Rusya Bilimler Akademisi ve Doğu Bilimleri Enstitüsü Bilim Direktörü Vitaly Naumkin Şarku’l Avsat için yazdı: Rusya ve Çin, Afganistan’da da birlikteler

Taliban lideri Abdulgani Birader 28 Temmuz’da Pekin’de Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi bir araya geldi (AP)
Taliban lideri Abdulgani Birader 28 Temmuz’da Pekin’de Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi bir araya geldi (AP)
TT

Rusya Bilimler Akademisi ve Doğu Bilimleri Enstitüsü Bilim Direktörü Vitaly Naumkin Şarku’l Avsat için yazdı: Rusya ve Çin, Afganistan’da da birlikteler

Taliban lideri Abdulgani Birader 28 Temmuz’da Pekin’de Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi bir araya geldi (AP)
Taliban lideri Abdulgani Birader 28 Temmuz’da Pekin’de Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi bir araya geldi (AP)

Taliban Hareketi’nin Afganistan zaferinin ardından Rusya ve Çin arasındaki çıkar ve tutum benzerliği, bu ülkede de pozisyonlarını ve yakın ortaklığı güçlendirme olasılığının sinyallerini veriyor.
Çinli yetkililerin açıklamalarına ve basında yer alan haberlere baktığımızda, Pekin'in Afganistan’a yönelik tutumunun şuan için -spekülatif olsa da- aşağıdaki maddelerde sıralandığı gibi tanımlanabileceğini düşünüyoruz:
1-  Çin yönetiminin önceliği, ülkenin ulusal güvenliğini sağlamaya dayanıyor. Topraklarının doğrudan saldırıya açık olduğu durumlar dışında diplomatik yollarla anlaşmaya çalışacağından bu tutum, Rusya'nın tutumuyla aynıdır.
2 - Afganistan ve çevresini saran belirsizlik göz önüne alındığında, Pekin’in karar vermekte aceleci olmayacağı, ama dikkatli ve temkinli davranacağı ortada. Bunun nedeni, Çinliler için sahnenin henüz netleşmemiş olmasıdır. Çin de tıpkı ortaklarının çoğu gibi Taliban'ın Afganistan topraklarının Çin'e yönelik herhangi bir eylem için kullanılmayacağına dair güvenceleri de dahil olmak üzere tüm cömert sözlerini tutup tutmayacağını merak ediyorlar. Çinli yetkililer, Afganistan’daki gelişmelere ilişkin netleşmemiş bir siyasi çizgiyi takip etmekten kaçınacakları süreci (ciddi olaylar olmadığı sürece) uzun bir süre takip edebilirler. Çin diplomasisi, Taliban'ı terör örgütleri listesinden çıkarmaya yönelik hamleler yapmak için de acele etmeyecektir.
3 - Ortadoğu ve Orta Asya başta olmak üzere hemen hemen tüm bölgesel sorunlarda tam bir karşılıklı anlayış içerisinde olduğu Rusya ile son yıllarda yakınlaşma yolunu izleyen Pekin'in Afganistan politikasını Moskova ile koordineli hale getireceğini düşünmek için yeterince neden var. Böyle bir yol Pekin için herhangi bir risk taşımamakta, aksine onu daha da güçlendirmektedir. Elbette bununla beraber Afganistan üzerinde büyük bir nüfuzu olan Pakistan ile yakın koordinasyonunu da sürdürecektir.
4 - Pekin, Taliban’ın Uygurlar tarafından kurulan ayrılıkçı hareketin (Doğu Türkistan İslami Hareketi) etkisiz hale getirilmesine olan ilgisi nedeniyle, Taliban’a Doğu Türkistan İslami Hareketi’ne karşı sert bir çizgi izlemesi için baskı yapacaktır. Taliban, şimdiye kadar yolunun Uygur radikallerininkiyle örtüştüğünden şüphe edilmesini gerektirecek hiçbir neden sunmadı. Çünkü Pekin ile iyi ilişkiler kurmak Taliban için daha önemli. Ancak bazı Çinli uzmanlardan duyduğumuz kadarıyla Çin, geçmiş deneyimlere dayanarak Taliban'a koşulsuz olarak güvenmeye henüz hazır değil. Rus uzmanların değerlendirmelerinde de aynı ihtiyatlı tutumu görüyoruz. Fakat Moskova'nın Taliban Hareketi ile ilk etkileşim deneyiminin iyimser bir hava estirdiği görülüyor. Rus yetkililerin açıklamaları da bunu apaçık bir şekilde kanıtlıyor. Bunun için Moskova’nın Rus vatandaşlarını Kabil'den tahliye etmek için zekice yürüttüğü operasyondan bahsetmek yeterli olacaktır. Çin de tıpkı Rusya gibi, uzun süredir Taliban ile diyalog halinde. Yine de bu durum, eski Kabil hükümetiyle iş birliği yapmasını engellemedi. Kabil’deki Karşı İstihbarat Teşkilatı, 2020 yılı sonlarında Hakkani Ağı’nın terörist yapılarından biriyle iş birliği yaptıkları gerekçesiyle Doğu Türkistan İslami Hareketi üyelerini takip eden bir grup Çinli istihbarat görevlisini tutuklamıştı.
5 - Pekin, Rusya’nın yanında yer alarak, Afganistan krizine yönelik ortak bir politika için Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) platformunu kullanma yolunu desteklemeye hazır olacaktır. Bu ortaklık, ŞİÖ’nün diğer üyelerini toplu eylemlere dahil etmek için yeterli etkiye sahiptir. Her şeyden önce, Orta Asya ülkeleri son kriz sırasında Washington’ın kendilerinde yarattığı hayal kırıklığı sonrasında, büyük bir ekonomi ortağı olarak Çin ve güçlü bir güvenlik sağlayıcısı olarak Rusya ile ilişkileri geliştirme konusunda oldukça istekliler. Moskova şuan Orta Asya ülkelerinin savunma yeteneklerini güçlendirmek ve sınırlarını korumak için büyük çaba sarf ediyor. DEAŞ’ın Afganistan kolu DEAŞ-Horasan Örgütü tarafından 26 Ağustos'ta Kabil Havaalanı’nda gerçekleştirilen ve Afganistan'daki sınır ötesi terörist yapıların halen güçlü olduklarını gösteren terör saldırılarından sonra bu konu daha da öncelikli bir hale geldi. Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’ne (KGAÖ) üye ülkeler arasında Eylül ayı başlarında, Orta Asya'da şok mangası için yeni askeri tatbikatlar yapılması planlanıyor. Tacikistan'daki 201. Rus askeri üssüne Temmuz-Ağustos döneminde yeni silahlar takviye edildi. Ayrıca Kırgızistan'a da son zamanlarda, yakın tarihlerde yapılan tatbikatlara katılanlarla birlikte yeni askeri teçhizat getirilmeye başlandı.
Burada Taliban yetkililerinin İran ve Türkiye ile birlikte Kabil'e eskisinden daha fazla ilgi gösterdiğini de belirtmekte fayda var. Taliban liderlerinin, ABD askerlerinin ayrılmasından sonra Türkiye’ye Kabil Havaalanı’nın güvenliğini sağlaması teklifinde bulundukları iddia ediliyor. Çinli politikacılar, 2000'li yılların başlarından beri, ABD’nin Afganistan’da yenilgiye uğramasının ve geri çekilmesinin kaçınılmazlığından oldukça emindi.
Şunu da belirtmek gerekir ki Rusya, ABD Başkanı Joe Biden’ı, Afganistan’daki müttefiklerini kendilerini aşağılanmış hissettikten sonra uzaklaştıran hızlı askeri ve siyasi bağlantı nedeniyle sert bir şekilde eleştirse de açıklamalarında bu konuda bir sevinç yoktu, sadece şaşkınlık ve sersemlik vardı.
Rusya, 20 Aralık 2001 tarihinde Afganistan’ın güvenliğinin sağlanması için NATO liderliğinde Uluslararası Güvenlik ve Destek Gücü’nün (ISAF) kurulmasını öngören 1386 sayılı karar lehine oy veren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) üyeleri arasında yer almıştı. Şimdi, Ruslar sadece Afganlara değil, Moskova'nın şiddetle kınadığı Kabil Havaalanı’ndaki korkunç terör saldırılarının kurbanı olan Amerikan askerlerine de içtenlikle sempati duyuyorlar. Rusya'nın Washington Büyükelçisi Anatoliy Antonov, olayda ölen askerler için ABD ve halkına içten taziyelerini iletti.
Carnegie'nin Moskova Merkezi'nden analist Alexander Baunov’un geçtiğimiz günlerde kaleme aldığı bir makalede şunları yazdı:
“Her ne kadar Kabil’deki görüntüler bir şekilde Rusya, Türkiye veya Çin ile bağlantılı olsaydı, şuan yaptırım talep edenlerin birçoğunun büyük bir sevinç duyacağını düşünmekten kaçınmak zor olsa da Kabil’den gelen haberler karşısında sevinmek en akıl almaz duygu olur.”
Çin’deki meslektaşlarım ve Rusya’daki uzmanlar, ABD Başkanı Biden’ın bir açıklamasında, “Afganistan'daki görevimiz hiçbir zaman ulus inşa etmek değildi. Hiçbir zaman Afganistan’a bir demokratik düzen kurmak amacıyla gitmedik. Oradaki tek çıkarımız bugün de olduğu gibi ABD’ye yönelik bir terör saldırısının önüne geçmekti” şeklindeki beklenmedik itirafı karşısında büyük şaşkınlık yaşadılar. Bu itirafla yeni bir demokratik ülke kurmak için tüm umutlarını ABD'nin yardımına bağlayan milyonlarca Afganın, başından beri acımasızca aldatıldığı ortaya çıktı. Buna karşın birçok Rus politikacı ve analist, ABD yönetiminin demokrasiyi zorla yerleştirmeyi reddetmesinde olumlu bir takım avantajlar olduğunu düşünüyor.
6 - Son olarak, Çin'in Rusya ile birlikte Afganistan'a insani yardımda bulunmaya hazır olduğu da düşünülebilir. Ancak Pekin, Afganistan’da yeni rejim istikrar sağlamadan, Taliban, hem şehirde hem de kırsalda etkili bir hükümet kurmadan ve ülkeyi parçalayan yolsuzluğa da gerçek darbeler vurulmadan önce büyük ekonomik projelere girmeyeceği de bir gerçek.
Rus uzmanlara göre eğer Taliban, ülkedeki tüm etnik ve dini grupların çıkarlarını dikkate alan ve uzun vadeli güvenliği sağlayan bir hükümet kurar ve istikrarlı bir şekilde görevini yapmasını sağlamayı gerçekten başarırsa Çin ve Rusya, Körfez ülkelerinden ortaklar da dahil olmak üzere diğer güçlü rakiplerle Afganistan’daki kârlı projeler -bu tür projeler kesinlikle ortaya çıkacaktır-  için rekabet etmek zorunda kalacaklar.

 


Trump, İran ve Ukrayna savaşları üzerine BM’de yoğun görüşmeler gerçekleştiriyor

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump, İran ve Ukrayna savaşları üzerine BM’de yoğun görüşmeler gerçekleştiriyor

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu’daki istikrarsız tablo ve arabuluculuk girişimlerine rağmen gerileme emaresi göstermeyen, beşinci yılına giren Ukrayna savaşı gölgesinde, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kapsamında dört kıtadan liderlerle yoğun bir görüşme trafiğine hazırlanıyor.

Trump’ın bugün Genel Kurul’a katılan delegelere hitap etmesi, ardından en az 11 dünya lideriyle ikili veya toplu görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor. Trump’ın konuşmasının içeriği henüz netlik kazanmazken, ABD Başkanı geçen yılki konuşmasında iklim politikaları ve kitlesel göç gibi çeşitli nedenlerle bazı ülkelerin ‘cehenneme doğru gittiğini’ söyleyerek büyük yankı uyandırmıştı.

Trump’ın günün ilerleyen saatlerinde Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Venezuela’nın geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ve Körfez ülkelerinin temsilcileriyle görüşmesi bekleniyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Trump, akşam saatlerinde düzenlenecek liderler resepsiyonunda onlarca liderle kısa görüşmeler de gerçekleştirebilir.

Trump, dün Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüşmüştü. ABD Başkanı’nın bugünkü programına başka görüşmelerin de eklenmesi muhtemel.

Liderlerle yapılacak görüşmelerin uzun listesi, Trump’ın ikinci başkanlık döneminde dış politikaya verdiği önemi yansıtıyor. Trump bu dönemde çeşitli savaşlara müdahil olurken, uzun yıllardır devam eden ittifakları sorguladı, müttefiklerini işgal etmekle tehdit etti ve 10’dan fazla çatışmada arabuluculuk girişiminde bulundu. Bu girişimlerin sonuçları ise farklı düzeylerde başarı gösterdi.

Trump’ın destek oranı düştü

Ancak ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın ciddi sonuçları oldu. Savaş, küresel akaryakıt fiyatlarının yükselmesine, Trump’a yönelik destek oranlarının gerilemesine ve kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde yarışan Cumhuriyetçiler açısından bir sınav oluşmasına yol açtı. Reuters/Ipsos tarafından dün yayımlanan bir ankete göre, Trump’a yönelik destek oranı, Cumhuriyetçi Parti içindeki bazı isimlerin hayat pahalılığıyla mücadele yöntemine yönelik hoşnutsuzluğu sürerken tüm zamanların en düşük seviyesi olan yüzde 32’ye geriledi.

Müttefikler ve siyasi rakipler ayrıca Trump’ın, Maduro’nun ocak ayında ABD güçleri tarafından kaçırılarak uyuşturucu kaçakçılığı suçlamalarıyla karşı karşıya kalmak üzere New York’a götürülmesinin ardından Trump yönetiminin desteğiyle iktidara gelen Rodriguez ile gerçekleştireceği ilk görüşmeyi yakından takip edecek.

Trump’ın müttefikleri, ABD’nin Venezuela’nın petrol sektörünü Amerikan yatırımlarına açmak amacıyla Rodriguez yönetimiyle birlikte çalıştığını belirtiyor. Ancak Demokratlar ve bazı Cumhuriyetçiler, Trump yönetiminin Güney Amerika ülkesinde yeni seçimlerin yapılması yönünde yeterli baskıyı uygulamadığını savunuyor.

Trump, Danimarka ve Grönland liderleriyle gerçekleştireceği görüşmede, adadaki ABD askeri varlığını güçlendirmeyi ve jeopolitik rakiplerin varlığını sınırlandırmayı amaçlayan bir anlaşma imzalayacak. Danimarka ve Grönland yetkilileri, anlaşmanın Trump’ın daha önce Grönland’ı güç kullanarak ele geçirme ihtimaline ilişkin açıklamalarına son vermesini umuyor.


Küresel Bilim Kurulu, yapay zekânın tehlikelerini doğruladı

İngilizce “yapay zekâ” ifadesinin önünde bir klavye ve robot elleri (Reuters)
İngilizce “yapay zekâ” ifadesinin önünde bir klavye ve robot elleri (Reuters)
TT

Küresel Bilim Kurulu, yapay zekânın tehlikelerini doğruladı

İngilizce “yapay zekâ” ifadesinin önünde bir klavye ve robot elleri (Reuters)
İngilizce “yapay zekâ” ifadesinin önünde bir klavye ve robot elleri (Reuters)

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı bağımsız bir bilimsel komite, OpenAI şirketine ait yapay zekâ "ajanlarının" Hugging Face sistemlerine sızmasını ve ardından yaşanan benzer vakaları, insanlığın bu tür gelişmiş teknolojileri kontrol altında tutma konusunda yetersiz kaldığının kanıtı olarak değerlendirdi. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, yapay zekânın getirdiği risklere yönelik artan uyarıları reddetmesine rağmen, "süper yapay zekâ" için bir koordinatör (çar) atamaya hazır olduğunu belirtti.

Dünyanın farklı bölgelerinden 40 bağımsız uzmandan oluşan Uluslararası Bağımsız Yapay Zekâ Bilimsel Komisyonu, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun New York’ta düzenlenecek 81. dönem yıllık üst düzey toplantıları öncesinde, dün ilk raporunu yayımladı.

“Yapay zekâ ajanları, uyumsuzluk ve insan kontrolünü kaybetme riski” başlıklı raporun eş başkanı ve prestijli Turing Ödülü sahibi Yoshua Bengio, “Araştırmacılar uzun süredir kontrolün kaybedilmesine yol açabilecek üç koşula dikkat çekiyor: hedefin yanlış belirlenmesi, bu hedefi takip etme kapasitesi ve buna izin veren bir ortam” dedi. Bengio, “Bu yaz, bu üç koşul laboratuvarda değil, gerçek sistemde bir araya geldi” ifadelerini kullandı.

Komisyon, buradan çıkarılacak açık dersin temel siber güvenlik uygulamalarının göz ardı edildiği ve güvenlik önlemlerinin teknolojinin yeteneklerine ayak uyduramadığı olduğunu belirtti.

Yapay zekâ ajanlarına daha geniş yetkiler verilmesi, onların davranışlarının ve kararlarının açıklanabilmesini gerektiriyor. (Getty Images)
Yapay zekâ ajanlarına daha geniş yetkiler verilmesi, onların davranışlarının ve kararlarının açıklanabilmesini gerektiriyor. (Getty Images)

Raporda ikinci endişe kaynağının “daha tehlikeli” olduğu belirtildi. Buna göre mevcut eğitim yöntemleri, yapay zekâ “ajanlarını” kendi hedeflerini benimsemeye, güvenlik talimatlarını kasıtlı olarak ihlal etmeye ve gerçekleştirdikleri eylemleri gizlemeye yöneltebilir. Bu durum, “ajanların” güvenlik önlemlerini anlayıp bunlara karşı plan yapabilecek seviyeye gelmesi halinde, bugün tasarlanan güvenlik mekanizmalarının işe yarayıp yaramayacağı konusunda soru işaretleri oluşturuyor. Raporda, “geleneksel koruma modeli çözülmeye başlıyor” değerlendirmesine yer verildi.

Komisyon, raporun kontrolün geniş çapta kaybedileceğini öngörmediğini ve mevcut belirsizliği bu sistemlerin kontrol edilebilir kalacağının kanıtı olarak da değerlendirmediğini vurguladı. Raporda ayrıca yönetişim alanındaki zorluğun yapay zekâ modellerinden yapay zekâ ajanlarına doğru kaydığı belirtildi.

Yapay zekâ mühendisliği ve güvenliği uzmanı, komisyon üyesi Qinghua Lu, yüksek riskli diğer sektörlerde kullanılan uygulamalara işaret ederek, “Havacılık, tıp ve siber güvenlik; olayların raporlanması, bağımsız denetim ve çok katmanlı güvenlik önlemleri yoluyla yüksek riskli sistemleri yönetmeyi öğrendi” dedi. Lu, ancak yapay zekâ ajanlarının daha yetenekli ve özerk hale gelmesi ve izlenmelerinin zorlaşması durumunda bu uygulamaların yeterli olmayabileceğini belirtti.

Rapor, Washington’da siyasi atmosferin tamamen farklı bir seyir izlediği dönemde yayımlandı. ABD Başkanı Trump, sosyal medya platformları üzerinden yaptığı açıklamada bir “yapay zekâ gücü” oluşturmayı ve bunun başına bir “çar” atamayı planladığını duyurdu. Bu açıklama, Trump’ın kısa süre önce sektörün yeni güvenlik sınırlarına ihtiyacı olmadığı yönündeki ısrarından dikkat çekici bir dönüşe işaret ediyor. Trump, söz konusu gücü ilk başkanlık döneminde kurduğu Uzay Gücü’ne benzer şekilde oluşturacağını söyledi.

Trump ayrıntı vermedi ve “çar” pozisyonu için herhangi bir isim açıklamadı. Ancak göreve “yalnızca yüksek zekâya sahip kişilerin” başvurması gerektiğini belirtti.

Açıklamalar, Trump’ın yapay zekânın risklerine ilişkin şüphelerinin değişmediğini ortaya koydu. Şarku’l Avsat’ın Bloomberg’ten aktardığı habere göre Trump, teknolojinin insanlık açısından risk oluşturabileceğine yönelik endişeleri “aldatmaca” olarak nitelendirdi ve bu uyarıları iklim değişikliği konusundaki aldatmacılıkla ve kendisinin görevden azledilmesine yönelik girişimlere yol açan skandallarla kıyasladı. Trump, bu tür endişelerin sorumluluğunu “radikal solcu Demokratlara” yükleyerek, yapay zekâ ve veri merkezlerinin geliştirilmesine karşı “hastalıklı bir komplo” bulunduğunu öne sürdü.

Trump, yönetiminin sektörü destekleyeceğini belirterek, “Büyümesini hiçbir şekilde engellemeyecek veya boğmayacağız” dedi; bunun yerine sektöre “değer vereceklerini, yardımcı olacaklarını ve izleyeceklerini” ifade etti. Trump ayrıca yapay zekânın adının “süper zekâ”, “aşırı zekâ” veya “üstün istihbarat” olarak değiştirilmesini de gündeme getirdi. Bunun yanı sıra bir “yapay zekâ gücü” kuracağını ve “yapay zekâ çarı” atayacağını açıkladı.

Trump’ın sözünü ettiği görev ise aylardır boş durumda. Trump, Aralık 2024’te David Sacks’ı “Beyaz Saray Yapay Zekâ ve Kripto Çarı” olarak atamıştı. Ancak Sacks daha sonra bu görevden ayrıldı.


Macron, Trump’la Kızıldeniz ve Ukrayna konusundaki görüşmelerini “yapıcı” olarak nitelendirdi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları öncesinde New York sokaklarında yürürken (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları öncesinde New York sokaklarında yürürken (AFP)
TT

Macron, Trump’la Kızıldeniz ve Ukrayna konusundaki görüşmelerini “yapıcı” olarak nitelendirdi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları öncesinde New York sokaklarında yürürken (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları öncesinde New York sokaklarında yürürken (AFP)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, dün ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna ve Kızıldeniz’deki çatışmalar konusunda olumlu görüşmeler gerçekleştirdiğini söyledi.

Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta Trump ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, “Ele aldığımız bir diğer konu Kızıldeniz’deki durumdu... Bunun küresel fiyatlar açısından taşıdığı önem nedeniyle... Ardından Ukrayna ve Rusya konusunda uzun bir görüşme gerçekleştirdik” dedi. Macron, görüşmenin “çok iyi ve son derece yapıcı” geçtiğini belirtti.

Geniş ilgi gören görüşme öncesinde Fransız bir yetkili, Macron’un Trump ile “açık sözlü” bir şekilde konuşarak özellikle Ukrayna konusunda “doğru kararlara yönlendirmeye” çalışacağını söylemişti. Bu kapsamda Fransız Cumhurbaşkanı, ABD’li mevkidaşına Kiev’e hava savunma sistemleri sağlanmasının gerekliliğini vurguladığını belirterek, bunun “savunma amaçlı bir tedbir” olduğunu ifade etti.

Macron, Trump’ın görüşmeye “son derece açık” olduğunu ve “dünya barışı ile güvenliğimiz açısından açıkça önem taşıyan bu iki çatışmanın ayrıntılarını ele alabildiklerini” söyledi.

Macron, New York’a Kanada’nın Atlantik kıyısı açıklarında bulunan Fransız takımadaları Saint-Pierre ve Miquelon’dan geldi. Burada Kanada Başbakanı Mark Carney ile görüşmüştü. Carney, ABD ile Kanada arasında ticaret anlaşması yapılmasına yönelik müzakerelerin çıkmaza girmesi nedeniyle Trump ile sert bir tartışma yaşamış; bunun ardından iki ülke karşılıklı gümrük vergileri uygulamaya başlamıştı.

Macron’un ayrıca Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile de görüşmesi bekleniyor.