransa’nın, terörle mücadele için uluslararası koalisyon adı altında yıllarca süren çabasının ardından hedeflerine ulaşamayınca, Mali’den çekilmeye ve askeri operasyonunu bitirmeye karar verdiğini söylemesi, Batı Afrika’da Taliban senaryosunun tekrarlanmasına yönelik bir arayış olduğunu teyit eder nitelikteydi.



Pakistan Genelkurmay Başkanı Munir, İranlı üst düzey yetkililerle gerilimi düşürme yollarını görüştü

Kalibaf'ın resmi internet sitesinde pazartesi günü Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir ile görüşmesinden yayımlanan fotoğraf.
Kalibaf'ın resmi internet sitesinde pazartesi günü Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir ile görüşmesinden yayımlanan fotoğraf.
TT

Pakistan Genelkurmay Başkanı Munir, İranlı üst düzey yetkililerle gerilimi düşürme yollarını görüştü

Kalibaf'ın resmi internet sitesinde pazartesi günü Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir ile görüşmesinden yayımlanan fotoğraf.
Kalibaf'ın resmi internet sitesinde pazartesi günü Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir ile görüşmesinden yayımlanan fotoğraf.

Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Munir, İslamabad'ın İran ile ABD arasında arabuluculuk sürecine dahil olmasının ardından üçüncü kez İran'ın başkenti Tahran'a gitti. Munir'in ziyareti, geçen hafta ABD Başkanı Donald Trump ile daha önce kamuoyuna açıklanmayan bir telefon görüşmesi yapmasının ardından gerçekleşti.

Munir, bölgedeki istikrarın yeniden sağlanmasına yönelik Pakistan girişimleri kapsamında İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile görüştü. Kalibaf'ın ofisinden yapılan açıklamada, görüşmede bölgedeki istikrarın yeniden tesis edilmesine yönelik çabaların ele alındığı belirtildi.

İslamabad görüşmelerinde İran heyetine başkanlık eden Kalibaf, ABD'nin tarafların vardığı mutabakat zaptında yer alan yükümlülüklerini defalarca ihlal ettiğini söyledi. Kalibaf, "Tarafların mutabakat zaptındaki taahhütleri açık" diyerek, Washington'ın yükümlülüklerine uymayarak bölgedeki istikrarın önüne geçtiğini ve "ABD'ye güvenmemek için bir neden daha sunduğunu" ifade etti.

Tahran'ın baskılar karşısında tutumunu değiştirmeyeceğini vurgulayan Kalibaf,  "İran, mutabakat zaptında yer alan şartların uygulanmasında ısrar ediyor. Mutabakat zaptı temelinde kendi taahhütlerine uyması gereken taraf ABD'dir" diye konuştu.

Munir ise açıklamaya göre, bölgede istikrarın yeniden sağlanmasına yönelik çabalarını sürdüreceğini belirtti.

Munir ayrıca, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai ile ayrı bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede İslamabad mutabakatının seyri ve Hürmüz Boğazı'yla ilgili gelişmeler ele alındı.

ghyj
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi tarafından yayımlanan, Muhsin Rızai ile Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir'in Tahran'daki görüşmesinden bir fotoğraf.

Rızai, Tahran'ın "ABD'ye güvenmediğini" belirterek, Washington'ın davranışlarını değiştirmesi ve mutabakatın şartlarını yerine getirmek için somut adımlar atması gerektiğini söyledi.

İran devlet televizyonuna göre Rızai, Hürmüz Boğazı üzerindeki "İran'ın güvenlik yönetimi" konusundaki tutumunu yineledi. Rızai, herhangi bir ilerleme sağlanabilmesi için ABD'nin İslamabad mutabakatında yer alan yükümlülüklerini yerine getirmek üzere somut adımlar atması gerektiğini vurguladı.

Munir de Pakistan'ın İslamabad mutabakatına ulaşılması için büyük çaba harcadığını belirterek İran ile Pakistan arasındaki "kardeşlik ve dostluğa" dikkat çekti. İslamabad'ın iki ülke arasındaki ortak sınırda güvenliğin güçlendirilmesi için de kapsamlı çalışmalar yürüttüğünü söyledi.

gt
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir'i Tahran'da kabul etti (İran Cumhurbaşkanlığı)

İran devlet televizyonu, görüşmeden görüntüler yayımlayarak bunları Rızai ile Munir arasındaki Tahran'daki "dostane görüşmeye" ait görüntüler olarak sundu.

Pakistan Genelkurmay Başkanı ayrıca İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile bir araya gelerek görüşmeler gerçekleştirdi. Bu görüşme, İslamabad'ın gerilimi düşürme ve çözüm sürecini ilerletme çabaları kapsamında Tahran'da yürütülen temaslar zincirinin bir parçası oldu.

Munir, İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi ile birlikte Tahran'a geldi. Pakistan ordusu, ziyaretin çatışmanın "barışçıl, kalıcı ve kapsamlı bir çözüme" kavuşturulması yönündeki çabaları ilerletmeyi amaçladığını açıkladı. Ziyaret, Washington'ın İran ve ticari ortakları üzerindeki ekonomik baskıyı artırmaya yönelik yeni bir plan açıklamasının hemen öncesine denk geldi.

cs
İran İçişleri Bakanı İskender Mümini, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Munir ve beraberindeki heyeti Tahran'ın batısındaki Mehrabad Havalimanı'na gelişlerinde karşıladı (İran Cumhurbaşkanlığı)

Pakistan'daki üç kaynak, Reuters'a yaptıkları açıklamada Munir'in Tahran'daki görüşmelerinden birkaç gün önce Trump ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini söyledi. Görüşme, Washington'ın İran ve ticari ortaklarına yönelik ekonomik baskıyı artıracak yeni bir plan açıklamaya hazırlandığı sırada yapıldı.

Munir ile Trump arasındaki görüşmede nelerin ele alındığı ise netlik kazanmadı. Beyaz Saray Basın Sözcüsü Ofisi, Reuters'ın konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi.

Pakistan ordusu pazartesi günü yaptığı açıklamada, aynı zamanda Kara ve Savunma Kuvvetleri Komutanı olarak görev yapan Munir'in, İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi ile birlikte "bölgesel barış ve istikrarı güçlendirme çabaları" kapsamında İran'a gittiğini bildirdi.

Ordu açıklamasında Munir'in, "Ortadoğu'daki çatışmaya barışçıl, kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulunmasına yönelik çabaların güçlendirilmesine odaklanacağı" belirtildi.

Ziyaret, 28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın üzerinden yaklaşık altı ay geçmesinin ardından gerçekleşti. Doğrudan çatışmaların şiddeti azalırken, savaşın sona erdirilmesinin koşulları ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle müzakere süreci halen çıkmazda bulunuyor.

İran Dışişleri Bakanlığı ziyareti pazar günü duyurdu. Bakanlık Sözcüsü İsmail Bekayi, Munir'in ikili iş birliğini güçlendirmek ve İslamabad'ın bölgede barış ve güvenliğin pekiştirilmesine yardımcı olma çabalarını sürdürmek amacıyla resmi bir heyete başkanlık edeceğini söyledi.

Pakistanlı bir hükümet yetkilisi, İran ile Pakistan'ın "doğrudan temas halinde" olduğunu belirtti.

Reuters, Pakistanlı bir kaynağa dayanarak Munir'in Tahran'da İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney'e yakın isimlerle görüşmesinin beklendiğini bildirdi.

cdfgthy
Muhsin Rızai, Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi ile çarşamba günü Tahran'da görüştü (İran devlet televizyonu)

Bir başka Pakistanlı hükümet yetkilisi, ABD ile İran arasındaki gerilimin ziyaretin ana gündem maddelerinden biri olacağını, ayrıca İran'la müttefik Husilerin Kızıldeniz'de düzenlediği son saldırıların da ele alınacağını söyledi.

Yetkili, görüşmelerde Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan'ın kısa süre önce imzaladığı savunma anlaşmasının da gündeme geleceğini belirtti.

Üçüncü bir Pakistanlı kaynak ise Washington ile Tahran arasında "güven krizi" bulunduğunu belirterek, Munir'in ziyaretinin amacının karşılıklı güvensizliği azaltmak olduğunu söyledi.

Yaptırımlar ve baskı

Munir'in ziyareti, Washington'ın pazartesi günü Tahran'a yönelik yeni yaptırım turunun ayrıntılarını açıklamasıyla aynı zamana denk geldi. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent daha önce İran'a karşı "tarihin en ağır yaptırımlarının" uygulanacağı uyarısında bulunmuştu.

Trump geçen hafta, İran'a "herhangi bir şekilde hayat damarı sağlayan" ülkelerin ekonomik sonuçlarla karşı karşıya kalacağı uyarısında bulunmuştu. Bu açıklama, Tahran'ın tecrit edilmesini ve ticari ortakları üzerindeki baskının artırılmasını hedefleyen kampanyanın parçası olarak değerlendirildi.

İran ise Körfez'den petrol ihracatını durdurma tehdidinde bulundu. Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai de ABD öncülüğündeki kampanyaya katılan ülkelerin "düşman" olarak değerlendirileceği uyarısında bulunarak, bu ülkelerin çıkarlarının ve Hürmüz Boğazı'na alternatif petrol sevkiyat güzergâhlarının hedef alınabileceği tehdidinde bulundu.

Pakistan, savaş boyunca Tahran ile Washington arasındaki arabuluculuk rolünü sürdürürken İran'ın ticari ortaklarından biri olmayı da sürdürdü.

İslamabad'ın önceki girişimleri, haziran ayında bir mutabakat zaptının imzalanmasıyla sonuçlanmış ve savaşın sona erdirilmesi ile İran'ın nükleer programına ilişkin bir anlaşmaya ulaşılması için yeni bir süreç başlatmıştı. Ancak çatışmaların yeniden başlamasıyla süreç sekteye uğradı ve savaşın bölgeye yayılabileceğine ilişkin endişeler arttı.

Pazartesi günkü ziyaret, Pakistan'ın arabuluculuk sürecine dahil olmasından bu yana Munir'in Tahran'a gerçekleştirdiği üçüncü ziyaret oldu.

Associated Press, pazar günü iki bölgesel yetkiliye dayandırdığı haberinde ziyaretin, İslamabad'ın ABD ile İran arasındaki gerilimi düşürme ve iki tarafı yeniden müzakere masasına dönmeye teşvik etme çabalarının bir parçası olduğunu bildirdi.

Ziyaretin açıklanmasından önce Munir ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi arasında telefon görüşmesi gerçekleşti. Bu görüşme, Pakistan'ın heyetin Tahran'a hareketinden önce iki tarafla yürüttüğü bir dizi temasın son halkası oldu.

On gün önceki girişim

Munir'in girişimi, Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'nin 11 ve 12 Ağustos'ta Tahran'a gerçekleştirdiği ziyaretin yaklaşık on gün sonrasına denk geldi. Nakvi bu ziyaret sırasında Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İçişleri Bakanı İskender Mümini ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai ile görüşmüştü.

O dönemde iki yetkili, ziyaretin Tahran'ı Pakistan ve Katar'ın arabuluculuğunda hazırlanan 14 maddelik mutabakat zaptı temelinde Washington ile müzakereleri yeniden başlatmaya teşvik etmeyi amaçladığını söylemişti.

Nakvi, Pakistan Başbakanı ve Munir'den Pezeşkiyan'a bir mesaj iletmiş, ancak mesajın içeriği açıklanmamıştı. Nakvi ayrıca İranlı yetkililerle ikili ilişkileri ve ekonomik iş birliğini ele almıştı.

Nakvi'nin Rızai ile görüşmesinde iki taraf ekonomik iş birliğinin genişletilmesi çağrısında bulunurken, Rızai iki ülke arasındaki stratejik ilişkilerin önemini vurgulamış ve ticaret hacminin iki katına çıkarılması çağrısı yapmıştı.

Pakistan Savunma Bakanı Khawaja (Havace )  Asif, söz konusu temasların yürütüldüğü sırada Bloomberg'e yaptığı açıklamada, "İşler yeniden bir barış düzenlemesine veya anlaşmaya doğru ilerliyor" demişti.

Asif, "Son iki veya üç gündeki göstergeler, bir tür düzenlemeye yaklaştığımızı gösteriyor" diyerek kalıcı bir barışa ulaşılmasının bölgenin çıkarına olacağını belirtmişti.

Ancak Rızai aynı dönemde Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasının savaşın sona erdirilmesine, Washington'ın tutumunu değiştirmesine ve İran'ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasına bağlı olmaya devam edeceğini açıklamıştı. Rızai, bu şartları Tahran'ın Umman'la görüştüğü deniz ulaşımına ilişkin düzenlemelerden ayrı tutmuştu.

Munir'in ziyaretinin ardından Umman'dan da bir diplomatik girişim gelmesi bekleniyor. Bekayi, Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi'nin salı günü Tahran'ı ziyaret ederek "Hürmüz Boğazı'nın güvenliği ve buradaki deniz ulaşım güzergâhlarını" görüşeceğini açıkladı. Bu ziyaret, İran ile Umman arasında gemilerin boğazdan geçişine ilişkin yeni bir çerçeve oluşturulmasına yönelik müzakereler sürerken gerçekleşecek.


ABD, İran’ı izole etmek için ekonomik çıkarma günü başlattı

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, pazartesi günü Washington'daki Hazine Bakanlığı binasında düzenlediği basın toplantısında. (AFP)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, pazartesi günü Washington'daki Hazine Bakanlığı binasında düzenlediği basın toplantısında. (AFP)
TT

ABD, İran’ı izole etmek için ekonomik çıkarma günü başlattı

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, pazartesi günü Washington'daki Hazine Bakanlığı binasında düzenlediği basın toplantısında. (AFP)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, pazartesi günü Washington'daki Hazine Bakanlığı binasında düzenlediği basın toplantısında. (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, bugün (Pazartesi) İran ekonomisini izole etmek ve ülkenin dünya ekonomisiyle bağlantılarını koparmak amacıyla benzeri görülmemiş bir ekonomik saldırı başlattı. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, bu hamleyi, Müttefik kuvvetlerin 6 Haziran 1944’te Fransa’nın Normandiya kıyılarına yaptığı ve Nazi Almanyası’nın yenilgisinin başlangıcını oluşturan çıkarmaya benzetti.

Bessent, Washington’daki Hazine Bakanlığı binasında düzenlediği basın toplantısında yaptırımların ağırlaştırılacağını açıkladı. Bu adım, ABD ile İran arasındaki savaşın başlamasının üzerinden yaklaşık altı ay geçerken, savaşı sona erdirmeye yönelik diplomatik girişimlerin sonuçsuz kalması üzerine geldi.

Bessent, İran ekonomisinin dünya ekonomileriyle bağlarını koparmayı amaçlayan ekonomik izolasyon operasyonunun başlatıldığını duyurdu. Hazine Bakanlığı’nın Tahran üzerindeki baskıyı artıracağını ve İran ekonomisinin finansmanına katkı sağlayan para akışını engellemek için kararlı bir tutum izleyeceğini söyledi.

Bessent, “Dünyanın her yerinde hedefimiz, bu otoriter rejimi ayakta tutan her ekonomik damarı kesmek ve Tahran’ı izole etmektir” dedi.

Hazine Bakanlığı da buna eş zamanlı olarak ikincil yaptırım tehdidinin kapsamını dijital varlıklar, teknoloji, altın, havacılık ve deniz taşımacılığı olmak üzere beş ana sektörü kapsayacak şekilde genişletti. Bakanlık, İran makamlarının ülke ekonomisini desteklemek amacıyla bu sektörleri kullanmaya çalıştığını belirtti.

Bakanlık, söz konusu sektörlerle bağlantılı faaliyetlere ikincil yaptırım uygulanmasının önünü açan kararlar aldı. Böylece Washington, İran’la ticaret yapmayı sürdürmeleri halinde başka ülkelerdeki şirket ve kuruluşları da hedef alabilecek.

Tahran’la bağlantılı olanlara süre

Bessent, İran’la ticari ve finansal ilişkilerini sürdüren hükümetler ve şirketlere doğrudan uyarıda bulundu.

“İran rejimiyle bağ kuranlar, çökmekte olan bir rejimin izolasyonunun sonuçlarına katlanmaya hazırlıklı olmalı” diyen Bessent, dünya liderlerinin Amerika ile İran arasında seçim yapması gerektiğini söyledi.

Bessent, Tahran’la sürdürülen her türlü ekonomik ilişkinin, bundan sorumlu tarafları ABD’nin sahip olduğu tüm gücün hedefi haline getirebileceğini belirtti.

Washington’ın, Hazine Bakanlığı’nın belirlediği faaliyetleri sona erdirmeleri için her ülkeye süre tanıyacağını açıklayan Bessent, bu kapsamda İran bankalarının yurt dışındaki şubelerinin kapatılmasının da bulunduğunu söyledi.

Bessent, ilgili ülkelerin gerekli adımları atmaması halinde ABD’nin, Hazine Bakanlığı’na tanınan yetkilere dayanarak tek taraflı hareket edeceğini ifade etti.

“İran’la ilişkilerin kesilmesi için belirli takvimler vermeyeceğiz. Sonsuza kadar sabretme kapasitemiz yok” diyen Bessent, İran’ın parasını transfer etmek için yabancı finans sistemlerinin kullanılmasının sürdürülmesine özellikle karşı çıktı.

Bessent , “İran adına kara para aklama işlemlerini kolaylaştıran herhangi bir kuruluş ABD dolar sisteminden dışlanacak. Geri sayım başladı” ifadelerini kullandı.

Bessent ayrıca “Çin de dahil olmak üzere hiç kimse ABD yaptırımlarının erişiminden muaf değil” diyerek Washington’ın İran’ın başlıca ticaret ortaklarına yönelik yaptırımları genişletmeye hazır olduğuna işaret etti.

Bessent, Başkan Trump’ın yeni baskı kampanyasını görüşmek ve hükümetleri İran’la ekonomik ilişkilerini kesmeye teşvik etmek amacıyla bazı dünya liderleriyle telefon görüşmeleri yaptığını söyledi ancak Trump’ın görüştüğü liderlerin isimlerini açıklamadı.

Beş sektör ve 60 hedef

Hazine Bakanlığı, ikincil yaptırımların kapsamının genişletilmesine paralel olarak İran’a yönelik bazı finansal transferlere izin veren genel lisansları da askıya aldığını açıkladı.

Bakanlık ayrıca Tahran’la bağlantılı yaklaşık 60 kişi, kuruluş ve gemiye yaptırım uyguladı. Hedefler arasında nükleer enerji, füze programı, siber alan ve petrol sektörlerinde faaliyet gösteren kişi ve kuruluşlar bulunuyor.

Bessent, yaptırımların dünya genelinde İran’ın nükleer ve füze programlarıyla bağlantılı teknoloji edinmesine yardımcı olan tarafları hedef aldığını söyledi. Bunun yanı sıra İran ekonomisinin dış piyasalara bağlı kalmasını sağlayan finansal ve ticari kanallar da yaptırım kapsamına alındı.

Tedbirler, Hong Kong, Çin, Singapur, Birleşik Arap Emirlikleri, İsviçre ve Avrupa ülkelerine yayılan bir aracı şirketler ağını ve gölge filo olarak bilinen yapıyla bağlantılı gemileri de kapsadı.

Bu adımlar, dijital varlıklar, teknoloji, altın, havacılık ve deniz taşımacılığı sektörlerine ilişkin kararlarla birlikte uygulanıyor. Bu sektörler, İran’la bağlantılı faaliyetlerin kolaylaştırılması halinde ikincil yaptırımlara tabi olacak.

Bessent, yeni girişimin ABD ile müttefikleri arasında daha fazla koordinasyona da dayanacağını belirterek, Tahran’ın yaptırımları aşmak için kullandığı kanalların kapatılmasının hedeflendiğini söyledi.

En büyük mali saldırı

Bessent, yaptırım paketinin açıklanmasından önce yaptığı açıklamada, “Şafak sökerken ekonomik hesaplaşma başlıyor; bir düşmana karşı şimdiye kadar gerçekleştirilen en büyük mali saldırı” ifadelerini kullandı.

“Başkan, birçok kişinin bizim hiçbir zaman başvuracağımızı düşünmediği her kurumu, her yetkiyi ve her tedbiri kullanmamız için gerekli koşulları hazırladı” diyen Bessent, “Amacımız, otoriter rejimi destekleyen her ekonomik yaşam damarını kesmek ve Tahran’ı tek başına bırakmaktır” ifadelerini kullandı.

Bessent daha önce İran’ı hedef alan tedbirleri tarihin en ağır yaptırımları olarak nitelendirmişti. Ekonomik baskının artırılmasının, ABD’nin İran limanlarına yönelik deniz ablukasıyla eş zamanlı yürütülmesi halinde, Tahran’a karşı yeni  askeri operasyonlara duyulan ihtiyacı azaltabileceğini söylemişti.

Kampanya, Trump’ın ilk başkanlık döneminde uyguladığı maksimum baskı politikasının yanı sıra yönetimin yılın başlarında Ekonomik Öfke Operasyonu adıyla başlattığı bir dizi tedbirin ardından geldi.

Çin sınavı

Yönetim, hedefinin İran’ı kapsamlı biçimde ekonomik izolasyona tabi tutmak olduğunu açıklasa da Washington’ın onlarca yıldır geniş bir yaptırım ağı altında bulunan İran ekonomisi üzerindeki ilave baskıyı pratikte ne ölçüde artırabileceği henüz net değil.

Yönetim ayrıca yaptırımların sertleştirilmesinin muhtemel sonuçlarını da hesaba katmak zorunda. Bunların başında enerji fiyatlarının yükselmesi ve İran petrolünün en büyük alıcısı olan Çin’le gerilimin tırmanması ihtimali geliyor.

Bessent, ikincil yaptırımların İran petrolünü satın almaya veya Tahran’la ticareti kolaylaştırmaya devam eden tarafları kapsayacağını teyit etti. Ancak Pekin’in İran ham petrolünü satın almayı sürdürmesi halinde yönetimin Çin’e nasıl yaklaşacağı konusunda ayrıntı vermedi.

Buna rağmen Bessent, basın toplantısında Çin’in yaptırımlardan muaf olmadığını açıkça vurguladı ve “Çin de dahil olmak üzere hiç kimse ABD yaptırımlarının erişiminden muaf değil” dedi.

Bessent, kampanyanın yalnızca İran’daki kurumlara yeni yaptırımlar uygulamakla sınırlı kalmayacağını, dünya genelindeki hükümetlerin, şirketlerin ve bankaların Tahran’la ilişkilerini sürdürmenin maliyetine ilişkin hesaplarını değiştirmeyi hedeflediğini söyledi.

Bessent’in ortaya koyduğu yaklaşım uyarınca, İran’la bağlantılı finansal ve ticari faaliyetlerin sürmesine izin veren ülkeler, kendi şirket ve kuruluşlarının ikincil yaptırımların hedefi olması riskiyle karşı karşıya kalacak. İran adına kara para aklamayı kolaylaştıran kuruluşlar ise dolara dayalı finansal sisteme erişimlerini kaybedecek.

Washington, söz konusu ülkeleri İran bankalarının yurt dışındaki şubelerini kapatmaya ve Hazine Bakanlığı’nın Tahran’ın yaptırımları aşmak için kullandığını değerlendirdiği ticari ve finansal kanalları durdurmaya zorlamayı hedefliyor.


ABD’den İran’a yeni yaptırımlar: Ekonomik tüm damarlarını kesme operasyonu

ABD’den İran’a yeni yaptırımlar: Ekonomik tüm damarlarını kesme operasyonu
TT

ABD’den İran’a yeni yaptırımlar: Ekonomik tüm damarlarını kesme operasyonu

ABD’den İran’a yeni yaptırımlar: Ekonomik tüm damarlarını kesme operasyonu

ABD, İran’a yönelik ekonomik baskı kampanyasını genişleterek yaptırım kapsamına alınan sektörleri önemli ölçüde artırdı. Washington, pazartesi günü İran ekonomisinin beş yeni sektörünü ikincil yaptırımlar kapsamına alırken, yaklaşık 60 kişi, kuruluş ve gemiye de yaptırım uyguladı. Ayrıca Tahran’a yönelik bazı finansal transferlere izin veren lisanslar askıya alındı. Yeni adımlar, İran’ın ekonomik izolasyonunu daha da derinleştirmeyi amaçlıyor.

ABD Hazine Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, yaptırım kararlarının İran yönetiminin çökmekte olan ekonomisini desteklemek amacıyla kullanmaya çalıştığı beş önemli sektörü hedef aldığı belirtildi. Bu sektörlerin dijital varlıklar, teknoloji, altın, havacılık ve deniz taşımacılığı olduğu kaydedildi.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, düzenlediği basın toplantısında, İran ekonomisinin dünya ekonomileriyle bağlantılarını koparmayı hedefleyen ekonomik izolasyon operasyonunun başlatıldığını açıkladı.

Bessent, Hazine Bakanlığı'nın Tahran üzerindeki baskıyı artıracağını ve İran ekonomisinin finansmanına katkı sağlayan para akışını engellemek için kararlı bir yaklaşım izleyeceğini söyledi.

Bessent, “Dünyanın dört bir yanında hedefimiz, bu otoriter rejimi ayakta tutan her ekonomik damarı kesmek ve Tahran tamamen izole edilene kadar bunu sürdürmektir” dedi.

İran’dan sert karşılık uyarısı

İran ise ABD yaptırımlarının bölgeye barış getirmeyeceği uyarısında bulundu.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Tahran'ın genişletilen ABD yaptırımlarına sert karşılık vereceğini ve Washington'la iş birliği yaptığını düşündüğü ülkelere yönelik önlemler de alabileceğini söyledi.

Bekayi, “Bu durumdaki herhangi bir tırmanışın kuşkusuz sonuçları olacaktır” ifadelerini kullandı.