Afganistan’daki en büyük zafer Pakistan’ın olabilir mi?

ABD’nin geri çekilmesinden sonra bölgeyse yönelik değerlendirmelerde değişim yaşandı.

Afganistan’daki en büyük zafer Pakistan’ın olabilir mi?
TT

Afganistan’daki en büyük zafer Pakistan’ın olabilir mi?

Afganistan’daki en büyük zafer Pakistan’ın olabilir mi?

Afganistan’daki savaşın resmi olarak sona ermesi, ABD’nin geride milyarlarca dolar değerinde askeri teçhizatı bırakarak geri çekilmesi ve Taliban’ın yönetimi devralmasıyla şu an sorulabilecek asıl soru şu: Bu kanlı oyunun kazananı kim?
Kuşkusuz, analistler ve düşünce kuruluşları ABD ve müttefik kuvvetlerinin ‘aşağılanmış yenilgisinden’ oldukça açık yüreklilikle söz ettiler. Ancak Taliban’ın iktidarı ele geçirmesinin bölgedeki birçok ilgili tarafa, özellikle de aralarındaki dostluğun tüm koşullardan daha güçlü olduğunu iddia eden iki ‘komşu’ ülke, Pakistan ve Çin’e getirdiği kazançlara ve kayıplara ilişkin değerlendirmeleri de ortaya koydular.
Gözlemciler, Taliban’ın zaferinin Pakistan’ın güvenlik ve siyasi kurumları için mutlu haberler taşıdığına, bu son zaferin İslamabad ile tarihsel bağlara ve Sovyetlere karşı mücadelesi ile bağlantılı olduğuna inanıyor. Pakistan Başbakanı İmran Han’ın bile Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesinden duyduğu sevinci gizleyememesi ve kamuoyunun karşısına çıkarak Afganistan’ın ‘kölelik zincirlerini kırdığını’ açıklaması dikkat çekici.
Şu an İslamabad’daki politikacılar, yeni Afganistan hükümetinin uluslararası alanda meşruiyet elde etmesi için çok çalışıyorlar. Pakistan Dışişleri Bakanı Şah Mahmud Kureyşi, Afganistan’ın komşuları Tacikistan, Özbekistan, Türkmenistan ve İran’a, ‘Taliban hükümetinin tanınması konusunda destek vermeleri’ için ziyaretlerde bulundu. Aynı şekilde Pakistan Ulusal Güvenlik Danışmanı Muid Yusuf da kısa süre önce İngiltere merkezli The Sunday Times gazetesinden Christina Lamb’a verdiği röportajda, Batı’nın Taliban’ı tanımadığı yeni bir 11 Eylül saldırısı riskiyle karşı karşıya olduğu konusunda uyardı. Yusuf, daha sonra bu açıklamadan geri adım attı ancak Lamb, söz konusu ifadelerin yanlış aktarıldığı iddiasını yalanlayarak röportajın kayıtlı olduğunu vurguladı.

Pakistan’ın rolü
Diğer yandan dünyanın çeşitli yerlerindeki diplomatik ve istihbarat kurumları arasında, Pakistan’ın etkin yardımı olmadan Taliban’ın zafer elde edemeyeceğine dair bir inanç hâkim. Afganistan’ın eski Dışişleri Bakan Yardımcısı, Birleşmiş Milletler (BM) ve Avustralya Büyükelçisi Mahmud Sekal, bu hafta Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda Pakistan eski Başbakanı Pervez Müşerref’in yaptığı bir açıklamaya atıfta bulundu. Pakistan’ın ‘Hindistan’a karşı koymak’ için Taliban’ı kurduğunu belirtti.
Sekal ayrıca Harvard Kennedy Hükümet Okulu’na bağlı İnsan Hakları Politikası için Carr Merkezi’nden Matt Waldman’ın ‘Gökyüzündeki Güneş: Pakistan İstihbarat Teşkilatı (ISI) ve Afgan İsyancılar Arasındaki İlişki’ başlıklı makalesine de atıfta bulundu. Bir diğer Twitter mesajında ise, “Yalnızca baskı politikası, yaptırımlar ve Pakistan ile şartlar temelinde yakınlaşma Afganistan’da gerçek bir olumlu değişim sağlayabilir ve uluslararası barış ve güvenliği mümkün kılabilir” ifadelerine yer verdi. Sekal bunun yanı sıra BM tarafından yayınlanan yeni bir raporun, DEAŞ-Horasan, Taliban ve El-Kaide arasındaki simbiyotik ilişkiyi ortaya koyduğunu ifade etti.
Diğer yandan eski CIA Başkanı General David Petraeus, bu ayın başlarında NPR’a yaptığı açıklamada militan grubun ana destekçisi Pakistan olmadan geri dönmesinin mümkün olmayacağını belirtti. Pakistan’ın Afgan hükümetinin çöküşüne yönelik tepkisinin, Taliban ile oldukça koordineli göründüğünü söyledi.
Bu görüş, silahlı grubun 1994 yılında doğuşundan bu yana Pakistan ile Taliban arasındaki uzun ilişkiden, Pakistan’ın Taliban’a 1996’da Afganistan’da ilk kez iktidarı ele geçirmesine verdiği destekten, 11 Eylül saldırılarını takiben ABD işgali sonrasında Taliban savaşçılarına ve liderlerine barınak sağlamasından kaynaklanıyor.
Pakistan medyasının büyük kısmı, emekli askeri yetkililer ve hatta İmran Han’ın iktidar partisindeki üst düzey yetkililer dahi Taliban’ın Afganistan’ı ele geçirmesi kutlamalarına dahil oldu. Bu durum ISI eski Başkanı General Hamid Gül’ün bir röportajında da kendini gösteriyordu.
Aslında Hamid Gül, “Afganistan’ın tarihi yazılırken, ISI’nın ABD’nin yardımıyla Sovyetler Birliği’ni mağlup ettiği kayıtlara geçecektir” diyerek övünmeyi severdi. Bu bağlamda önde gelen gazetecilerden Nirupama şunları söyledi:
“Hamid Gül, ISI’nın Afganistan’daki Rus ordusuna karşı ABD tarafından silahlandırılan, donatılan ve finanse edilen militanları ve teröristleri destekleme taktiğinin Kremlin’i geri çekilmeye zorladığını söylerken haklıydı.”

Taliban ile derin ilişkiler
Washington’ın 11 Eylül’den sonraki öfkesi, Taliban’ın devrilmesine ve Pakistan’da saklanan Usame bin Ladin’in sürgüne gönderilmesine yol açtı. Taliban’ın siyasi liderliğine gelince; Pakistan’ın Belucistan eyaletinin yönetim merkezi olan Ketta şehrinde ve genel olarak federal şekilde yönetilen kabile bölgelerinde seferber oldu. Ardından Güney ve Kuzey Veziristan bölgeleri, Afgan Talibanı ve bağlantılı Hakkani Ağı, El-Kaide ve diğer savaş grupları için bir kapıya dönüştü. Bu savaşçılar, istedikleri gibi Afganistan’a girip çıktılar.
Şu an parlamento üyesi olan Eski Hindistan Dışişleri Bakanı Dr. Şaşi Sarur şu açıklamada bulundu:
“Washington, Afganistan’daki sonu olmayan bataklığa saplanmaktan bıkmışken ISI, Taliban ajanlarının kendilerini yeniden silahlandırmasına yardımcı olarak saflarını yeniden düzenliyordu. Kabil’de ABD destekli rejime karşı saldırılarını sürdürüyorken manzara Pakistan’ın lehine değişti. ABD bunun farkındaydı. Ancak Afganistan’daki savaş için lojistik açıdan, arka bahçe olarak Pakistan’a olan ihtiyacı büyüktü. Bu nedenle Pakistan ordusuna militanların güvenli sığınakları ile ilgili harekete geçmesi için yeterince baskı yapmadı.”

Şenliğe rağmen zorluklar
Bununla birlikte birçok kesim, Pakistan’ın Hindistan’a karşı ‘stratejik derinlik’ teorisi çerçevesinde Taliban’ın başarısına sevinmesine rağmen Pakistan liderliğinin hareketi ehlileştirmede zorluk çekeceği görüşünde. Hindistanlı güvenlik analisti  Gaurav Arya konuya air şu değerlendirmelerde bulundu:
“Pakistan yıllardır Taliban’a yataklık ediyor. Pakistan devleti, Taliban’ın Afgan hükümeti veya ABD ile kendi rızası olmadan ilişki kurma kararı almasına izin vermedi. Taliban lideri Molla Abdulgani Birader, başkanlığı sırasında Hamid Karzai ile bağımsız olarak iletişim kurmakla hata yaptı ve sonunda bir Pakistan hapishanesinde alıkonuldu. Dahası Taliban savaşçıları, yoldaşlarını Guantanamo Körfezi’ne kimin ittiğini çok iyi biliyor. Bazıları henüz geri dönmediler bile. Burada General Müşerref’in 2006’da henüz görevdeyken yazdığı biyografisinin arka kapağından alıntı yapalım. Müşerref kitabında ‘ 672 kişiyi esir aldık. 369’unu ABD’ye teslim ettik. Milyonlarca dolarlık ödül kazandık’ diyor.”
Arya değerlendirmesinin devamında şunları söyledi:
“Bu hatıralar kolayca silinip gitmez. Ancak yeni galip şu an için bu tür meseleler hakkında uzun süre düşünmeyebilir. Taliban zaten Pakistan’ın çıkarlarına meydan okuyor. Örneğin İslamabad, Afganistan’ın doğusundaki binlerce Pakistan Talibanı savaşçısına karşı Taliban’ın harekete geçme konusundaki isteksizliği nedeniyle hayal kırıklığına uğradı.”
Taliban Sözcüsü Zebihullah Mücahid, İslamabad’ın Pakistan Talibanı ile uğraşmak zorunda olduğunu ve bu grubun kendi sorunları olmadığını söyledi. Taliban Sözcüsü’nün açıklamalarından, hareketin Pakistan’ın kuklası olarak kalmayacağı açıkça görülüyor. Bu bağlamda Pakistan’ın da gelecekte herhangi bir ülke gibi Taliban’dan gelecek tehditle karşı karşıya kalması olası.
Ayrıca Taliban liderleri, Pakistan’ı şaşkınlığa uğratacak bir şekilde Hindistan hakkında bir takım olumlu açıklamalarda bulundular. Örneğin Taliban Siyasi Komitesi Başkanı Şer Muhammed Stanikzay, hareketin Hindistan ile siyasi ve ekonomik ortaklığı sürdürmeye önem verdiğini belirtti. Hindistan askeri çevrelerinden ‘Şero’ olarak bilinen Şer Muhammed’in Taliban’a olan bağlılığını değiştirmeden önce, Necibullah hükümeti sırasında Afgan ordusu askeri olarak bir Hint askeri akademisinde eğitim aldığı biliniyor. Hindistan’ın Katar Büyükelçisi Deepal Mittal ve Şer Muhammed arasında Doha’daki büyükelçilikte yapılan bir görüşmede, Taliban’ın Hindistan’a ‘Yeni Delhi’nin Hindistan karşıtı faaliyetler ve terörizm konusundaki endişelerini’ olumlu bir şekilde ele alacağı konusunda bir kez daha güvence vermesi dikkat çekiciydi.
Pakistanlı analist Kamer Şema’ya göre bir diğer sorun, Taliban iktidara geldikten sonra Pakistan- Afganistan sınırı ve Durand Hattı meselesinin yeniden gündeme gelmesi. Pakistan içerisinde, Taliban’ın Pakistan’ın stratejik kaygılarını gidermek için çok az şey yapacağına dair bir inanç var. Önceki Afgan hükümetleri gibi Taliban da Durand Hattı’nı Afganistan ve Pakistan arasındaki uluslararası sınır olarak tanımayı kabul etmedi. Taliban’ın Pakistan’daki kolu da daha büyük bir Afganistan için savaştığını duyurdu.

Çin ve Pakistan’ın çıkarları
Çin ve Pakistan, Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesinden bu yana, ABD’nin ‘aşağılanmış yenilgisi’ üzerine temaslarını yoğunlaştırdı. Afganistan’da iki ülkenin büyükelçiliklerinin tam olarak faaliyete başladığı açıklandı. Afganistan Talibanı, kendi adına komşularının desteğini toplamak için İslamabad’a güvenirken bazı taraflar ise Kabil’deki Taliban rejiminin, Afganistan’ın Pakistan’ın ‘yörüngesine’, bunun bir uzantısı olarak da Çin’in ‘yörüngesine’ düşebileceği anlamına gelebileceğine dikkat çekiyor.
Bu bağlamda Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Chunying’in 19 Ağustos’ta ‘uluslararası toplumun, Afganistan Talibanını objektif olarak yargılaması’ gerektiğini söylediği son açıklamasına bakılabilir. Bakan, Taliban’ın geçmişi tekrarlamayacağını, şu an daha akıllı olduğunu dile getirdi. Pekin, daha önce üst düzey Taliban liderlerini ağırlamıştı.
Aynı şekilde Hindistan’ın eski Afganistan Büyükelçisi Gautam Mukhopadhaya da “Kovid- 19 virüsünün kökeni nedeniyle geniş çapta eleştirilen Çin, ABD kuvvetlerinin Afganistan’dan geri çekilmesinin ardından Washington’ı küçük düşürme fırsatını yakaladı” dedi. Pekin’in bakış açısına göre, ABD güçlerinin Afganistan’da tökezlemesinin oldukça önemli jeopolitik faydaları var. Bazı kesimler Taliban’ın Pakistan’a olan güveninin, Çin’e iddialı Kuşak ve Yol Girişimi’ni Afganistan’a kadar genişletmesine izin vereceğine inanıyor. Pekin’e gelince; Kabil’deki Taliban rejimini savunmak için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) daimi üyesi olarak gücünü kullanması ve bu iyiliğe karşılık vermesi mümkün. Taliban'ın şu an trilyon dolarlık bir madenin, özellikle de büyük lityum rezervlerinin üzerinde oturuyor olması hem İslamabad hem de Pekin için bir ‘iyimserlik’ kaynağı. Bu noktada Çin’in Ortadoğu’daki etkisini genişletmek için gösterdiği amansız çabalara dikkat çekmek lazım. Bilindiği üzere Çin, sadece Ortadoğu petrolünün ana alıcısı değil. Aynı zamanda Çinli teknoloji şirketleri de bölgenin önde gelen ülkeleriyle stratejik ortaklıklar geliştirmeyi başardı.
Buna göre Pekin’in ‘Taliban’ın iktidara dönmesinin arkasında’ riskler ve umut verici fırsatlar gördüğü açık. Ancak Pekin, Taliban’ın Doğu Türkistan İslami Hareketi de dahil olmak üzere militan gruplarla tarihsel bağları nedeniyle Afganistan’ın bir kez daha teröristler için bir fırlatma rampası olabileceğine dair meşru endişelerini koruyor.
Taliban’ın kurucularından Molla Abdulgani Birader, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’ye Taliban’ın Afganistan topraklarında yabancı savaşçıların faaliyet göstermesine izin vermeyeceğini iletti. Ancak Pekin buna ikna olmadı. Daha geçen ay Pakistan’da düzenlenen bir intihar saldırısında 9 Çinli işçi öldü. İslamabad, daha sonra saldırıdan Pakistan Talibanını sorumlu tuttu.

Durand Hattı
Durand Hattı, tamamen İngilizlerin stratejik gerekçeleri doğrultusunda çizildi. En büyük Afgan bileşeni olan Peştun topraklarının merkezinden geçiyor. Milattan sonra 18inci yüzyılın ortalarında Peştunlar (Patanlılar ve Afganlar) tarafından kurulan Afganistan, bu sınırları hiçbir zaman kabul etmedi. Hint Yarımadası’ndaki İngiliz yönetimi 1947’de sona erdiğinde Afganistan hükümeti, ‘Pakistan Durand Hattı’ndan vazgeçip Peştun topraklarını Afganistan’a devretmedikçe’ Pakistan’ın bağımsızlığını tanımayı reddetti. Pakistan’ın bu talebi reddetmesi şaşırtıcı olmadı.
Aynı şekilde birbirini takip eden Afgan hükümetleri, Durand Hattı’nı yasal bir sınır olarak tanımayı reddetmeye devam ettiler. Ve zaman zaman Pakistan içerisinde Peştun ayrılıkçılarını kışkırtmaya çalıştılar.
Buna karşılık Pakistan yaklaşık 70 yıldır Afganistan’daki isyanları desteklerken ekonomik baskı ve teşvikler yoluyla da ülkeyi etkilemeye veya zayıflatmaya çalıştı.
Dolayısıyla bu strateji, (Pakistan’ın ABD ile ittifak halinde olduğu) 1980’li yıllarda olduğu gibi Afgan Talibanına sığınak sağlamasının arkasında önemli bir güdü oluşturdu. Bu güdü ise Afgan komünist devletine ve onun Sovyet destekçilerine karşı Pakistan’ın Afgan mücahitlere desteğinin arkasındaki motivasyonlardan biriydi.
İroni şu ki Pakistan’ın bu desteğine rağmen Afgan mücahitler ve Taliban’ın Durand Hattı’nı tanımayı reddetmesinin arkasındaki neden Afgan milliyetçiliğiydi.

Belucistan’daki ateş noktaları
İslamabad hükümetleri, Pakistan’ın 1947’de kurulmasından bu yana Afganistan’ın güney sınırını oluşturan Belucistan eyaletindeki isyanla karşı karşıya. Çin’in inşa ettiği ünlü Gwadar Limanı’nın bu bölgede bulunduğu biliniyor. Belucistan ve Pakistan arasındaki çatışmanın nedenleri, bölgedeki güçlü etno-milliyetçi duyguların yanı sıra ekonomik ve siyasi dışlanmayı da içeriyor.
Pakistan, uzun süredir Hindistan’ı Belucistan isyancılarının kendisine karşı olan duygularını sömürmekle suçluyor ve çıkarlarına saldırmak için bir cephanelik sağladığını iddia ediyor.
Belucistan, Pakistan’ın güneybatısında yer alıyor ve ülkenin topraklarının yarısını oluşturuyor. Afganistan sınırındaki bölge Pakistan’ın toplam nüfusunun sadece yüzde 3,6’sını oluşturmasına rağmen yüksek düzeyde gaz, petrol, bakır ve altın gibi doğal kaynaklara sahip. Bu nedenle bölge stratejik bir öneme sahip. Ancak bol doğal kaynaklarına rağmen Belucistan, Pakistan’ın en yoksul eyaleti konumunda.



Küresel piyasalardaki yavaşlama riskinin arttığı bir dönemde Trump'ın gümrük vergileri ticaret savaşlarını tetikliyor

TT

Küresel piyasalardaki yavaşlama riskinin arttığı bir dönemde Trump'ın gümrük vergileri ticaret savaşlarını tetikliyor

ABD Başkanı Trump yeni gümrük vergilerini içeren kararnameyi Beyaz Saray bahçesinde imzaladıktan sonra elinde tutuyor (X-Platform)
ABD Başkanı Trump yeni gümrük vergilerini içeren kararnameyi Beyaz Saray bahçesinde imzaladıktan sonra elinde tutuyor (X-Platform)

ABD Başkanı Donald Trump, finansal piyasaları altüst eden, küresel ekonominin durumuna ilişkin endişeleri derinleştiren ve ABD'nin en büyük ticaret ortaklarıyla çatışmaları ve küresel bir ticaret savaşını ateşleyen bir hamleyle küresel ticaret sistemine bir saldırı başlattı. ABD ithalatına bir dizi gümrük vergisi getirdi.

Trump, toplu olarak 180 ülkeyi kapsayan iki tür gümrük vergisi uyguladı: Bunlardan ilki ABD'den ithal edilen mallara uygulanan yüzde 10'luk temel tarife, diğeri ise Amerika'nın ticaret yaptığı ülkelere uygulanan yüzde 10 ila yüzde 49 arasında değişen karşılıklı tarifelerdir.

Tepkiler

Kapsamlı yeni gümrük vergileri öfkeye, karşı önlem tehditlerine ve ticaret kurallarının daha adil hale getirilmesi için daha fazla müzakere çağrısına yol açtı. Ancak tepkiler oldukça ölçülü oldu ve önemli ticaret ortaklarının dünyanın en büyük ekonomisiyle açık bir ticaret savaşına girmek istemediklerini ortaya koydu.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, gümrük vergilerinin küresel ekonomiye ağır bir darbe vuracağı uyarısında bulundu ve bloğun karşı önlemler hazırladığını söyledi. Çin Ticaret Bakanlığı Washington'dan gümrük vergilerini derhal iptal etmesini talep etti. Pekin, tarifelerin küresel ekonomik kalkınmayı tehlikeye attığı ve ABD'nin çıkarlarına ve uluslararası tedarik zincirlerine zarar verdiği uyarısında bulunarak çıkarlarını korumak için karşı önlemler alma sözü verdi.

Trump'ın dünya çapındaki yeni gümrük vergileri

Ülkeler

ABD'ye

uygulanan tarifeler

ABD'nin 

uyguladığı tarifeler

Çin % 67 % 34
Avrupa Birliği % 39 % 20
Vietnam % 90 % 46
Tayvan % 64 % 32
Japonya % 46 % 24
Hindistan % 52 % 26
Güney Kore % 50 % 25
Tayland % 72 % 36
İsviçre % 61 % 31
Endonezya % 64 % 32
Malezya % 47 % 24
Kamboçya % 97 % 49
Birleşik Kırallık % 10 % 10
Güney Afrika % 60 % 30
Brezilya % 10 % 10
Bangladeş %  74 % 37
Singapur % 10 % 10
İsrail % 33 % 17
Filipinler % 34 %  17
Şili  % 10 %  10
Avustralya % 10 %  10
Pakistan %  58 %  29
Türkiye % 10 % 10
Sri Lanka % 88 % 44
Kolombiya %  10 % 10
Peru % 10 % 10
Nikaragua % 36 %  18
Norveç % 30 %  15
Kosta Rika % 17 %  10
Ürdün %  40 %  20
Dominik Cumhuriyeti % 10 %  10
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) %  10 %  10
Yeni Zelanda %  20 %  10
Arjantin %  10 %  10
Ekvador %  12 %  10
Guataemala %   10 %  10
Honduras %  10 %  10
Madagaskar %  93 %   47
Myanmar (Burma) %  88 %  44
Tunus %  55 %  28
Kazakistan %  54 %   27
Sırbistan %  74 %  37
Mısır % 10 %  10
Suudi Arabistan %  10 %  10
El Salvador %  10 %  10
Fildişi Sahili %  41 %  21
Laos %  95 %  48
Botsvana %  74 %  37
Trinidad ve Tobago %  12 %  10
Fas %  10 %  10

Tayvan tarifeleri mantıksız olarak nitelendirdi ve hükümetin Washington ile ciddi müzakereler yürütmeyi planladığını ve ABD'ye resmi bir protestoda bulunacağını söyledi.

Hindistan, Washington'un yüzde 27'lik gümrük vergilerinin ihracatı üzerindeki etkisini incelediğini ve Trump'ın ticaret politikasından muafiyet kazanamamasına rağmen uzlaşmacı bir tavır sergileyerek bu yıl bir ticaret anlaşması için bastırma sözü verdi.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ABD'nin gümrük vergilerinin İngiliz ekonomisi üzerinde bir etkisi olacağını kabul etti. Starmer, "Amerika Birleşik Devletleri tarafından alınan kararların hem ülke içinde hem de küresel çapta ekonomik bir etkisi olacağı açıktır. Ancak açık olmak istiyorum; hazırlıklıyız, çünkü ülkemizin güçlü yanlarından biri sakin kalabilme yeteneğimizdir” dedi. İngiltere İşletme Bakanı Jonathan Reynolds, Trump'ın gümrük vergilerinin ülkenin otomobil endüstrisi üzerindeki etkisinin hükümetin en önemli endişelerinden biri olduğunu söyledi.

Japonya Kabine Baş Sekreteri Yoshimasa Hayashi, Amerika'nın Asya'daki en yakın müttefiki olan Japonya'nın ABD'nin gümrük vergilerini ve etkilerini yakından analiz etmeyi planladığını, ancak misilleme hakkında konuşmaktan kaçındığını söyledi. Ancak bu hamlelerin ABD ile ilişkiler üzerinde büyük bir etkisi olacağını söyledi.

İtalya'nın muhafazakâr Başbakanı Giorgia Meloni ise yüksek gümrük vergilerinin iki tarafa da fayda sağlamayacağını söyledi.

xcvfgb
Çocuklar Tayvan'ın Keelung Limanındaki vinçlerin ve konteynerlerin üzerindeki bir gözlem noktasından bölgeyi izliyor (Reuters)

Yüzde 10'luk gümrük vergisinden etkilenen Brezilya, Dünya Ticaret Örgütü'ne gitmeyi planladığını açıkladı.

Brezilya Kongresi, Brezilya mallarına yönelik herhangi bir gümrük vergisine karşı misilleme yapılmasına izin veren bir tasarıyı oybirliğiyle kabul etti.

Küresel ekonomiye bir darbe

ABD ve küresel piyasalar gümrük vergilerinin etkisiyle düştü. Wall Street Perşembe günü keskin bir düşüş yaşarken, S&P 500 vadeli işlemleri piyasa öncesi işlemlerde yüzde 3,4, Dow Jones Industrial Average vadeli işlemleri ise yüzde 2,8 geriledi. Nasdaq vadeli işlemleri yüzde 3,8 düştü.

fgthy
New York Borsası'ndaki yatırımcılar kapanış zilinden ve Trump'ın basın toplantısının başlamasından dakikalar önce (AFP)

Tokyo'nun gösterge endeksi yüzde 3,1 düşerek Asya'daki kayıplara öncülük etti. Petrol fiyatları kısa süreliğine varil başına 2 dolardan fazla düştü. Petrol fiyatları yüzde 4'ten fazla düştü ve ABD doları Japon yeni karşısında Ekim başından bu yana en düşük seviyesini gördü.

Yüksek riskli bir kumar

Uzmanlar Trump'ın bu hamlesini bir ABD başkanının ABD ekonomisi üzerinde oynadığı en büyük siyasi kumar olarak nitelendirerek, Trump'ın istihdam ve sanayiyi ABD'ye geri getirme umuduyla enflasyonist bir sarmalı körükleme riski taşıyan yüksek riskli bir oyun oynadığına dikkat çekti. Trump'ın açıklamasının bir başlangıç noktası olduğunu ve bunu muhtemelen piyasalarda endişe ve belirsizliğin devam etmesine yol açacak aylarca sürecek müzakerelerin izleyeceğini ve bunun da finansal piyasalar için en kötü senaryo olduğunu belirttiler.

Çarşamba akşamı Beyaz Saray Gül Bahçesi'nde yaptığı konuşmada Trump, gümrük vergilerini adil olarak nitelendirirken, bunların karşılıklı olduğunu ve ABD mallarına uygulanan gümrük vergileri ve engellere bir yanıt olduğunu vurguladı. Yaptığı uzun konuşmada kararının ABD için bir “ekonomik bağımsızlık ilanı” ve bir “kurtuluş günü” olduğunu söyledi.

cdfvgt
Hindistan'ın Chennai kentindeki bir limanda vinçler ve nakliye konteynerleri görülüyor (AP)

Trump, çoğu ülkeden yapılan ithalata yüzde 10'luk taban gümrük vergisi getirirken, ABD'nin en büyük ticaret ortakları arasında yer alan Avrupa Birliği (yüzde 20), Japonya (yüzde 24), Tayvan (yüzde 32), Hindistan (yüzde 26) ve Vietnam (yüzde 46) gibi 60 ülkeye çok daha yüksek gümrük vergileri uygulayacağını açıkladı. Çin şu anda yüzde 54'lük gümrük tarifesiyle listedeki en yüksek ülke konumunda bulunurken, ikinci sırada yüzde 49'luk gümrük tarifesiyle Kamboçya yer alıyor.

Kaiyuan Securities, tarifelerin Çin'in ABD'ye ihracatını yüzde 30 oranında azaltacağını, bunun da Çin'in deflasyonla mücadele çabalarını baltalayabileceğini ve yüzde 5'lik büyüme hedefine ulaşmasını zorlaştırabileceğini öngördü.

Beyaz Saray yetkililerine göre yeni gümrük vergileri, Yüzde 10'luk tarifeler için 5 Nisan Cumartesi gece yarısı, bu eşiğin üzerindekiler için ise 9 Nisan'da iki aşamada yürürlüğe girecek.

Trump'ın günler önce çelik ve alüminyuma uyguladığı gümrük vergilerine ek olarak yabancı menşeli otomobillere yönelik gümrük vergileri de derhal yürürlüğe girdi.

Trump'ın destekçileri ve savunucuları bu hamleyi ABD'nin gücünü ortaya koymak, ABD'de üretimi canlandırmak, sanayi tabanını yeniden inşa etmek, istihdam yaratmak ve jeopolitik tavizler koparmak için bir araç olarak savunuyor.

Trump, ticaret planlarının mavi yakalı işçilere, özellikle de otomotiv sektöründekilere destek vereceğini savundu. Ticaret açığının büyüklüğü nedeniyle ulusal acil durum ilan ederek, trilyonlarca dolar yeni gümrük vergisi geliri elde etmeyi amaçlayan gümrük vergileri uygulamak için özel yetkiler kullanmasına izin veren bir hamle yaptı. Ancak Trump kararnamesini imzalar imzalamaz finans piyasaları altüst oldu, dolar başlıca para birimleri karşısında değer kaybetti, altın fiyatı rekor seviyeye yükseldi ve Asya borsaları Perşembe sabahı açılışta düşüşe geçti.

Resesyon ve enflasyon

Analistler, ABD'de resesyon riskinin artacağını öngörerek karamsar bir tablo çizdi. Çoğu gözlemci, gümrük vergilerinin mal ve hizmet fiyatlarını daha önce görülmemiş seviyelere yükselteceğini kaydetti.

Barclays analistleri, ABD'de enflasyon oranlarının yüzde 4'e yükselmesi ve işsizlik seviyelerinin artmasıyla birlikte bir resesyon öngördü. JPMorgan Chase analistleri ekonominin tehlikeli bir şekilde resesyona yakın olduğu uyarısında bulundu. Bank of America ise şu değerlendirmeyi yaptı: “Gümrük tarifeleri devam ederse, yakın vadede enflasyona bir ila bir buçuk puan arasında ekleme yapacaklarına ve GSYH'den benzer bir miktarı alarak ekonomiyi resesyonun eşiğine getireceklerine inanıyoruz.”

Oyun değiştirici

Fitch Ratings ABD Ekonomik Araştırmalar Başkanı Olu Sunola, gümrük vergilerinin sadece ABD ekonomisi için değil, küresel ekonomi için de oyun değiştirici olacağını ve birçok ülkenin resesyona girebileceğini söyledi.

JP Morgan Asset Management analistlerinden Tai Hui, tarifelerin devam etmesi halinde, ABD imalat sektörünün üretim kapasitesini artırmakta zorlandığı bir dönemde enflasyonu etkileyeceğini ve büyüme risklerine ilişkin endişeleri artıracağını söyledi. ABD'li tüketiciler yüksek ithalat fiyatları nedeniyle harcamalarını azaltabilir ve şirketler, bu tarifelerin orta ve uzun vadeli etkileri ve ticaret ortaklarının misilleme tepkileri konusundaki belirsizlik nedeniyle sermaye harcamalarını erteleyebilir.

Rosenberg Research Başkanı David Rosenberg şunları söyledi: “Başkan Trump'ın tetiklediği ticaret savaşı kazananı olmayan bir durum ve bunun yükünü tüketici çekecek çünkü gümrük vergilerini ihracatçı ülke değil ithalatçı şirketler ödüyor ve bu da tüketiciyi etkileyecek, dolayısıyla birkaç ay sürecek çok büyük bir fiyat şokuyla karşı karşıyayız.” Quantum'da stratejist olan David Roche, bu tarifelerin küreselleşmeden birkaç yıl sürebilecek izolasyonist ve milliyetçi politikalara geçişi işaret ettiğini ve ülkelerin misilleme tepkileriyle birçok siyasi alanda yan etkileri olacağını ve bu tarifelerin ayı piyasasının konsolidasyonuna katkıda bulunarak ABD ve AB'de küresel stagflasyon ve resesyona neden olacağını söyledi.

Cornell Üniversitesi'nde ticaret politikası profesörü olan Eswar Prasad, New York Times'a verdiği demeçte Trump'ın, müttefiklerinin ABD ekonomisi ve Amerikalı tüketiciler aleyhine kötüye kullandığını söylediği küresel ticareti yöneten kurallarda reform yapabileceğini ancak bunun yerine “uluslararası ticareti yöneten sistemi havaya uçurmayı” tercih ettiğini söyledi.

Çatışma ve savaşlar

Bridgewater Associates hedge fonunun kurucusu ve yatırım kralı milyarder Ray Dalio, LinkedIn'de yaptığı bir paylaşımda dünyanın küresel bir savaşa doğru gittiğine inandığını söyledi. Dalio, “Tarifeler sadece bir gelir meselesi değildir, ülkelerin ekonomilerini çatışma ve savaş zamanlarına hazırlamalarının bir yoludur ve büyük güç çatışması zamanlarında gereklidir” dedi.

Dalio'nun yorumları, özellikle 2021 yılında süper güçler arasında bir çatışmanın patlak vereceğini öngördüğü bir kitap yayınladığı ve ABD ile Çin arasındaki rekabetin dünyada radikal ve kaotik değişikliklere yol açacağını tahmin ettiği için büyük ilgi gördü.