Taliban iktidarını engelleyemeyen Afgan liderler şimdi neredeler?

Atta Nur ve Dostum Özbekistan'da... "Herat Aslanı" İran'da... ve Ahmed Mesud Pençşir dağlarında.

Ahmed Şah Mesud'un Afganistan'ın başkentinde yer alan bir duvar resmi (AFP)
Ahmed Şah Mesud'un Afganistan'ın başkentinde yer alan bir duvar resmi (AFP)
TT

Taliban iktidarını engelleyemeyen Afgan liderler şimdi neredeler?

Ahmed Şah Mesud'un Afganistan'ın başkentinde yer alan bir duvar resmi (AFP)
Ahmed Şah Mesud'un Afganistan'ın başkentinde yer alan bir duvar resmi (AFP)

Taliban, Kabil'de iktidara döndükten sonra salı günü ilk geçici hükümetini açıkladı. Geçtiğimiz haftalarda Taliban liderlerinin son yirmi yılda önemli roller oynamış önde gelen Afgan siyasi şahsiyetleriyle yaptığı toplantıların ve “kapsamlı” bir hükümet kurma vaatlerinin yarattığı izlenimin aksine hükümette önceki rejimden hiçbir isim yer almadı.
Yeni ilan edilen hükümet tamamen "Taliban"dan müteşekkil ise, mağlup olan rakiplerinin akıbeti ne olacak?

Eşref Gani
Afganistan’ın eski Cumhurbaşkanı Eşref Gani'nin Ağustos ayı ortasında ülkeden ayrılması, rejiminin düştüğünün ve Taliban'ın zaferinin resmi bir duyurusu oldu. Gani, Taliban güçlerinin başkent Kabil’in kenar mahallelerini ele geçirmesinin ardından acilen ülkeyi terk etti. Muhtemelen kaderinin, 1996'da Kabil ele geçirildikten sonra hareketin savaşçıları tarafından asılan eski Afgan Devlet Başkanı Necibullah'ın kaderine benzeyeceğinden korkuyordu. Necibullah o sırada Kabil’de BM koruması altında yaşıyordu. Ancak BM karargahının “diplomatik dokunulmazlığı” ona yetmedi. Taliban savaşçıları onu alarak başkentte halka açık bir yerde astılar.
Necibullah, eski Sovyetler Birliği'ne bağlı bir komünistti ve onunla mücahit grupları arasında çok kan dökülmüştü. Eşref Gani'ye gelince, geçmişte onu destekleyen Amerikalılar, Taliban karşısında yalnız bıraktılar. Gani de Taliban savaşçıları kendisine ulaşamadan hızla kaçtı. İnsani nedenlerle ikamesine izin veren BAE’ne gitmeden önce, komşu ülkelerden Tacikistan’a indiği bildirilen bir uçakla ülkeden ayrıldı.

Karzai, Abdullah ve Hikmetyar
Eski Cumhurbaşkanı Hamid Karzai ve eski Başkan Yardımcısı ve Ulusal Uzlaşma Yüksek Konseyi Başkanı Abdullah Abdullah, Taliban'ın kontrolü ele geçirmesinden sonra Kabil'den ayrılmayan en önemli siyasi figürler arasındaydı. Bu iki isim, yeni hükümet altında güvenliklerini ve emniyetlerini koruma sözü veren Taliban’ın üst düzey liderleriyle birçok toplantı yaptı. Abdullah Abdullah şu anda Karzai'nin Afganistan'ın başkentindeki evinde ikamet ediyor. Hareket, ev hapsinde tutuldukları iddialarını reddederek, evin etrafındaki korumaların onların güvenliğini sağlamak için yerleştirildiğini belirtiyor. Çeşitli ülkelerden yetkililerle iletişim kurmak da dahil olmak üzere birçok toplantı ve etkinliğe katıldıkları göz önünde bulundurulursa, pek de özgürlükleri kısıtlanmış gibi görünmüyor. Zaten bu iki isim, yıllardır Taliban ile diyalogu savunmuş ve Doha’da hareketin liderleriyle yapılan temaslara katılmış kimseler.
Bu iki şahsiyete ilaveten, "Taliban" düşmanlığına rağmen Kabil'de kalan üçüncü bir önemli şahsiyet daha var: Gulbuddin Hikmetyar. İslam Fırkası'nın tarihi lideri Hikmetyar, hayatı boyunca savaşmaktan bıkmış olacak ki eski düşmanı olan Taliban’dan kaçmaya çalışmadı. 1980'ler boyunca Sovyet Kızıl Ordusu ile ardından Kabil'de Rusların bıraktığı komünist hükümetle savaşan Hikmetyar, 1992'de bu hükümetin çöküşünden sonra İslam Cemiyeti'nin önde gelen lideri olan ezeli rakibi Ahmed Şah Mesud'a karşı Kabil'in kontrolü için kanlı bir savaş başlattı. "Taliban" hareketi, doksanların ortalarında ortaya çıkıp Kabil'i ele geçirmeye çalıştığı zaman Hikmetyar, Taliban’ın ilerleyişini durdurmak için Ahmed Şah Mesud ile ittifak kurdu, ancak iki taraf da bu ittifakı yürütemedi. Ardından, iki isim de ülkenin kuzeyine sığındı ve diğer gruplarla birlikte, Amerikalıların "Taliban" yönetimini devirmek için kullandığı 2001 yılına kadar varlığını sürdüren "Kuzey İttifakı"nı kurdular. Ancak Hikmetyar'ın rolü bununla sona ermedi. İran'a kaçan Hikmetyar, Amerikalılara karşı bir savaşa öncülük etmek için doğu Afganistan'daki eski kalesine geri döndü. Ordusu dağıldığı için ve özellikle de "direniş" bayrağı büyük ölçüde, ülkenin güneydoğusunda "Taliban" örgütün kolu olan "Hakkani Ağı"nın eline geçtiği için Sovyetlere karşı kazandığı zaferleri Amerikalılar karşısında tekrarlayamadı. Afgan hükümetiyle yapılan barış görüşmelerinin ardından Hikmetyar, Kabil'e taşınmaya, Amerikalılara karşı savaşını durdurmaya ve yeni rejime katılmaya karar verdi. Afganistan cumhurbaşkanlığı seçimlerine katıldı, ancak kazanamadı. Hikmetyar şimdi Kabil'de Taliban'ın diyalog kurduğu isimlerden biri ve onların yönetimi altında yaşıyor.

Herat Aslanı
Muhammed İsmail Han, ülkenin batısında "Taliban"ın en önde gelen tarihi muhaliflerinden biriydi. Afgan ordusunun bu eski subayı, seksenlerde Ruslara ve komünistlere karşı amansız bir mücadeleye girişti. Bu da onun İran sınırındaki kalesi olan Herat’a atfen "Herat Aslanı" olarak anılmasına neden oldu. Ancak doksanlı yıllarda Taliban’a mağlup olarak İran’a kaçtı. Harekete karşı bir isyan başlatmak için Afganistan’a geri dönen İsmail Han, Taliban tarafından yakalandı ve Kandahar'daki Taliban kalesinde yıllarca hapis altında tutuldu ancak 2001'deki ABD işgalinden önce kaçmayı başardı. Taliban rejiminin düşüşünden sonra "Herat Aslanı", Kabil'deki yeni yönetime katıldı ve bakanlık görevlerinde bulundu. "Taliban", bu yıl Amerika'nın geri çekilmesinin ışığında, iktidarı yeniden ele almak için ilerlemeye başladığında İsmail Han, destekçilerini Herat'ta toplamak ve Herat’ın Taliban’ın eline geçmesini engellemek için bir girişim başlattı ancak başarısız oldu. Taliban, onu tutuklamasına rağmen intikam almadı. Aksine, vatandaşları hareketle iş birliği yapmaya ve Taliban’ı da insanlara iyi davranmaya çağıran bir açıklama yapmasına izin verildi. "Eski Aslan" valizlerini toplayıp tekrar İran'a gitti ve şu anda Meşhed şehrinde yaşadığı düşünülüyor.

Atta Muhammed Nur ve Raşid Dostum
Atta Muhammed Nur ve Abdul Raşid Dostum, özellikle ülkenin kuzeyindeki tarihi kalelerinde "Taliban"ın yayılmasını durdurmada önemli rol oynayabilecek en önde gelen isimler arasındaydı. Atta Nur, daha önce yaptığı gibi Tacikleri "Taliban" ile yüzleşmeye yönlendirebilir, Dostum ise aynı şeyi Özbek yurttaşlarıyla tekrarlayabilirdi. İki isim, Özbekistan ve Türkmenistan sınırlarındaki Belh ve Cüzcan'daki destekçilerini hızla harekete geçirdi, ancak Taliban'ın yıldırım saldırısı onlardan daha hızlıydı. Özbeklerin Cüzcan savunması hızla çöktü ve Taliban savaşçıları Dostum’un lüks evine kadar girmeyi başardılar. Bazı savaşçılar, çöken Afgan hükümeti tarafından Dostum’a verilen, “Mareşal” madalyalarıyla süslenmiş askeri üniforma da dahil olmak üzere Dostum’a ait olan üniformaları ele geçirmekle gösteriş yaptı. Başkenti Mezar-ı Şerif neredeyse savaşmadan Taliban'ın eline geçtiği için Dostum'un sığındığı komşu Belh'te durum pek iyi değildi. Belh’in düşüşünden kısa bir süre önce, Atta Muhammed Nur ve Dostum birlikte otoyolun karşısına Özbekistan sınırına kaçtı. Kendilerini Taliban'a teslim etmeyi amaçlayan bir komployu keşfettikleri için kaçtıklarını ifade ettiler.
Atta Nur, zaman zaman ülkesindeki durumla ilgili siyasi açıklamalar yapıyor. Doksanlı yıllarda yaptığı savaşlarla ünlenen ve sağlık sorunları yaşayan General Dostum'a gelince, partisinin siyasi liderliğinin oğluna geçmesinden sonra büyük ölçüde sessizliğe büründü. Bu iki ismin, yakın zamanda Pençşir Vadisi'nde kuşatma altındaki Taciklerin üzerindeki baskıyı hafifletmek için bir miktar yardım sağlamaya hazırlandıkları bildirilmişti, ancak bu, yeni Afgan hükümetine karşı harekete geçmemeleri yönünde dış baskılara uğradıklarına dair haberler çerçevesinde gerçeğe dönüşmedi. Dostum'un, yakın ilişki içinde olduğu ve uzun yıllardır yaşadığı Türkiye'ye yerleşmesi ise pek uzak bir ihtimal değil... Dostum, oğluna, tarihi Türk lider “Atatürk”ün ilk ismi olan “Mustafa Kemal” adını vermişti.

Ahmet Mesud
Ahmed Mesud, önceki Afgan hükümetinde görevli değildi. 11 Eylül 2001 saldırılarının hemen öncesinde El Kaide tarafından öldürülen rahmetli babası Ahmed Şah Mesud'un destekçilerinin büyük oranda yer aldığı bir gruba liderlik etti. Ağustos ayında Kabil’in Taliban’ın eline geçmesiyle birlikte Mesud, Pençşir Vadisi'ndeki babasının kalesine taşındı. Orada, Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin yardımcısı Emrullah Salih, Afgan Savunma Bakanı Bismillah Muhammedi ve yüzlerce subay ve asker de dahil olmak üzere birçok eski rejim yetkilisi ona katıldı.
Taliban, bu isimlerle pazarlık etmeye ve silahlarını bırakmaları için ikna etmeye çalışsa da iki taraf bir anlaşmaya varamadı. Bu yüzden Taliban zor vadide birçok cepheden birden büyük bir saldırı başlattı. Günlerce süren çatışmalardan sonra, hareket vadinin kontrolünü ele geçirdi. Muhalifler ise farklı bir rakip olan Taliban karşısında, seksenlerde Rusları küçük düşüren ve oğul Ahmed Mesud’un bugün tekrarlamaya çalıştığı “Pençşir Aslanı” efsanesini yaratan doğal kaleler olan dağlara kaçtılar.

 


İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
TT

İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, dün Akdeniz'e girerken görüntülendi. Bu durum, Başkan Donald Trump'ın emriyle yoğunlaştırılmış askeri konuşlandırma kapsamında İran'a karşı askeri müdahale olasılığını gündeme getirdi.

Atlantik Okyanusu'nu Akdeniz'den ayıran Cebelitarık Boğazı'nı geçen geminin fotoğrafı, AFP tarafından Cebelitarık'tan yayınlandı.

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (AP)Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (Arşiv-AP)

Trump dün, Tahran ve Washington arasında İran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varılamaması durumunda İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi "değerlendirdiğini" söyledi.

Bir önceki gün ise karar verme süresinin 10 ila 15 gün olduğunu belirtmişti.

ABD'ye ait bir diğer uçak gemisi olan USS Abraham Lincoln, ocak ayının sonundan beri Ortadoğu'da bulunuyor.

USS Gerald R. Ford'un Akdeniz'e gelmesiyle birlikte, İran'a karşı olası saldırılara hazırlık amacıyla önemli bir askeri yığılmanın yaşandığı bölgede ABD'nin ateş gücü önemli ölçüde arttı.

Aşağıda, Orta Doğu'da veya yakınlarında konuşlandırılmış en önemli Amerikan askeri varlıklarının listesi yer almaktadır:

Gemiler

ABD'li bir yetkilinin açıklamasına göre Washington'un şu anda Ortadoğu'da 13 savaş gemisi bulunuyor: bir uçak gemisi (USS Abraham Lincoln), dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisi.

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Ford, dün çekilen fotoğrafta Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e geçerken görüntülendi. Üç muhrip eşliğinde konuşlanan geminin varlığıyla, Ortadoğu'daki ABD savaş gemisi sayısı toplam 17'ye ulaşacak.

Her bir uçak gemisi binlerce denizci ve onlarca savaş uçağından oluşan hava filoları taşıyor. İki ABD uçak gemisinin aynı anda Ortadoğu'da bulunması nadir görülen bir durumdur.

Uçaklar

İki uçak gemisinde bulunan uçaklara ilave olarak, X platformundaki açık kaynaklı istihbarat bilgilerine, Flightradar24 uçuş takip sitesine ve medya haberlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'ya onlarca başka savaş uçağı konuşlandırdı.

Bu uçaklar arasında F-22 Raptor ve F-35 Lightning hayalet savaş uçakları, F-15 ve F-16 savaş uçakları ve operasyonlarını desteklemek için gerekli olan KC-135 havadan yakıt ikmal tankerleri de bulunmaktadır.

New York'taki Soufan Araştırma Merkezi, "50 ilave Amerikan savaş uçağı, F-35, F-22 ve F-16, bu hafta Körfez Arap devletlerindeki üslerde konuşlandırılmış yüzlerce uçağa katılmak üzere bölgeye gönderildi" diye yazdı ve bu adımların "Trump'ın (neredeyse her gün tekrarladığı) görüşmelerin başarısız olması durumunda geniş çaplı bir hava ve füze harekatına girişme tehdidini güçlendirdiğini" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Financial Times'ten aktardığına göre bu hafta onlarca askeri yakıt ikmal ve nakliye uçağı Atlantik Okyanusu'nu geçti. Flightradar24'ten alınan verilere göre son üç günde 39 tanker uçağı potansiyel operasyon bölgelerine daha yakın yerlere yeniden konumlandırıldı. Aynı dönemde C-17 Globemaster III'ler de dahil olmak üzere 29 ağır nakliye uçağı ise Avrupa'ya uçtu.

Bir C-17 uçağı üsten Ürdün'e doğru yola çıktı. Gerçek zamanlı komuta ve kontrol operasyonlarının önemli bir bileşeni olan altı adet E-3 Sentry AWACS erken uyarı ve kontrol uçağı da konuşlandırıldı.

Trump, Tahran'dan yaklaşık 5 bin 200 kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'daki ortak ABD-İngiltere üssünü saldırılar başlatmak için kullanma olasılığını öne sürdü; Londra ise bu öneriye ilişkin çekincelerini dile getirdi.

 "Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Hava savunma sistemleri

Raporlar ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki karasal hava savunmasını güçlendirdiğini, bölgedeki güdümlü füze destroyerlerinin ise denizde hava savunma yetenekleri sağladığını gösteriyor.

Bu ay, Patriot ve THAAD füze ve uçak savunma sistemlerini işleten 69. Hava Savunma Tugayı'nın merkezi olan Fort Hood'dan altı uçuş gerçekleştirildi.

Üslerdeki ABD güçleri

Kara birliklerinin İran'a karşı herhangi bir saldırı eylemine katılmaları beklenmese de Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'da misillemeye karşı savunmasız kalabilecek on binlerce askeri personeli bulunmaktadır.

Tahran, Haziran 2015 yılında Washington'un üç İran nükleer tesisini bombalamasının ardından Katar'daki Amerikan üssüne füze fırlatmıştı, ancak bu füzeler hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü.


Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.