Afganistan’daki en büyük zafer Pakistan’ın olabilir mi?

ABD’nin geri çekilmesinden sonra bölgeyse yönelik değerlendirmelerde değişim yaşandı.

Afganistan’daki en büyük zafer Pakistan’ın olabilir mi?
TT

Afganistan’daki en büyük zafer Pakistan’ın olabilir mi?

Afganistan’daki en büyük zafer Pakistan’ın olabilir mi?

Afganistan’daki savaşın resmi olarak sona ermesi, ABD’nin geride milyarlarca dolar değerinde askeri teçhizatı bırakarak geri çekilmesi ve Taliban’ın yönetimi devralmasıyla şu an sorulabilecek asıl soru şu: Bu kanlı oyunun kazananı kim?
Kuşkusuz, analistler ve düşünce kuruluşları ABD ve müttefik kuvvetlerinin ‘aşağılanmış yenilgisinden’ oldukça açık yüreklilikle söz ettiler. Ancak Taliban’ın iktidarı ele geçirmesinin bölgedeki birçok ilgili tarafa, özellikle de aralarındaki dostluğun tüm koşullardan daha güçlü olduğunu iddia eden iki ‘komşu’ ülke, Pakistan ve Çin’e getirdiği kazançlara ve kayıplara ilişkin değerlendirmeleri de ortaya koydular.
Gözlemciler, Taliban’ın zaferinin Pakistan’ın güvenlik ve siyasi kurumları için mutlu haberler taşıdığına, bu son zaferin İslamabad ile tarihsel bağlara ve Sovyetlere karşı mücadelesi ile bağlantılı olduğuna inanıyor. Pakistan Başbakanı İmran Han’ın bile Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesinden duyduğu sevinci gizleyememesi ve kamuoyunun karşısına çıkarak Afganistan’ın ‘kölelik zincirlerini kırdığını’ açıklaması dikkat çekici.
Şu an İslamabad’daki politikacılar, yeni Afganistan hükümetinin uluslararası alanda meşruiyet elde etmesi için çok çalışıyorlar. Pakistan Dışişleri Bakanı Şah Mahmud Kureyşi, Afganistan’ın komşuları Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan ve İran’a, ‘Taliban hükümetinin tanınması konusunda destek vermeleri’ için ziyaretlerde bulundu. Aynı şekilde Pakistan Ulusal Güvenlik Danışmanı Muid Yusuf da kısa süre önce İngiltere merkezli The Sunday Times gazetesinden Christina Lamb’a verdiği röportajda, Batı’nın Taliban’ı tanımadığı yeni bir 11 Eylül saldırısı riskiyle karşı karşıya olduğu konusunda uyardı. Yusuf, daha sonra bu açıklamadan geri adım attı ancak Lamb, söz konusu ifadelerin yanlış aktarıldığı iddiasını yalanlayarak röportajın kayıtlı olduğunu vurguladı.

Pakistan’ın rolü
Diğer yandan dünyanın çeşitli yerlerindeki diplomatik ve istihbarat kurumları arasında, Pakistan’ın etkin yardımı olmadan Taliban’ın zafer elde edemeyeceğine dair bir inanç hâkim. Afganistan’ın eski Dışişleri Bakan Yardımcısı, Birleşmiş Milletler (BM) ve Avustralya Büyükelçisi Mahmud Sekal, bu hafta Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda Pakistan eski Başbakanı Pervez Müşerref’in yaptığı bir açıklamaya atıfta bulundu. Pakistan’ın ‘Hindistan’a karşı koymak’ için Taliban’ı kurduğunu belirtti.
Sekal ayrıca Harvard Kennedy Hükümet Okulu’na bağlı İnsan Hakları Politikası için Carr Merkezi’nden Matt Waldman’ın ‘Gökyüzündeki Güneş: Pakistan İstihbarat Teşkilatı (ISI) ve Afgan İsyancılar Arasındaki İlişki’ başlıklı makalesine de atıfta bulundu. Bir diğer Twitter mesajında ise, “Yalnızca baskı politikası, yaptırımlar ve Pakistan ile şartlar temelinde yakınlaşma Afganistan’da gerçek bir olumlu değişim sağlayabilir ve uluslararası barış ve güvenliği mümkün kılabilir” ifadelerine yer verdi. Sekal bunun yanı sıra BM tarafından yayınlanan yeni bir raporun, DEAŞ-Horasan, Taliban ve El-Kaide arasındaki simbiyotik ilişkiyi ortaya koyduğunu ifade etti.
Diğer yandan eski CIA Başkanı General David Petraeus, bu ayın başlarında NPR’a yaptığı açıklamada militan grubun ana destekçisi Pakistan olmadan geri dönmesinin mümkün olmayacağını belirtti. Pakistan’ın Afgan hükümetinin çöküşüne yönelik tepkisinin, Taliban ile oldukça koordineli göründüğünü söyledi.
Bu görüş, silahlı grubun 1994 yılında doğuşundan bu yana Pakistan ile Taliban arasındaki uzun ilişkiden, Pakistan’ın Taliban’a 1996’da Afganistan’da ilk kez iktidarı ele geçirmesine verdiği destekten, 11 Eylül saldırılarını takiben ABD işgali sonrasında Taliban savaşçılarına ve liderlerine barınak sağlamasından kaynaklanıyor.
Pakistan medyasının büyük kısmı, emekli askeri yetkililer ve hatta İmran Han’ın iktidar partisindeki üst düzey yetkililer dahi Taliban’ın Afganistan’ı ele geçirmesi kutlamalarına dahil oldu. Bu durum ISI eski Başkanı General Hamid Gül’ün bir röportajında da kendini gösteriyordu.
Aslında Hamid Gül, “Afganistan’ın tarihi yazılırken, ISI’nın ABD’nin yardımıyla Sovyetler Birliği’ni mağlup ettiği kayıtlara geçecektir” diyerek övünmeyi severdi. Bu bağlamda önde gelen gazetecilerden Nirupama şunları söyledi:
“Hamid Gül, ISI’nın Afganistan’daki Rus ordusuna karşı ABD tarafından silahlandırılan, donatılan ve finanse edilen militanları ve teröristleri destekleme taktiğinin Kremlin’i geri çekilmeye zorladığını söylerken haklıydı.”

Taliban ile derin ilişkiler
Washington’ın 11 Eylül’den sonraki öfkesi, Taliban’ın devrilmesine ve Pakistan’da saklanan Usame bin Ladin’in sürgüne gönderilmesine yol açtı. Taliban’ın siyasi liderliğine gelince; Pakistan’ın Belucistan eyaletinin yönetim merkezi olan Ketta şehrinde ve genel olarak federal şekilde yönetilen kabile bölgelerinde seferber oldu. Ardından Güney ve Kuzey Veziristan bölgeleri, Afgan Talibanı ve bağlantılı Hakkani Ağı, El-Kaide ve diğer savaş grupları için bir kapıya dönüştü. Bu savaşçılar, istedikleri gibi Afganistan’a girip çıktılar.
Şu an parlamento üyesi olan Eski Hindistan Dışişleri Bakanı Dr. Şaşi Sarur şu açıklamada bulundu:
“Washington, Afganistan’daki sonu olmayan bataklığa saplanmaktan bıkmışken ISI, Taliban ajanlarının kendilerini yeniden silahlandırmasına yardımcı olarak saflarını yeniden düzenliyordu. Kabil’de ABD destekli rejime karşı saldırılarını sürdürüyorken manzara Pakistan’ın lehine değişti. ABD bunun farkındaydı. Ancak Afganistan’daki savaş için lojistik açıdan, arka bahçe olarak Pakistan’a olan ihtiyacı büyüktü. Bu nedenle Pakistan ordusuna militanların güvenli sığınakları ile ilgili harekete geçmesi için yeterince baskı yapmadı.”

Şenliğe rağmen zorluklar
Bununla birlikte birçok kesim, Pakistan’ın Hindistan’a karşı ‘stratejik derinlik’ teorisi çerçevesinde Taliban’ın başarısına sevinmesine rağmen Pakistan liderliğinin hareketi ehlileştirmede zorluk çekeceği görüşünde. Hindistanlı güvenlik analisti  Gaurav Arya konuya air şu değerlendirmelerde bulundu:
“Pakistan yıllardır Taliban’a yataklık ediyor. Pakistan devleti, Taliban’ın Afgan hükümeti veya ABD ile kendi rızası olmadan ilişki kurma kararı almasına izin vermedi. Taliban lideri Molla Abdulgani Birader, başkanlığı sırasında Hamid Karzai ile bağımsız olarak iletişim kurmakla hata yaptı ve sonunda bir Pakistan hapishanesinde alıkonuldu. Dahası Taliban savaşçıları, yoldaşlarını Guantanamo Körfezi’ne kimin ittiğini çok iyi biliyor. Bazıları henüz geri dönmediler bile. Burada General Müşerref’in 2006’da henüz görevdeyken yazdığı biyografisinin arka kapağından alıntı yapalım. Müşerref kitabında ‘ 672 kişiyi esir aldık. 369’unu ABD’ye teslim ettik. Milyonlarca dolarlık ödül kazandık’ diyor.”
Arya değerlendirmesinin devamında şunları söyledi:
“Bu hatıralar kolayca silinip gitmez. Ancak yeni galip şu an için bu tür meseleler hakkında uzun süre düşünmeyebilir. Taliban zaten Pakistan’ın çıkarlarına meydan okuyor. Örneğin İslamabad, Afganistan’ın doğusundaki binlerce Pakistan Talibanı savaşçısına karşı Taliban’ın harekete geçme konusundaki isteksizliği nedeniyle hayal kırıklığına uğradı.”
Taliban Sözcüsü Zebihullah Mücahid, İslamabad’ın Pakistan Talibanı ile uğraşmak zorunda olduğunu ve bu grubun kendi sorunları olmadığını söyledi. Taliban Sözcüsü’nün açıklamalarından, hareketin Pakistan’ın kuklası olarak kalmayacağı açıkça görülüyor. Bu bağlamda Pakistan’ın da gelecekte herhangi bir ülke gibi Taliban’dan gelecek tehditle karşı karşıya kalması olası.
Ayrıca Taliban liderleri, Pakistan’ı şaşkınlığa uğratacak bir şekilde Hindistan hakkında bir takım olumlu açıklamalarda bulundular. Örneğin Taliban Siyasi Komitesi Başkanı Şer Muhammed Stanikzay, hareketin Hindistan ile siyasi ve ekonomik ortaklığı sürdürmeye önem verdiğini belirtti. Hindistan askeri çevrelerinden ‘Şero’ olarak bilinen Şer Muhammed’in Taliban’a olan bağlılığını değiştirmeden önce, Necibullah hükümeti sırasında Afgan ordusu askeri olarak bir Hint askeri akademisinde eğitim aldığı biliniyor. Hindistan’ın Katar Büyükelçisi Deepal Mittal ve Şer Muhammed arasında Doha’daki büyükelçilikte yapılan bir görüşmede, Taliban’ın Hindistan’a ‘Yeni Delhi’nin Hindistan karşıtı faaliyetler ve terörizm konusundaki endişelerini’ olumlu bir şekilde ele alacağı konusunda bir kez daha güvence vermesi dikkat çekiciydi.
Pakistanlı analist Kamer Şema’ya göre bir diğer sorun, Taliban iktidara geldikten sonra Pakistan- Afganistan sınırı ve Durand Hattı meselesinin yeniden gündeme gelmesi. Pakistan içerisinde, Taliban’ın Pakistan’ın stratejik kaygılarını gidermek için çok az şey yapacağına dair bir inanç var. Önceki Afgan hükümetleri gibi Taliban da Durand Hattı’nı Afganistan ve Pakistan arasındaki uluslararası sınır olarak tanımayı kabul etmedi. Taliban’ın Pakistan’daki kolu da daha büyük bir Afganistan için savaştığını duyurdu.

Çin ve Pakistan’ın çıkarları
Çin ve Pakistan, Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesinden bu yana, ABD’nin ‘aşağılanmış yenilgisi’ üzerine temaslarını yoğunlaştırdı. Afganistan’da iki ülkenin büyükelçiliklerinin tam olarak faaliyete başladığı açıklandı. Afganistan Talibanı, kendi adına komşularının desteğini toplamak için İslamabad’a güvenirken bazı taraflar ise Kabil’deki Taliban rejiminin, Afganistan’ın Pakistan’ın ‘yörüngesine’, bunun bir uzantısı olarak da Çin’in ‘yörüngesine’ düşebileceği anlamına gelebileceğine dikkat çekiyor.
Bu bağlamda Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Chunying’in 19 Ağustos’ta ‘uluslararası toplumun, Afganistan Talibanını objektif olarak yargılaması’ gerektiğini söylediği son açıklamasına bakılabilir. Bakan, Taliban’ın geçmişi tekrarlamayacağını, şu an daha akıllı olduğunu dile getirdi. Pekin, daha önce üst düzey Taliban liderlerini ağırlamıştı.
Aynı şekilde Hindistan’ın eski Afganistan Büyükelçisi Gautam Mukhopadhaya da “Kovid- 19 virüsünün kökeni nedeniyle geniş çapta eleştirilen Çin, ABD kuvvetlerinin Afganistan’dan geri çekilmesinin ardından Washington’ı küçük düşürme fırsatını yakaladı” dedi. Pekin’in bakış açısına göre, ABD güçlerinin Afganistan’da tökezlemesinin oldukça önemli jeopolitik faydaları var. Bazı kesimler Taliban’ın Pakistan’a olan güveninin, Çin’e iddialı Kuşak ve Yol Girişimi’ni Afganistan’a kadar genişletmesine izin vereceğine inanıyor. Pekin’e gelince; Kabil’deki Taliban rejimini savunmak için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) daimi üyesi olarak gücünü kullanması ve bu iyiliğe karşılık vermesi mümkün. Taliban'ın şu an trilyon dolarlık bir madenin, özellikle de büyük lityum rezervlerinin üzerinde oturuyor olması hem İslamabad hem de Pekin için bir ‘iyimserlik’ kaynağı. Bu noktada Çin’in Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için gösterdiği amansız çabalara dikkat çekmek lazım. Bilindiği üzere Çin, sadece Ortadoğu petrolünün ana alıcısı değil. Aynı zamanda Çinli teknoloji şirketleri de bölgenin önde gelen ülkeleriyle stratejik ortaklıklar geliştirmeyi başardı.
Buna göre Pekin’in ‘Taliban’ın iktidara dönmesinin arkasında’ riskler ve umut verici fırsatlar gördüğü açık. Ancak Pekin, Taliban’ın Doğu Türkistan İslami Hareketi de dahil olmak üzere militan gruplarla tarihsel bağları nedeniyle Afganistan’ın bir kez daha teröristler için bir fırlatma rampası olabileceğine dair meşru endişelerini koruyor.
Taliban’ın kurucularından Molla Abdulgani Birader, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’ye Taliban’ın Afganistan topraklarında yabancı savaşçıların faaliyet göstermesine izin vermeyeceğini iletti. Ancak Pekin buna ikna olmadı. Daha geçen ay Pakistan’da düzenlenen bir intihar saldırısında 9 Çinli işçi öldü. İslamabad, daha sonra saldırıdan Pakistan Talibanını sorumlu tuttu.

Durand Hattı
Durand Hattı, tamamen İngilizlerin stratejik gerekçeleri doğrultusunda çizildi. En büyük Afgan bileşeni olan Peştun topraklarının merkezinden geçiyor. Milattan sonra 18inci yüzyılın ortalarında Peştunlar (Patanlılar ve Afganlar) tarafından kurulan Afganistan, bu sınırları hiçbir zaman kabul etmedi. Hint Yarımadası’ndaki İngiliz yönetimi 1947’de sona erdiğinde Afganistan hükümeti, ‘Pakistan Durand Hattı’ndan vazgeçip Peştun topraklarını Afganistan’a devretmedikçe’ Pakistan’ın bağımsızlığını tanımayı reddetti. Pakistan’ın bu talebi reddetmesi şaşırtıcı olmadı.
Aynı şekilde birbirini takip eden Afgan hükümetleri, Durand Hattı’nı yasal bir sınır olarak tanımayı reddetmeye devam ettiler. Ve zaman zaman Pakistan içerisinde Peştun ayrılıkçılarını kışkırtmaya çalıştılar.
Buna karşılık Pakistan yaklaşık 70 yıldır Afganistan’daki isyanları desteklerken ekonomik baskı ve teşvikler yoluyla da ülkeyi etkilemeye veya zayıflatmaya çalıştı.
Dolayısıyla bu strateji, (Pakistan’ın ABD ile ittifak halinde olduğu) 1980’li yıllarda olduğu gibi Afgan Talibanına sığınak sağlamasının arkasında önemli bir güdü oluşturdu. Bu güdü ise Afgan komünist devletine ve onun Sovyet destekçilerine karşı Pakistan’ın Afgan mücahitlere desteğinin arkasındaki motivasyonlardan biriydi.
İroni şu ki Pakistan’ın bu desteğine rağmen Afgan mücahitler ve Taliban’ın Durand Hattı’nı tanımayı reddetmesinin arkasındaki neden Afgan milliyetçiliğiydi.

Belucistan’daki ateş noktaları
İslamabad hükümetleri, Pakistan’ın 1947’de kurulmasından bu yana Afganistan’ın güney sınırını oluşturan Belucistan eyaletindeki isyanla karşı karşıya. Çin’in inşa ettiği ünlü Gwadar Limanı’nın bu bölgede bulunduğu biliniyor. Belucistan ve Pakistan arasındaki çatışmanın nedenleri, bölgedeki güçlü etno-milliyetçi duyguların yanı sıra ekonomik ve siyasi dışlanmayı da içeriyor.
Pakistan, uzun süredir Hindistan’ı Belucistan isyancılarının kendisine karşı olan duygularını sömürmekle suçluyor ve çıkarlarına saldırmak için bir cephanelik sağladığını iddia ediyor.
Belucistan, Pakistan’ın güneybatısında yer alıyor ve ülkenin topraklarının yarısını oluşturuyor. Afganistan sınırındaki bölge Pakistan’ın toplam nüfusunun sadece yüzde 3,6’sını oluşturmasına rağmen yüksek düzeyde gaz, petrol, bakır ve altın gibi doğal kaynaklara sahip. Bu nedenle bölge stratejik bir öneme sahip. Ancak bol doğal kaynaklarına rağmen Belucistan, Pakistan’ın en yoksul eyaleti konumunda.



Kanada vatandaşı olma şartlarında büyük değişiklik

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Kanada vatandaşı olma şartlarında büyük değişiklik

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Kanada kökenli Amerikalılar arasında aile kayıtlarına yönelik ilgi hızla artıyor. Bunun nedenlerinden biri, Kanadalıların soyundan gelen kişilerin vatandaşlık almasını kolaylaştıran bir yasa değişikliği.

Kanada'nın yeni yürürlüğe giren yasasına göre, 15 Aralık 2025'ten önce Kanada dışında doğmuş ve bir Kanadalının soyundan geldiğini kanıtlayan herkes vatandaş olabiliyor. Daha önce vatandaşlık, Kanadalı bir ebeveynin birinci kuşak çocuklarıyla sınırlıydı.

Quebec Ulusal Kütüphanesi ve Arşivleri'nden bir arşivci geçen ay CBC'ye, sonuç olarak Amerikalılardan gelen kayıt taleplerinde muazzam bir artış olduğunu söyledi. Kanada'nın göçmenlik ve vatandaşlık internet sitesi, vatandaşlık sertifikaları için 10 aylık bir bekleme süresi tahmin ediyor.

Bu ilginin bir kısmı, kökleriyle yeniden bağlantı kurmayı uman Kanadalıların soyundan gelen kişilerden kaynaklanıyor olabilirken, bir kısmı da 2024 başkanlık seçiminden sonra farklı bir siyasi iklim arayan Amerikalılara atfediliyor.

Ottawa'dan yasal göçmenlik danışmanı Cassandra Fultz, CNN'e, "Kasım 2024'ten bu yana Kanada'ya taşınmaya olan ilgide son derece istikrarlı bir artış var, bu daha önce görülmemiş bir durum. Sektördeki 17 yılımda bunu hiç görmedim" diye konuştu.

Fultz, ABD'de hangi partinin kazandığına bakılmaksızın her seçimden sonra Kanada vatandaşlığına yönelik ilginin hızla arttığını söyledi.

Fultz, "İnsanlar genellikle bunu atlatır" dedi.

Ama ara seçimlere yaklaşıyoruz ve insanlar iki yıl sonra bile konuya çok ilgi gösteriyor.

Kanada vatandaşlığı verilen ABD vatandaşlarının sayısına ilişkin resmi veriler mevcut olmasa da 2016'yla 2020 arasında yaklaşık 34 bin 700, 2021'le 2024 arasındaysa 42 bin 300 Amerikalıya Kanada'da kalıcı oturma izni verildi.

Bu yıl şimdiye kadar yaklaşık 8 bin kişiye kalıcı oturma izni verildi.

Kanada dışında ABD, soy bağıyla Kanada vatandaşı olan en fazla sayıda kişiye ev sahipliği yapıyor. Ebeveynleri Kanadalı olduğu için Kanada vatandaşlığına sahip kişilerin neredeyse üçte biri ABD'de doğmuş durumda.

bfrb
Bir uzman, ABD'de her seçimden sonra, kimin kazandığına bakılmaksızın, Kanada vatandaşlığı edinme ilgisinin hızla arttığını söyledi (AP)

Artık yasa değişikliğiyle birlikte, Kanada kökenli ABD doğumlu daha fazla kişi soylarını kanıtlamak istiyor.

Quebec Ulusal Kütüphanesi ve Arşivleri'nden Sarah Hanahem, CBC'ye, "Ocak 2025'te, hayati istatistik kayıtlarının onaylı kopyaları için 32 talep almıştık ve Ocak 2026'da binden fazla talep geldi" dedi.

Hanahem, bu taleplerin çoğunun Amerikalılardan geldiğini söyledi.

Kanadalıların soyundan gelip 15 Aralık 2025'ten sonra doğanlar, ebeveynlerinin doğum anında Kanada vatandaşı olması veya doğumdan önce en az 1095 gün Kanada'da kalmış olması koşuluyla Kanada vatandaşlığı alabiliyor.

Yeni yasa, Ontario Yüksek Adalet Mahkemesi'nin 2023'te birinci nesil kuralının anayasaya aykırı olduğuna karar vermesinin ardından kabul edilmişti.

Independent Türkçe


Bill Nye, Trump'ın NASA planlarını yerden yere vurdu

Bilim insanı ve eğitimci Bill Nye, Trump yönetiminin NASA'nın keşif ve eğitim faaliyetlerine yönelik bütçede yapmayı planladığı kesintileri "şaşırtıcı, mantıksız ve çok endişe verici" diye niteledi (AP)
Bilim insanı ve eğitimci Bill Nye, Trump yönetiminin NASA'nın keşif ve eğitim faaliyetlerine yönelik bütçede yapmayı planladığı kesintileri "şaşırtıcı, mantıksız ve çok endişe verici" diye niteledi (AP)
TT

Bill Nye, Trump'ın NASA planlarını yerden yere vurdu

Bilim insanı ve eğitimci Bill Nye, Trump yönetiminin NASA'nın keşif ve eğitim faaliyetlerine yönelik bütçede yapmayı planladığı kesintileri "şaşırtıcı, mantıksız ve çok endişe verici" diye niteledi (AP)
Bilim insanı ve eğitimci Bill Nye, Trump yönetiminin NASA'nın keşif ve eğitim faaliyetlerine yönelik bütçede yapmayı planladığı kesintileri "şaşırtıcı, mantıksız ve çok endişe verici" diye niteledi (AP)

Artemis II görevi ve Dünya'ya başarılı dönüşü, Amerikan kamuoyunun gözlerini şimdilik NASA'ya ve insanlığın uzaydaki sınırlarını zorlamayı amaçlayan vizyoner misyonuna geri çevirdi.

Bu hedeflere ulaşmak milyarlarca dolara mal oluyor ancak ABD Başkanı Donald Trump yönetimindeki Yönetim ve Bütçe Ofisi, NASA bütçesinde büyük kesintiler planlıyor.

Ünlü bilim iletişimcisi ve öğretmen Bill Nye, MS NOW için kaleme aldığı yeni bir görüş yazısında Trump'ın planladığı kesintileri "şaşırtıcı, mantıksız ve çok endişe verici" diye niteledi.

"Bu kesintiler astronotlarımıza ve tüm NASA çalışanlarına hakaret olurdu. Astronotlar ve meslektaşları, çok çalışan, neredeyse imkansız şeyleri başaran ve ülkemizi dünyada temsil eden kamu görevlileridir" diye yazdı.

Trump yönetiminin planladığı kesintiler, planlanan veya devam eden 53 NASA Bilim misyonunu sona erdirecek, bütçede 13 milyar dolarlık kesinti yapacak ve planlanan NASA Bilim misyonlarının çoğunun geliştirilmesini durduracak.

NASA Bilim, ülkenin uzay ve havacılık kuruluşunun araştırma ve keşif kolu.

Bu miktarı kıyaslamak gerekirse, Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nde görev yapan emekli Deniz Piyade Albayı Mark Cancian, NPR'ye, İran'daki savaşın ilk 40 gününün, mühimmat, üslere verilen hasar ve askeri uçak kayıpları gibi unsurları hesaba katınca, ABD'ye yaklaşık 28 milyar dolara mal olduğunu söyledi.

Ancak Trump yönetiminin planladığı kesintiler, NASA'nın keşif görevleri başlatma kapasitesini sadece zayıflatmakla kalmayacak, aynı zamanda öğrenciler için STEM (bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik) teşvik programlarını da kesecek.

Nye, NASA'nın sadece "Amerikan hikayesinin eşsiz bir parçası" olmakla kalmayıp, aynı zamanda "Ülkemizin sahip olduğu en güçlü marka değeri" olduğunu savundu:

Dünyanın dört bir yanındaki insanlar ABD'yi en iyi haliyle düşündüğünde, Ay'ı keşfeden astronotları, kozmosa yeni pencereler açan teleskopları ve diğer gezegenlerde önemli keşifler yapan uzay araçlarını düşünür. NASA, meraklı, cesur ve birlik içinde olduğumuzda kim olduğumuzu gösterir.

Ulusal kimlik ve insan merakı gibi daha yüce fikirleri bir kenara bırakırsak bile Nye, NASA'nın fonlanmasının devam etmesi için pratik ve politik bir neden öne sürüyor: Çin.

fdbfdb
10 Nisan 2026'da Kaliforniya'nın San Diego kentindeki San Diego Hava ve Uzay Müzesi'nde, Artemis II mürettebatının Pasifik Okyanusu'na inişini canlı izlerken, astronot kostümü giymiş genç bir çocuk, bayrak sallayan bir kadının yanında seviniyor (AFP)

Nye, Çin'in 2030 için Ay'a iniş planladığına dikkat çekerek, Pekin'in uzay hedeflerini ABD için yeni bir uzay yarışına benzetiyor.

Eğer yarış başladıysa, neden bu kadar çok şeyden vazgeçiliyor? Neden liderlikten vazgeçiliyor? ABD, bilim ve teknolojide ikinci sıradaysa uzayda birinci olamaz.

Nye ayrıca, kesintilere karşı çıkanların 20 Nisan'da Washington DC'de "NASA Bilimini Kurtar" kampanyası için toplanacağını duyurdu ve davayı destekleyenlerin şahsen veya çevrimiçi olarak katılmalarını istedi.

Nye, "Bilime yapılan yatırımları kısmak sadece keşifleri geciktirmekle kalmaz, onları yok eder. STEM alanındaki yetenek havuzumuzu paramparça eder. Uluslararası ortaklarımızı terk etmemize neden olur. Ve ABD'nin uzay bilimindeki liderliğini Çin ve diğer ülkelere kaptırmasına yol açar" diye uyardı.

Independent Türkçe


Macaristan'da Orban dönemi bitecek mi?

Macaristan’ın Szekesfehervar kentinde yapılan genel seçimlerde oy kullanan bir kadın (EPA)
Macaristan’ın Szekesfehervar kentinde yapılan genel seçimlerde oy kullanan bir kadın (EPA)
TT

Macaristan'da Orban dönemi bitecek mi?

Macaristan’ın Szekesfehervar kentinde yapılan genel seçimlerde oy kullanan bir kadın (EPA)
Macaristan’ın Szekesfehervar kentinde yapılan genel seçimlerde oy kullanan bir kadın (EPA)

Macaristan’da seçmenler, 16 yıldır iktidarda bulunan Başbakan Viktor Orban’ın yönetimine son verebilecek parlamento seçimleri için bu sabah sandık başına gitmeye başladı. Sonuçları, başta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere birçok ülke tarafından yakından takip edilen seçimler, uluslararası düzeyde büyük ilgi görüyor.

Sandıklar yerel saatle 06.00’da açılırken, oy verme işleminin 19.00’da sona ereceği bildirildi.

Ülke içinde 7,5 milyon seçmen ile yurt dışında kayıtlı 500 binden fazla seçmen, beş siyasi parti arasından tercih yapıyor. Seçimler, büyük ölçüde iktidardaki Fidesz Partisi lehine işleyen karma çoğunlukçu bir seçim sistemiyle gerçekleştiriliyor.

Bağımsız araştırma şirketlerinin anketleri, Avrupa yanlısı ve muhafazakâr çizgideki Peter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi’nin ezici bir zafer kazanabileceğini öngörüyor. Magyar, son iki yıl içinde Orban’a rakip olabilecek güçlü bir muhalefet hareketi oluşturmayı başardı. Başbakan Orban’ın milliyetçi çizgideki popülaritesinin ise Macaristan’daki ekonomik büyümenin yavaşlaması nedeniyle gerilediği belirtiliyor.

fv
Bu oylama, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın 16 yıldır süren iktidarını sona erdirebilir. (AFP)

Buna karşılık, iktidara yakın kamuoyu araştırma kuruluşları, Viktor Orban’ın beşinci kez üst üste başbakanlık hedefi doğrultusunda liderliğini yaptığı Fidesz Partisi ile Hristiyan Demokrat Halk Partisi (KDNP) ittifakının seçimleri kazanacağını öngörüyor.

Bununla birlikte, ABD Başkanı Donald Trump’ın güçlü desteğini alan Fidesz cephesinde belirgin bir gerginlik olduğu dikkat çekiyor.

Bu destek, Trump’ın yardımcısı J. D. Vance’in bu hafta Budapeşte’ye yaptığı ziyaretle de somutlaştı. Vance, ziyarette Viktor Orban’ın politikalarını övgüyle değerlendirirken, ‘Brüksel bürokratlarının müdahalelerini’ eleştirdi.

Trump ise cuma günü yaptığı açıklamalarda Orban’a açık destek vererek, Macar seçmenlerin müttefikini desteklemesi halinde ABD’nin ‘tüm ekonomik gücünü’ Macaristan’a yardım için kullanmaya hazır olduğunu söyledi. Trump, Orban’ı göçle mücadele ve ‘Batı medeniyetini savunma’ mücadelesinin bir temsilcisi olarak nitelendirdi.

Negatif kampanya

Macaristan Başbakanı Viktor Orban, 9,5 milyon nüfuslu ülkesini ‘liberal olmayan demokrasi’ modeli haline getirerek, dünyanın farklı bölgelerindeki bazı aşırı sağ hareketler için örnek bir figür konumuna geldi.

Orban’ın ayrıca Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yakın olduğu biliniyor. Macar lider, Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana Avrupa Birliği’nin (AB) Moskova’ya uyguladığı yaptırımları düzenli olarak eleştiriyor.

Brüksel seçimler konusunda açık bir tutum sergilemekten kaçınsa da, bir Avrupalı diplomat, “AB üye ülkelerinin çoğu Orban’dan kurtulmaktan memnuniyet duyar” değerlendirmesinde bulundu. Aynı diplomat, “Sabır artık tükenme noktasına ulaştı” ifadesini kullandı.

f
Muhalefet partisi Tisza’nın lideri Peter Magyar, Macaristan parlamento seçimleri için Budapeşte’de oy kullandı. (Reuters)

62 yaşındaki Orban, sık sık AB’yi oluşturan diğer 26 üye ülkenin politik çizgisine aykırı tutumlar alırken, Brüksel de hukukun üstünlüğünü zayıflattığı gerekçesiyle Macaristan’a yönelik milyarlarca euroluk fonları dondurdu.

Orban, seçim kampanyası sürecinde ‘sözde sivil toplum kuruluşları’, ‘paralı gazeteciler’, yargı mensupları ve siyasetçileri hedef almaya devam edeceğini söyledi.

ELTE Üniversitesi Sosyal Bilimler Merkezi’nden Andrea Szabo ise Orban’ın olası bir seçim zaferinin ‘açık biçimde otoriter bir sisteme doğru kayış anlamına geleceğini’ ifade etti.

Orban ayrıca, kendisini Ukrayna’ya karşı bir ‘set’ olarak konumlandırmaya çalışarak, Ukrayna’yı Macarları savaşa sürüklemek istemekle suçladı. Ancak analistler, Macaristan’daki ekonomik durgunluk ve yaygın yolsuzluk iddiaları nedeniyle bu söylemin vatandaşları ikna etmede yetersiz kaldığını belirtiyor.

 fdv df
Macaristan parlamento seçimleri sırasında bir oy verme merkezinde görev yapan seçim görevlisi, Budapeşte (Reuters)

Andrea Szabo, Fidesz’in ‘tamamen negatif bir kampanya yürütmeyi tercih ettiğini’ belirterek, kampanyada ‘ulusu birleştirmeye gerçekten katkı sağlayabilecek tek bir önerinin bile yer almadığını, aksine partinin yalnızca savaş konusuna odaklandığını’ ifade etti.

Öte yandan, 45 yaşındaki Peter Magyar, şubat ortasından bu yana Macaristan’ın farklı bölgelerini ziyaret ederek seçim kampanyasını sürdürüyor. Magyar, özellikle sağlık ve eğitim sektörleri başta olmak üzere kamu hizmetlerinin iyileştirilmesini vadetti.

Perşembe günü düzenlenen bir seçim mitinginde konuşan Magyar, ‘değişime bir şans verilmesi’ çağrısında bulundu. Magyar ayrıca yolsuzlukla mücadele, demokratik kurumların yeniden canlandırılması ve Macaristan’ın 2004’ten bu yana üyesi olduğu AB içinde güvenilir bir ortak haline getirilmesi gibi temel vaatler sıraladı.

Müdahale suçlamaları

60 yaşındaki Daniel Pastor, cuma günü düzenlenen bir başka seçim mitinginde AFP’ye verdiği demeçte, ‘gerçekten yeni bir dönemin başlamasının ve yaşanabilir yeni bir Macaristan’ın doğmasının önemli olduğunu’ söyledi.

Buna karşılık, taksi şoförü 50’li yaşlardaki Attila Csöke ise perşembe günü Orban’ın katıldığı bir mitingde tamamen farklı bir görüş dile getirerek, “Tisza’nın kazanması Macaristan için korkunç olur” ifadesini kullandı.

rtb
Budapeşte’de oyunu kullanan bir kadın (AP)

Analistler, seçimlere katılım oranının yüzde 75 ile rekor seviyeye ulaşmasını bekliyor. Sandıkların kapanmasından kısa süre sonra ilk kısmi sonuçların açıklanacağı, ancak sonuçların çok yakın çıkması halinde kesin galibin Macaristan Ulusal Seçim Ofisi’nin oy sayımını tamamlamasının ardından açıklanabileceği belirtiliyor.

Macar muhalefeti, Orban’ın seçim sonuçlarını kabul etmeyebileceğinden endişe ederken, Rusya’nın sürece müdahil olduğu ve Fidesz’in geniş çaplı oy satın alma girişimlerinde bulunduğu yönünde iddialar gündeme geldi.

Orban ise bu iddialara karşılık, Tisza Partisi’ni sonuçları manipüle etmek amacıyla ‘yabancı istihbarat servisleriyle iş birliği yapmakla’ suçladı.