Iraklı seçmenin umutsuzluğu popüler soğukluk olarak sandığa yansıyabilir

Irak seçimlerine geleneksel güçlerin hakim olması boykot endişelerini artırıyor

Felluce'de bir yolda seçim afişleri (EPA)
Felluce'de bir yolda seçim afişleri (EPA)
TT

Iraklı seçmenin umutsuzluğu popüler soğukluk olarak sandığa yansıyabilir

Felluce'de bir yolda seçim afişleri (EPA)
Felluce'de bir yolda seçim afişleri (EPA)

Siyasi parti ve güçlerin ve bunlara bağlı popüler eğilimlerin seçimlere yönelik gösterdiği ilgi ve arzu bir kenara bırakılırsa, Iraklıların çoğunluğunun önümüzdeki 10 Ekim'de yapılması planlanan parlamento seçimlerine katılım konusunda net bir coşkusu görünmüyor. "Popüler soğukluk" olarak tanımlanabilecek bir durum ve yaklaşan "seçim şöleni" ile ilgili haberler ve detaylar karşısında bir kayıtsızlık hali var.
Çoğu analist bu ilgisizliği açıklarken Şii, Sünni ve Kürt gibi geleneksel siyasi güçlerin seçim listelerine ve ittifaklara hükmetmeye devam ettiği gerçeğine işaret ediyor. Bu durum halkın seçimlere katılım oranlarında bir düşüşün yaşanacağını gösteriyor. Iraklıların çoğu, 18 yıl önce ülkenin gerçekliğiyle ilişkilendirilen yolsuzluk, kötü yönetim ve ilerleme fırsatlarındaki düşüş konusunda geleneksel siyasi güçleri suçluyor.
Önümüzdeki seçimlerin, yaklaşık yüzde 40'lık bir seçmen katılımına sahne olan ve hakkında birçok söylenti ortaya atılan 2018 seçimlerindeki katılım oranlarından daha düşük olacağını öngörenler var. O dönemde reel katılım oranının yüzde 30 tavanını geçmediğini iddia edenler de bulunuyordu.
Genel seçim sahnesi, orta ve güney Irak'ın Şii çoğunluklu vilayetlerinde geleneksel güçlerin kontrolünü açıkça yansıtıyor. Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi, Nuri el-Maliki liderliğindeki Hukuk Devleti Koalisyonu ve Hadi el-Amiri liderliğindeki El-Fetih Koalisyonu, Haydar el-İbadi ile Ammar el-Hekim’in yer aldığı ‘Devlet Güçleri Akımı’ gibi siyasi güçler orta ve güney Irak'ın Şii çoğunluklu vilayetlerinde hakimiyeti ele geçirmiş durumda.
Aynı senaryo, iki ana Kürt partisi olan Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ve Kürdistan Demokrat Partisi'nin (KDP) yanı sıra Değişim Partisi ve İslami Grup gibi küçük rakip partilerin hakim olduğu Kürdistan bölgesinde de tekrarlanıyor.
Ülkenin kuzeybatısındaki Sünni vilayetleri ve Diyala Valiliğinin bazı kısımlarında (doğuda) 3 ana geleneksel güç hakimdir. Bunlar; mevcut Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi liderliğindeki Ulusal Güçler Birliği Koalisyonu, Hamis el-Hancer liderliğindeki el-Azm Koalisyonu ve eski Meclis Başkanı Usame en-Nuceyfi liderliğindeki Kurtuluş ve Kalkınma Cephesi.
Şarku’l Avsat’a konuşan siyasi analist Cabbar el-Meşhedani, "Mevcut siyasi sınıfın çoğunun zayıf performansına ve hatalarını tekrarlamaktaki ısrarına ve geleneksel sinir bozucu ve itici seçim kampanyası yöntemini takip etmesine bakılırsa büyük bir halk kitlesinin seçimleri boykot etmesini bekliyoruz. Boykotun en gerçekçi nedeni, değişime yönelik umudun tamamen kesilmesidir. Iraklılar, 2003 senaryosunu tekrarlayabilecek “gökten gelecek bir çözüm” veya bölgesel ve uluslararası bir uzlaşma hayali kuruyorlar. Halk artık sandığa bel bağlamıyor.” açıklamalarında bulundu.
Şarku’l Avsat’a konuşan Irak'taki “Siyasi Düşünce Merkezi”nin başkanı Dr. İhsan el-Şemmari, “Geleneksel güçlerin eski siyasi yaklaşımlarını sürdürmeleri durumunda seçimlerde daha geniş bir boykot ve Ekim 2019 protestolarından çok daha büyük bir halk patlaması bekliyorum. Geleneksel güçlerin iktidar üzerindeki hegemonyalarını yeniden kurmak amacıyla seçim kampanyalarında büyük fonlar harcamaya, devlet kurumlarını seferber etmeye ve dış destek kullanmaya devam etmeleri, büyük bir hüsrana ve halkın oy kullanma isteksizliğine yol açacaktır. Geleneksel güçler, demokrasiyle bağdaşmayan araçlarla “demokratik sistemi” tekelleştirmeye kararlıdır. Bu, şüphesiz, ülkenin harap olmuş siyasi sisteminde kapsamlı bir reform süreci ile ilgili ciddi bir harekete tanık olunmayacağını gösteriyor” dedi.
Sünni çoğunlukta olan Salahaddin vilayetinde, aşiret konseyi sözcüsü Mervan el-Cebbare, seçimlere katılımda önemli bir halk isteksizliğine tanık olunacağını öngörüyor. Cebbare, Şarku'l Avsat'a şunları söyledi: “Ekim seçimlerine de aynı geleneksel siyasi güçler hakim olacak, bu nedenle Selahaddin'deki sosyal çevreler, seçimlerin bu güçlerin geri dönüşüne açılan bir kapı olacağından neredeyse eminler ve seçimlere katılım konusundaki isteksizlikleri güçlü bir şekilde kendini gösterecek. Birçok seçmen seçim kayıtlarını güncelleme konusunda isteksiz. Kaydını güncellemek zorunda kalanlar devlet memurları. Açıkçası, halk seçimlerin önemi ve faydası konusunda ikna olmamış görünüyor. Selahaddin vilayetinde DEAŞ'in işgali ve daha sonra vilayetten çıkışının ardından meydana gelen ve insanları seçimlere katılımdan kaçınmaya iten bir başka değişken daha var, o da şu; Haşdi Şabi örgütü içinde askeri kanatları olan Bağdat'tan gelen siyasi güçlerin vilayette güçlü olması, vilayetin güney bölgelerine hükmediyor olması ve yerel halka kendilerine oy vermeleri için baskı yapmalarıdır”.



Eş-Şara ve Trump, telefon görüşmesinde Kürtlerin "haklarının güvence altına alınması" gerektiğinin altını çizdi

Trump ve Şara, 10 Kasım'da Beyaz Saray'da (AFP)
Trump ve Şara, 10 Kasım'da Beyaz Saray'da (AFP)
TT

Eş-Şara ve Trump, telefon görüşmesinde Kürtlerin "haklarının güvence altına alınması" gerektiğinin altını çizdi

Trump ve Şara, 10 Kasım'da Beyaz Saray'da (AFP)
Trump ve Şara, 10 Kasım'da Beyaz Saray'da (AFP)

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ve Amerikalı mevkidaşı Donald Trump, Şam ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında ateşkes ve güçlerinin devlet kurumlarına entegrasyonu konusunda anlaşmaya varılmasından kısa bir süre sonra dün yaptıkları telefon görüşmesinde, Kürtlerin "haklarının güvence altına alınması" gerektiğinin altını çizdiler.

Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada, iki tarafın "Suriye devleti çerçevesinde Kürt halkının haklarının ve korunmasının güvence altına alınması gerekliliğini" ve "Suriye topraklarının birliğinin ve bağımsızlığının korunmasının önemini" vurguladığı belirtildi.

Trump ve Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara'nın 10 Kasım 2025'te Washington'da yaptıkları görüşmeden (AFP)Trump ve Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara'nın 10 Kasım 2025'te Washington'da yaptıkları görüşmeden (AFP)

Öte yandan, Suriye devlet televizyonu, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ile Şam'da yapılan görüşmenin, hükümet ve SDG arasında imzalanan anlaşmanın şartlarını kesinleştiremediğini bildirdi. Şam'daki görüşme sırasında Abdi, Suriye hükümetiyle varılan anlaşmayı değiştirmeye çalıştı ve bu durum "SDG liderleri arasında açık anlaşmazlıklar ve hedeflerine dair net bir vizyon eksikliği" olduğunu ortaya koydu.


Hamas, liderlerinin Gazze'den ayrılmasına hazırlanıyor

Filistinli bir adam Gazze'nin güneyindeki Han Yunus'ta ailesinin evinin yıkıntıları yakınında duruyor ve enkaz altında kalan akrabalarını aramaya devam ediyor. (Arşiv- Reuters)
Filistinli bir adam Gazze'nin güneyindeki Han Yunus'ta ailesinin evinin yıkıntıları yakınında duruyor ve enkaz altında kalan akrabalarını aramaya devam ediyor. (Arşiv- Reuters)
TT

Hamas, liderlerinin Gazze'den ayrılmasına hazırlanıyor

Filistinli bir adam Gazze'nin güneyindeki Han Yunus'ta ailesinin evinin yıkıntıları yakınında duruyor ve enkaz altında kalan akrabalarını aramaya devam ediyor. (Arşiv- Reuters)
Filistinli bir adam Gazze'nin güneyindeki Han Yunus'ta ailesinin evinin yıkıntıları yakınında duruyor ve enkaz altında kalan akrabalarını aramaya devam ediyor. (Arşiv- Reuters)

Gazze'deki Hamas kaynakları, örgüt liderlerinin, ABD'nin geçen hafta duyurduğu ateşkes anlaşmasının "ikinci aşaması çerçevesinde Gazze Şeridi'nin geleceğine ilişkin düzenlemeler" yaptıktan sonra, Şeridi "güvenli bir şekilde" terk etmeye hazırlandıklarını açıkladı.

Hamas içindeki saha ve liderlik kademelerinden, tamamı Gazze'de bulunan üç kaynak, Şarku'l Avsat'a bazı önde gelen siyasi ve askeri liderlerin "güvenli bir çıkış" için hazırlık yaptığını söyledi. Kaynaklar, ayrılması muhtemel birkaç liderin adını da zikretti.

Gazze Şeridi içindeki kaynaklar, bu ayrılışın "en azından yıllarca kalıcı olacağını" belirtti. Diğer kaynaklar ise bazı liderlerin "Gazze'deki hükümet güvenlik güçleriyle ilgili Mısır'da toplantılar yapmak üzere ayrılıp geri döneceklerini" ifade etti. Ancak, Şeridin dışında ikamet eden üst düzey bir Hamas lideri, liderlerin ayrılacağına dair haberleri yalanlayarak, "Bu konu gündeme gelmedi" dedi.


Mısır'ın Sudan'daki saldırıları bölgesel karşı saldırının habercisi

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)
TT

Mısır'ın Sudan'daki saldırıları bölgesel karşı saldırının habercisi

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)

Amr İmam

Mısır'ın Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) ait bir askeri ikmal konvoyuna 9 Ocak'ta düzenlediği hava saldırıları, aylar süren ihtiyatlı diplomasi ile uzun süredir ilan edilmiş kırmızı çizgilerin uygulanmasında kararlılığın başladığı yeni bir dönemin başlangıcı olarak bir dönüm noktası oluşturdu. Çeşitli medya haberlerine göre saldırılar Mısır, Sudan ve Libya'yı birbirine bağlayan uzak sınır üçgeninde konvoyu hedef aldı. Konvoyda, HDK’yı takviye etmek üzere Libya'dan yola çıkan zırhlı araçlar ve diğer malzemelerin bulunduğu belirtildi. Bu operasyon, Kahire'nin Sudan'da 2023 yılının nisan atında savaşın patlak vermesinden bu yana benimsediği hassas dengeleme politikasından daha kararlı bir tutuma geçtiğinin sinyaliydi.

Mısır, Sudan'ın birliğini, toprak bütünlüğünü ve devlet kurumlarını korumak için Sudan ordusunu diplomatik olarak sürekli destekledi ve HDK'nın bölgedeki başlıca destekçilerini kışkırtmamak için itidalli bir tutum sergiledi.

Kahire, Sudan’daki savaş boyunca, paramiliter bir güç olan HDK’nın ilerleyişini durdurmak ve yabancı müdahaleyi engellemek umuduyla, Sudan Dörtlüsü (Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri/BAE ve ABD) içindeki çok sayıda görüşme turu da dahil olmak üzere tüm diplomatik yolları denedi, ancak bu çabalar kalıcı bir başarı sağlamadı.

Müzakerelerin tıkanması ve sınırlarındaki tehditlerin artmasıyla Mısır, bölgeyi istikrarsızlaştırmaya devam eden çatışmada itidal politikasını uzatmak yerine, önceliklerini doğrudan dayatmaya yöneliyor.

İlmeğin daha da sıkılması

Sudan'da üçüncü yılına giren savaş güney sınırının çok ötesine yayılarak, Mısır'ın ulusal güvenliği ve hayati damarları için varoluşsal bir tehdit haline geldi. Diplomatik girişimler çatışmayı durdurmada veya yabancı müdahaleyi engellemede başarılı olamadı. Bu da şiddetin tırmanmasına ve Sudan'ın daha küçük, daha kırılgan varlıklara bölünme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasına neden oldu.

Çatışmanın etkileri ortada. Bir milyondan fazla Sudanlı mülteci Mısır'a geçti ve mevcut ekonomik baskılar altında kaynakları, ortak sınırları ve sosyal hizmetleri zorladı.

Ekonomik açıdan, daha önce yıllık yaklaşık 1,4 milyar dolar olarak tahmin edilen ikili ticaret keskin bir düşüş yaşadı ve mal, yakıt ve temel malzemelerin akışındaki aksaklıklar nedeniyle piyasalar yüz milyonlarca dolar kaybetti.

Jeostratejik düzeyde, Sudan'ın parçalanması, Mısır'ın tatlı su ihtiyacının yüzde 90'ından fazlasını karşılayan Nil sularındaki payını korumak için önemli bir müttefikini kaybetme potansiyeli taşıyor.

Sudan'daki savaş, Ortadoğu ve Afrika Boynuzu'nu saran yaygın kargaşadan ayrı düşünülemez.

Bu durum, Büyük Etiyopya Hedasi (Rönesans) Barajı konusunda Etiyopya ile devam eden gerginlikte Kahire'nin konumunu zayıflatıyor. Addis Ababa, kuraklık dönemlerinde su tahliyesini sınırlayan bağlayıcı bir anlaşmayı imzalamayı reddederken, baraj 2025 sonlarından bu yana tam kapasiteyle çalışıyor ve aşağı havza ülkelerine akan su miktarında önemli bir azalma tehdidi oluşturuyor.

Sudan'daki çatışma, Mısır'ın bir başka can damarı ve ulusal gelirin önemli bir kaynağı olan Süveyş Kanalı için de bir tehdit teşkil ediyor.

Husilerin Kızıldeniz’deki saldırıları küresel deniz taşımacılığının rotasını değiştirmeye zorlar ve Kızıldeniz'de karışıklıklar devam ederken, bazı uluslararası aktörler, Sudan'ın Kızıldeniz kıyılarında nüfuz elde etmek karşılığında Sudan ordusunu desteklemeye istekli görünüyorlar, bu da deniz güvenliğini tehlikeye atabilir.

Kahire'nin kuşatılma endişelerinin yanında, İsrail'in geçtiğimiz aralık ayı sonlarında Somaliland'ı tanıma kararı alması, İsrail, (Kızıldeniz'e erişim arayışında olan) Etiyopya ve diğerlerinden oluşan yeni bir eksenin ortaya çıkacağına dair korkuları artırdı. Bu eksen, Aden Körfezi'nde denizcilik alanında bir dayanak noktası oluşturabilir ve Mısır'ın denizcilik alanındaki etkisini daha da zorlayabilir.

Sudan'ın Darfur bölgesindeki Faşir sokaklarında silahlarıyla kutlama yapan HDK üyeleri, 26 Ekim 2025 (AFP)Sudan'ın Darfur bölgesindeki Faşir sokaklarında silahlarıyla kutlama yapan HDK üyeleri, 26 Ekim 2025 (AFP)

Dolayısıyla Sudan'ın parçalanması, Mısır'ın su, ekonomi ve stratejik açıdan hassas noktalarını doğrudan etkileyen bir çatışma olduğu için uzak bir kriz olarak değerlendirilmemeli.

Parçalama stratejisi

Sudan'daki savaş, Ortadoğu ve Afrika Boynuzu'nu saran yaygın kargaşadan ayrı düşünülemez.

Savaşın seyri ve aynı dış aktörlerin tekrar tekrar müdahil olması arasındaki bariz benzerlikler, Sudan'daki iç savaşın, zaten kırılgan olan devletleri zayıflatan, parçalanmalarını derinleştiren ve onları dış aktörlerin çıkarlarına hizmet eden arenalara dönüştüren, ortaya çıkan jeostratejik sistemin bir parçası olduğunu gösteriyor.

Bu model, bölgedeki paralel sıcak noktalar göz önüne alındığında netleşiyor. Suriye fiilen nüfuz alanlarına bölünmüş durumda, Yemen güneyde tekrarlanan ayrılıkçı çabalarla karşı karşıya, Somali Somaliland'ın bağımsızlık çabalarından şikayetçi ve Libya rakip gruplar arasındaki derin bölünmelerle boğuşuyor.

Sudan'da ise HDK'nın özellikle Darfur gibi ülkenin batı illerinde elde ettiği geniş kazanımlar, ülkeyi batıda HDK'nın doğuda ise Sudan ordusunun hakimiyetinde olmak üzere iki düşman taraf arasında bölünmeye sürüklüyor gibi görünüyor. Ülkenin doğusu Sudan ordusunun aylardır fiili başkenti ve ana uluslararası kapısı olarak kabul ettiği Port Sudan çevresindeki hayati Kızıldeniz kıyılarını da kapsıyor.

Eğer çatışmalar ülkenin doğusuna yayılırsa veya kıyıların kontrolü için rekabet şiddetlenirse, daha fazla parçalanma meydana gelebilir ve bu da dış güçlerin Sudan'ın Kızıldeniz limanları üzerindeki etkilerini genişletmeleri için daha fazla fırsat yaratabilir.

Görüşmelerin ardından yapılan resmi açıklamada Kahire, 1976 tarihli karşılıklı savunma anlaşmasına açıkça atıfta bulundu. Kritik kırmızı çizgileri korumak için uluslararası hukuka uygun olarak gerekli tüm önlemleri alma ‘tam hakkını’ teyit etti.

Bu tehlike, Kızıldeniz'in güney girişinde, özellikle de Yemen'in Güney Geçiş Konseyi'nin son zamanlarda yaşadığı aksiliklere rağmen ayrılma hedefiyle daha da artmaktadır, zira bu durum bölgedeki güç dengesini değiştirebilir.

İsrail'in Somaliland'ı tanıması, ardından Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın bu ayın başlarında Somaliland'ın başkenti Hargeisa'ya yaptığı ziyaret ve muhtemelen güvenlik düzenlemelerini de içeren iş birliğinin genişletilmesi konusundaki görüşmeler, Kahire'nin endişelerini keskin bir şekilde artırdı.

Bu gelişmeler, Aden Körfezi yakınlarında İsrail'in varlığının artacağına dair korkuları güçlendiriyor. Bu durum, İsrail'e denizdeki varlığını sağlamlaştırma veya Mısır'ın denizcilik çıkarlarını kuşatabilecek bir ittifak ağı kurma imkanı sağlayabilir.

Sudan'ın Kuzey Darfur’un Faşir şehri yakınlarındaki Zemzem Mülteci Kampı, Ocak 2024 (Reuters)Sudan'ın Kuzey Darfur’un Faşir şehri yakınlarındaki Zemzem Mülteci Kampı, Ocak 2024 (Reuters)

Husilerin Kızıldeniz'deki seyir faaliyetlerini kesintiye uğratan saldırıları, Etiyopya'nın denize doğrudan erişim sağlamak için gösterdiği aralıksız çabalar ve kıyı devletleri dışındaki aktörlerin manevraları da eklendiğinde, Mısır'ı çevreleyen stratejik kıskaç daralmakta ve seyrüsefer özgürlüğünü, Süveyş Kanalı gibi ekonomik can damarlarını ve ülkenin ulusal güvenliğini tehdit etmektedir.

Sert bir yaklaşımın başlangıcı

Birçoğu, 2023 yılının nisan ayında çatışmanın patlak vermesinden bu yana Kahire'nin güney komşusuna yönelik sertleşen söylemleri ışığında Mısır'ın Sudan iç savaşındaki rolünün derinleşeceğini bekliyordu.

Bu yoğunlaşmanın en açık işareti, 2025 yılının Aralık ayı ortasında Kahire'de Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Sudan Ordu K         omutanı Abdulfettah el-Burhan arasında yapılan bir toplantıda ortaya çıktı.

Görüşmelerin ardından yapılan resmi açıklamada Kahire, 1976 tarihli karşılıklı savunma anlaşmasına açıkça atıfta bulunarak, Sudan'ın birliği, toprak bütünlüğü ve devlet kurumları da dahil olmak üzere kritik kırmızı çizgileri korumak için uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli tüm önlemleri alma ‘hakkı olduğunu’ teyit etti ve bunlara yönelik herhangi bir tehdidi Mısır'ın ulusal güvenliğine doğrudan bir tehlike olarak değerlendirdi.

Bu sertleşen üslubun ardından, 9 Ocak'ta Kahire'ye atfedilen hava saldırıları şeklinde bir saha operasyonu gerçekleştirildi.

“Riyad, Yemen hükümet güçlerine askeri destek sağladı. Bu destek, güç dengesini değiştiren ve GGK’nın Hadramaut ve diğer bölgelerde elde ettiği kazanımları ortadan kaldıran hava saldırılarını da içeriyordu.

Saldırılar, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutan Yardımcısı Saddam Hafter'in, Mısır Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı ile acil görüşmeler yapması için Kahire'ye çağrılmasından sadece iki gün önce gerçekleşti.Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre görüşmelerin ana gündem maddeleri askeri iş birliği, sınır güvenliği ve Kahire ile doğu Libya liderliği arasında kronik bir gerginlik kaynağı olan güney Libya üzerinden silah akışının durdurulmasıydı.

HDK destekçilerine, özellikle Libya'dan gelen ikmal yolları konusunda aylarca tekrar tekrar uyarıda bulunan Mısır, ulusal güvenlik çıkarlarını önceliklendiren bir yaklaşıma kesin olarak geçmiş görünüyordu.

Bu tutum, 14 Ocak'ta Sisi'nin Kahire'de ABD Dışişleri Bakanlığı Afrika Kıdemli Danışmanı Massad Fares Boulos ile görüşmesi sırasında daha da güçlendi.

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, ABD’li yetkili Boulos'a, Mısır'ın Sudan'ın güvenliğini ve istikrarını baltalamaya yönelik girişimlerin başarılı olmasına izin vermeyeceğini açıkça belirtti ve iki ülkenin ulusal güvenliği arasındaki varoluşsal bağı vurguladı.

Sudan'ın Port Sudan kentinde, HDK’ya ait İHA’ların yakıt depolama tesislerini hedef alan saldırısının ardından yakıt deposundan yükselen alev ve dumanlar, 5 Mayıs 2025 (Reuters)Sudan'ın Port Sudan kentinde, HDK’ya ait İHA’ların yakıt depolama tesislerini hedef alan saldırısının ardından yakıt deposundan yükselen alev ve dumanlar, 5 Mayıs 2025 (Reuters)

Ancak Mısır'ın eylemleri Sudan'ın ötesine geçiyor. Çünkü bu eylemler, Yemen'in güneyinde Güney Geçiş Konseyi'nin (GGK) ayrılıkçı çabalarını durdurmak için kararlı bir şekilde müdahale eden Suudi Arabistan da dahil olmak üzere bölgesel güçler tarafından benimsenen daha geniş bir karşı stratejinin parçası.

Riyad, Yemen hükümet güçlerine askeri destek sağladı. Bu destek, güç dengesini değiştiren ve GGK’nın Hadramaut ve diğer bölgelerde elde ettiği kazanımları ortadan kaldıran hava saldırılarını da içeriyordu. Bu durum, Kahire'nin Sudan'da parçalanmayı önleme çabalarını yansıtıyor.

Bu adımlar bir arada değerlendirildiğinde, önemli Arap güçlerinin bölgesel dengeyi yeniden sağlamak, devleti korumak ve dış güçlerin çıkarlarına hizmet etmek için devletlerin kırılganlığını istismar eden parçalanma gündemini engellemek amacıyla koordineli bir çaba içinde olduklarını gösteriyor.

Hedeflerine ulaşmaya kararlı düşmanlarla yüzleşmenin önündeki zorluklara rağmen, Mısır'ın Sudan'a ve Suudi Arabistan'ın Yemen'e müdahalesi, bölgede daha fazla çöküşü önlemek için kararlı bir çabanın başlangıcını temsil ediyor.