Afganistan’daki en büyük zafer Pakistan’ın olabilir mi?

ABD’nin geri çekilmesinden sonra bölgeyse yönelik değerlendirmelerde değişim yaşandı.

Afganistan’daki en büyük zafer Pakistan’ın olabilir mi?
TT

Afganistan’daki en büyük zafer Pakistan’ın olabilir mi?

Afganistan’daki en büyük zafer Pakistan’ın olabilir mi?

Afganistan’daki savaşın resmi olarak sona ermesi, ABD’nin geride milyarlarca dolar değerinde askeri teçhizatı bırakarak geri çekilmesi ve Taliban’ın yönetimi devralmasıyla şu an sorulabilecek asıl soru şu: Bu kanlı oyunun kazananı kim?
Kuşkusuz, analistler ve düşünce kuruluşları ABD ve müttefik kuvvetlerinin ‘aşağılanmış yenilgisinden’ oldukça açık yüreklilikle söz ettiler. Ancak Taliban’ın iktidarı ele geçirmesinin bölgedeki birçok ilgili tarafa, özellikle de aralarındaki dostluğun tüm koşullardan daha güçlü olduğunu iddia eden iki ‘komşu’ ülke, Pakistan ve Çin’e getirdiği kazançlara ve kayıplara ilişkin değerlendirmeleri de ortaya koydular.
Gözlemciler, Taliban’ın zaferinin Pakistan’ın güvenlik ve siyasi kurumları için mutlu haberler taşıdığına, bu son zaferin İslamabad ile tarihsel bağlara ve Sovyetlere karşı mücadelesi ile bağlantılı olduğuna inanıyor. Pakistan Başbakanı İmran Han’ın bile Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesinden duyduğu sevinci gizleyememesi ve kamuoyunun karşısına çıkarak Afganistan’ın ‘kölelik zincirlerini kırdığını’ açıklaması dikkat çekici.
Şu an İslamabad’daki politikacılar, yeni Afganistan hükümetinin uluslararası alanda meşruiyet elde etmesi için çok çalışıyorlar. Pakistan Dışişleri Bakanı Şah Mahmud Kureyşi, Afganistan’ın komşuları Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan ve İran’a, ‘Taliban hükümetinin tanınması konusunda destek vermeleri’ için ziyaretlerde bulundu. Aynı şekilde Pakistan Ulusal Güvenlik Danışmanı Muid Yusuf da kısa süre önce İngiltere merkezli The Sunday Times gazetesinden Christina Lamb’a verdiği röportajda, Batı’nın Taliban’ı tanımadığı yeni bir 11 Eylül saldırısı riskiyle karşı karşıya olduğu konusunda uyardı. Yusuf, daha sonra bu açıklamadan geri adım attı ancak Lamb, söz konusu ifadelerin yanlış aktarıldığı iddiasını yalanlayarak röportajın kayıtlı olduğunu vurguladı.

Pakistan’ın rolü
Diğer yandan dünyanın çeşitli yerlerindeki diplomatik ve istihbarat kurumları arasında, Pakistan’ın etkin yardımı olmadan Taliban’ın zafer elde edemeyeceğine dair bir inanç hâkim. Afganistan’ın eski Dışişleri Bakan Yardımcısı, Birleşmiş Milletler (BM) ve Avustralya Büyükelçisi Mahmud Sekal, bu hafta Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda Pakistan eski Başbakanı Pervez Müşerref’in yaptığı bir açıklamaya atıfta bulundu. Pakistan’ın ‘Hindistan’a karşı koymak’ için Taliban’ı kurduğunu belirtti.
Sekal ayrıca Harvard Kennedy Hükümet Okulu’na bağlı İnsan Hakları Politikası için Carr Merkezi’nden Matt Waldman’ın ‘Gökyüzündeki Güneş: Pakistan İstihbarat Teşkilatı (ISI) ve Afgan İsyancılar Arasındaki İlişki’ başlıklı makalesine de atıfta bulundu. Bir diğer Twitter mesajında ise, “Yalnızca baskı politikası, yaptırımlar ve Pakistan ile şartlar temelinde yakınlaşma Afganistan’da gerçek bir olumlu değişim sağlayabilir ve uluslararası barış ve güvenliği mümkün kılabilir” ifadelerine yer verdi. Sekal bunun yanı sıra BM tarafından yayınlanan yeni bir raporun, DEAŞ-Horasan, Taliban ve El-Kaide arasındaki simbiyotik ilişkiyi ortaya koyduğunu ifade etti.
Diğer yandan eski CIA Başkanı General David Petraeus, bu ayın başlarında NPR’a yaptığı açıklamada militan grubun ana destekçisi Pakistan olmadan geri dönmesinin mümkün olmayacağını belirtti. Pakistan’ın Afgan hükümetinin çöküşüne yönelik tepkisinin, Taliban ile oldukça koordineli göründüğünü söyledi.
Bu görüş, silahlı grubun 1994 yılında doğuşundan bu yana Pakistan ile Taliban arasındaki uzun ilişkiden, Pakistan’ın Taliban’a 1996’da Afganistan’da ilk kez iktidarı ele geçirmesine verdiği destekten, 11 Eylül saldırılarını takiben ABD işgali sonrasında Taliban savaşçılarına ve liderlerine barınak sağlamasından kaynaklanıyor.
Pakistan medyasının büyük kısmı, emekli askeri yetkililer ve hatta İmran Han’ın iktidar partisindeki üst düzey yetkililer dahi Taliban’ın Afganistan’ı ele geçirmesi kutlamalarına dahil oldu. Bu durum ISI eski Başkanı General Hamid Gül’ün bir röportajında da kendini gösteriyordu.
Aslında Hamid Gül, “Afganistan’ın tarihi yazılırken, ISI’nın ABD’nin yardımıyla Sovyetler Birliği’ni mağlup ettiği kayıtlara geçecektir” diyerek övünmeyi severdi. Bu bağlamda önde gelen gazetecilerden Nirupama şunları söyledi:
“Hamid Gül, ISI’nın Afganistan’daki Rus ordusuna karşı ABD tarafından silahlandırılan, donatılan ve finanse edilen militanları ve teröristleri destekleme taktiğinin Kremlin’i geri çekilmeye zorladığını söylerken haklıydı.”

Taliban ile derin ilişkiler
Washington’ın 11 Eylül’den sonraki öfkesi, Taliban’ın devrilmesine ve Pakistan’da saklanan Usame bin Ladin’in sürgüne gönderilmesine yol açtı. Taliban’ın siyasi liderliğine gelince; Pakistan’ın Belucistan eyaletinin yönetim merkezi olan Ketta şehrinde ve genel olarak federal şekilde yönetilen kabile bölgelerinde seferber oldu. Ardından Güney ve Kuzey Veziristan bölgeleri, Afgan Talibanı ve bağlantılı Hakkani Ağı, El-Kaide ve diğer savaş grupları için bir kapıya dönüştü. Bu savaşçılar, istedikleri gibi Afganistan’a girip çıktılar.
Şu an parlamento üyesi olan Eski Hindistan Dışişleri Bakanı Dr. Şaşi Sarur şu açıklamada bulundu:
“Washington, Afganistan’daki sonu olmayan bataklığa saplanmaktan bıkmışken ISI, Taliban ajanlarının kendilerini yeniden silahlandırmasına yardımcı olarak saflarını yeniden düzenliyordu. Kabil’de ABD destekli rejime karşı saldırılarını sürdürüyorken manzara Pakistan’ın lehine değişti. ABD bunun farkındaydı. Ancak Afganistan’daki savaş için lojistik açıdan, arka bahçe olarak Pakistan’a olan ihtiyacı büyüktü. Bu nedenle Pakistan ordusuna militanların güvenli sığınakları ile ilgili harekete geçmesi için yeterince baskı yapmadı.”

Şenliğe rağmen zorluklar
Bununla birlikte birçok kesim, Pakistan’ın Hindistan’a karşı ‘stratejik derinlik’ teorisi çerçevesinde Taliban’ın başarısına sevinmesine rağmen Pakistan liderliğinin hareketi ehlileştirmede zorluk çekeceği görüşünde. Hindistanlı güvenlik analisti  Gaurav Arya konuya air şu değerlendirmelerde bulundu:
“Pakistan yıllardır Taliban’a yataklık ediyor. Pakistan devleti, Taliban’ın Afgan hükümeti veya ABD ile kendi rızası olmadan ilişki kurma kararı almasına izin vermedi. Taliban lideri Molla Abdulgani Birader, başkanlığı sırasında Hamid Karzai ile bağımsız olarak iletişim kurmakla hata yaptı ve sonunda bir Pakistan hapishanesinde alıkonuldu. Dahası Taliban savaşçıları, yoldaşlarını Guantanamo Körfezi’ne kimin ittiğini çok iyi biliyor. Bazıları henüz geri dönmediler bile. Burada General Müşerref’in 2006’da henüz görevdeyken yazdığı biyografisinin arka kapağından alıntı yapalım. Müşerref kitabında ‘ 672 kişiyi esir aldık. 369’unu ABD’ye teslim ettik. Milyonlarca dolarlık ödül kazandık’ diyor.”
Arya değerlendirmesinin devamında şunları söyledi:
“Bu hatıralar kolayca silinip gitmez. Ancak yeni galip şu an için bu tür meseleler hakkında uzun süre düşünmeyebilir. Taliban zaten Pakistan’ın çıkarlarına meydan okuyor. Örneğin İslamabad, Afganistan’ın doğusundaki binlerce Pakistan Talibanı savaşçısına karşı Taliban’ın harekete geçme konusundaki isteksizliği nedeniyle hayal kırıklığına uğradı.”
Taliban Sözcüsü Zebihullah Mücahid, İslamabad’ın Pakistan Talibanı ile uğraşmak zorunda olduğunu ve bu grubun kendi sorunları olmadığını söyledi. Taliban Sözcüsü’nün açıklamalarından, hareketin Pakistan’ın kuklası olarak kalmayacağı açıkça görülüyor. Bu bağlamda Pakistan’ın da gelecekte herhangi bir ülke gibi Taliban’dan gelecek tehditle karşı karşıya kalması olası.
Ayrıca Taliban liderleri, Pakistan’ı şaşkınlığa uğratacak bir şekilde Hindistan hakkında bir takım olumlu açıklamalarda bulundular. Örneğin Taliban Siyasi Komitesi Başkanı Şer Muhammed Stanikzay, hareketin Hindistan ile siyasi ve ekonomik ortaklığı sürdürmeye önem verdiğini belirtti. Hindistan askeri çevrelerinden ‘Şero’ olarak bilinen Şer Muhammed’in Taliban’a olan bağlılığını değiştirmeden önce, Necibullah hükümeti sırasında Afgan ordusu askeri olarak bir Hint askeri akademisinde eğitim aldığı biliniyor. Hindistan’ın Katar Büyükelçisi Deepal Mittal ve Şer Muhammed arasında Doha’daki büyükelçilikte yapılan bir görüşmede, Taliban’ın Hindistan’a ‘Yeni Delhi’nin Hindistan karşıtı faaliyetler ve terörizm konusundaki endişelerini’ olumlu bir şekilde ele alacağı konusunda bir kez daha güvence vermesi dikkat çekiciydi.
Pakistanlı analist Kamer Şema’ya göre bir diğer sorun, Taliban iktidara geldikten sonra Pakistan- Afganistan sınırı ve Durand Hattı meselesinin yeniden gündeme gelmesi. Pakistan içerisinde, Taliban’ın Pakistan’ın stratejik kaygılarını gidermek için çok az şey yapacağına dair bir inanç var. Önceki Afgan hükümetleri gibi Taliban da Durand Hattı’nı Afganistan ve Pakistan arasındaki uluslararası sınır olarak tanımayı kabul etmedi. Taliban’ın Pakistan’daki kolu da daha büyük bir Afganistan için savaştığını duyurdu.

Çin ve Pakistan’ın çıkarları
Çin ve Pakistan, Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesinden bu yana, ABD’nin ‘aşağılanmış yenilgisi’ üzerine temaslarını yoğunlaştırdı. Afganistan’da iki ülkenin büyükelçiliklerinin tam olarak faaliyete başladığı açıklandı. Afganistan Talibanı, kendi adına komşularının desteğini toplamak için İslamabad’a güvenirken bazı taraflar ise Kabil’deki Taliban rejiminin, Afganistan’ın Pakistan’ın ‘yörüngesine’, bunun bir uzantısı olarak da Çin’in ‘yörüngesine’ düşebileceği anlamına gelebileceğine dikkat çekiyor.
Bu bağlamda Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Chunying’in 19 Ağustos’ta ‘uluslararası toplumun, Afganistan Talibanını objektif olarak yargılaması’ gerektiğini söylediği son açıklamasına bakılabilir. Bakan, Taliban’ın geçmişi tekrarlamayacağını, şu an daha akıllı olduğunu dile getirdi. Pekin, daha önce üst düzey Taliban liderlerini ağırlamıştı.
Aynı şekilde Hindistan’ın eski Afganistan Büyükelçisi Gautam Mukhopadhaya da “Kovid- 19 virüsünün kökeni nedeniyle geniş çapta eleştirilen Çin, ABD kuvvetlerinin Afganistan’dan geri çekilmesinin ardından Washington’ı küçük düşürme fırsatını yakaladı” dedi. Pekin’in bakış açısına göre, ABD güçlerinin Afganistan’da tökezlemesinin oldukça önemli jeopolitik faydaları var. Bazı kesimler Taliban’ın Pakistan’a olan güveninin, Çin’e iddialı Kuşak ve Yol Girişimi’ni Afganistan’a kadar genişletmesine izin vereceğine inanıyor. Pekin’e gelince; Kabil’deki Taliban rejimini savunmak için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) daimi üyesi olarak gücünü kullanması ve bu iyiliğe karşılık vermesi mümkün. Taliban'ın şu an trilyon dolarlık bir madenin, özellikle de büyük lityum rezervlerinin üzerinde oturuyor olması hem İslamabad hem de Pekin için bir ‘iyimserlik’ kaynağı. Bu noktada Çin’in Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için gösterdiği amansız çabalara dikkat çekmek lazım. Bilindiği üzere Çin, sadece Ortadoğu petrolünün ana alıcısı değil. Aynı zamanda Çinli teknoloji şirketleri de bölgenin önde gelen ülkeleriyle stratejik ortaklıklar geliştirmeyi başardı.
Buna göre Pekin’in ‘Taliban’ın iktidara dönmesinin arkasında’ riskler ve umut verici fırsatlar gördüğü açık. Ancak Pekin, Taliban’ın Doğu Türkistan İslami Hareketi de dahil olmak üzere militan gruplarla tarihsel bağları nedeniyle Afganistan’ın bir kez daha teröristler için bir fırlatma rampası olabileceğine dair meşru endişelerini koruyor.
Taliban’ın kurucularından Molla Abdulgani Birader, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’ye Taliban’ın Afganistan topraklarında yabancı savaşçıların faaliyet göstermesine izin vermeyeceğini iletti. Ancak Pekin buna ikna olmadı. Daha geçen ay Pakistan’da düzenlenen bir intihar saldırısında 9 Çinli işçi öldü. İslamabad, daha sonra saldırıdan Pakistan Talibanını sorumlu tuttu.

Durand Hattı
Durand Hattı, tamamen İngilizlerin stratejik gerekçeleri doğrultusunda çizildi. En büyük Afgan bileşeni olan Peştun topraklarının merkezinden geçiyor. Milattan sonra 18inci yüzyılın ortalarında Peştunlar (Patanlılar ve Afganlar) tarafından kurulan Afganistan, bu sınırları hiçbir zaman kabul etmedi. Hint Yarımadası’ndaki İngiliz yönetimi 1947’de sona erdiğinde Afganistan hükümeti, ‘Pakistan Durand Hattı’ndan vazgeçip Peştun topraklarını Afganistan’a devretmedikçe’ Pakistan’ın bağımsızlığını tanımayı reddetti. Pakistan’ın bu talebi reddetmesi şaşırtıcı olmadı.
Aynı şekilde birbirini takip eden Afgan hükümetleri, Durand Hattı’nı yasal bir sınır olarak tanımayı reddetmeye devam ettiler. Ve zaman zaman Pakistan içerisinde Peştun ayrılıkçılarını kışkırtmaya çalıştılar.
Buna karşılık Pakistan yaklaşık 70 yıldır Afganistan’daki isyanları desteklerken ekonomik baskı ve teşvikler yoluyla da ülkeyi etkilemeye veya zayıflatmaya çalıştı.
Dolayısıyla bu strateji, (Pakistan’ın ABD ile ittifak halinde olduğu) 1980’li yıllarda olduğu gibi Afgan Talibanına sığınak sağlamasının arkasında önemli bir güdü oluşturdu. Bu güdü ise Afgan komünist devletine ve onun Sovyet destekçilerine karşı Pakistan’ın Afgan mücahitlere desteğinin arkasındaki motivasyonlardan biriydi.
İroni şu ki Pakistan’ın bu desteğine rağmen Afgan mücahitler ve Taliban’ın Durand Hattı’nı tanımayı reddetmesinin arkasındaki neden Afgan milliyetçiliğiydi.

Belucistan’daki ateş noktaları
İslamabad hükümetleri, Pakistan’ın 1947’de kurulmasından bu yana Afganistan’ın güney sınırını oluşturan Belucistan eyaletindeki isyanla karşı karşıya. Çin’in inşa ettiği ünlü Gwadar Limanı’nın bu bölgede bulunduğu biliniyor. Belucistan ve Pakistan arasındaki çatışmanın nedenleri, bölgedeki güçlü etno-milliyetçi duyguların yanı sıra ekonomik ve siyasi dışlanmayı da içeriyor.
Pakistan, uzun süredir Hindistan’ı Belucistan isyancılarının kendisine karşı olan duygularını sömürmekle suçluyor ve çıkarlarına saldırmak için bir cephanelik sağladığını iddia ediyor.
Belucistan, Pakistan’ın güneybatısında yer alıyor ve ülkenin topraklarının yarısını oluşturuyor. Afganistan sınırındaki bölge Pakistan’ın toplam nüfusunun sadece yüzde 3,6’sını oluşturmasına rağmen yüksek düzeyde gaz, petrol, bakır ve altın gibi doğal kaynaklara sahip. Bu nedenle bölge stratejik bir öneme sahip. Ancak bol doğal kaynaklarına rağmen Belucistan, Pakistan’ın en yoksul eyaleti konumunda.



Trump, İran ve Ukrayna savaşları üzerine BM’de yoğun görüşmeler gerçekleştiriyor

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump, İran ve Ukrayna savaşları üzerine BM’de yoğun görüşmeler gerçekleştiriyor

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu’daki istikrarsız tablo ve arabuluculuk girişimlerine rağmen gerileme emaresi göstermeyen, beşinci yılına giren Ukrayna savaşı gölgesinde, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kapsamında dört kıtadan liderlerle yoğun bir görüşme trafiğine hazırlanıyor.

Trump’ın bugün Genel Kurul’a katılan delegelere hitap etmesi, ardından en az 11 dünya lideriyle ikili veya toplu görüşmeler gerçekleştirmesi bekleniyor. Trump’ın konuşmasının içeriği henüz netlik kazanmazken, ABD Başkanı geçen yılki konuşmasında iklim politikaları ve kitlesel göç gibi çeşitli nedenlerle bazı ülkelerin ‘cehenneme doğru gittiğini’ söyleyerek büyük yankı uyandırmıştı.

Trump’ın günün ilerleyen saatlerinde Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Venezuela’nın geçici Devlet Başkanı Delcy Rodriguez, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen ve Körfez ülkelerinin temsilcileriyle görüşmesi bekleniyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Trump, akşam saatlerinde düzenlenecek liderler resepsiyonunda onlarca liderle kısa görüşmeler de gerçekleştirebilir.

Trump, dün Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüşmüştü. ABD Başkanı’nın bugünkü programına başka görüşmelerin de eklenmesi muhtemel.

Liderlerle yapılacak görüşmelerin uzun listesi, Trump’ın ikinci başkanlık döneminde dış politikaya verdiği önemi yansıtıyor. Trump bu dönemde çeşitli savaşlara müdahil olurken, uzun yıllardır devam eden ittifakları sorguladı, müttefiklerini işgal etmekle tehdit etti ve 10’dan fazla çatışmada arabuluculuk girişiminde bulundu. Bu girişimlerin sonuçları ise farklı düzeylerde başarı gösterdi.

Trump’ın destek oranı düştü

Ancak ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın ciddi sonuçları oldu. Savaş, küresel akaryakıt fiyatlarının yükselmesine, Trump’a yönelik destek oranlarının gerilemesine ve kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde yarışan Cumhuriyetçiler açısından bir sınav oluşmasına yol açtı. Reuters/Ipsos tarafından dün yayımlanan bir ankete göre, Trump’a yönelik destek oranı, Cumhuriyetçi Parti içindeki bazı isimlerin hayat pahalılığıyla mücadele yöntemine yönelik hoşnutsuzluğu sürerken tüm zamanların en düşük seviyesi olan yüzde 32’ye geriledi.

Müttefikler ve siyasi rakipler ayrıca Trump’ın, Maduro’nun ocak ayında ABD güçleri tarafından kaçırılarak uyuşturucu kaçakçılığı suçlamalarıyla karşı karşıya kalmak üzere New York’a götürülmesinin ardından Trump yönetiminin desteğiyle iktidara gelen Rodriguez ile gerçekleştireceği ilk görüşmeyi yakından takip edecek.

Trump’ın müttefikleri, ABD’nin Venezuela’nın petrol sektörünü Amerikan yatırımlarına açmak amacıyla Rodriguez yönetimiyle birlikte çalıştığını belirtiyor. Ancak Demokratlar ve bazı Cumhuriyetçiler, Trump yönetiminin Güney Amerika ülkesinde yeni seçimlerin yapılması yönünde yeterli baskıyı uygulamadığını savunuyor.

Trump, Danimarka ve Grönland liderleriyle gerçekleştireceği görüşmede, adadaki ABD askeri varlığını güçlendirmeyi ve jeopolitik rakiplerin varlığını sınırlandırmayı amaçlayan bir anlaşma imzalayacak. Danimarka ve Grönland yetkilileri, anlaşmanın Trump’ın daha önce Grönland’ı güç kullanarak ele geçirme ihtimaline ilişkin açıklamalarına son vermesini umuyor.


Küresel Bilim Kurulu, yapay zekânın tehlikelerini doğruladı

İngilizce “yapay zekâ” ifadesinin önünde bir klavye ve robot elleri (Reuters)
İngilizce “yapay zekâ” ifadesinin önünde bir klavye ve robot elleri (Reuters)
TT

Küresel Bilim Kurulu, yapay zekânın tehlikelerini doğruladı

İngilizce “yapay zekâ” ifadesinin önünde bir klavye ve robot elleri (Reuters)
İngilizce “yapay zekâ” ifadesinin önünde bir klavye ve robot elleri (Reuters)

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı bağımsız bir bilimsel komite, OpenAI şirketine ait yapay zekâ "ajanlarının" Hugging Face sistemlerine sızmasını ve ardından yaşanan benzer vakaları, insanlığın bu tür gelişmiş teknolojileri kontrol altında tutma konusunda yetersiz kaldığının kanıtı olarak değerlendirdi. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, yapay zekânın getirdiği risklere yönelik artan uyarıları reddetmesine rağmen, "süper yapay zekâ" için bir koordinatör (çar) atamaya hazır olduğunu belirtti.

Dünyanın farklı bölgelerinden 40 bağımsız uzmandan oluşan Uluslararası Bağımsız Yapay Zekâ Bilimsel Komisyonu, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun New York’ta düzenlenecek 81. dönem yıllık üst düzey toplantıları öncesinde, dün ilk raporunu yayımladı.

“Yapay zekâ ajanları, uyumsuzluk ve insan kontrolünü kaybetme riski” başlıklı raporun eş başkanı ve prestijli Turing Ödülü sahibi Yoshua Bengio, “Araştırmacılar uzun süredir kontrolün kaybedilmesine yol açabilecek üç koşula dikkat çekiyor: hedefin yanlış belirlenmesi, bu hedefi takip etme kapasitesi ve buna izin veren bir ortam” dedi. Bengio, “Bu yaz, bu üç koşul laboratuvarda değil, gerçek sistemde bir araya geldi” ifadelerini kullandı.

Komisyon, buradan çıkarılacak açık dersin temel siber güvenlik uygulamalarının göz ardı edildiği ve güvenlik önlemlerinin teknolojinin yeteneklerine ayak uyduramadığı olduğunu belirtti.

Yapay zekâ ajanlarına daha geniş yetkiler verilmesi, onların davranışlarının ve kararlarının açıklanabilmesini gerektiriyor. (Getty Images)
Yapay zekâ ajanlarına daha geniş yetkiler verilmesi, onların davranışlarının ve kararlarının açıklanabilmesini gerektiriyor. (Getty Images)

Raporda ikinci endişe kaynağının “daha tehlikeli” olduğu belirtildi. Buna göre mevcut eğitim yöntemleri, yapay zekâ “ajanlarını” kendi hedeflerini benimsemeye, güvenlik talimatlarını kasıtlı olarak ihlal etmeye ve gerçekleştirdikleri eylemleri gizlemeye yöneltebilir. Bu durum, “ajanların” güvenlik önlemlerini anlayıp bunlara karşı plan yapabilecek seviyeye gelmesi halinde, bugün tasarlanan güvenlik mekanizmalarının işe yarayıp yaramayacağı konusunda soru işaretleri oluşturuyor. Raporda, “geleneksel koruma modeli çözülmeye başlıyor” değerlendirmesine yer verildi.

Komisyon, raporun kontrolün geniş çapta kaybedileceğini öngörmediğini ve mevcut belirsizliği bu sistemlerin kontrol edilebilir kalacağının kanıtı olarak da değerlendirmediğini vurguladı. Raporda ayrıca yönetişim alanındaki zorluğun yapay zekâ modellerinden yapay zekâ ajanlarına doğru kaydığı belirtildi.

Yapay zekâ mühendisliği ve güvenliği uzmanı, komisyon üyesi Qinghua Lu, yüksek riskli diğer sektörlerde kullanılan uygulamalara işaret ederek, “Havacılık, tıp ve siber güvenlik; olayların raporlanması, bağımsız denetim ve çok katmanlı güvenlik önlemleri yoluyla yüksek riskli sistemleri yönetmeyi öğrendi” dedi. Lu, ancak yapay zekâ ajanlarının daha yetenekli ve özerk hale gelmesi ve izlenmelerinin zorlaşması durumunda bu uygulamaların yeterli olmayabileceğini belirtti.

Rapor, Washington’da siyasi atmosferin tamamen farklı bir seyir izlediği dönemde yayımlandı. ABD Başkanı Trump, sosyal medya platformları üzerinden yaptığı açıklamada bir “yapay zekâ gücü” oluşturmayı ve bunun başına bir “çar” atamayı planladığını duyurdu. Bu açıklama, Trump’ın kısa süre önce sektörün yeni güvenlik sınırlarına ihtiyacı olmadığı yönündeki ısrarından dikkat çekici bir dönüşe işaret ediyor. Trump, söz konusu gücü ilk başkanlık döneminde kurduğu Uzay Gücü’ne benzer şekilde oluşturacağını söyledi.

Trump ayrıntı vermedi ve “çar” pozisyonu için herhangi bir isim açıklamadı. Ancak göreve “yalnızca yüksek zekâya sahip kişilerin” başvurması gerektiğini belirtti.

Açıklamalar, Trump’ın yapay zekânın risklerine ilişkin şüphelerinin değişmediğini ortaya koydu. Şarku’l Avsat’ın Bloomberg’ten aktardığı habere göre Trump, teknolojinin insanlık açısından risk oluşturabileceğine yönelik endişeleri “aldatmaca” olarak nitelendirdi ve bu uyarıları iklim değişikliği konusundaki aldatmacılıkla ve kendisinin görevden azledilmesine yönelik girişimlere yol açan skandallarla kıyasladı. Trump, bu tür endişelerin sorumluluğunu “radikal solcu Demokratlara” yükleyerek, yapay zekâ ve veri merkezlerinin geliştirilmesine karşı “hastalıklı bir komplo” bulunduğunu öne sürdü.

Trump, yönetiminin sektörü destekleyeceğini belirterek, “Büyümesini hiçbir şekilde engellemeyecek veya boğmayacağız” dedi; bunun yerine sektöre “değer vereceklerini, yardımcı olacaklarını ve izleyeceklerini” ifade etti. Trump ayrıca yapay zekânın adının “süper zekâ”, “aşırı zekâ” veya “üstün istihbarat” olarak değiştirilmesini de gündeme getirdi. Bunun yanı sıra bir “yapay zekâ gücü” kuracağını ve “yapay zekâ çarı” atayacağını açıkladı.

Trump’ın sözünü ettiği görev ise aylardır boş durumda. Trump, Aralık 2024’te David Sacks’ı “Beyaz Saray Yapay Zekâ ve Kripto Çarı” olarak atamıştı. Ancak Sacks daha sonra bu görevden ayrıldı.


Macron, Trump’la Kızıldeniz ve Ukrayna konusundaki görüşmelerini “yapıcı” olarak nitelendirdi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları öncesinde New York sokaklarında yürürken (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları öncesinde New York sokaklarında yürürken (AFP)
TT

Macron, Trump’la Kızıldeniz ve Ukrayna konusundaki görüşmelerini “yapıcı” olarak nitelendirdi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları öncesinde New York sokaklarında yürürken (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları öncesinde New York sokaklarında yürürken (AFP)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, dün ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna ve Kızıldeniz’deki çatışmalar konusunda olumlu görüşmeler gerçekleştirdiğini söyledi.

Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta Trump ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, “Ele aldığımız bir diğer konu Kızıldeniz’deki durumdu... Bunun küresel fiyatlar açısından taşıdığı önem nedeniyle... Ardından Ukrayna ve Rusya konusunda uzun bir görüşme gerçekleştirdik” dedi. Macron, görüşmenin “çok iyi ve son derece yapıcı” geçtiğini belirtti.

Geniş ilgi gören görüşme öncesinde Fransız bir yetkili, Macron’un Trump ile “açık sözlü” bir şekilde konuşarak özellikle Ukrayna konusunda “doğru kararlara yönlendirmeye” çalışacağını söylemişti. Bu kapsamda Fransız Cumhurbaşkanı, ABD’li mevkidaşına Kiev’e hava savunma sistemleri sağlanmasının gerekliliğini vurguladığını belirterek, bunun “savunma amaçlı bir tedbir” olduğunu ifade etti.

Macron, Trump’ın görüşmeye “son derece açık” olduğunu ve “dünya barışı ile güvenliğimiz açısından açıkça önem taşıyan bu iki çatışmanın ayrıntılarını ele alabildiklerini” söyledi.

Macron, New York’a Kanada’nın Atlantik kıyısı açıklarında bulunan Fransız takımadaları Saint-Pierre ve Miquelon’dan geldi. Burada Kanada Başbakanı Mark Carney ile görüşmüştü. Carney, ABD ile Kanada arasında ticaret anlaşması yapılmasına yönelik müzakerelerin çıkmaza girmesi nedeniyle Trump ile sert bir tartışma yaşamış; bunun ardından iki ülke karşılıklı gümrük vergileri uygulamaya başlamıştı.

Macron’un ayrıca Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile de görüşmesi bekleniyor.