Irak seçim sürecinde Şii partiler rekabet halinde

Irak’ta seçimlere girmeye hazırlanan Şii partiler arasındaki yarışın akıbeti ne olacak?

Mukteda es-Sadr yanlıları, Sadr’ın seçimlere katılma kararına destek gösterisi düzenledi (AFP)
Mukteda es-Sadr yanlıları, Sadr’ın seçimlere katılma kararına destek gösterisi düzenledi (AFP)
TT

Irak seçim sürecinde Şii partiler rekabet halinde

Mukteda es-Sadr yanlıları, Sadr’ın seçimlere katılma kararına destek gösterisi düzenledi (AFP)
Mukteda es-Sadr yanlıları, Sadr’ın seçimlere katılma kararına destek gösterisi düzenledi (AFP)

Irak’ta 4 Şii siyasi grup önümüzdeki seçimlerde başbakanlık koltuğunu hedefe koydu. Ancak bu hedefe ulaşmak, seçimlerde açık ara farkla rakiplerinin önünde olmaktan geçiyor.
Seçimden sonra en çok sandalye sahibi olan koalisyonun kurulması noktasında söz konusu grupların oluşturacağı koalisyon haritasını tahmin etmek oldukça zor. Çünkü şu anki denklem, bir sonraki parlamentoda birbirine yakın sayıda sandalye kazanacak kişileri yani “en fazla sandalye kazanma şansı birbirine eşit olan parti başkanlarını” büyük ölçüde ön plana çıkarıyor.
Seçim haritası, eğer bir sürpriz olmazsa önümüzdeki seçim yarışının Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sairun Koalisyonu, Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu ve Haydar el-İbadi ile Ammar el-Hekim’in yer aldığı ‘Devlet Güçleri Akımı’ arasında geçeceğine işaret ediyor.
Mevcut seçim haritası, önceki iki seçime kıyasla, birbiriyle iç içe geçmiş bir görüntü arz ediyor. Bir taraftan da büyük siyasi grupların çözülmeye devam ettiği ve devlet yönetimi konusunda farklı eğilimlere sahip grupları bünyesine dahil ettiği bir atmosfer bulunuyor.
Söz konusu siyasi grupların seçim kampanyalarından sorumlu yetkililer, gelecek ay yapılacak seçimlerde 40 sandalye barajını aşacakları iddia ediyorlar fakat bu sadece diğer siyasi gruplar üzerinde etki kurmak amacıyla dolaşıma koyulan söylentilerden ibaret. Nitekim siyaset haberlerini takip edenlerin sızdırdığı bilgiler bu iddialarla tamamen çelişiyor.
Mukteda es-Sadr başbakanlık koltuğunu almak için elinden geleni yapıyor ve bu amaçla destekçilerini seçimlerde yoğun bir katılmaya teşvik ediyor. Sadr’ın seçim kampanyasından bir kaynak “Sadr Hareketi, diğer kazananlarla yapılacak ve garantisi olmayan koalisyonlara değil, kendine güveniyor” dedi.
Sadr Hareketi’nin en fazla oyu toplama gücüne sahip olduğunu söyleyen kaynak, Hareket ile seçmeni arasındaki bağlantıyı kurmak için bir seçim mekanizması oluşturduklarını ancak böyle bir mekanizma kurmaya ihtiyaç duymalarının hareket seçmeni için büyük bir sorun olmadığını belirtti.
Sadr’ın gösterdiği adayların daha çok iş dünyasından isimler ve hareketin silahlı kanadı olan Seraya es-Selam komutanlarından oluşması dikkat çekti. Sadr aday belirleme konusunda yaptığı bu tercihle Şii kesimlerin desteğini almayı amaçlıyor. Fakat çeşitli kaynaklar Sadr’ın seçim kampanyasında çalışanların “bu tercihi hareketin hedefleriyle uyumlu görmediklerini” aktarıyor.
Kaynakların aktardığına göre, Sadr’ın aldığı kararlar üzerinde etkili olan kişiler, söz konusu tercihe itiraz ederek, hareketin kazanma ihtimalini artırmak için Sadr’dan bu tercihi gözden geçirmesini talep ettiler.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre, Sadr’a sunulan teklif, seçimde gösterilecek adayların iş dünyası ve askeriyeden uzak isimler olması ve daha çok akademi çevreleri ile özellikle son dönemlerde seçimlerde oy verme konusunda tereddüt ettikleri için gençlerden seçmesi yönündeydi.
Bir kaynağın aktardığına göre, Sadr Hareketi yönetimi adayların akademi çevrelerinden veya gençlerden seçilmesi mekanizmasına güvenmedi ve aday isimlerini Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği’ne teslim etti. Böylece bu adaylar resmiyet kazandı. Ancak Sadr’ın seçim kampanyasını yürüten isimler Sadr’ın yeniden seçimlere girme kararı almasıyla bu duruma itiraz etse de bu itirazlar zararı azaltmanın ötesine geçmedi. En nihayetinde Sadr şu an ulaştığı noktada, Hareketini siyaseten ve seçimlerde örgütlenme bakımından “en fazla sandalye kazanma şansı birbirine eşit olan parti başkanların” yani diğer rakiplerin partileriyle yeniden aynı seviyeye getirmiş oldu.
Irak’ın eski Başbakanı Nuri el-Maliki, geçen ay bir seçim stratejisi olarak yaptığı ‘gösterinin’ aksine önümüzdeki seçimlerde en öne çıkan rakipler arasında yer alıyor. Maliki, 2014’te Irak’taki 3 vilayetin DEAŞ örgütünün eline düşmesiyle ülkede yaşadığı siyasi prestij kaybını aşmak ve Davet Partisi içinde aşırı otoriterliğe, ülkedeki farklı etnik ve mezhep mensuplarını karşı karşıya getiren ve Irak’ı bölgede yalnızlığa mahkum eden politikalarına karşı çıkan dost ve müttefiklerini kaybetmenin zararını telafi etmeye çalışıyor.
Maliki’nin Şii denklemdeki önemini kaybettiği yönündeki değerlendirmeler gerçeklikten uzak görünüyor. Zira Maliki halen sahip olduğu birtakım özelliklerle ön plana çıkmaya devam ediyor. Maliki, merkezi otoriteyi benimseyen Şii kesimleri halen yanında tutarken, kendi döneminde devlet projelerinin artırarak ülkede yaşattığı “ekonomik rahatlığı” tekrar yaratabileceği imajını koruyor. Maliki de bu imaja güveniyor. Nitekim Maliki’nin seçim kampanyasında yer alan bir kaynak, “Devlet memurları ve kamuda işe girmek isteyenler Maliki’yi en uygun seçenek olarak görüyorlar” dedi.
Ancak adayları sınırlı bir coğrafi alan ile kısıtlayan ‘çoklu seçim bölgeleri sistemi’, Maliki’nin yeterli ölçüde rekabet etmesine yardımcı olacak sandalyeleri kazanmasına engel olacaktır. Çünkü 2018 seçimleri ve önceki seçimlerde görüldüğü üzere Kanun Devleti Koalisyonu seçmenleri geniş bir alana yayılmış durumda.
Maliki'nin devraldığı siyasi mirasın karmaşık durumu ve yeni Seçim Yasası’ndaki zorluklar, bir taraftan Kanun Devleti’nin seçimdeki fırsatlarını sınırlandırırken aynı zamanda da rekabet etme fırsatı sunuyor.
Aynı durum Haşdi Şabi ve İran’la bağlantılı silahlı grupların “siyasi komutanı” olarak nitelendirilen Fetih Koalisyonu lideri Hadi el-Amiri için de geçerli. Fetih Koalisyonu Amiri’nin adını başbakan adaylığı için zikretmekte tereddüt etmiyor. Nitekim bunu daha önceki iki seçimde de yapmıştı. Fakat bu konuda Şiiler arasında ortak bir uzlaşı sağlanamamıştı.
Irak’taki siyasi tabloya bakıldığında halihazırda başbakan adayı ilan etmenin bir önemi yok. Ayrıca Şii rakipler bakanlık koltuklarına başbakanlık koltuğundan daha çok önem veriyor. Söz konusu Fetih Koalisyonu olduğunda sahadaki işaretler, koalisyonun çok sayıda sandalye alamayacağını gösteriyor.
Şii partilerden bir kaynak, Şii kesimlerin ve özellikle protestocuların Fetih’e karşı öfkeli olduğunu belirterek, bu kesimlerin 2020’den bu yana Fetih yöneticilerini savaş suçu işlemekle suçladıklarını söylüyor.
Sadr, Maliki ve Amiri’den sonra gelen dördüncü grupta ise siyaset sahnesindeki Şii aktörlerden Ammar el-Hekim ve Haydar el-İbadi geliyor. Bu iki isim ılımlı Şiilerin oylarını almayı bekliyor. Nitekim İbadi başbakanlık yaptığı dönemde ülkenin orta ve güney kesimlerindeki şehirlerin halkına karşı ‘kibar’ davranmıştı. İbadi’nin yönetim anlayışı, Maliki’nin anlayışından farklıydı ve milislerden uzaklaşmayı öngören bir anlayıştı.
Hekim ve İbadi’nin yer aldığı Devlet Güçleri Akımı seçim kampanyası üyelerine göre, grup anketlerde büyük siyasi grupların oylarını bölmemekle birlikte ‘gerçekçi’ bir seçmen kitlesine sahip ve bu kitle de önümüzdeki süreçte artacak.
4 grubun seçim kampanyalarındaki danışmanlar, mevcut verilerin Şii partilerin birbirlerinin oylarını almak için çalıştığını ancak seçimlerden sonra bu rekabet eden partiler arasındaki oy farkının çok fazla olmayacağı noktasında hemfikirler.



Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
TT

Suriye ordusu: Halep kırsalında SDG’nin konuşlanma noktalarına silahlı grupların ulaştığını tespit ettik

Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)
Halep’in kuzeyinden SDG savaşçılarını taşıyan araçların etrafında toplandı (AFP)

Suriye ordusuna bağlı Operasyonlar Heyeti, bugün (Pazartesi) yaptığı açıklamada, Halep’in doğu kırsalında Meskene ve Deyr Hafir yakınlarında, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) konuşlanma noktalarına ilave silahlı grupların takviye edildiğini tespit ettiklerini duyurdu.

Suriye Arap Haber Ajansı SANA’ya konuşan Operasyonlar Heyeti, “Sahadaki durumu doğrudan ve anlık biçimde inceliyor ve değerlendiriyoruz” ifadelerini kullandı. Açıklamada, SDG’nin silahlı gruplar sevk etmesinin gerilimi tırmandığını belirtilerek, bu grupların gerçekleştireceği herhangi bir askerî hareketin “sert bir karşılıkla” yanıtlanacağı uyarısında bulunuldu.


Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
TT

Hadramut’un kanaat önderleri: Suudi Arabistan’ın tutumu tarihidir ve yeni bir istikrar döneminin temelini atmaktadır

Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)
Mukalla halkının Suudi Arabistan Krallığı’na teşekkür için düzenlendiği dayanışma gösterisinden bir kare (Şarku’l Avsat)

Hadramut’un ileri gelenleri ve kanaat önderleri, Suudi Arabistan’ın vilayetin yanında duruşunun son derece hassas bir aşamada belirleyici bir güven unsuru oluşturduğunu ve Hadramut’un güvenliği ile istikrarını tehdit eden tehlikeli senaryoların önüne geçilmesine katkı sağladığını vurguladı.

Şarku’l Avsat gazetesine konuşan Hadramut’un ileri gelenleri, Suudi rolünün yalnızca mevcut krizin geçici yönetimiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda yeni bir istikrar ve kalkınma safhasının zeminini oluşturduğunu ifade etti. Bu değerlendirmeler, güneydeki siyasi tabloyu yeniden düzenlemesi beklenen “Güney-Güney Diyaloğu” konferansına yönelik beklentilerin arttığı bir dönemde yapıldı.

Aynı kaynaklar, Hadramut’un “kritik bir eşikte” bulunduğunu belirterek, vilayetin çıkarlarını, tarihsel ağırlığını ve siyasal etkisini yansıtacak tek bir ses ve ortak bir vizyon etrafında birleşilmesi gerektiğine dikkat çekti. Bu yaklaşımın, önümüzdeki her türlü siyasi süreçte Hadramut’un etkin temsilini güvence altına alacağı kaydedildi.

“Tarihe altın harflerle geçecek bir tutum”

Hadramut Ulusal Konseyi Genel Sekreteri Şeyh İsam el-Kesiri, Suudi Arabistan’ın Hadramut’a yönelik son tutumunu “tarihe altın harflerle yazılacak bir duruş” olarak nitelendirdi. Kesiri, 3 Aralık (Aralık) olayları sırasında Suudi liderliğinin sergilediği kararlılığın Hadramut’un çöküşünü engellediğini ve vilayetin diğer bölgelerin yeniden kazanılmasındaki rolüne dikkat çekti.

sgthy
Şeyh İsam el-Kesiri (Şarku’l Avsat)

Kesiri, Hadramut’un krizi geride bıraktığını ancak artık ilerleme ve kalkınmanın hatlarını çizen yeni bir yola girdiğini ifade ederek, Yemen siyasi liderliğinin çağrısı ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle başlatılan diyalog sürecinin “güvenli ve istikrarlı bir geleceğin göstergesi” olduğunu belirtti. Kesiri “Krallık’taki kardeşlerimizin son dönemdeki kardeşçe duruşunun sonuçlarını, Hadramut’un güvenli geleceğinde açıkça göreceğiz” dedi.

Nehd kabilelerinin önde gelen ismi ve Hadramut Ulusal Konseyi bünyesindeki Bilgeler Heyeti Başkanı Hakem Abdullah en-Nehdi ise Suudi Arabistan’ı Hadramut için “Allah’tan sonra ilk dayanak” olarak tanımladı. İki taraf arasındaki ilişkinin coğrafi, inançsal, toplumsal ve kabilesel bağların doğal bir uzantısı olduğunu vurguladı.

fgthy
Nehd kabilelerinin referans ismi Hakem Abdullah en-Nehdi (Şarku’l Avsat)

En-Nehdi, Suudi Arabistan’ın Hadramut’taki çabalarının sahada somut biçimde hissedildiğini; gerek mali destek gerekse son kriz sırasında sergilenen kararlı tutumla bunun açıkça görüldüğünü söyledi. En-Nehdi, “Krallığın desteği olmasaydı, denizde boğulan biri gibi olurduk” ifadesini kullandı.

Suudi liderliğin Kral Selman bin Abdülaziz, Veliaht Prens Muhammed bin Selman ve Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman  sunduğu desteğin Hadramut halkının hafızasında kalıcı olacağını belirten en-Nehdi, “Hadramut, Krallık için doğal bir stratejik derinliktir; onun güvenliği Suudi Arabistan’ın güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi. En-Nehdi, Hadramut’un geleceğine dair iyimser olduğunu dile getirerek, vilayet halkını kalkınma, dayanışma, ayrışmanın reddi ve yolsuzlukla mücadele çağrısında bulundu.

“Beklentilerin ötesinde bir duruş”

Hadramut Kabileleri Referans Konseyi Başkanlık Üyesi Şeyh Sultan et-Temimi de Suudi tutumunun “beklentilerin üzerinde” olduğunu ve kan ile tarih bağlarının derinliğini yansıttığını söyledi. Temimi, “Güney Diyaloğu”nu yalnızca Hadramut için değil, Yemen’in tamamı için “kurtuluş simidi” olarak tanımladı.

sdfe
Şeyh Sultan et-Temimi (Şarku’l Avsat)

Yemen’in bugün mutlaka değerlendirilmesi gereken tarihi bir fırsatla karşı karşıya olduğunu belirten Temimi, bu fırsatın yolunun diyalogdan geçtiğini vurguladı. “Bu diyaloğun başarılı olacağına inanıyoruz; çünkü hamisi Suudi Arabistan’dır. Krallığın kriz çözümünde zengin ve başarılı bir sicili bulunmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.


Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
TT

Muhammed Mehdi Şemseddin: İran, dünyadaki Şiiler için ne siyasi ne de dini bir referanstır

İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)
İmam Musa Sadr, bir basın toplantısı düzenleyerek bir konuşma yaptı. Konuşma sırasında yanında Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Milletvekili Hüseyin el-Hüseyni ve Basın Sendikası Başkanı Riyad Taha yer aldı. (İmam Musa Sadr Araştırma ve İnceleme Merkezi)

Şarku’l Avsat Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi’nin merhum başkanı Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin ile 1997 yılında “Hizbullah çevresine yakın” isimler arasında yapılan uzun bir söyleşinin ikinci bölümünü yayımlıyor. Metin, Şiilerin yaşadıkları ülkelere entegre olmalarının gerekliliğini ve İran’a tabi bir projenin parçası olmamaları gerektiğini ele alması bakımından büyük önem taşıyor.

Söyleşi metninin, Şemseddin’in oğlu İbrahim Muhammed Mehdi Şemseddin tarafından “Lübnanlı ve Arap Şiiler: Ötekiyle İlişki ve Öz-Kimlik” başlıklı bir kitapta yayımlanması planlanıyor. Metin, Şii din adamının vefatının 25’inci yıldönümü dolayısıyla yayımlanıyor (10 Ocak Cumartesi).

“İnin inlerinize, bütün dünyayla savaşın”

Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, yozlaşmış rejimler ve İslami hareketler hakkındaki bir soruya şu yanıtı veriyor:

“Bu şekilde düşünen kişi ve gruplara acıyorum. Resulullah’ın (sav) ve İslam’ın münafıkları dahi kuşattığını düşündüğümde şunu söylüyorum: Münafıklar, benim fıkhıma göre inanç bakımından Müslümandır. Sadece İslam’ın siyasi projesini benimsememişlerdir. Buna rağmen Müslüman muamelesi görmüş, Müslümanlarla yaşamış, evlenmiş ve mezarlıklarına defnedilmişlerdir. Kur’an’da onlara namaz kılınmasının yasaklanması yalnızca Peygamber’e yöneliktir. Toplum içinde kabul görmüş bir durum varken, bugün bazı yönleriyle tereddütlü birini neden kabul etmeyeyim? İçsel saflığı şart koşmak, bazı Şiilerin düşüncesindeki büyük bir hatadır. Toplumsal çalışmada esas olan bir proje vardır ve ona hizmet eden herkes bu yapının parçasıdır. Eğer devletlerle sürekli bir ‘beraat ve velayet’ anlayışıyla hareket ederseniz, geriye kimse kalmaz. Bu, Şiilere ‘inlerinize çekilin, bütün dünyayla savaşın’ demektir ve bu, katliamlara yol açar. Ben bunu doğru bulmuyorum.”

xcvfgthy
Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin (Getty)

Şemseddin, ümmet içinde genel bir “müsamaha ve uzlaşma” çağrısı yaptığını belirterek, bunun kan kaybını durdurmanın ve toplumu inşa etmenin tek yolu olduğunu söylüyor. Cehaletin özel alanlarda mazur görülebileceğini, ancak kamusal meselelerde kabul edilemeyeceğini vurguluyor:

“Bir ümmetin kanını döküp sonra ‘bilmiyordum’ demek kabul edilemez. Cahil olan evinde otursun, kamusal alanda çalışmasın.”

“İran Şiilerin Vatikan’ı değildir”

Şemseddin’e, Arap dünyasındaki Şiilerin İran’dan koparılmak istenip istenmediği sorulduğunda şu yanıtı veriyor:

“İran, İslam ümmeti içindeki büyük bir Şii toplumudur; ama Şiilerin tamamı İran değildir ve İran da Şiilerin tamamı değildir. Şah döneminde de İran’ın Şiilerin hamisi olduğu iddia ediliyordu. Devrimden sonra da benzer iddialar sürdü. Oysa İran, ne siyasi ne de dini olarak Şiilerin genel referansıdır. Ben yalnızca Arap Şiilerden değil; Türkiye, Azerbaycan, Hint alt kıtası, Endonezya ve başka yerlerdeki Şiilerden de söz ediyorum. Hepsi kendi ülkelerine, halklarına ve devletlerine aittir. İran, onlar için ne siyasi ne de dini bir mercidir.”

cfgthy
14 Haziran 2025’te Tahran’da düzenlenen bir tören sırasında İran ve “Hizbullah” bayrakları (AP)

Şemseddin, İran’ın “Şiilerin Vatikan’ı” olduğu görüşünü reddederek, dini merciiyetin coğrafyayla sınırlanamayacağını vurguluyor.

“Birileri Ayetullah Hamaney’i taklit edebilir; başkaları ise değildir. Kimse buna zorlanamaz. İran’ın Şiilerin kaderini belirlediği iddiasını reddediyorum.”

İran’ın bir devlet olarak bölgesel ve uluslararası çıkarları olduğunu belirten Şemseddin, bu çıkarların Şiilerin kaderiyle özdeşleştirilemeyeceğini savunuyor.

“İran, Şiileri kendine tabi kılacak bir merkez değildir. Bu, Şiilerin yararına da değildir.”

“Şiilere özel bir siyasi proje olamaz”

Şemseddin, Şiilerin kendi ülkelerinde özel bir siyasi proje geliştirmesine kesin olarak karşı çıkıyor:

“Şiilere özgü bir proje ne vardır ne de olmalıdır. Böyle bir proje, Şiiler için felaket olur. Lübnan’da da bu tür özel projeleri açıkça mücadele ederek reddediyorum.”

gt
Merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin, Beyrut’ta Şii ve Sünni dini ve siyasi liderlerle birlikte (Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi Başkanı Arşivi)

Aynı yaklaşımın bölgesel düzey için de geçerli olduğunu vurgulayan Şemseddin, Şiilerin ümmetin genel projesine entegre olmaları gerektiğini söylüyor.

“İslam’da ‘Şii meselesi’ diye bir şey yoktur; İslam meselesi vardır.”

Şemseddin, bazı siyasi yapıların Şiileri kendi çıkarları uğruna feda ettiğini savunarak şu soruyu soruyor:

“Şiilerin Kuveyt Emiri’ni öldürmekte ne menfaati var? Neden bazı rejimlere karşı komplo kurulsun? Bu, Şiilerin çıkarına değil; başkalarının çıkarınadır ve haramdır.”

“Amaç dünyayı ateşe vermek değil, sakinleştirmektir”

Şemseddin, “şehadet” söyleminin araçsallaştırılmasına da sert eleştiriler yöneltiyor:

“İslam’ın amacı şehit üretmek değildir. Amaç, dünyayı sakinleştirmek ve insanları korumaktır.”

asdfrtx
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söyleşinin sonunda Şemseddin, İran’la ilişkisine dair tutumunu net biçimde özetliyor:

“İran, ne dini ne de siyasi mercimdir. Buna rağmen, Lübnan’ın ulusal çıkarlarıyla çelişmediği sürece ve genel İslami dayanışma çerçevesinde İran’ı savunmak görevimdir.”

İbrahim Şemseddin… Neden şimdi?

Şeyh Şemseddin’in oğlu İbrahim Şemseddin, söz konusu metin/belgeyi yayımlamaya hazırlanırken kaleme aldığı önsözde, aradan geçen bunca yılın ardından bu söyleşinin içeriğini neden kamuoyuyla paylaştığını açıkladı. Ön sözde şu ifadelere yer verdi:

“Bu metni, babam merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin’in vefatının 25’inci yılı dolayısıyla yayımlamayı tercih ettim; onu onurlandırmak, düşüncesini yaşatmak, derin ve bilinçli basiretini, insanları koruyan, vatanı ve devleti herkes için muhafaza eden doğru görüşü dile getirmedeki cesaretini ve direncini hatırlatmak için. O, ulusal siyasi toplumun birliğini en yüksek öncelik olarak görmüş; herhangi bir özel kimliğin —hiçbir grubun özel konumunun— bu birliğin önüne geçmemesi gerektiğini savunmuştur. Buna Lübnanlı Müslüman Şiiler de dahildir; aynı şekilde Arap ülkelerindeki Müslüman Şiiler de. Zira onlar, genel ulusal topluluğun, genel Arap topluluğunun ve aynı zamanda genel İslami topluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.”

sdfrt
Şeyh Şemseddin’in 1997 yılında “Hizbullah” destekçilerine söylediği sözler arasında, parti lideri Hasan Nasrallah’ın “Biz şehadet için cihat etmiyoruz” ifadesine atıfla, “Bizi hakkıyla anmalı ve ‘Bu, şeyhin görüşüdür ve biz de bu görüşe bağlıyız’ demeliydi” değerlendirmesi de yer aldı. (AFP)

Söz konusu metin, kayıt bantlarında muhafaza edilen ve 18 Mart 1997 Salı gecesi dört saati aşkın süren bir diyalog oturumunun özetini oluşturuyor. Bu oturum, şeyh-imam ile Lübnan’daki “İslami hareket” kadrolarından geniş bir grup arasında gerçekleşti. Bu kadrolar, 1980’lerin ortalarında İran’ın doğrudan ve istikrarlı himayesi altında Lübnanlı Müslüman Şiiler içinde ortaya çıkan parti merkezli yapıya oldukça yakın isimlerden oluşuyordu.

İbrahim Şemseddin, bu metni —daha önce hiç yayımlanmamış olmasına özellikle dikkat çekerek— merhum şeyhin vefat yıldönümünde yayımlamayı seçmesinin başlıca nedeninin, metnin o dönemde son derece tartışmalı ve hassas meseleleri ele alması olduğunu belirtti. Bu meseleler özellikle Lübnanlı Şiilerin kendi Lübnanlı yurttaşlarıyla ilişkileri, Lübnan ulusal çerçevesi içindeki konumları, Arap ve İslami çevreleriyle ilişkileri ve özellikle İran İslam Cumhuriyeti ile olan bağlarıyla ilgiliydi.

Şemseddin, bu tercihinin bir diğer gerekçesini ise şöyle açıkladı:
“O gün tartışılan sorunlar, bugün de aynı yakıcılık, aciliyet ve hatta gerilimle gündemdedir. Bölge ve dünyadaki jeopolitik değişimlerle birlikte bu meseleler güçlü biçimde etkileşime girmekte ve sürekli olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla bu metin, geçmişe ait eski bir belge değil; aksine, sıcak ve dikkatle beklenen bir bugüne hitap eden canlı ve güncel bir metindir.”