Afganistan’dan geri çekilme sonrası koşullar, öncekiler gibi değil. Afganistan’dan aşağılayıcı geri çekilmenin ardından Avrupa’nın tutumu bu şekilde özetlenebilir. Paris’teki Avrupalı diplomatik kaynaklara göre son iki haftadaki gelişmeler, Avrupalıları dört ana sonuca varmaya itiyor. Birincisi; Joe Biden döneminde, hatta daha da ötesinde selefi Donald Trump döneminde ihtiyatlı davranan ABD yönetiminden daha tedbirli davranması gerektiği. Paris’ten Londra’ya ve Berlin’e kadar doğrudan Afganistan meselesiyle ilgilenen Avrupa başkentlerinde bir yandan kendilerini bir ‘oldu-bitti önüne’ koyan ABD davranışı nedeniyle, diğer yandan da istihbarat servislerinin ve Pentagon’un ‘feci’ başarısızlığı ve Afganistan’daki durumu yanlış hesaplamaları ve eski rejimin Taliban’ın ilerlemesine dayanma gücünün boyutu nedeniyle bir ‘hayal kırıklığı’ var. İkinci sonuç; kaynaklara göre, Washington’ın aynı yaklaşımı kopyalayacağından, Suriye, Irak, Körfez ve Afrika gibi diğer bölgelerden çekileceğinden ve onları bir kez daha yeni bir oldu-bitti önüne koyacağından korkulması.
Avrupa’nın hayal kırıklığını daha da kötüleştiren şey, ilgili başkentlerin Biden’ın Beyaz Saray’a gelişine, ABD’nin arenaya dönüşüne ve (ister NATO’da isterse de Avrupa Birliği’nde olsun) müttefikleriyle istişare ve yakın çalışma konusundaki kararlılığına ilişkin sunduğu literatüre sevinçle yaklaşmaları oldu. Kaynaklar, Biden’ın özellikle 14 Nisan’da Beyaz Saray’daki konuşmasında şu ifadeleri kullandığını hatırlattılar:
“Afganistan’dan çıkış kapısına yönelmekte aceleci davranmayacağız. Bugün bu ülkede varlığı bizimkinden daha büyük olan müttefiklerimiz ve ortaklarımızla istişare ve koordinasyon içinde, sorumlu ve güvenli bir şekilde bu planı uygulayacağız.”
Bununla özellikle NATO birimlerini kastediliyor. Aslında gerçekte olanlar, Biden’ın vaatlerinden ışık yılı uzakta. Öyle ki Afganistan’dan ‘kaçan’ ABD’nin maruz kaldığı kesin aşağılamayı görmek için Amerikan medyasını tüm biçimleriyle okumak yeterli.
Yukarıdakilere ek olarak Avrupalılara göre ilgili iki sonuç bir yandan Avrupalıları NATO da dahil ABD’li ortakla stratejik ilişkilerini yeniden gözden geçirmeye yöneltti, diğer yandan çıkarlarını her koşulda ve ABD katılımı olmadan savunmayı sağlayacak ‘stratejik bağımsızlık’ arayışı bağlamında kendi askeri güçlerinin inşasını hızlandırdı. AB Dışişleri Bakanı Josep Borrell’in açıklamaları çok netti. Borrell, geçen pazartesi günü gazetecilere yaptığı açıklamada, ‘Washington’a bağımlılığı azaltmaları gerektiğini’ vurguladı.
Bu bağlamda AB Savunma Bakanları bugün Brüksel’de yapacakları toplantıda, Avrupalı komşularda kolayca seferber edilen en az 5 bin kişilik ortak bir Avrupa kuvveti oluşturma projesini ele alacaklar. Çekingenliğin aksine muhalefet, yani 1990’lı yıllarda Varşova Paktı ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Sovyet hakimiyetinden kurtulan bazı Doğu Avrupa ülkeleri, koruyucu ABD şemsiyesini var olmayan bir Avrupa şemsiyesi ile değiştirmek istemiyor. Borrell, bahsi geçen kuvvetin ‘eğer varsa’ AB üyelerinin oy birliği ya da istekli devletler arasındaki uzlaşı ile aranması gerektiğini önerdi. Borrell’in önerileri, 3 yıl önce Avrupa Parlamentosu’nun kubbesi de dahil Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un bu konuda birçok defa tekrarladığı çağrılarını hatırlatıyor. Ancak bugüne kadar ortak kuvvet projesinde gerçek bir ilerleme olmadı.
Bununla birlikte şu an Avrupalıları (ve ABD’lileri) endişelendiren şey, entelektüeller, medya profesyonelleri, yargıçlar ve sivil toplum kuruluşlarındaki aktivistler de dahil olmak üzere kendileriyle çalışanların yanı sıra Afganistan’daki vatandaşlarının tahliyesini sağlamak. Fransa ve İngiltere’nin ABD desteğiyle doğan hırsı, pazartesi gecesi yayınlanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararının, ‘güvenli bölge’ kurulmasını içermesiydi. Cumhurbaşkanı Macron da bu bölgenin önemine dikkat çekmişti. Ancak yukarıda bahsedilen karar buna atıfta bulunmuyor. Aksine Konsey’in tahliye edilmek isteyenler (yani halen Afganistan’da mahsur kalan yabancılar ve yabancı ülkelerden seyahat iznine sahip olan Afganlar) için ‘güvenlik bir çıkış’ sağlayarak Taliban’ı ‘taahhütlerine saygı duymaya’ çağıran bir kararı kabul etti. Buna rağmen Elysee Sarayı’ndan yapılan açıklamaya göre Paris, istediğini elde ettiğini, havalimanını Kabil’den ayrılmak isteyenler için güvenli bir yer haline getirmek için gerekli olan şeye ulaştığını ifade etti.
Fransa, İngiltere ve Almanya dışişleri bakanlarının son saatlerde yaptığı açıklamalar, ilgili ülkelerin bu konuya verdiği önemi, özellikle Afganlara verdikleri sözlerin ardından yaşadıkları hayal kırıklığını gözler önüne serdi. Ancak Batılılar için sorun, BM kararının ‘önemine ve Taliban rejimi üzerinde önemli bir baskı kartı teşkil etmesine rağmen’ onlar açısından bir güvence oluşturmaması ve hareketin iş birliği yapma arzusuna bağlı olmasıdır.
Bu bağlamda Avrupalı kaynaklara göre Biden, geçen hafta salı günü video konferans aracılığıyla G7 liderlerini, Taliban’a baskı yapmak için iki ana kart olduğu noktasında bilgilendirdi. Biden’a göre bunlar, Afganistan’ın Washington ve bazı Avrupa ülkelerinin yanı sıra Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve Taliban’ı tanıyan taraflar tarafından dondurulan finansal varlıkları. Hareketin bir yanda ekonominin işleyişi için gerekli olan bu varlıkları geri alma ihtiyacı, diğer yanda örneğin Kuzey Kore’ye benzer ‘metruk’ bir devlete dönüşmemesi için uluslararası tanınma ihtiyacı göz önüne alındığında ekonomik ve mali baskılar, siyasi ve diplomatik izolasyon, yeni rejimi ‘ılımlılığa’ itmede etkili faktörler olabilir. Ancak her halükârda Avrupalılar, umursadıkları şeyin ‘Taliban’ın ne söylediği değil, ne yaptığı’ olduğunda ısrar ediyor. Bugün bile Avrupalılar ve Taliban arasında temaslar yürütülüyor. Fransa Dışişleri Bakanı’nın dünkü açıklamasına göre ya doğrudan ya da bir aracı ile bir ‘emrivaki otoritesi’ mevcut. Ancak Avrupalı yetkililerin açıklamalarına göre tanıma, şu an ‘terörizm, insan haklarına saygı, güvenli çıkış ve insani yardımların teslimi’ de dahil bir dizi koşulun mevcut olduğunu varsayıyor. Ancak kaynaklara göre Batılıların bu adımı atmaya hazır oldukları ve Taliban’ın ‘Güvenlik Konseyi’nde çekimser oy kullanan’ Çin ve Rusya’nın kollarına düşmesini istemedikleri açık.
Ufuktaki en önemli konu ve başlık şu; ‘Afganistan’dan gelen göç akışı ve 2015 ve 2016 yıllarında yaşanan senaryonun tekrarını önlemek için bununla nasıl mücadele edileceği’. Bu konu dün ABD İçişleri Bakanları toplantısının başlığıydı. Macron, konuyla ilgilenmek için ortak bir Avrupa planı çağrısında bulunarak alarmı ilk çalan oldu. Geçen pazartesi günü ülkesi AB’ye başlık eden Slovenya Başbakanı Janez Jansa, AB’nin ‘mülteciler veya insani yardım için insani koridorlar açmayacağını ve 2015 stratejik hatasının tekrarlanmasına izin vermeyeceğini’ söyledi. Aynı şekilde dün ve pazartesi günü bazı bakanlar, belirli sayıda mülteci kabul etmeyi reddetti. Bu eğilim, doğrudan veya Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği aracılığıyla kendilerine sağlanan mali yardım karşılığında mültecileri kabul etmekten ve kendi topraklarında tutmaktan Afganistan’ı çevreleyen ‘çevre ülkelerini’ sorumlu tutmaktı. Aynı şekilde Avrupalılar, ‘dış’ sınırlar üzerindeki kontrolleri sıkılaştırmaya ve Afgan vatandaşların ‘ülkelerinde sığınmalarını’ kabul etmek için sağlanması gereken ‘kriterler’ üzerinde anlaşmaya çalışıyorlar. İçişleri bakanlarının, ‘binlerce mültecinin gelişiyle birlikte Afgan meselesinin neden olduğu güvenlik zorluklarını, cihatçı ve teröristlerin sızma ihtimalini ve uyulması gereken ortak önlemleri’ ele almaları bekleniyordu.
Avrupalılar Afganistan’daki yenilgiden ders çıkarmaya çalışıyor
İtalya’nın orta kesimindeki Avezzano’da Kızıl Haç tarafından yönetilen mülteci kampındaki Afganlar. (AP)
Avrupalılar Afganistan’daki yenilgiden ders çıkarmaya çalışıyor
İtalya’nın orta kesimindeki Avezzano’da Kızıl Haç tarafından yönetilen mülteci kampındaki Afganlar. (AP)
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة