Libya, paralı askerler ve seçimlerin zamanında yapılması başlıklarında zorluklarla karşı karşıya

Libya’ya komşu ülkeler tüm uluslararası taraflar üzerinde siyasi baskı yapmalı ve konuyu kendi ulusal güvenlik sorunları gibi görmeli.

Cezayir'de düzenlenen Libya'ya Komşu Ülkeler Konferansı'nın rağmen belirlenen hedeflere ulaşılması halen zor görünüyor. (Cezayir Televizyonu)
Cezayir'de düzenlenen Libya'ya Komşu Ülkeler Konferansı'nın rağmen belirlenen hedeflere ulaşılması halen zor görünüyor. (Cezayir Televizyonu)
TT

Libya, paralı askerler ve seçimlerin zamanında yapılması başlıklarında zorluklarla karşı karşıya

Cezayir'de düzenlenen Libya'ya Komşu Ülkeler Konferansı'nın rağmen belirlenen hedeflere ulaşılması halen zor görünüyor. (Cezayir Televizyonu)
Cezayir'de düzenlenen Libya'ya Komşu Ülkeler Konferansı'nın rağmen belirlenen hedeflere ulaşılması halen zor görünüyor. (Cezayir Televizyonu)

Ali Yahi/Muhabir
Cezayir'de düzenlenen Libya’ya Komşu Ülkeler Konferansı, büyük uluslararası aktörlerin durum üzerindeki kontrolü ışığında, söz konusu komşu ülkelerin rol oynayıp oynayamayacağı sorusunu tekrar gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre bölgesel ve uluslararası düzeyde, ilgili tarafların dikkat çekici katılımı ve bunun verdiği büyük umuda rağmen paralı ve yabancı güçlerin Libya’dan “sınır dışı edilmesi” ve seçimlerin belirlenen vakitte yapılması konularına odaklanılması konferansın başarısını riske atıyor.

Kilit rol
Cezayir'in ikinci kez ev sahipliği yaptığı iki günlük bu konferansa katılan ülkelerin dışişleri bakanlarının açıklamalarında, Libya'ya komşu ülkelerin Libya krizine kalıcı bir çözüm bulma çabalarını güçlendirmedeki önemli rolü konusunda fikir birliği vardı. Katılımcılar, iki Berlin konferansının da sonuçlarına olan bağlılıklarını vurguladılar. Her türlü dış müdahaleye karşı olduklarını yineleyen katılımcılar yayınladıkları sonuç bildirgesinde, silah ve paralı asker sevkiyatının devam etmesini ve krizi çözmeye yönelik çabaları baltalamak için Libyalıları kutuplaştırmaya yönelik girişimleri kınadılar. Aynı zamanda Libya Siyasi Diyalog Forumu’nda (LSDF) istişare yapılması ve 5+5 Ortak Askeri Komitesi ile komşu ülkeler arasında yabancı güçlerin ve paralı askerlerin ülkeden çıkarılması konusunda koordinasyon sağlanması gerektiğinin altını çizdiler.
Bakanlar ayrıca, seçimlerin başarılı geçmesi için gerekli ortamın sağlanmasına yönelik güven inşa edici tedbirlerin güçlendirilmesinin ve bu seçimlerin zamanında yapılması için yol haritasındaki önceliklerin yürürlüğe konulmasının önemine ve ilgili Libya kuruluşlarının bunun için kanuni ve anayasal zemini hazırlamasının gerekliliğine dikkat çektiler. Ortak sınırların güvenliğini sağlamak için Libya ile komşu ülkeler arasındaki Dörtlü Anlaşma’nın yürürlüğe konulması çağrısında bulunan bakanlar, krize son vermek için tüm Libyalı taraflara yönelik çabalarını Birleşmiş Milletler’in (BM) izlediği yola göre koordine etme konusunda da uzlaştılar.

İki önemli nokta
Sonuç bildirgesi, Libya'nın komşu ülkelerini ilgilendiren çeşitli noktaları kapsamasına rağmen paralı askerlerin ve yabancı güçlerin ülkeden çıkarılması öncelikti. İstikrarın kapılarını aralayacak olan en önemli taleplerden biriydi. Aynı şekilde seçimler konusu da gerek konferanstan önce gerekse kapalı oturumlar sırasında büyük bir ilgi gördü. Bu durum meselerde ilerleme kaydedilmesini engelleyen pürüzlerin olduğunu ve komşu ülkelerin işlerin en başa döneceğine ilişkin korkularını gösteriyor. Ayrıca konferans, her seferinde seçimlerin düzenlenmesine zemin hazırlamak için yabancı güçlerin ve paralı askerlerin çıkarılması çağrısında bulunan BM de dahil olmak üzere uluslararası taraflarca yapılan önceki tüm girişimlerin başarısız olması nedeniyle söz konusu komşu ülkelerin endişelerini giderip gideremeyeceğine ilişkin soruları gündeme getirdi.
Libya Dışişleri Bakanı Necla Menguş, Cezayir toplantısının başarılı geçtiğini ve Libya'nın ülke içerisindeki istikrarı sağlamaya yönelik çabalarına verilen desteği kanıtlayan net bir mesaj ilettiğini söyledi. Parlamentonun anayasal temele ilişkin tutumunu beklerken seçimlerin zamanında yapılması için çaba gösterildiğini belirten Menguş, bakanların paralı askerlerin ve yabancı güçlerin Libya'dan çıkarılması konusunda 5+5 Ortak Askeri Komitesi ile koordinasyon sağlanmasına dikkat çektiklerini kaydetti.
Diğer taraftan Cezayir Dışişleri Bakanı Ramtane Lamamra, Libya'ya paralı askerler ve yabancı savaşçılar taşıyan taraflara, söz konusu kimseleri geldikleri yerlere geri götürmeleri çağrısında bulundu. Lamamra “Libya'daki güçlerin nereye gideceği belli değil. Komşu ülkelerin bu güçlerin örgütsüz, plansız ve kontrolsüz bir şekilde Libya’dan çıkmasının kurbanı olmaması için buraya kim getirdiyse geldikleri yerlere geri götürmeli” dedi.

Zorlu görev ve baskı
Cezayirli siyasi aktivist Sadık Emin konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Güçlü bir merkezi otorite yokken Libya topraklarındaki bütün paralı askerleri çıkarmak zor. Özellikle de silahlı Çad muhalefetinden bazı paralı askerler, kendi ülkelerinin hükümetlerine karşı olmaları ve Libya topraklarını kendileri için güvenli bir sığınak yaparak ülkelerine yönelik saldırılar başlattıkları bir arka üs haline getirdikleri için daha da zor. Bu durumda işler daha karmaşık bir hal alıyor.”
Emin, silahlı çatışmanın bazı kanatlarının paralı askerleri sömürüp kullanması ve iktidarı ele geçirme sürecinde onları vurucu güç haline getirmesi gibi yabancı güçlerin ülkeden çıkarılmasını zorlaştıran diğer engeller de olduğuna dikkat çekti. Ayrıca paralı askerlerin Libya sahnesinde etkili olan büyük ülkelerin çıkarlarına bağlı olmasının, Libya diyalogunun ve uzlaşmasının yolunu tıkadığını ancak bunun, komşu ülkelerin engellerin aşılmasına etkin bir şekilde katkıda bulunmasına ve Libyalılara tüm tarafların tatmin olacağı bir çözüme ulaşmaları için yardım etmesine mani olmayacağını söyledi.
Diğer taraftan Libya Parlamentosu’ndaki Ulusal Yol Bloğu Başkanı Ali Ahmed et-Tekali yaptığı açıklamada “Libya'ya komşu olan ülkelerin paralı askerleri ve yabancı güçleri ülkeden çıkarabilmelerini ve seçimleri zamanında yapabilmelerini temenni ediyoruz. Bu hem Libya hem de komşu ülkeler için oldukça mühim bir mesele” ifadelerini kullandı. Tekali, önceki girişimlerin hepsinin başarısız olması karşısında bu meseleyi çözmek için bütün uluslararası taraflara siyasi baskı yapılması ve meselenin komşu ülkelerin ulusal güvenliklerini ilgilendiren bir mesele gibi ele alınması gerektiğini belirtti. Tekali söz konusu dosyanın, Libyalıları yeniden bir araya getirmek ve aralarında uzlaşma sağlamak için yardımda bulunmak isteyenler dışında müdahalede bulunanları kabul etmediğini vurguladı.

Başarısızlık korkuları
24 Aralık tarihinde seçimleri yapmakta başarısız olunmasına ilişkin korkular, Libya Dışişleri Bakanı Necla Menguş’un Cezayirli mevkidaşı Ramtane Lamamra ile konferansın bitiminden sonra yaptığı ortak basın toplantısındaki açıklamalarında net bir şekilde görüldü. Libya Parlamentosu’nun seçimlere ilişkin yasal çerçeveyi onaylamakta gecikmesinin seçimlerin yapılmasını engelleyebileceğine işaret eden Menguş şunları söyledi:
“Hepimiz seçimlerin aralık ayında yapılması için çabalıyoruz. Ulusal Birlik Hükümeti olarak biz, fon ve Seçim Komisyonu’na lojistik ve maddi destek sağlanması açısından seçim çarkının ilerlemesi için gereken her şeyi yaptık.”
Menguş, seçim tarihinin ertelenme ihtimaline ilişkin bir soruyu şöyle cevapladı:
“Bilmiyorum ancak seçimleri vaktinde yapmaya çalışıyoruz. Seçimler istikrarın zarar görmesi pahasına bir öncelik olmamalı. Çünkü bu güvenlik ile ilgili kötü sorunlar yaratacaktır. Biz Libya'nın bir iç savaşa veya başka siyasi sorunlara girmesini istemiyoruz.”
Diğer yandan BM Libya Özel Temsilcisi ve Libya Destek Misyonu Başkanı Jan Kubis de aynı korkuları paylaşıyordu. Nitekim konferansın başında seçimler için yasal çerçevenin derhal hazırlanması çağrısında bulunan Kubis şunları söyledi:
“Libya hükümeti seçimleri yapmak için gerekli önlemleri aldı ve milletvekilleri şu an seçim yasasını bitirmek üzereler. Halen biraz daha zamanımız var. Milletvekillerini sorumluluklarını yerine getirmeye ve vakit kaybetmemeye davet ettim.”
Cezayir Dışişleri Bakanı Ramtane Lamamra da Libya'nın 24 Aralık'ta yapılması planlanan seçimleri denetlemek üzere uluslararası gözlemciler kabul etmeye karar verdiğini duyurdu. Cezayir'in bir grup gözlemci ile seçimleri denetlemeye katılmak ve şeffaf bir şekilde yapıldığından emin olmak istediğini belirten Lamamra, seçimlerin güvenilirliğinin ve kuruluşların meşruiyetinin, Libya'nın egemenliğini yeniden kazanması ve uluslararası topluma tekrar karışması için bir anahtar niteliğinde olduğunu söyledi.

Seçimlerinin vaktinde yapılmasına yönelik umutlar sürüyor
Ulusal Kuvvetler Koalisyonu’nun eski lideri ve Libyalı insan hakları savunucusu Halid Buznin, komşu ülkelerin Libyalılarla ilişkilerini iyileştirmek ve geliştirmek için aktif rol alması gerektiğini vurguladığı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Bence oyun, süper güçlerin eline geçtikten sonra onların da boyunu aştı. Bizim için kalan tek umut yolu ve kurtuluş kapısı, cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerini zamanında yapmak. Libya'daki siyasi sürecin başarılı olması için desteklenmesi gereken şey de bu. Bu da dış müdahaleyi engelleyecek olan Libyalıların kendisine bağlı. Gerek parlamento, gerek Devlet Yüksek Konseyi, gerek Başkanlık Konseyi gerekse hükümet olsun karar mercii oldukça açık. Seçimlere ulaşmak için ne gerekli coşkuya sahipler ne de bu yönde bir niyetleri var.”
Buznin değerlendimesinin devamında kaosun devam etmesinin söz konusu otoritelerin kendi çıkarlarına hizmet ettiğini ve yönetimde kalmalarını sağladığını vurguladı:
“Komşu ülkelerin önemli olmasına rağmen büyük bir rollerinin olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bu ülkelerin hepsinin kendi içerisinde yeterince sorunu var. Cezayir’de yapılan konferans, değişime yönelik yeni bir şey getirmedi. Ancak istikrar için yardımcı bir faktör olmaya devam ediyor.”
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.