Avrupalılar Afganistan’daki yenilgiden ders çıkarmaya çalışıyor

İtalya’nın orta kesimindeki Avezzano’da Kızıl Haç tarafından yönetilen mülteci kampındaki Afganlar. (AP)
İtalya’nın orta kesimindeki Avezzano’da Kızıl Haç tarafından yönetilen mülteci kampındaki Afganlar. (AP)
TT

Avrupalılar Afganistan’daki yenilgiden ders çıkarmaya çalışıyor

İtalya’nın orta kesimindeki Avezzano’da Kızıl Haç tarafından yönetilen mülteci kampındaki Afganlar. (AP)
İtalya’nın orta kesimindeki Avezzano’da Kızıl Haç tarafından yönetilen mülteci kampındaki Afganlar. (AP)

Afganistan’dan geri çekilme sonrası koşullar, öncekiler gibi değil. Afganistan’dan aşağılayıcı geri çekilmenin ardından Avrupa’nın tutumu bu şekilde özetlenebilir. Paris’teki Avrupalı diplomatik kaynaklara göre son iki haftadaki gelişmeler, Avrupalıları dört ana sonuca varmaya itiyor. Birincisi; Joe Biden döneminde, hatta daha da ötesinde selefi Donald Trump döneminde ihtiyatlı davranan ABD yönetiminden daha tedbirli davranması gerektiği. Paris’ten Londra’ya ve Berlin’e kadar doğrudan Afganistan meselesiyle ilgilenen Avrupa başkentlerinde bir yandan kendilerini bir ‘oldu-bitti önüne’ koyan ABD davranışı nedeniyle, diğer yandan da istihbarat servislerinin ve Pentagon’un ‘feci’ başarısızlığı ve Afganistan’daki durumu yanlış hesaplamaları ve eski rejimin Taliban’ın ilerlemesine dayanma gücünün boyutu nedeniyle bir ‘hayal kırıklığı’ var. İkinci sonuç; kaynaklara göre, Washington’ın aynı yaklaşımı kopyalayacağından, Suriye, Irak, Körfez ve Afrika gibi diğer bölgelerden çekileceğinden ve onları bir kez daha yeni bir oldu-bitti önüne koyacağından korkulması.
Avrupa’nın hayal kırıklığını daha da kötüleştiren şey, ilgili başkentlerin Biden’ın Beyaz Saray’a gelişine, ABD’nin arenaya dönüşüne ve (ister NATO’da isterse de Avrupa Birliği’nde olsun) müttefikleriyle istişare ve yakın çalışma konusundaki kararlılığına ilişkin sunduğu literatüre sevinçle yaklaşmaları oldu. Kaynaklar, Biden’ın özellikle 14 Nisan’da Beyaz Saray’daki konuşmasında şu ifadeleri kullandığını hatırlattılar:
“Afganistan’dan çıkış kapısına yönelmekte aceleci davranmayacağız. Bugün bu ülkede varlığı bizimkinden daha büyük olan müttefiklerimiz ve ortaklarımızla istişare ve koordinasyon içinde, sorumlu ve güvenli bir şekilde bu planı uygulayacağız.”
Bununla özellikle NATO birimlerini kastediliyor. Aslında gerçekte olanlar, Biden’ın vaatlerinden ışık yılı uzakta. Öyle ki Afganistan’dan ‘kaçan’ ABD’nin maruz kaldığı kesin aşağılamayı görmek için Amerikan medyasını tüm biçimleriyle okumak yeterli.
Yukarıdakilere ek olarak Avrupalılara göre ilgili iki sonuç bir yandan Avrupalıları NATO da dahil ABD’li ortakla stratejik ilişkilerini yeniden gözden geçirmeye yöneltti, diğer yandan çıkarlarını her koşulda ve ABD katılımı olmadan savunmayı sağlayacak ‘stratejik bağımsızlık’ arayışı bağlamında kendi askeri güçlerinin inşasını hızlandırdı. AB Dışişleri Bakanı Josep Borrell’in açıklamaları çok netti. Borrell, geçen pazartesi günü gazetecilere yaptığı açıklamada, ‘Washington’a bağımlılığı azaltmaları gerektiğini’ vurguladı.
Bu bağlamda AB Savunma Bakanları bugün Brüksel’de yapacakları toplantıda, Avrupalı komşularda kolayca seferber edilen en az 5 bin kişilik ortak bir Avrupa kuvveti oluşturma projesini ele alacaklar. Çekingenliğin aksine muhalefet, yani 1990’lı yıllarda Varşova Paktı ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Sovyet hakimiyetinden kurtulan bazı Doğu Avrupa ülkeleri, koruyucu ABD şemsiyesini var olmayan bir Avrupa şemsiyesi ile değiştirmek istemiyor. Borrell, bahsi geçen kuvvetin ‘eğer varsa’ AB üyelerinin oy birliği ya da istekli devletler arasındaki uzlaşı ile aranması gerektiğini önerdi. Borrell’in önerileri, 3 yıl önce Avrupa Parlamentosu’nun kubbesi de dahil Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un bu konuda birçok defa tekrarladığı çağrılarını hatırlatıyor. Ancak bugüne kadar ortak kuvvet projesinde gerçek bir ilerleme olmadı.
Bununla birlikte şu an Avrupalıları (ve ABD’lileri) endişelendiren şey, entelektüeller, medya profesyonelleri, yargıçlar ve sivil toplum kuruluşlarındaki aktivistler de dahil olmak üzere kendileriyle çalışanların yanı sıra Afganistan’daki vatandaşlarının tahliyesini sağlamak. Fransa ve İngiltere’nin ABD desteğiyle doğan hırsı, pazartesi gecesi yayınlanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararının, ‘güvenli bölge’ kurulmasını içermesiydi. Cumhurbaşkanı Macron da bu bölgenin önemine dikkat çekmişti. Ancak yukarıda bahsedilen karar buna atıfta bulunmuyor. Aksine Konsey’in tahliye edilmek isteyenler (yani halen Afganistan’da mahsur kalan yabancılar ve yabancı ülkelerden seyahat iznine sahip olan Afganlar) için ‘güvenlik bir çıkış’ sağlayarak Taliban’ı ‘taahhütlerine saygı duymaya’ çağıran bir kararı kabul etti. Buna rağmen Elysee Sarayı’ndan yapılan açıklamaya göre Paris, istediğini elde ettiğini, havalimanını Kabil’den ayrılmak isteyenler için güvenli bir yer haline getirmek için gerekli olan şeye ulaştığını ifade etti.
Fransa, İngiltere ve Almanya dışişleri bakanlarının son saatlerde yaptığı açıklamalar, ilgili ülkelerin bu konuya verdiği önemi, özellikle Afganlara verdikleri sözlerin ardından yaşadıkları hayal kırıklığını gözler önüne serdi. Ancak Batılılar için sorun, BM kararının ‘önemine ve Taliban rejimi üzerinde önemli bir baskı kartı teşkil etmesine rağmen’ onlar açısından bir güvence oluşturmaması ve hareketin iş birliği yapma arzusuna bağlı olmasıdır.
Bu bağlamda Avrupalı kaynaklara göre Biden, geçen hafta salı günü video konferans aracılığıyla G7 liderlerini, Taliban’a baskı yapmak için iki ana kart olduğu noktasında bilgilendirdi. Biden’a göre bunlar, Afganistan’ın Washington ve bazı Avrupa ülkelerinin yanı sıra Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve Taliban’ı tanıyan taraflar tarafından dondurulan finansal varlıkları. Hareketin bir yanda ekonominin işleyişi için gerekli olan bu varlıkları geri alma ihtiyacı, diğer yanda örneğin Kuzey Kore’ye benzer ‘metruk’ bir devlete dönüşmemesi için uluslararası tanınma ihtiyacı göz önüne alındığında ekonomik ve mali baskılar, siyasi ve diplomatik izolasyon, yeni rejimi ‘ılımlılığa’ itmede etkili faktörler olabilir. Ancak her halükârda Avrupalılar, umursadıkları şeyin ‘Taliban’ın ne söylediği değil, ne yaptığı’ olduğunda ısrar ediyor. Bugün bile Avrupalılar ve Taliban arasında temaslar yürütülüyor. Fransa Dışişleri Bakanı’nın dünkü açıklamasına göre ya doğrudan ya da bir aracı ile bir ‘emrivaki otoritesi’ mevcut. Ancak Avrupalı ​​yetkililerin açıklamalarına göre tanıma, şu an ‘terörizm, insan haklarına saygı, güvenli çıkış ve insani yardımların teslimi’ de dahil bir dizi koşulun mevcut olduğunu varsayıyor. Ancak kaynaklara göre Batılıların bu adımı atmaya hazır oldukları ve Taliban’ın ‘Güvenlik Konseyi’nde çekimser oy kullanan’ Çin ve Rusya’nın kollarına düşmesini istemedikleri açık.
Ufuktaki en önemli konu ve başlık şu; ‘Afganistan’dan gelen göç akışı ve 2015 ve 2016 yıllarında yaşanan senaryonun tekrarını önlemek için bununla nasıl mücadele edileceği’. Bu konu dün ABD İçişleri Bakanları toplantısının başlığıydı. Macron, konuyla ilgilenmek için ortak bir Avrupa planı çağrısında bulunarak alarmı ilk çalan oldu. Geçen pazartesi günü ülkesi AB’ye başlık eden Slovenya Başbakanı Janez Jansa, AB’nin ‘mülteciler veya insani yardım için insani koridorlar açmayacağını ve 2015 stratejik hatasının tekrarlanmasına izin vermeyeceğini’ söyledi. Aynı şekilde dün ve pazartesi günü bazı bakanlar, belirli sayıda mülteci kabul etmeyi reddetti. Bu eğilim, doğrudan veya Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği aracılığıyla kendilerine sağlanan mali yardım karşılığında mültecileri kabul etmekten ve kendi topraklarında tutmaktan Afganistan’ı çevreleyen ‘çevre ülkelerini’ sorumlu tutmaktı. Aynı şekilde Avrupalılar, ‘dış’ sınırlar üzerindeki kontrolleri sıkılaştırmaya ve Afgan vatandaşların ‘ülkelerinde sığınmalarını’ kabul etmek için sağlanması gereken ‘kriterler’ üzerinde anlaşmaya çalışıyorlar. İçişleri bakanlarının, ‘binlerce mültecinin gelişiyle birlikte Afgan meselesinin neden olduğu güvenlik zorluklarını, cihatçı ve teröristlerin sızma ihtimalini ve uyulması gereken ortak önlemleri’ ele almaları bekleniyordu.



Trump, İran ve Ukrayna savaşları üzerine BM’de yoğun görüşmeler gerçekleştiriyor

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump, İran ve Ukrayna savaşları üzerine BM’de yoğun görüşmeler gerçekleştiriyor

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu’daki istikrarsız tablo ve arabuluculuk girişimlerine rağmen gerileme emaresi göstermeyen, beşinci yılına giren Ukrayna savaşı gölgesinde, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kapsamında dört kıtadan liderlerle yoğun bir görüşme trafiğine hazırlanıyor.

Trump’ın bugün Genel Kurul’a katılan delegelere hitap etmesi, ardından en az 11 dünya lideriyle ikili veya toplu görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor. Trump’ın konuşmasının içeriği henüz netlik kazanmazken, ABD Başkanı geçen yılki konuşmasında iklim politikaları ve kitlesel göç gibi çeşitli nedenlerle bazı ülkelerin ‘cehenneme doğru gittiğini’ söyleyerek büyük yankı uyandırmıştı.

Trump’ın günün ilerleyen saatlerinde Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Venezuela’nın geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ve Körfez ülkelerinin temsilcileriyle görüşmesi bekleniyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Trump, akşam saatlerinde düzenlenecek liderler resepsiyonunda onlarca liderle kısa görüşmeler de gerçekleştirebilir.

Trump, dün Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüşmüştü. ABD Başkanı’nın bugünkü programına başka görüşmelerin de eklenmesi muhtemel.

Liderlerle yapılacak görüşmelerin uzun listesi, Trump’ın ikinci başkanlık döneminde dış politikaya verdiği önemi yansıtıyor. Trump bu dönemde çeşitli savaşlara müdahil olurken, uzun yıllardır devam eden ittifakları sorguladı, müttefiklerini işgal etmekle tehdit etti ve 10’dan fazla çatışmada arabuluculuk girişiminde bulundu. Bu girişimlerin sonuçları ise farklı düzeylerde başarı gösterdi.

Trump’ın destek oranı düştü

Ancak ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın ciddi sonuçları oldu. Savaş, küresel akaryakıt fiyatlarının yükselmesine, Trump’a yönelik destek oranlarının gerilemesine ve kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde yarışan Cumhuriyetçiler açısından bir sınav oluşmasına yol açtı. Reuters/Ipsos tarafından dün yayımlanan bir ankete göre, Trump’a yönelik destek oranı, Cumhuriyetçi Parti içindeki bazı isimlerin hayat pahalılığıyla mücadele yöntemine yönelik hoşnutsuzluğu sürerken tüm zamanların en düşük seviyesi olan yüzde 32’ye geriledi.

Müttefikler ve siyasi rakipler ayrıca Trump’ın, Maduro’nun ocak ayında ABD güçleri tarafından kaçırılarak uyuşturucu kaçakçılığı suçlamalarıyla karşı karşıya kalmak üzere New York’a götürülmesinin ardından Trump yönetiminin desteğiyle iktidara gelen Rodriguez ile gerçekleştireceği ilk görüşmeyi yakından takip edecek.

Trump’ın müttefikleri, ABD’nin Venezuela’nın petrol sektörünü Amerikan yatırımlarına açmak amacıyla Rodriguez yönetimiyle birlikte çalıştığını belirtiyor. Ancak Demokratlar ve bazı Cumhuriyetçiler, Trump yönetiminin Güney Amerika ülkesinde yeni seçimlerin yapılması yönünde yeterli baskıyı uygulamadığını savunuyor.

Trump, Danimarka ve Grönland liderleriyle gerçekleştireceği görüşmede, adadaki ABD askeri varlığını güçlendirmeyi ve jeopolitik rakiplerin varlığını sınırlandırmayı amaçlayan bir anlaşma imzalayacak. Danimarka ve Grönland yetkilileri, anlaşmanın Trump’ın daha önce Grönland’ı güç kullanarak ele geçirme ihtimaline ilişkin açıklamalarına son vermesini umuyor.


Küresel Bilim Kurulu, yapay zekânın tehlikelerini doğruladı

İngilizce “yapay zekâ” ifadesinin önünde bir klavye ve robot elleri (Reuters)
İngilizce “yapay zekâ” ifadesinin önünde bir klavye ve robot elleri (Reuters)
TT

Küresel Bilim Kurulu, yapay zekânın tehlikelerini doğruladı

İngilizce “yapay zekâ” ifadesinin önünde bir klavye ve robot elleri (Reuters)
İngilizce “yapay zekâ” ifadesinin önünde bir klavye ve robot elleri (Reuters)

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı bağımsız bir bilimsel komite, OpenAI şirketine ait yapay zekâ "ajanlarının" Hugging Face sistemlerine sızmasını ve ardından yaşanan benzer vakaları, insanlığın bu tür gelişmiş teknolojileri kontrol altında tutma konusunda yetersiz kaldığının kanıtı olarak değerlendirdi. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, yapay zekânın getirdiği risklere yönelik artan uyarıları reddetmesine rağmen, "süper yapay zekâ" için bir koordinatör (çar) atamaya hazır olduğunu belirtti.

Dünyanın farklı bölgelerinden 40 bağımsız uzmandan oluşan Uluslararası Bağımsız Yapay Zekâ Bilimsel Komisyonu, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun New York’ta düzenlenecek 81. dönem yıllık üst düzey toplantıları öncesinde, dün ilk raporunu yayımladı.

“Yapay zekâ ajanları, uyumsuzluk ve insan kontrolünü kaybetme riski” başlıklı raporun eş başkanı ve prestijli Turing Ödülü sahibi Yoshua Bengio, “Araştırmacılar uzun süredir kontrolün kaybedilmesine yol açabilecek üç koşula dikkat çekiyor: hedefin yanlış belirlenmesi, bu hedefi takip etme kapasitesi ve buna izin veren bir ortam” dedi. Bengio, “Bu yaz, bu üç koşul laboratuvarda değil, gerçek sistemde bir araya geldi” ifadelerini kullandı.

Komisyon, buradan çıkarılacak açık dersin temel siber güvenlik uygulamalarının göz ardı edildiği ve güvenlik önlemlerinin teknolojinin yeteneklerine ayak uyduramadığı olduğunu belirtti.

Yapay zekâ ajanlarına daha geniş yetkiler verilmesi, onların davranışlarının ve kararlarının açıklanabilmesini gerektiriyor. (Getty Images)
Yapay zekâ ajanlarına daha geniş yetkiler verilmesi, onların davranışlarının ve kararlarının açıklanabilmesini gerektiriyor. (Getty Images)

Raporda ikinci endişe kaynağının “daha tehlikeli” olduğu belirtildi. Buna göre mevcut eğitim yöntemleri, yapay zekâ “ajanlarını” kendi hedeflerini benimsemeye, güvenlik talimatlarını kasıtlı olarak ihlal etmeye ve gerçekleştirdikleri eylemleri gizlemeye yöneltebilir. Bu durum, “ajanların” güvenlik önlemlerini anlayıp bunlara karşı plan yapabilecek seviyeye gelmesi halinde, bugün tasarlanan güvenlik mekanizmalarının işe yarayıp yaramayacağı konusunda soru işaretleri oluşturuyor. Raporda, “geleneksel koruma modeli çözülmeye başlıyor” değerlendirmesine yer verildi.

Komisyon, raporun kontrolün geniş çapta kaybedileceğini öngörmediğini ve mevcut belirsizliği bu sistemlerin kontrol edilebilir kalacağının kanıtı olarak da değerlendirmediğini vurguladı. Raporda ayrıca yönetişim alanındaki zorluğun yapay zekâ modellerinden yapay zekâ ajanlarına doğru kaydığı belirtildi.

Yapay zekâ mühendisliği ve güvenliği uzmanı, komisyon üyesi Qinghua Lu, yüksek riskli diğer sektörlerde kullanılan uygulamalara işaret ederek, “Havacılık, tıp ve siber güvenlik; olayların raporlanması, bağımsız denetim ve çok katmanlı güvenlik önlemleri yoluyla yüksek riskli sistemleri yönetmeyi öğrendi” dedi. Lu, ancak yapay zekâ ajanlarının daha yetenekli ve özerk hale gelmesi ve izlenmelerinin zorlaşması durumunda bu uygulamaların yeterli olmayabileceğini belirtti.

Rapor, Washington’da siyasi atmosferin tamamen farklı bir seyir izlediği dönemde yayımlandı. ABD Başkanı Trump, sosyal medya platformları üzerinden yaptığı açıklamada bir “yapay zekâ gücü” oluşturmayı ve bunun başına bir “çar” atamayı planladığını duyurdu. Bu açıklama, Trump’ın kısa süre önce sektörün yeni güvenlik sınırlarına ihtiyacı olmadığı yönündeki ısrarından dikkat çekici bir dönüşe işaret ediyor. Trump, söz konusu gücü ilk başkanlık döneminde kurduğu Uzay Gücü’ne benzer şekilde oluşturacağını söyledi.

Trump ayrıntı vermedi ve “çar” pozisyonu için herhangi bir isim açıklamadı. Ancak göreve “yalnızca yüksek zekâya sahip kişilerin” başvurması gerektiğini belirtti.

Açıklamalar, Trump’ın yapay zekânın risklerine ilişkin şüphelerinin değişmediğini ortaya koydu. Şarku’l Avsat’ın Bloomberg’ten aktardığı habere göre Trump, teknolojinin insanlık açısından risk oluşturabileceğine yönelik endişeleri “aldatmaca” olarak nitelendirdi ve bu uyarıları iklim değişikliği konusundaki aldatmacılıkla ve kendisinin görevden azledilmesine yönelik girişimlere yol açan skandallarla kıyasladı. Trump, bu tür endişelerin sorumluluğunu “radikal solcu Demokratlara” yükleyerek, yapay zekâ ve veri merkezlerinin geliştirilmesine karşı “hastalıklı bir komplo” bulunduğunu öne sürdü.

Trump, yönetiminin sektörü destekleyeceğini belirterek, “Büyümesini hiçbir şekilde engellemeyecek veya boğmayacağız” dedi; bunun yerine sektöre “değer vereceklerini, yardımcı olacaklarını ve izleyeceklerini” ifade etti. Trump ayrıca yapay zekânın adının “süper zekâ”, “aşırı zekâ” veya “üstün istihbarat” olarak değiştirilmesini de gündeme getirdi. Bunun yanı sıra bir “yapay zekâ gücü” kuracağını ve “yapay zekâ çarı” atayacağını açıkladı.

Trump’ın sözünü ettiği görev ise aylardır boş durumda. Trump, Aralık 2024’te David Sacks’ı “Beyaz Saray Yapay Zekâ ve Kripto Çarı” olarak atamıştı. Ancak Sacks daha sonra bu görevden ayrıldı.


Macron, Trump’la Kızıldeniz ve Ukrayna konusundaki görüşmelerini “yapıcı” olarak nitelendirdi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları öncesinde New York sokaklarında yürürken (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları öncesinde New York sokaklarında yürürken (AFP)
TT

Macron, Trump’la Kızıldeniz ve Ukrayna konusundaki görüşmelerini “yapıcı” olarak nitelendirdi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları öncesinde New York sokaklarında yürürken (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları öncesinde New York sokaklarında yürürken (AFP)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, dün ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna ve Kızıldeniz’deki çatışmalar konusunda olumlu görüşmeler gerçekleştirdiğini söyledi.

Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta Trump ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, “Ele aldığımız bir diğer konu Kızıldeniz’deki durumdu... Bunun küresel fiyatlar açısından taşıdığı önem nedeniyle... Ardından Ukrayna ve Rusya konusunda uzun bir görüşme gerçekleştirdik” dedi. Macron, görüşmenin “çok iyi ve son derece yapıcı” geçtiğini belirtti.

Geniş ilgi gören görüşme öncesinde Fransız bir yetkili, Macron’un Trump ile “açık sözlü” bir şekilde konuşarak özellikle Ukrayna konusunda “doğru kararlara yönlendirmeye” çalışacağını söylemişti. Bu kapsamda Fransız Cumhurbaşkanı, ABD’li mevkidaşına Kiev’e hava savunma sistemleri sağlanmasının gerekliliğini vurguladığını belirterek, bunun “savunma amaçlı bir tedbir” olduğunu ifade etti.

Macron, Trump’ın görüşmeye “son derece açık” olduğunu ve “dünya barışı ile güvenliğimiz açısından açıkça önem taşıyan bu iki çatışmanın ayrıntılarını ele alabildiklerini” söyledi.

Macron, New York’a Kanada’nın Atlantik kıyısı açıklarında bulunan Fransız takımadaları Saint-Pierre ve Miquelon’dan geldi. Burada Kanada Başbakanı Mark Carney ile görüşmüştü. Carney, ABD ile Kanada arasında ticaret anlaşması yapılmasına yönelik müzakerelerin çıkmaza girmesi nedeniyle Trump ile sert bir tartışma yaşamış; bunun ardından iki ülke karşılıklı gümrük vergileri uygulamaya başlamıştı.

Macron’un ayrıca Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile de görüşmesi bekleniyor.