Cezayir’de artan gerilim hükümeti eylem planı açıklamak zorunda bıraktı

Eylem planı, güvenliği güçlendirme ile aktif ve proaktif dış politika izleme stratejilerine dayanıyor.

Cezayir Dışişleri Bakanı Ramtan Lamamra (Reuters)
Cezayir Dışişleri Bakanı Ramtan Lamamra (Reuters)
TT

Cezayir’de artan gerilim hükümeti eylem planı açıklamak zorunda bıraktı

Cezayir Dışişleri Bakanı Ramtan Lamamra (Reuters)
Cezayir Dışişleri Bakanı Ramtan Lamamra (Reuters)

İmane Aouimeur /Gazeteci
Cezayir hükümeti birkaç gün içinde parlamentoya sunulması beklenen eylem planında sosyal ve ekonomik başlıklara ek olarak iki ana eksene daha yoğunlaştı: ‘Güvenlik ve savunmanın güçlendirilmesi’ ve ‘aktif ve proaktif’ bir dış politika oluşturulması.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Cezayir, artan iç gerginlik ve komşu ülkelerdeki krizler arasında, siyasi çözüm bulabilmek için sorunun taraflarıyla yapılan toplantı ve görüşmelere öncülük ediyor.
Abdülmecid Tebbun başkanlığındaki Bakanlar Kurulu tarafından onaylanan hükümet eylem planı belgesinde ‘orduyu modernize etmenin’ önemi vurgulandı. Ayrıca ulusal sınırları güvence altına almanın ve terör ve uluslararası suç örgütü kalıntılarıyla mücadele etme çabalarını güçlendirmenin önemine dikkat çekildi. Bunun yanı sıra ordunun ekonomik kalkınmaya katkısı ve tüm devlet kurum ve kuruluşlarının bilgi sistemlerinin güvenliğini sağlamak için siber savunma araç ve yeteneklerinin güçlendirilmesi gerektiği ifade edildi.
Cezayir hükümeti bundan birkaç hafta önce, resmi Sözcüsü İletişim Bakanı Ammar Belhimer aracılığıyla dijital alanda ulusal bağımsızlığı savunma ve halkı, yakın zamanda Facebook'ta dolaşan yıkıcı planlar ve faaliyetler barındıran içeriklerden koruma konusundaki kararlılığını vurguladı. Belhimer açıklamasında "Cezayir'e diğer ülkelerle eşit şekilde davranması için bu şirkete karşı tüm yasal önlemler alındı" ifadesini kullandı.
Diğer yandan gözlemcilere göre Ramtan Lamamra'nın dışişleri bakanı olarak atanmasıyla hükümetin eylem planı ‘aktif ve proaktif’ bir dış politikaya odaklandı. Zira Lamamra hükümete bölgesel konularla ilgili bazı dosyalar sunarak, dış politikanın yerleşik değerleri ve ilkeleri çerçevesinde Cezayir diplomasisinin amaç ve görevlerini güncelledi. ‘Aktif ve proaktif’ bir dış politikanın gerçekleştirilmesine ve devletin egemenliğinin savunulmasına, haklı ve meşru davaların desteklenmesine devam edileceğini vurguladı.

Parlamentonun vetosu
Parlamenterleri eylem planı lehinde oy kullanmaya ikna etme görevi Başbakan Eymen bin Abdurrahman’a düşüyor. Hükümetin eylem planı, geçtiğimiz 12 Haziran’da yapılan oylamada seçilen Ulusal Halk Meclisi üyelerinin ilk icraatı olacak. Söz konusu seçim, eskiden iktidarda olan Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (FLN) meclis sandalyelerinin çoğunu ele geçirmesiyle sona ermişti.
Cezayir Parlamentosu (Ulusal Halk Meclisi) Başkanı İbrahim Bogali perşembe günü parlamento açılışının oturum aralarında yaptığı açıklamada, hükümetin eylem planının "kazandığı önem göz önüne alındığında hak ettiği ilgiyi göreceğini" belirtti.
Hükümetin eylem planı, yürütme ve yasama organlarının gelecekteki ilişkisinin de önünü açacak. Ayrıca hükümetin siyasi beyanından bir yıl sonra, görüşmeler neticesinde hazırladığı yol haritasının uygulanmasına ilişkin gözetim mekanizmasını harekete geçirecek özel çerçeveyi de belirleyecek.
Anayasa'nın 107’inci maddesine göre Ulusal Halk Meclisi hükümetin programını onaylamayı reddederse başbakanın istifasını cumhurbaşkanına sunması gerekiyor.
Ardından cumhurbaşkanı yeni bir başbakan atıyor ve hükümeti kurmakla görevlendiriyor. Onun da programı reddedilirse cumhurbaşkanı Ulusal Halk Meclisi'ni feshederek üç ay içinde erken seçime gidiyor.

Zorluklar ve rekabet
Siyasi analist Tevfik Boukadeh'e göre Cezayir hükümeti eylem planını sunarak, ‘temel olarak çalışma planında yer alan tüm sektörlerdeki başarısızlıktan kaynaklanan’ çeşitli zorluklarla karşı karşıya kaldı. Boukadeh, Independent Arabia ile gerçekleştirdiği röportajda, birbirini takip eden hükümetlerin büyük miktarda paralar harcamalarına rağmen başarı elde edemediğine ve eylem planlarının somut sonuçlara ulaşmadığına dikkat çekti.
Boukadeh'e göre hükümetin önündeki zorluklardan ilki planı hayata geçirmek için samimi iradeye sahip olmak ve bu planı, parlamento ve medyanın gözünü boyayan bir dekorasyondan ibaret görmemek. İkinci zorluk maliyetle lgili. Bu da hükümetin planlarının başarısı için dayandığı rant kaynağı olan ve tüm bu projeleri küresel petrol piyasasına bağlı bulunan petrol gelirlerinin eksikliği ile kendini gösteriyor.
Boukadeh'in değerlendirmesindeki üçüncü zorluk, söz konusu planları gerçeğe dönüştürecek ve Cezayirlilerin yaşadığı günlük su, ekmek ve süt gibi temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik krizlere gerçek çözümler bulacak ekibi seçmek.
Hükümetin ‘aktif ve proaktif’ bir dış politikaya odaklanmasıyla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Boukadeh şu ifadeleri kullandı:
“Cezayir Dışişleri Bakanlığı önceki dönemlerde birçok bağlantısını kaybetti. Cezayir’in yapmaya çalıştığı şeyler konusunda onunla rekabet eden bölgesel ve uluslararası girişimler arasında ülkenin bu bağlantıları yeniden inşa etme olasılığının az olması büyük etkiye sahip. Bu, Mali, Nijer, Libya ve Tunus’un sorunlarını çözecek bir güvenlik kuşağının Cezayir’e bağlanması açısından da engel teşkil edecektir. Fas ile yaşanan diplomatik kriz, bu bağlamda Cezayir’in çabalarını karmaşık hale getirdi. Bu durum, rakip taraflar ve Cezayir’in çalışmalarından ve bölgedeki krizi çözme çabalarından rahatsız olanlar için bir fırsat olacaktır.”

Daha fazla dinamizm
Hükümetin eylem planı mecliste görüşülmeden önce başka bir tartışma daha gündeme geldi. Siyasi analist ve uluslararası ilişkiler uzmanı Adil Orabeh konuya dair şunları söyledi:
 “Bu belgeye hükümet eylem planı demek doğru değil. Çünkü herhangi bir eylem planı, özellikle bu hedefler için belirlenen rakamların ve zaman çizelgesinin dahil edilmesiyle ilgili olarak ayrıntıya ihtiyaç duyar. Geçmişteki belgelerde de olduğu üzere bu belgenin kurgusunda tamamen eksik olan da budur.”
Orabeh, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada dış politikaya ilişkin de değerlendirmelerde bulundu:
“Komşu ülkelerin krizleriyle başa çıkma adına burada gerçekten büyük bir dinamizm var. Bu da hükümetin bu noktaya yönelik eylem planında belirtilenleri yansıtıyor."
Cezayir bir süredir bölgedeki krizlerin kontrol altına alınması için diplomatik bir kampanya yürütüyor. Ülke kampanya çerçevesinde paralı askerleri ve yabancı güçleri çıkarma ve seçimleri zamanında düzenleme gereğini vurgulayan komşusu Libya’nın düzenleyeceği konferansı kendi topraklarına aldı. Ayrıca Cezayir Dışişleri Bakanı’nın geçen ay üst üste yaptığı (3 kez) ziyaretlerde de tekrarladığı gibi Tunus'taki durum, Cezayir makamlarının öfkelenmesine yol açıyor. Buna Mali'deki kriz ve Fas ile diplomatik ilişkilerin kesilmesi de ekleniyor.
Diğer yandan Cezayir, gözlemci üye olan İsrail’i Afrika Birliği’nden çıkarmak istiyor. Dışişleri Bakanı Ramtan Lamamra, Afrika Birliği Siyasi, Barış ve Güvenlik Komiseri Bankole Adewe’ye ilettiği son mesajında ülkesinin Kıta teşkilatının birliğini ve etkinliğini koruma çabalarını sürdürmekte kararlı olduğunu vurguladı.
* Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.